Zulüm ve zalim denince geçmiş tarihteki simalardan Firavun, Karun, Nemrut ,Ebu cehil ve Ebu Leheb’ler hemencecik akla gelmektedir.Günümüzde ise; Şaron, Bush, Saddam ve Hitler ilk aklımıza gelen isimlerdir. Günümüzde devlet olarak kan ile beslenen zulüm devletinin resmini çizin dense eminim ki ilk akla gelecek olan Siyonistlerle beraber Amerikan devletidir. Bu devletin temel varlık felsefesi ve ideolojisi, ismiyle müsemma kan üzerine kurulmuş olup kendi refahı ve kalkınması için hiçbir sınır tanımadan dünyadaki tüm bölgelerde ezilmiş ve zayıf bırakılmış milletlerin bütün yer altı ve yerüstü tabi kaynaklarını onların canları pahasına , zor kullanarak sömürerek mazlumların üzerinde kurduğu hegemonya ile devamlılığını sağlamaktır.
Temel anlayışı ve siyaseti, ya benden taraf olup sömürülürsün ya da düşmanımsın, senin yaşama hakkın yoktur düşüncesidir. ABD, yüz yıla yakın bir zamandır bu politikası ve müttefikleriyle birlikte mustaz’af dünya halkarını zulümle kasıp kavurarak yeryüzünü zulüm ve kan ile abad! etmektedir. Ne yazık ki bu gün insan haklarından ve demokrasiden övünerek bahseden ABD, daha bundan 50 yıl öncesinde Japonya’ya attığı 2 atom bombasıyla yüz binlerce masum insanın kanını dökmüştür. Bugün de halen dünyanın dört bir yanında mazlumların, zayıf bırakılan halkların kanlarını dökmeye büyük bir zevkle! İnsan hakları! Demokrasi! adına ve İbadet! aşkıyla devam etmektedir.
Dünyanın çoğu bölgesindeki insanlar, ABD’nin emperyalist ve sömürü politikalarının neticesinde açlıktan ölürlerken Amerikan vatandaşları Obezite (şişmanlık)! hastalığıyla baş edememektedirler. Dünyanın hangi coğrafyasına bakarsak bakalım nerede gözyaşı ve kan varsa orada kesinlikle Amerikan parmağı ve zulmü vardır.
ABD’nin küresel ölçekteki zulmünün dinamikleri esas olarak üç temel üzerine kurulmuştur. Siyaset oyunları, askeri ve ekonomi güç . Dünya üzerinde güttüğü tek taraflı çıkar üzerine kurulu sömürüye dayalı, hiçbir insani değeri önemsemeyen ve zulme dayalı siyasetinin başarısız olmasıyla beraber, doğrudan ve dolaylı olarak işgal ettiği Irak, Afganistan, Lübnan, Filistin ve dünyanın diğer bölgelerinde askeri bir başarı sağlamayarak bu alanda da yenilen emperyalist ABD, zulüm sisteminin son ayağı olan ekonomisindeki derin krizle de tam anlamıyla çöküş sürecini yaşamaktadır.
İlahi öğretiler, tarihi süreç ve tecrübeler şunu bizlere ispatlamıştır ki zulüm anlayışına dayalı ve batıl olan sistemlerin kalıcılığı imkansızdır. Bütün zalim ve despot yönetimler gibi bu çöküş de zulüm esasına dayalı olan bu kan emici devletin kaçınılmaz sonudur. Şu andaki devamlılığını sanal bir takım önlemlerle sürdürmektedir. Bu konuda İslam İnkilabı Rehberi söyle buyurmaktadır:
“Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra kendisini dünya köyünün kahyası ve tartışmasız gücü sanan Amerika Birleşik Devletleri rejimi şu anda Filistin, Lübnan, Irak ve Afganistan'da çıkmaza saplanmış ve kördüğümlerle karşı karşıya gelmiştir. Artık bizzat kendileri bile planlarının bir sonuç vermesi konusunda ümitlerini yitirmiş durumdadırlar.”
ABD’nin çökmesiyle beraber aslında batıl bir medeniyetin tüm kurum, kavram, bilim, sanat, felsefe, ekonomi, toplumsal yapısı, devlet, din ve hukuk sitemi çökmektedir.Yakın zamanda çöken komünist Sovyetler Birliği devletinden sonra global ölçekdeki kapitalizmin çökmesiyle beraber beşeriyetin icat ettiği “izim” ler miadını doldurmak üzeredir. Dünya halkları insani değerlerin önem verilmediği, sadece maddeye ve sömürüye dayalı bu sistemin çökmesinden sonra, ahlaki ve insani değerlerin, adaletin hakim olduğu ve hüküm sürdüğü yeni bir dünya düzenine olan ihtiyacın farkına varmaktadır. Aslında bu sistemin ve ideolojinin son bulmasıyla beraber süreç ilahi evrensel düzene doğru hızlı bir şekilde ilerlemektedir.Gelinen bu günkü noktada yeni bir dünya düzenine ihtiyaç duyan beşeriyetin tek alternatifi olarak ilahi değerlerin hakim olduğu adalet anlayışının etkin olduğu ve hüküm sürdüğü devlet modeli kalmıştır. Bu bağlamda ilim ve teknolojide hızla gelişen, hakka ve hakikate dayalı ve mazlumlardan yana siyaseti benimseyen erdemlerin ön planı çıktığı değerler İnkilabı olan sömürüden uzak ekonomik anlayışıyla İslami İran gündeme gelmektedir.
Bu konuda aziz İslam İnkilabı Rehberi şöyle buyurmaktadır:
“Sömürücü ve sultacıların Müslümanlar üzerindeki ağır baskılarına rağmen, şu anda İslam ümmetinin uyanışı sayesinde Müslümanların geleceği her zamankinden daha parlak gözükmekte olup dünyaperest İslam düşmanları zaaf ve yenilgilerini itiraf etmektedirler. Bu gerçeklerin inkarı, çok açık ilahi vaadlerin inkarıdır. Bu bakış açısı, aşırı bir iyimserlik içermemektedir. Aksine, Müslümanların, bu sürecin devamı için fikri, siyasi, ahlaki, sosyal ve bilimsel boyutlarda büyük bir cihada ihtiyaç duydukları gerçeğini ifade etmektedir. Bu yüzden Müslüman milletler de giderek bu cihadın farklı boyutlarıyla tanışmaktalar ve bu süreç gelecekte daha bir ivme kazanacaktır. Bu ilerleme ve aydınlık gelecek, Allah'ın yardımıyla her geçen gün artacak ve İslam dünyası onurlu ve görkemli bir geleceği görecektir”.
Evet, Mehdeviyet doktrininden (ilahi evrensel adalet hükümeti) meşrutiyetini alan ve bu ilahi yönetime hazırlık dönemini oluşturan ‘Velayet-i Fakih’ sisteminin ehemmiyeti ve zarureti bu günlerde her zamankinden daha çok ortaya çıkmaktadır. Küresel ölçekte; siyasal, ekonomik, toplumsal,kültürel ve adalete dayalı gücün kullanılması noktasında yegane çözüm yeri bu sistemdir. Bu konuyu dikkat çeken Ayetullah Hamenei şöyle buyurmaktadır:
“Marksizm ekolünün dağıldığı ve batılı liberal demokrasi ekolünün de çöküş çığlıklarının işitildiği şu şartlarda İslami hareket günden güne daha bir gelişme halinde olup, İslam İnkılabı bu büyük fikri ekolün dinamik motoru olarak, sahip olduğu ilerleme ve direniş unsurlarını takviye etmek zorundadır.”
Aslında son 30 yılda İslam lehine ve batıl aleyhinde oluşan gelişmeler zuhurun ayaklar sesleridir.İçinde bulunduğumuz bu yüzyıl inşallah zuhur çağı olup dünyanın her coğrafyasında zulmün ve adaletsizliklerin alıp başını gittiği bu günlerde Zamanın İmamına (a.f) olan özlem ve ihtiyaç kendini daha çok hissettirmektir. Salihlerin ve mazlumların hüküm süreceği ilahi adalet sisteminin bir an önce kurulması umuduyla …