Bismillah...
Kesin
inançların ve ideolojik dogmaların kalelerinin salladığı günler dünyada.
Bundan yıllar önce ortaya atılan Ideolojilerin sonu yalanı bugün kumdan
kalelerini gerçekliğin ellerine teslim etmekte. Kimsenin beklemediği anlarda
gelen değişimler aslında dünyanın kaderini oluşturuyor. 1789 Fransız devrimi
insanlık komedyasının dünyevî sistemlere oynadığı ilk büyük oyundu. Kimsenin
beklemediği, politikacıların kestiremediği, siyasî denklemlerin göstermediği
bir anda tarihin en kanlı devrimlerinden biri, sokakları kana bulamak pahasına,
zenginlerin tüm mallarına göz dikercesine, diktatöryayı tarihin karanlık
sayfalarına gömeceğine yemin edercesine çıktı gün yüzüne.
İnsanlığın
inkılâp ateşi yüzyıllarca kendini hissettirmeyen, bir yerlerde, derinlerde
öylece sımsıcak ve en ateşli halinde bekleyen bir yanardağ gibi herkesin güzel
uykularında yattığı bir anda geldi odalarımıza. Aslında Kuran’da bahsedilen tüm
felaket kıssaları da bunu anlatmaktaydı. İnsanlık tarihinin en karşı-durulmaz
anları hep en beklenmedik, statükonun kendinden öylece geçtiği, firavunluğun
kendinden en fazla emin olduğu anda Musa’nın asasını tam orta yerine, kalbine,
doğru tabiriyle mihenk taşına vurdu ve yardı insanlığın içinde olduğu
keşmekeşi, karmaşayı.
Bolşevikler
en olmadık anda, en emin anda yıktılar statükonun, diktatöryanın
kapılarını. İnsanlık kendi ateşini taşta ya da sopada buldu çok kereleri.
İnsanlık kendi inkılâp ateşinin, kendi ruhî cevherini, kendi bedensel
bereketini hayvanca saldırmakta, hayvanca bağırmakta, hayvanca yakıp yıkmakta
buldu yine. İnsanlık insanlığını unuttukça inkılâp ateşi bir o kadar kendini
gizledi. İnsanlık kendinden geçtikçe “o onlara kendilerini unutturdu”.
İnsanlık kendine açıklan İbrahimi yolu, kendine sunulan Musavî haritayı,
kendine verilen Muhammedî ideolojiyi hep yuhaladı ve hor gördü. İnsan hayvan
olduğunu hatırladıkça mutlu oldu.
Devrimler
kendini unutmuş ümmetlerin yeniden dirilişi gibidir çoğu kere.
Kendilerini anlatmaları ve biz de buradayız diyebilmeleri için bir
araçtır sadece. Ancak insan kendini kaybetmeye başladıkça sonunda gelen devrim
de bir o kadar hayvanî oldu. Manevî ışıkla, insanî yücelikle
başlamayan devrimler gördü insanlık tarihi çok kereleri. Çok kereleri
hayvanî eksiklerden doğan şeyler konu edildi devrimlerde. Fransız Devrimi
böyleydi. Ekmek yoktu insanlarda ama kralda vardı. Öyleyse kral şimdi
devrilmeliydi. Bolşevik bunu dedi ve çıktı insanlık tarihinde öne. Hayvanca
bağırmak insanın işi oldu öylece. Ve sırf bu sözleri ediyorum diye bana kızacak
ve bana homurdanacak onlarca insan var biliyorum ama insanlığın tarihi, insanın
kendini unuttuğu kadar parladı. İnsan kendine tarihte iki kere önce nasıl
anlamalı diye sordu ve öylece tarihin içerisinde büyük bir onur sayfası
açtı.
Elimde on binlerce sayfası olan bir kitap. İki
sayfası okunaklı ve şerefli. Diğerleriyse karalama...
Tarihin sayfalarını ilk kez Huseyn değiştirdi.
İnsanlara bu öyle bir kitap ki orada sizin şerefiniz yazılıdır dedi.
Kerbela insanlık tarihinin hayvanca yaşamaya karşı izzetli bir var oluş vaat
ettiği ilk noktaydı. Kerbela’nın insanlığa hediyesi en olmadık anlarda, en
olmadık zamanlarda sana uğrayacak felaketi önceden sez ve kendini o elim güne
hazırla demekti. Kerbala sadece ahret mesajı vermedi, Kerbela bu dünyanın senin
varlığından alacağı her şey için savaş. Ona karşı dur! Yık onu! Onu kabullenme!
Yılma! Mücadele et! Gerekirse bırak her şeyi ve sadece varlığının hakikatiyle
yüzleş. İnsan olduğu hatırla. Hayvanlar güdülürler ve onlara işkence etsen,
kütü muamele etsen dahi onlar sana asla karşı durmazlar ama sen insansın,
hayvana benzeyen yönün sadece biraz maddî yönün, peki senin maneviyatın
n’olacak? Seni sen kılana karşı görevlerin ne olacak? Seni var edene karşı
vazifen n’olacak dedi. Kerbela insanın ben hayvanca yaşamak istemiyorum dediği
ilk bayraktı bizler için.
Elimde diğer bir sayfa... İnsanlığın medar-ı
iftiharı... Modern
insan için yüz akı... Sonrası mı? Sadece karalama...
Sene 1979,
güçlü bir hareketle sarsılıyor Ortadoğu.
Kimileri için bir avuç hayalperest. İnsanlık
tarihi içinse insana insanlığını hatırlatan bir grup realist. Onlar tarihe
büyük harflerle haykırdılar insanın insanlığını. Amaçları insanî değerlerin
teşhisi. Oysa onlar da açtılar. Paraları yoktu. Karşılarında büyük ordular ve
koca bir firavun. Ellerindeki tek şey Kuran-ı Kerim. Bu öyle bir kitap ki,
orada sizin yüceliğiniz anlatılmakta. Açlıklarından dem vurmadılar. Eğer
öyle olsaydı büyük güçlere asla ses çıkarmadan görürlerdi işlerini. Dertleri
başkaydı olsa. Hakikati haykırma aşkıyla yanan sineler asla görmezler gögelerin
cazipliğini. Öylece açtılar bayraklarını. İlhamları Huseyn’di onların da.
Çokları Huseyn diyerek düşmüştü meydanlara oysa ama dillerinde Huseyn olsa da,
akıllarında dünyanın güzellikleri vardı. O yüzden hayvancaydı onların
haykırışları. O yüzden değersizleşti bir anda tarihin gözünde. Oysa 79 başka
bir güneşin doğuşuydu insanlığın karanlık tarihinde. Birileri için Lut’un
köyünden uzaklaşıp da arkasına bile bakmadan uzaklaştığı gün kadar elimdi. Kimileri
içinse Muhammed’in s.a.a doğduğu gün kadar bereketli ve aydınlık.
Bugün insan kendini yeniden arayıp, bir Fransız
yazarın “kayıp zamanın izinde” diye kısaltığı yüce bir hareket
peşinde. Ama
aklındaki ne acaba? Kerbela ve 79 gibi bir özlem mi? Yani ben bir insanım
demenin peşinde mi yoksa büyük harflerle övüle övüle bitirilemeyen, insana
hayvanlığını hatırlatan, kendini unutmuş insanı sonunda daha
büyük bir unutulmuşluğa itecek, patlayan yanardağı sadece bir kaç köy
verme pahasına söndürerek onu kendi keşmkeşine geri gönderecek bir özlem mi?
Tunus’ta
başlayıp, Mısır’a ve peşinden de diğer bölgelere sıçrayan bu kıvılcımdan ne
anlamalı bugün? Nasıl anlamalı acaba içinde bulunduğumuz şeraiti?
İnsanlığın tarihi Sisifos’un kaderi gibi mi yoksa Penelop’un örgüsü mü? Tüm
bunlardan bu mu çıkacak ortaya? Yoksa özlenen Huseynî İslam coğrafyası mı
gösterecek kendini? Bunu bize ancak önümüzdeki 20 yıl yanıtını verecek.
Devrimler kendilerini ancak yirmi yıl sonra gösterirler. İran’daki son
seçimlerde Rehber’e bağlılığın ifadesi bu kadar sağlam olmasaydı, o zaman bu
sözlerim başka olurdu. Eğer gözlerimle görmeseydim o bağlılığı o zaman 79
hakkında başka konuşurdum. Çünkü inkılâplar yapıldıklarında başlarlar... Her
şey daha şimdi başladı oysa... İnkılâbî güneşin doğacağı Cuma sabahının
özlemiyle...
Hüseyin
Beheştî
huseyin.behesti@yahoo.fr