Bismillah….
Evet; milyonların içinde kaybettim kendimi.Arar iken beni ben yapan yitik değerlerimi, bir nida ile aniden irkildim:
‘’Yok mu bana yardım edecek’’? sesi ile kendimi buldum, ıssız,bela ve gam yeri olan,72 kızıl lalenin açtığı yerde,KERBELADA…
Bu çöl ıssız mı? Issız.., gamlımı? Gamlı.., belalımı? Belalı..yaslımı? Yaslı.. Bu çölde al kanlarla boyanan;mübarek, nur , hidayet saçan ve ab-ı hayat olan bedenleri görüyorum.
Bu bendenler ki evlad-ı Muhammed’in pare,pare olmuş bedenleri.Daralan ve yorulan ruhum, hüzünlenerek sukut buluyor bu bela ve gam çölünde.
Kuran’ı tilavet eden kesik başları, kum taneleri üzerinde aşka aşkı nakşeden ona aşkın hakikatini öğreten kalem misali kesik kolları, yiğitlik sembolü Peygamber-i simaları, boğazından oklanmış etşan ,minik ama heybetli masum bedenleri görüyorum.
Bu mübarek, bu nurani ;pare,pare olmuş bedenler arasında ‘Hacer’-i bir niyet ile her biri sefa ,her biri bir merve misali koşuşturuyorum.Ölü olan kalbimi diriltmek ,bende kaybolan meçhulü bulmak için.
Varıyorum ‘canlı kuran’ olan kesik başa, yalvararak sesleniyorum:
Ey mübarek baş ,canlı ku’ran; anlat, öğret bana, yaşat bana mushaflar da kalan Ku’ran’ı. Dünya ve ahiret de şereflendir kendin ile beni.
Sarılıyorum; ‘kalem olan, o nur saçan kollara’, basıyorum bağrıma, ne olur anlat bana,öğret bana vefayı,aşkı ve sadakati ne olur bende aşık ve sadık olamamanın hicranıyla yanmaktayım.Ey Mevla’sının, gönlünden gamı,kederini gideren,gider benim de gamımı ve kederlerimi.
Koşuyorum,’Peygamber-i simaya’ sarılıyorum pare,pare olan mübarek bedene:
Ey efendim! Anlat , sende saklı olan hakikatı, öğret Peygamberi marifeti ve basireti. Ölümü öldürerek, kıyam edip sende dirileyim.
Koşuyorum oklanan o minik ‘feda-i bedene’ yalvararak sesleniyorum: Ey Mevlam ! Anlat ve öğret bana Hüseyn-i cesareti ve de teslimiyeti. Bende senin gibi teslim olarak onda yok olayım.
Varıyorum, ‘o civan olan’, mübarek bedene soruyorum ona:
Ey Mevlam; ‘Ölüm baldan nasıl tatlı olur’? Bende tatmak istiyorum bu hazzı bu sururu ,yaşamak istiyorum şeb-i aruzu .Ey efendim! Tut elimden götür beni Sırat-i Mustegime.
Koşuyorum ‘tövbekar’ olarak parçalan ve arınmış bedene kısık bir sesle sesleniyorum ona:
Anlat ve göster bana tövbenin ve bağışlanmanın yolu, öğret bana teslimiyeti bende esaret zincirleri kırarak senin gibi ‘hür’ olmak istiyorum.
Varıyorum, yanmış olan çadırlara, sesleniyorum Peygamberin minik,nazlı ama marifet abidesi evlatlarına:
Ne olur nazar edin bana; anlatın, öğretin bana hidayeti, nakşedin ruhuma Hüseyni dirayeti, Zeynebi metaneti .
Ey ‘babasının süsü’ olan ey Rasullahın kızı:
Anlat bana şecaati, sabrı ,rızayeti ve de iffeti. Öğret bu erdemleri , dedesi cömert, babası cömert ,annesi cömert olan ne olur eli boş göndermeyin beni buralardan.Ey mutlak keremin ,kerim kulları…
Sonra bir an nefes almak için duraklayarak başımı ellerimin arasına alarak sessizliğin sesini dinliyorum ;
Aman Allah’ım! Bu çöl nede ıssız ,sessiz bir çöl; ama bu çöl kendi diliyle ne kadarda çok şey anlatıyor benim gibi bi-çare olup hakikati arayanlara
Sesleniyorum ıssız çöle, ey çöl:
Anlat bana namazın hakikatini, dua , niyaz kulluğun özünü ve aşkın cilvelerini. O, razı olunan, mutmain nefislere ev sahipliği ve şahitlik yapan sendin. Anlat bana nasıl çöl olunur. Bende nefsi emaremi çöl yapmak istiyorum öyle ki onda hiçbir günahım yeşermesin.
Ve ağlamak istiyorum gözlerimden kan akana ve göz çukurlarım yerinden çıkana kadar. Ağlamaktan kan çanağına dönen gökyüzüne yüzümü çevirip ellerim alabildiğince açarak , olabildiğince yükse bir ses ile haykırıyorum: ‘ey asuman’ öğret bana ağlamasını, gözyaşının anlamı ve lezzetini öğret. Bende ağlayarak arınayım günahlarımdan, ağlayarak yaklaşayım Hüseyn-i marifete, ilah-i kurba .Sarılayım, Hüseyni değerlere.
Bir anda gözlerim kan kırmızı bir renge bürünen gökyüzün de ki bulutlara kilitlendi:
Ey gökyüzünün kanlı göz yaşını beyaz bir mendil misali silen beyaz bulutlar, söyleyin bana o kadar yüksekte olmanızın sebebi saflığınızın sembolü beyaz olmanız mıdır? Öğretin bana ,nasıl sizin gibi benimde düşüncelerim,amellerim berrak ve pak olur .
Aman Allah’ım ! Bunlar niye bana cevap vermiyorlar ? Acaba, geç kaldığım için mi benim ile konuşmuyorlar?
Bu sefer ağlayarak ama büyük bir umutla, bu mübarek ,hidayet ve hayat saçan bedenlerin kanları ile al renge bürünmüş olan vefasız fırata koşuyorum ve soruyorum:
Ey ‘suçlu fırat’ !Böyle bu al kanlara sarılarak kendini mi affettirmek mi istiyorsun? Sende mi , Bu mübarek para,pare olmuş bedenlerin merhametine umut bağladın? Öğret bana affedilmenin yolunu, bende kendimi bağışlatayım bu mübarek bedenlere.
Kendimi birden kan ağlayan taşların yanında buluyorum sesleniyorum taşa:
Ey taş! Neydi seni bu hale getiren seni böyle ağlatan, bende de taşlaşmış bir kalp var ,öğret bana bunun yolunu benim de ki taşlaşmış olan kalbim senin gibi yumuşayıp kan ağlasın durmaksızın.
Hemen sağ tarafımda bulunan çölün ortasındaki ‘bağrı yarılarak’ dalları al kanlara boyanmış bir halde kan ağlayan ağaca yönelerek sesleniyorum :
Ey kurumuş ve meyvesiz kan ağlayan ağaç, anlat bana ağlamanın hikmetini, bendeki meyve vermeyen amellerim, senden ibret alsın ağlasın, ta ki meyve verene kadar ağlaması dinmesin.
Çölün o sıcağında tepemde parıltısı yitirmiş , hararetini kaybetmiş , donuk ve şoke olmuş bir halde bulunan yaslı güneşle hasbihal ederekten:
Ey utancından ‘ar’ damarı çatlayarak karalar bağlayan ‘yaslı güneş’ Bende sen gibi karalar bağlayarak, ‘ezadar’ olmak istiyorum .Öğret bana matem tutmanın yolunu bende kederden senin gibi donup kalmak istiyorum.
Bir anda o mübarek bedenin kanını üzerinde taşıyan ‘Ukab’a gözüm ilişiyor bu çölün ve vahşetin en büyük şahitlerinden olan Ukab’a yavaşça yaklaşarak elimi üzerindeki o mübarek kana teberrüken sürerekten boynuna sarılarak onun ile konuşmaya çalışıyorum:
Ey, ‘Peygamberin atı’! Bu günleri de mi görecektin?Sen ki, hamsı al-i abaya binek olma şerefine ulaşmıştın. Hangi yüzle Rugayye’nin, Sakine’nin yanına gideceksin söyler misin bana? Bu günden sonra yaşamak senin için neyi ifade eder ? Ey utancından başını aşağı salarak kan ağlamakta olan Ukab!.Anlat bana maşuku kaybetmenin acısını,Peygamber’inin ,Ali’nin ve Fatıma’nın emanetine sahip çıkamamanın üzüntüsü söyle bana. Bende yaşayayım seninle beraber o acıyı o duyguyu, o ızdırabı….
Tekrardan , hadena-ı Rasullah’ın mübarek bedenlerine dönerekten ve ağlayarak sesleniyorum onlara : Ey mübarek olan nur , hidayet ve insaniyet saçan mazlum bedenler.! Ben sizde dirilmeye geldim hayat bahşedin ölü olan ruhuma. Sizlerin keremliliği ve ihsanı dillere destandır ey efendilerim! Sizler, nübüvvet hanedanının solmayan kızıl gülleri sönmeyen güneşisiniz. Bana meçhul olan beni sizde tanımaya ve de sizde bulmaya geldim.Benliğimden sıyrılarak yok olmak istiyorum sizin varlığınızda.Ne olur ey sahiplerim!Tutun elimden size layık olmasam da götürün beni vardığınız menzile.Bu elleri , Zamanın İmamının ellerine bırakın .Bana, liyakatime göre muamele etmeyin cömertliliğinize ,şanınıza göre ihsan ve lütuf eyleyin….