Bismillah
Sömürgecilik, sözlük anlamı olarak “daha çok ekonomik, ticarî, siyasî ve dinî amaçlarla güçlü bir devletin diğer devlet veya toplumlar üzerinde maddî, manevî bir kontrol ve nüfuz kurması veya üstünlük sağlaması haraketi” olarak geçmektedir. Sömürgecilik anlayışı insanlığın başlangıcından günümüze kadar farklı versiyonlarda devam etmektedir. Başta, İslam toplumları olmak üzere insanlığın geri kalış sebeplerinin başında da bu sömürü kültürüne teslim olmaları gelmektedir. Bugünkü çağdaş global yapılanmada sömürgeci güçler kendi aralarında işbirliğine giderken ,geri kalmış ülkelerin ancak kendilerine kuyruk olmalarına izin vererek bunları iliklerine kadar sömürmeye devam etmektedirler.
İslam ülkelerine baktığımızda, yönetimlerinin birbirinden farklı olmalarına rağmen geri kalmışlıkları ve sömürülmeleri bu ülkelerin ortak birer özelliği olduğunu görmekteyiz. Bu ülkelerin bazıları krallıkla, bazıları sözde demokrasiyle, bazıları sosyalist sistemle, bazıları kısmen sosyalist sistemle, bazıları cumhuriyet diye nitelendirilen yönetim biçimleri ile, bazıları da daha farklı sistemlerle yönetilmelerine rağmen siyasal ,kültürel ,ekonomik ve fikirsel olarak sömürülmeyen, istisna hariç nerdeyse devlet bulunmamaktadır.
Bu ülkelerin farklı ve değişik yönetim biçimleriyle yönetiliyor olmalarına rağmen tümünün ekonomik yönden ortak veya birbirine çok yakın özelliklere sahip olmalarının sebebi ise küresel sömürü güçlerinin bazı kasıtlı politik uygulamalardır. Bu uygulamalar genellikle İslam coğrafyasını küçük parçalara ayırarak kendilerine mahkum eden çağdaş sömürgeci güçler tarafından dikte edilmektedir. Ancak dikte edilen bu uygulamaları bazı yöneticilerin saltanatlarını koruyabilmek için isteyerek ve benimseyerek uyguladıklarını, bazılarının ise çağımızdaki küresel sömürü düzenin oluşturduğu duvarları aşamadıklarından uygulamak zorunda kaldıklarını ya da uygulamasalar bile kendilerine karşı izlenen politikaların direnememenin getirmiş olduğu sonuçlardır.
Bu sömürü düzenine, küresel sömürü sistemine teslim olmayan bir kısım devletler başta İslami İran olmak üzere bazı ideolojik Latin Amerika ve Uzak Doğu ülkeleri bu uluslar arası sömürü çetesi tarafından kendi kontrollerinde olan sözde uluslararası kuruşlarla bu sömürüye karşı direnen ülkeleri , şer ekseni ! veya terör ülkesi! olarak isimlendirerek baskı altına almaya çalışarak dışlamaktadırlar.
İslami İran’ın en doğal hakkı olan nükleer enerji teknolojisine sahip olma girişimleri de bu sömürü çarkının önünde bir engel olduğu için çağdaş sömürgeci güçler tarafından İslami İran global ölçekte ambargo altına alınarak uluslar arası arenada sindirilmek ve dışlanmak istenmektedir. Küresel sömürü sistemine ve gücüne teslim olmayan , ilahi amaç doğrultusunda devlet yapısını teşkil eden İslami İran’ın bu global güçlere karşı direnişi, onurlu duruşu bunları olduğundan fazla rahatsız etmeye devam etmektedir. Bu gün şu gerçeği bütün açıklığı görebiliyoruz ki Doğusu, Batısı, Amerikası, Siyonisti ve onların uşakları bütün farklıklarını bir kenara bırakarak bir ülkü birliği içersinde İslami İran’a karşı küresel ölçekte psikolojik, siyasi, ekonomik ve de kültürel alanlarda mücadele ve savaş halindedirler. İslami İran’ın, dünya siyasetindeki onurlu ve ilkeli siyaset anlayışı, gerçek sanat, ilim ve teknoloji açısından toplumlara sundukları kazanımlar bu sömürgeci güçlerin ellerinde bulundurdukları iletişim güçleri sayesinde dünya kamuoyunda yeterince tanınmasını engellenmektir.
Şahlık zamanında sömürü güçlerinin yıllarca bitmeyen bir sömürü kaynağı ve ülkesi olan İslami İran’ın sahip olduğu jeopolitik konumu, başta, petrol,doğalgaz ve diğer yer altı doğal kaynaklarının da dünyanın önde gelen sayılı ülkeler arasında olması bu emperyalist ve sömürü güçlerinin iştahlarını yine kabartmaya , salyalarını akıtmaya devam etmektedir. İnkilabın gerçekleşmesinden bu zamana kadar 32 yıllık zaman diliminde bu uluslararası sömürü şebekesinin envai çeşit; terörden fitnesine, devlet saldırısı, siber saldırıları, dezenfermasyon, ambargo komplolarına teslim olmayan İslami İran bu sömürü güçlerini iyice ümitsizliğe düşürmeye devam etmektedir. Bilge ve basiret abidesi İslam inkilabı rehberinin siyasetleri ile beraber, ferasetli ve şuurlu, düşmanı tanıyan, görev bilincindeki İran halkının bu özellikleri sayesinde bu şer güçlerinin şeytani emelleri yıllardan beri boşa çıkmış vaziyettedir.
Bütün siyasi ve sosyal yapılanmalarda olduğu gibi bugünkü global yapılanmalarda da belli güç merkezleri bulunmaktadır. Bu güç merkezleri kendi çıkarları doğrultusunda birtakım ideolojiler ve teoriler de üreterek kurdukları yapıyı fikri bir tabana oturtmaya çalışmaktadırlar. İranda en son yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu sömürü şebekesinin yapmış oldukları maddi yardımlar ve bir takım batılı söylemlelerle toplumda çıkarmaya çalıştıkları büyük fitne hareketi , Rehberin zamanında ve dakik müdahaleleri ve halkın duyarlılığı, rehberin emirleri doğrultusunda hareketleri neticesinde başarısızlığa uğramıştı.
Bu noktada, yıllardan beri İslami İran’ı yaptıkları onlarca hile, entrikalarla bir türlü sömürü ağlarına dahil etmekte çaresiz kalan bu küresel güçlerin imdadına, Bilderberg toplantılarının aranan simalarından olan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış yetişerek sihirli reçeteyi çağdaş sömürgeci güçlere şöyle sunmaktadır: "Eğer İran da takımın (sömürü yapacağınız bir ülke!) bir üyesi olsun istiyorsanız, mesela McDonalds açmaya çalışın, filmlerle, müzik yoluyla bu ülkeyi kazanmaya çalışın'' .Sayın Bakan bu reçetenin maalesef ülkemizde işe yaradığını çok iyi bildiğindendir ki bu engin tecrübelerinden batılı dostlarının da faydalanmasını istiyor.
Bilindiği üzere, McDonalds ve Amerikan film merkezi Hollywood menşei olarak Siyonist kültürün ve düşüncenin sembollerindendir. Siyonist sermayeli, McDonalds’ın Türkiye‘deki sahibi aynı zamanda Coca Cola ve Esef Pilsen’in de sahibi olan Tuncay Özilhandır. Malum olduğu üzere Efes Pilsen’in 2006 yılbaşında üzerlerinde “BİRAULLAH!” yazan bardak altlıklarını dağıtarak Allah’a, İslam ve Müslümanlar’a hakaret etmişti.
Zaten yıllardan beridir İslam inkilabına ve İslam’a yönelik karlama ve yıpratma propaganda içerikli yapıtları ile ün salan Siyonist düşüncenin film merkezi olan Hollywood yapacağı yeni çalışmalar ile İslam gençliğinin zihni, fikri bulandırılarak oluşturulacak fitne ortamı sayesinde rahatça sömürülmelerine ortam hazırlamış olacaktır. Sayın Bağış, şunu çok iyi biliyor ki bugünkü sömürünün en etkili olduğu alan kültürel alandır. Hakeza, batılılar, emperyalist zihniyetler genel manada İslam toplumunda yaptıkları film ve müzik sektöründeki faaliyetleri ile kültürel yozlaşma ve kimliksiz bir nesil yetiştirme alanlarında büyük ölçüde amaçlarına ulaşmış bulunmaktadırlar. Kültürel alanda, büyük kitleler üzerinde etkili olmanın ve en kısa sürede amaca ulaşabilmenin en iyi alternatifin de film ve müzik sektörü başı çekmektedir.
Sayın Bağış bu konuda bir ara elaman ve gönüllü kültür elçisi !olarak belki İran da ‘Mc Bağış!’ isminde mağazalar zinciri açarak dostlarına böylece yardımda bulunabilir! Yani, batı kültürünün yemekleri ile büyüyerek yetişen gençlik, sinema ve müzikte de batı ve Amerikan kültürünün etkisinde kalarak düşünce yapısını ve kimliğini şekillendirecektir. Böylelikle İnkilabi ve mücadeleci özelliğini kaybeden nesil sömürü kültürüne uygun şekillenerek onlara kendini teslim ettikten sonra, artık bu ülke sizin için sorun olmaktan çıkarak rahatlıkla, ağız tadı ile o ülke ve değerlerini sömürmeye başlayabilirsiniz.
Çünkü bu sömürü kültürünün yemeği ile bedenini geliştiren ve bu kültürle düşüncesini şekillendiren genç nesil, bu kültürün değerlerine teslim olarak özgüvenden, üretkenlikten uzak , uyuşuk ,dini ve manevi değerlerine alakasız , sadece yaşam standardını nasıl yükseltebilirim anlayışının derdinde , daha çok bireysel özgürlük söylemlerin hakim olduğu, bencil biri olarak sömürü düzeni çarkının sadık ve aciz hizmetkarları olacaktır. Bu anlayış ile yetişen insanların İslami siyasetten uzak kalmaları sağlanarak, özellikle gençler köklü bir mücadele anlayışı ve dava şuurundan mahrum bırakılarak, küresel sömürü zulüm ve haksızlığa karşı direnme cesaretininden bihaber kalmaları sağlanacaktır. Böylece bu genç nesil için ilim , teknoloji ,tekamül ,manevi değerler ve İslami kaygılar hiçbir şey ifade etmeyecektir. Evet, maalesef bizleri yöneten zihniyetin İslam toplumlarına hakim kılmaya çalıştığı anlayış ne kadar da düşündürücü!
Lakin, sayın Bağış şunu da çok iyi bilmelidir ki; İslami İran’ın yeni yetişen nesli ve dünya genelindeki , basiret ehli, İslami duyarlılığa sahip , Hüseyni davaya gönül veren, muntazar olma noktasında gayretli gençlik; bu pis oyunların farkında olaraktan, Hüseyni değerlerle beslendiği müddetçe, ilahi ve rabbani bir rehberin önderliğinde direnerek mücadele ettiği sürece sunulan bu şeytani reçete maalesef bakanın global sömürgeci dostlarının işini yaramayarak diğer metotlar da olduğu gibi hüsran ile neticelenecektir. İnşaallah…