Bismillah,
İslam inkilabı’nın zafere ulaşmasının 32.yıl dönümünü apayrı bir atmosfer ve heyecan içerisinde idrak etmekteyiz. İlahi düşünce ve inanç yapısına sahip İmam Humeyni’nin(r.a) önderliği ve ilahi yardımlar neticesinde 1979 yılında gerçekleşen İslam inkılabıyla liberal -kapitalist ve Marksist-sosyalist maddeci ekol ve ideoloji arasında sıkışan dünya halklarına yeni bir bakış açısı sunulmuş olup fikir dünyasında benzersiz bir dönüşüm yaşanmış ve insanlık tarihinin büyük hamasetlerinden biri gerçekleşerek mazlum halkların umut filizleri yeşermişti.
İslam inkilabı’nın en önemli özelliklerinde biri halkçı bir kıyam olması idi. Bu sebepten dolayıdır ki, İmam Humeyni halkın uyanışı ve devrimci gücüne olağanüstü bir şekilde inanmaktaydı. Bu yüzden imam (r.a) gerilla savaşını reddederek, halkın yüksek potansiyelini harekete geçirerek başarıya ulaşılacağına inanıyordu. Bu açıdan silahsız inananlar ve halk kitlesinin kıyamı ile bölgenin en güçlü askeri ve militarist saltanat, dikta rejimi yıkılarak İslam inkılabı gerçekleştiriliyordu.
Aradan geçen 32 yıllık zamana rağmen sultacı ve emperyalist güçlere karşı inkılabın milletleri izzet, şeref ve bağımsızlığa davet etme özelliği bütün tazeliği ile canlılığını muhafaza etmektedir. İslam inkilabı siyasî, içtimaî ve kültürel değer ölçüleri ve yönelişi, İslam’ın yüce dini ilkelerine dayanmaktadır. Bu sebepten dolayı inkılap omuzlarında evrensel bir çağrının ağırlığını taşıyarak beşeriyeti mevcut zalim, adaletsiz ve hürriyet düşmanı egemen siyasi ve toplumsal düzenlerden kurtarmayı özgürlüklerine kavuşmasını hedef edinmiştir. İslam inklabını, diğer düzenlerden ayıran en önemli özelliği de insanlara kurtuluşu ve saadet yolunu göstermek olup onu insani şeref ve kerametle donatmaktır.
İslam inkılabının, milletlere verdiği en önemli mesaj , istibdat ve baskı rejiminden, sömürgeci güçlerin pençesinden kurtulmaları hür ve bağımsız olma yönünde mücadele etmeleridir. İnkılabın bu yönü ile ekonomik, kültürel, siyasi yönden esaret altında ve onlara bağımlı olan halklara verdiği bu mesajı emperyalist ve müstekbir güçleri oldukça rahatsız ve tedirgin etmiştir. Bu nedenden dolayı, bu şeytani güçler büyük bir halk hareketi olarak geçekleşen bu inkılabın diğer İslam toplumları ve mazlumlar için bir uyanış ve diriliş modeli, örneği olmasını bütün imkanları ile engellemeğe çalışmışlardır. Bunun için de inkılabın ilk gününden itibaren her türlü komploya başvurarak kontrollerinde bulundurdukları medyayı da kullanarak halkların fikir dünyalarını bulandırmak suretiyle, inkılaba devamlı olarak mesnetsiz bir takım yalan iddialarla saldırmışlardır.
İslam İnkılâbı, süper güçlerden duyulan korkuyu, insanlığın genelinin , özellikle dünya Müslümanları ve ezilenlerin zihinlerinden defedebilmiştir. İslam devriminin öncesinde emperyalistlerin hüküm sürdüğü dünyada halklar büyük bir ümitsizlik içersinde idiler. Süper güçlerle mücadele edebilmenin ve Siyonistleri yenilgiye uğratmanın mümkün olmadığı fikrine inanıyor durumdaydılar. İslam İnkılâbının ardından ise dünyanın artık farklı bir duruma geldiğinde müttefikdirler. İslam dünyası, baştanbaşa İslam devriminin meşalesiyle aydınlanmıştır. İslam İnkılâbı bölge ve dünya tarihinin en büyük olayıdır! İslam İnkılâbı, İslam'ın kudretini 14 asır sonra yeniden dünyaya göstermiştir. İnkılâbın temerküz ve seferberlik kudreti ve stratejik yeteneği tağuti, dikta rejimlerin nasıl yıkılabileceğini göstermiştir. Bu zafer Müslüman halkların büyük güçlerden ve devletlerden duyduğu korkuyu ortadan kaldırarak, toplumlara direniş ve umut ruhunu aşılamıştır. İnkılabın zaferi yüz milyonlarca Müslüman ve mus’tazafa ümit vermesinin yanında , emperyalistler ve onların bölgedeki uşakları, işbirlikçi rejimleri için acı ve elem verici olmuştur.
32 yıldan beri bu emperyalist güçler ve uşakları ’’ İslami İran sizlere müdahale etmek istiyor, Şiiliği yayarak Velayet-i fakih düşüncesini ihraç etmek istiyor’’gibi bir takım süslü, klasik ve hiç eskimeyen yalanları devamlı tekrar ederekten halklar arasına nifak tohumları ekmeye çalışmaktan geri durmadılar. İmam Humeyni(r.a) devrimi ihraç etmek istiyordu! Ama İmam‘ın amacı Müslüman halkın inanç ve hüviyetini yok etmeye çalışan Batının çürük değerleri ve çok yönlü sömürgeci sultasına karşı mücadeleci ruhun toplumlara yerleşmesi, egemen olması fikri idi. Buna karşın, müstekbir ve sömürgeci güçler ise, milletlerin hürriyetini ayaklar altına almaya, sözde özgürlükleri yaygınlaştırmaya, onları hakiki hürriyetlerden mahrum bırakmaya çalışmaktadırlar.
İmam‘a(r.a) göre, herkes toplumlardaki istibdat ve sömürgeci güçlerin köklerini kazımaya özen göstermeli ve bu doğrultuda çalışarak hiçbir emperyalist güce, ülkesine kaderini belirleme doğrultusundaki müdahalelerine müsaade etmemeleridir. Eğer bir millet, süper güçlerin karşısında direnebileceğine inanırsa, bu inanç büyük bir güce dönüşür ve süper güçlerin karşısında direnme gücünü kazanarak onları mağlup edebilirler. İslami İran’da gerçekleşen inkılab ile halk kitlelerini bağımsız, hürriyetçi ve izzetli hayat yaşama yolunda seferber edip, batı ve doğu milletlerine yeni bir kurtuluş çağı ve yolu açmıştır. Birçok düşünür ve stratejiste göre, son 30 yılda dünyadaki kurtuluş hareketleri, İslam inkılabı ve İmam Humeyni’nin derin düşünce yapısından etkilenerek başlatılmış bulunmaktadır.
1979’da gerçekleşen İslâm İnkılâbı sadece İran tarihindeki değişikliğin bir miladı değil aynı zamanda bölgede ve uluslararası düzeyde birçok değişikliklere neden olmuştur. İslam inkılabının güçlü ve aydınlatıcı mesajları sayesinde din, yapıcı ve etkin bir unsur olarak dünya toplumunun gündemine oturdu. İslam; zulüm karşıtı, kurtarıcı ve adalet talep eden bir din olarak dünya toplumlarının dikkatini çekmeyi başardı. İslam’ın manevî ve ahlakî değerlerinin ihyası, karanlık ve bitkin dünyaya yeni bir aydınlık, canlılık ve hayat bağışladı. Amerika ve müttefiklerinin karanlık, vahşi ve militarist içyüzlerinin ifşa edilmesiyle beraber, dünyanın çeşitli noktalarında halk kurtuluş hareketleri başlatılmış olup Müslüman toplumların İslami birlik düşüncesi zirveye ulaşmış bulunmaktadır.
İslam inkılabının zaferinden önce uluslararası Siyonizm, İran da dahil tüm dünya ülkelerinin bir çoğunu kontrolü altına ele almış ve dünya ülkeleri kendilerini doğu ve batı bloklarından birine bağımlı konuma getirme mecburiyetinde hissediyor ve başka bir alternatif göremiyorlardı. Fakat, İslam İnkılabının zaferinden sonra üçüncü bir yol daha gündeme gelmiş ve tüm dünya bu inkılab ile hayretler içinde kalmıştı. Bu hareket batıya bağımlı olmadığı gibi doğuya da bağımlı olmayıp onların hiç birinin tehditlerine de aldırış etmiyordu. Böylece İslam toplumu tarafından dünyada yeni bir hareket başlatılarak inkılab dünyanın kuruyan damarlarına yeni bir enerji enjekte etti. İnkılab sonrasında dünyada benzer bir takım hareketlerin baş gösterdiğini ve halkların İslam İnkılabını örnek alarak kıyam ettiklerini görüyoruz.
İnkılabın en etkin yansımalarını Lübnan’da direniş ruhunun zirveye çıkması ve işgalden kurtarılması,yine Filistin halkının bitmeyen intifadasında görmekteyiz. Halkı Müslüman olmayan ülkelerde de İslam inkılabı"nın derin etki bıraktığına yer yer tanık oluyoruz. Latin Amerika ülkeleri liderleri bugün İslam inkılabı ve onun rehberinden emperyalizmle mücadelede büyük feyiz aldıklarını defalarca belirtmişlerdir. En son olarak da inkılabın halkçı hareketinin artçı sarsıntılarını bu günlerde Tunus'la başlayıp Mısır , Yemen, Ürdün ve Cezayir‘e sıçrayan dikta ve işbirlikçi rejimler karşıtı özgürlükçü ve bağımsızlıkçı halk protesto yürüyüşleri ile yeni bir bölgesel İslami uyanış kıyamını gözlemlemekteyiz. Bu derin değişiklikler, inkilabçı İran milletinin 32 yıl boyunca koruduğu direniş ruhu yüzünden gerçekleşebilmiş ve şimdi uzun yıllar süren mücadelelerden sonra tecellisini son Kuzey Afrika kıyamlarında ve özellikle de Mısır ve Tunus halklarının İslami uyanışlarında gözlemlenmekteyiz.
Tunus gibi Arap ve Afrika ülkelerinde işsizlik, yoksulluk, sınıfsal uçurum, siyasi ve toplumsal baskı, ayırımcılık ve fesat, egemen sınıf ve çevrelerin diktatörlükleri ve zorbalıklarıyla sömürü mekanizmaları, Amerika ve Avrupalı devletlerin işbirlikçisi olmaları, halk kıyamlarının ateşini körüklemektedir. Tunus’un diktatörü, Bin Ali tamamen Amerika’ya bağlı ve hatta bazı haberlere göre Amerikan casusluk örgütü hesabına çalışmaktaydı. Ama bu faktörler maddi ve zahiri faktörler sayılmaktadır. Fakat asıl belirleyici unsur, İnsanlık ve halk için adalet, hürriyet ve bağımsızlık içeren, diktatörlük ve insan hakları ihlallerini asla kabul etmeyen İslami düşünce, medeniyet ve kültürel yapıdır.
İslami adalet, hürriyeti özümseme, zorba ve müstekbir güçleri reddetme özelliğini taşıyan İslami inanç sistemiyle yoğrulan İslam inkilabı, İran'daki Amerikancı şahlık rejiminin devrilmesine ve inkılabının zafere kavuşmasına sebep olmuştu. Tunus, Mısır ve diğer dikta rejimlerle yönetilen ülkelerde de İslam inkılâbının çağrışımları ve itici güç etkisi çok büyük olup bu kıyamlar benzer özellikler taşımaktadırlar. Mısır, Tunus, Ürdün gibi ülkelerdeki yönetimlerin ortak özellikleri, diktatörlerce yönetilmeleri, halkları aşağılamaları ,batılı sömürgeci güçlerin işbirlikçisi olması, soykırımcı İsrail eksenli dünya Siyonizm'inin hizmetinde olmalarıdır. Mısır gibi bir İslam ülkesine egemen olan Hüsnü Namübarek rejiminin de İslami hareketleri bastırma, İslam düşmanlığı yapma, laik diktatörlüğü egemen kılma, fesat, yolsuzluk, halkı yoksulluğa mahkûm etme, Amerika ile batılı ülkelere tam bağımlı olarak hareket etme gibi insanlık dışı uygulamaları mevcuttur.
Amerika ve Avrupa ülkeleri de İslam karşıtı tutumlarından dolayı, kendi yağmacı ve gayri meşru çıkarlarını sağlamak ve bölge milletlerinin zenginliklerini sömürmek amacıyla bu dikta rejimleri ve örneğin İran'ın devrik şahlık rejimini büyük bir özenle desteklediler. İslam inkılâbının hürriyet, bağımsızlık, eşitlik, insani, dini ve kültürel değerlere saygı, insani vahdet gibi şiar ve sloganları, beşeri toplumun ve özellikle Müslüman milletlerin fıtri istek ve çağrıları sayılmaktadır. Bu nedenle benzer özellikler Tunus ve Mısır halk kıyamında da göze çarpmaktadır. İslam inkılâbı, hürriyet, bağımsızlık, sosyal adalet, halkın hür iradesinin simgesi olan cumhuriyet ve İslami halk katılımı üzerine gerçekleştirilip, diğer milletlere bir model olmuştur.
Bugün insani hürriyet ve İslami bilince ulaşan Mısır halkı da kitlesel bir hareket başlatıp Müslüman İran halkının uyguladıkları sivil, barışçı, ahlaki ve insancıl direniş yöntemlerinden ders alarak mücadale etmektedirler. Gerçek şudur ki, halk kıyamları ve iradesi karşısında hiçbir tağuti ve firavuni düzen ve hâkimiyet duramayarak yok olup tarihin çöplülüğüne atılırlar . Nitekim İran şah'ın uyguladığı taktikleri Mısır'ın çağdaş firavunu da uygulamaktadır. Fakat İran Şah'ının halk kıyamını etkisiz hale getirme taktikleri ve aldatma yöntemleri işe yaramadığı gibi Namübarek! rejiminin de uyguladığı benzer taktikler, yıldırmalar, bilinçli ve direnişçi halk kitleleri tarafından etkisiz hale getirilecektir.
Eğer bölge milletleri gerçek özgürlük ve hür iradeye ulaşır, seçilmiş, meşru ve sorumluluk bilincindeki hükümetlerini kurarlarsa, bölge ülkeleriyle milletleri hürriyet ve bağımsızlığa ulaşarak bölgesel işbirliği gelişecektir. İşte İslam inkılâbının diğer milletlere mesajının özü de bundan ibarettir. Mısır halk devriminin saptırılmayarak gerçekleştirilmesi halinde, Filistin topraklarını işgal eden ırkçı, gasıp İsrail rejimini destekleyen ve koruyan Amerika, İngiltere ve Fransa ile bazı AB ülkelerinin bölge milletlerine karşı dayattıkları sömürü, savaş ve düşmanlığa dayalı girişimleri ve şeytani politikaları etkisiz hale gelecektir. Filistin halkı başta olmak üzere bölge milletleri Siyonizmin işbirlikçisi rejimlerin boyunduruğundan ve zulümünden kurtulacaktır. Böylece, İslam inkılâbının yüce ilahi değerleri ve mesajı halk kitleleri tarafından gerçekleştirilmiş olacaktır
İslam İnkılabı’nın Rehberi son gelişmeler hakkında şöyle buyurmaktadır: ‘Bugün bazı ülkelerdeki halkların büyük hareketi, anlık hareketler olmayıp, zaman içerisindeki taleplerin birikiminin dışa vurulması şeklindedir ve İran halkının duruşu, bu hareketlerin ortaya çıkmasında kesinlikle etkilidir. Bugün Ortadoğu bölgesinde ve İslam dünyasındaki halklar uyanmıştır ve güç sahiplerinin sulta döneminin kapanma vakti gelip çatmıştır.
Tabi ki, İslami İran’daki halkçı İslami düzen henüz tekamülünü tamamlamamış olup her alanda gelişerek kutlu yolunu sürdürmekte ve mükemmel ideallerine ulaşmak için yol almaya devam etmektedir. Bütün İslam ümmeti ve dünya halkları bu yükselişin olgunlaşmasıyla birlikte İslami hareketin zirvedeki yeni meyvelerini tatmaya başlayacaklardır.