Bismillah
Ortadoğu yaklaşık dört aydan beri devam eden halk kıyamları ile kaynamaya devam ediyor.Tunus ile başlayan halk kıyamı Tunus diktatörünü def ettikten sonra halkların özgürlük rüzgarı Mısırın firavununu da kasıp kavurdu.Bu rüzgar iki aydan fazladır Bahreyn de devam etmektedir. Rakamlara göre Bahreyn halkının yüzde 75’ni Şiaların teşkil etmesine rağmen yönetimde Al-i halife hanedanı diktatör olarak hüküm sürmektedir. Bahreyn halkının, görevlerin insaflı paylaşımı için halk oylamasıyla bir devletin teşkil edilmesi, reform vaatleri , demokratik, insanca yaşamaya dayalı bir iktidar isteyen halkın protesto gösterilerine karşılık olarak halife hanedanı halka olumlu cevap vermek yerine bu gösterilerini bastırmak için kendinden daha büyük bir diktatör olan Al-i Suud kraliyet hanedanına sarıldı.
Halife hanedanının bu imdat çığlığına hemen lebbeyk diyen ‘Suud rejimi’ Bahreyn halkını bastırmak ve katliama başlamak için tam donanımlı bin askeri ile bir nevi bu ülkeyi işgal etti. Bunun ardından ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak ve diktatör rejimlerin devamını sağlamak amacı ile kurulan kukla ‘Körfez İşbirliği Konseyi’ aldığı bir kararla bu işgalin daha güçlü olması için Suudilerin yanı sıra Kuveyt ve BAE’den müteşekkil olan ve Bahreyn halkının sindirilip bastırılması yönelik bu ülkeye 4 bin asker gönderdiler.Aslında, Bahreyn’i işgale dayanak teşkil eden kararın hiçbir hukuki yönü yoktur.Çünkü ,Fars Körfezi İşbirliği Konseyi üyeleri arasındaki askeri savunma işbirliği anlaşmasına göre savunma kalkanı güçleri ancak bir üye ülkede savaş başlarsa, ya da konseye üye ülkelerden birinin hakimiyeti yabancı bir ülke tarafından tehdit edilirse, söz konusu üye ülkeye yardım için çağırılabilirdi.
Bahreyn diktatörü Al-i Halife ,bu işgalci güçlerinin zulümlerini rahat yapmaları ve halkın protestolarını sindirmeye yönelik işlerinin kolaylaştırmak için ülkede üç ay ‘olağanüstü hal’ ilan ediyordu. ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in Bayreyn’i ansızın ziyaretin hemen ardın Bahreyn’in Suudiler tarafından işgale başlanılmasının tek açıklaması vardı. Bahreyn, bu bölgede siyasi ve stratejik konumu açısından ABD için büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple Amerika’nın beşinci filosu üç bin askeri ile birlikte Bahreyn’de bulunmaktadır.Bilindiği üzere ABD’nin Fars Körfezi, Umman denizi ve Kızıldeniz’deki savaş gemileri beşinci filonun komutası altında işgallerine devam etmektedir.Bahreyn’in bu hayati önemi sebebi ile halk kıyamın başarıya ulaşmasının Amerika açısından doğuracağı olumsuz sonuçların telafisi çok zor olacağından ABD yönetimi hemen bu ülkenin işgaline yeşil ışık yakarak bu bölgedeki ‘Azgın diktatör finolarını’ hemen mazlum Bahreyn halkını üzerine saldılar. Yani gerçekte perde arkasından Bahreyn halkının kıyamını bastırma operasyonunu , Bahreyn işgalini yöneten ABD olup görünürde ki işgalciler onların piyonlarıdır.
Suudi güçleri bir yandan Amerika’nın bölge çıkarlarına yönelik kaygılarını gidermek ve diğer taraftan Suud yönetiminin Bahreyn halkının kıyamının kendi gibi diktatör bir rejime karşı muhtemel halk zaferi örnekliğinden duyduğu büyük endişeyi bertaraf etmek için Bahreyn’i işgal ediyordu.
Gerçekte Bahreyn halkının haklı kıyamı zafere kavuşması durumunda Amerika yönetimi, Fars Körfezi’nde en önemli üslerinden birini kaybedecek ve bu da Amerika’nın sultacı bir güç olarak bu bölgedeki askeri varlığının sonlandırılmasını başlangıcı olacaktı. İşte bu sebepten dolayı Amerika yönetimi ,Bahreyn halkının kıyamına karşı tepkisi, bölgedeki diğer ülkelerde yaşanan kıyamlara kıyasla daha farklı oluyor, iki yüzlü siyasetlerine burada da devam ediyordu.
Suudiler, Bahreyn güvenlik güçleri ile beraber monarşide reform çağrısı yapan silahsız ,tamamen sivil göstericilere uyguladığı vahşice bastırmada; hastanelere baskın düzenlemekten,ambülânsları çalarak sağlık görevlileri kılığında yaralı göstericileri toplamaktan tutunda , gösterici kadınlara ateş açılması, kadınların tutuklanarak onlara işkence edilmesi, ameliyattan doktorların göz altına alınması ve hastanede yaralılara tehdit ve tecavüz uygulamalarına, tutuklananlara işkence,göstericileri silahla tarama,cenaze törenlerine baskın, gösterilere sempati gösterenleri işlerinden çıkarma gibi alçakça insanlık dışı uygulamalara halkı maruz bıraktılar.Yani “işkence, dayak, sözlü taciz, aşağılama , ölüm ve tecavüzle tehdit” bu alçak yerel ve işgalci güçler tarafında had safha da ve büyük bir başarı ve dikkat ile yerine getirilmektedir.
Bahreyn güvenlik güçleri Suudi Arabistan işgalci güçlerinin desteğiyle bu ülkedeki Şiilere ait camii ,mezhebi mekan ve Hüseyniye’leri tahrip ederken onlarca ibadet mekanlarını buldozerlerle yerle bir ettiler. Bu kutsal mekanlarda bulunan başta yüce Ku’ran olmak üzere bütün kutsal kaynakları bir kafir edası ile tahrip ederek yaktılar. Buna ilaveten Bahreyn rejimine bağlı güçler insan haklarını ihlal ederek gösteriye katılan kişilerin evlerine ve kız okuluna baskınlar düzenleyerek masum kadın ve erkekleri tutuklamaya ve işkence etmeye devam etmektedirler. Bahreyn halkı bu işgalci güçler tarafından işgal edilerek bu insanlık dışı muamelelere ve akıl almaz zulümlere maruz kalırken halkı Kaddafi diktatöründen kurtarma yalanıyla Libya'ya bomba yağdıran Fransa, ABD ve İngiltere başta olmak üzere sözde demokrasi , insan hakları savunucuları ! olan batılı ülkelerden hiçbir itiraz ve tepki gelmedi.İkiyüzlülükleri artık tescilli olan Batılılar bir yandan Libya diktatörüne karşı isyancılara yardım ederken diğer taraftan Suudi ve Bahreyn'deki diktatörlerin halklarının üzerine bomba yağdırmasına ,zulümlerine sessizce destek vermeye devam etmektedirler.
Bahreyn’in mazlum halkının halklı taleplerine karşı, ABD destekli diktatör körfez ülkelerinin zulümleri zirvede devam ederken maalesef bizim sözde İslami duyarlılığı olan basının vurdum duymazlığı ,duyarsızlığı büyük bir özveri ile !devam ederken yine mangalda kül bırakmayan sözde Müslüman aydınlarımızın, İslam’i yazarlarımızın birkaç istisna hariç bu zulüme karşı tepkileri sesleri hiç çıkmamaktadır.Bahreyn’i yazılarında zoraki de olsa gündeme getirenler ise yazıları hep ‘Ama’…. lar ile devam ettirerekten ve yahut Bahreyn’nin tamamen Al-i halifesine ait olduğunu bu sebeple istediği zulümü yapabileceğine dair ilmi !yazılar yazarak gündeme getiriyorlardı.
Sanki aynı bir kaynaktan beslenen bu cenah, Bahreyn işgalini meşru göstermeye çalışmaktan ve bunun müsebbibi olarak İran’ı gösterme pervasızlığında bulunmaktan hiçbir fırsatta geri durmuyorlardı. Dünya da ki bütün mazlum halklar başta olmak üzere Mısır ve Tunus da başlayan halkların haklı kıyamında daha işin başında onları destekleyen İslami İran’ın en az onlar kadar halklı ,makul ve insani gerekçeleri olan mazlum Bahreyn halkının kıyamı desteklemesinin de ‘Ard niyet’! aramanın insafa sığacak hiçbir yanı yoktur. Aslında, sözde büyük bir Alim,Alleme! olan Yusuf- el Kardavi’nin Ortadoğu’daki diğer kıyamları destekleyen tavrı hatta Libya diktatörü için ‘Kaddafi’nin kafasına kurşun sıkın’ fetvası karşılık ne hikmetse, iş Bahreyn kıyamına gelince Kaddafi’den daha büyük bir zalim ve diktatör olan Al-i halifesine karşı halkın kıyamını fitne! olarak lanse etmesi aslında tek kelime ile, Müslüman aydınların , düşünürlerin ve din adamlarının düşünce açısından içler acısı durumunu ve iflasını gözler önüne sermeye yetmekteydi.
Aslında genel manada İslami yazar ve düşünürlerin Bahreyn olaylarında takındıkları duyarsızlık veya Bahreyn İşgalini, İslami İran’ı bölgesel gücünü mazeret göstererek bu kıyama mezhebi kimlik ve amaç yükleyerek işgali haklı çıkarma çalışmaları onların İslami duyarlılığından değil hiçbir makul olmayan mezhebi kaygılarından ve Suudi sermayeden beslenmelerinden, kalemlerinin mürekkeplerinin oralardan gelmesinden kaynaklanmaktadır.
Ülkemizde zaten insan-i hassasiyetleri dikkate alan basın olmadığı için umudumuz konumumuzdaki sözde ‘İslam’i hassasiyeti’ olan basın, Bahreyn de bütün dünya kamuoyununun gözleri önünde bütün açıklığı ile yaşanan “işkence, dayak, , aşağılama , ölüm ve tecavüz ”ile ilgili haberlerine inadına kulaklarını tıkayarak Bahreyn’i haber hanelerinden siliyorlardı.Söz konusu basın kaynakları verdikleri haberlerde ise genellikle Suud sermayeli, el -arabiye ve Katar merkezli el-cezire kaynaklı taraflı, işgalci güçlerin haber kaynaklarından vermekle yetiniyorlardı. İki aydan beri devam eden Bahreyn halkının kutlu kıyamını ve bu haklı mücadelede yaşanan zulümleri gündemlerine almayarak İnsani ve İslami duyarlılık konusunda, Bahreyn imtihanında Müslüman aydınlar,alimler ve düşünürler ‘’Nede olsa o bir Şii!’’ felsefesinde ve ‘Mazlumun dini sorulmaz’ kutlu sözüne muhalefet ederekten imtihanı geçemeyerek sınıfta kalmışlardır.Vesselam…