Bismillah,
“Basiret, karanlıklarda yol gösteren bir projektör gibidir. Şaşkınlık içinde
çöllerde bocalayan insanların doğru hedefe doğru ilerlemelerini sağlayan bir
pusuladır.“
Ayetullah
Seyyid Ali Hamanei
Genelde günümüz
insanı, özelde Müslüman kitleler; medyatik, sosyal ,akademik ve kültürel açıdan
emperyalist , sömürgeci güçler tarafından yoğun, olumsuz ve kasıtlı bir
propaganda ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Özellikle bu propagandaya
maruz kalan Müslümanların; inancı, manevî değerleri , ahlakî yapısı ve
geleceği büyük bir tehdit ve tehlike altındadır. Özellikle çocukları ve
gençliği hedef alan bu kara ve iğrenç propaganda bombardımanı ile müstekbir
güçler , yeni yetişen nesli manevî , insani değerlerine , öz
benliğine yabancılaştırarak İslam toplumunu gaflete sürüklemeyi ve
fertler arasında fitne çıkarmayı amaç edinmektedir.
Küresel
emperyalizmin ve siyonistlerin bu kirli ve şeytanı tuzaklarından
kendimizi muhafaza ederek , gaflete düşmekten korunmak için bir
Müslüman birey ve İslam toplumu olarak acaba hangi koruma zırhına
bürünmemiz gerekmektedir? Özellikle, yüce Kur’an ve onun öğretilerini
kendilerine referans kabul eden büyük İslam önderlerinin bu konuda ve
tehlike karşısında dikkat çektikleri en değerli kavramların başında ‘Basiret’
olgusu gelmektedir.
Basiret , görme, görüş, gören göz gibi anlamlara gelen ‘basar’
kökünden türemiştir. Basîret; kalp gözü ile görüş, işin iç yüzüne
nüfuz etmek bir şeyin içini ,dışını, önünü, sonunu, aslını ve hakikatini
bilmektir. Başımızdaki göze basar, kalp gözüne de basîret
denilmektedir. Bu tanımlamaya göre , basîret-i kalp, kalp uyanıklığı;
basîretsiz,gafil, basîreti bağlanmak ise gaflette bulunmak anlamına
gelmektedir.
Basiret, “ hak ile batılın ayırt edildiği marifet (bilgisi)” olarak gerçekleri
keşfetme, doğru yolu tanıma, ibret alma yeteneği anlamında da
kullanılmıştır.Basiret, dalâlet ve manevî körlük karşıtı bir anlam ifade eder.
Sözlük anlamı olarak , Basiret’in, idrak etme, görme, doğru ve ölçülü bakış,
uzağı görebilme, kavrayış, bir şeyin iç yüzünü anlayabilme, feraset, kalp ile görme
gibi manaları da mevcuttur.
Basar, görmeyi ve görme gücünü ifade ederken, ‘Basiret’ görmeyi sağlayan
nuru ifade etmektedir. Görme yani basar hem insanlarda hem hayvanlarda olduğu
halde basiret duygusu sadece insana verilmiştir. Etraftaki eşyayı, uzaktaki bir
cismi iyi ve mükemmel bir şekilde rahatça gören gözler olduğu gibi, bunu çok az
görenler de vardır. Aynı şekilde eşyanın hakikatini tam anlamıyla idrak eden
fevkalâde basiret olduğu gibi bu eşyanın gerçeklerini göremeyen kalp gözleri de
mecuttur. Basiret kazanmak aslında zor değildir ve herkes ona ulaşabilir.
Ancak, nefsani arzular, şahsi çıkarlar ve hırçınlık gibi faktörler bazı
insanların basiretini körelterek ,hakkı savunmasını önlediği gibi bu körlüğü
ile farkında olmadan düşmana yardımda da bulunabilmektedir.İnsanın,
kötülük ve ahlâksızlıklara dalması onun basîretini körleştirirken, aksine;
Allah'a itaat, salih amel, mükemmel ve gerçek inanç, mümine üstün bir basiret
kazandıran etkenlerdendir.
Basiretin bir anlamı da Hakk’ı görebilme, onu anlayabilme ve onu doğru olarak
tanıma kabiliyetidir. Basireti bağlanmış kimse kalbi kör olan kimsedir. O kişi,
Hakk’tan gafildir , Hakk’tan gelen daveti görecek yeteneğini yitirmiştir.
Dolayısı ile kalbinin bu özelliği ve gücü kaybolmuştur. Basîret ilâhî bir nur
ve hakkın batıldan ayırt edilmesine yarayan bir bilgidir. Kalplerinde bu
özellik bulunmayan kimseler hakkında Allah Teâlâ "Onların kalpleri
vardır ama onunla gerçekleri anlayamazlar" diye buyurmaktadır. (A'raf,
/179)
Basiret, aslında iman etmiş bir kalbin ulaştığı yüce bir idrak ve kavrama
yeteneğidir. Bu özellik , mü’minlere imanın bir hediyesi olarak lütfedilmiştir.
Kalp gözünün açıklığı, iman nuruyla bakabilme, Allah’ın âyetlerini, Hakk’ı
anlayabilme ve gereğini yapabilme anlayışıdır. Basiret sahibi olanlar, Hakk’ı
anladıkları gibi baktıkları zaman da Allah’ın nuruyla bakarlar. Bu bakımdan
kendi hatalarını anlarlar, kusurlarını ve eksikliklerini görürler ve düzeltme
yoluna giderler.
Basiret ; kişinin bir konunun özünü kavrama gücü, gerçeği tüm detaylarıyla
görebilme kabiliyeti ve ileri görüşlülüğüdür. Bu özellik te ancak "akıl"
ile kazanılabilir. Basiret sahibi bir insan, karşılaştığı herhangi bir olayı,
bir tavrı ya da bir sözü en doğru şekilde analiz ve muhakeme edebilme
yeteneğine ve becerisine sahiptir. Geçmişte edindiği tecrübelerden de
faydalanarak en akılcı sonuçları çıkararak bu bilgileri geleceği için en
isabetli şekilde kullanabilmektedir. İçinde bulunduğu ortamı, şartları ve
imkanları akılcı ve derin bir bakış açısıyla değerlendirerek bu şartları
olabilecek en iyi seviyeye getirmeyi ve elindeki imkanları en iyi şekilde
kullanmayı başarır. Bir işe atılacağı zaman mutlaka bu konuda gerekli
olabilecek her türlü tedbiri alır, olası aksaklıkları tespit eder ve bu doğrultuda
hareket eder. Allah’ın verdiği akıl sayesinde her konuşması isabetli, her tavrı
itidalli ve her düşüncesi keskin bir aklın ve kavrayışın ürünü olmak
durumundadır.
İslam İnkilabı Rehberi , Hz. Ali’nin (a.s) basiret hakkında beyanatlarını
şu şekilde ifade etmektedir :‘Mü'minlerin Emiri (a.s) açısından basiret,
olayların doğru ve dakik olarak gözlemlenmesi, meselelerin ölçülüp tartılması
ve bu bağlamda tedbirler alınmasıdır. Hakikatler karşısında gözlerini kapamak,
insanın sapmaları arasındadır. Gözlerimizi açmalı ve olayların kenarından
yüzeysel bir biçimde geçip gitmemeliyiz ki tefekkür, tedbir ve meselelerin
sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi sayesinde basirete ulaşabilelim. Sıffin
savaşında Hz. Ali (a.s)'in dostlarından kimilerinin aldanması, tarihdeki
basiretsizlik örneklerinden biridir. Muaviye'nin ordusu popülist bir davranışla
İmam'a, İslami hükümdara karşı koyabilmek amacıyla Kur'an sahifelerini
mızraklarının ucuna taktığında kimileri sahnedeki gerçekleri görmedi ve
gözlerini açık hakikatler karşısında kapadılar.'
Basîret, en kısa ifadesiyle, “kalp gözünün açık olması” demektir.
İnsanın gözünde eşyayı görme kabiliyeti, kalbinde de o eşyanın yaratıcısını
bilme özelliği vardır. Şu var ki, göz görebilmek için ışığa muhtaç olduğu gibi,
kalp de basiret sahibi olmak ve İlâhi hakikatleri görmek için iman nuruyla
nurlanmaya muhtaçtır. Böylece nurlanmış bir kalp, eserde sanatı okur, nimette
ikram ve ihsanı görür.
Kur'an-ı Kerim, gerçekleri görmeyenleri "kör" olarak niteler. "Gerçek
şu ki, gözler kör olmaz. Fakat , gönüllerindeki kalpler kör olur."
(Hacc, 46).
Basirete sahip bir mümin , kendinin, dostunun ve düşmanının konumunu iyi
tahlil ederek düşmanın oyununa gelmez.
Bir çok siyasi, dini ve içtimai konuda hataya düşmekten korunarak basiretinden
aldığı ilhamla aklını, bilgisini ve tecrübesini imanın istikametinde kullanır.
İslâm düşmanlarının kurdukları, sıradan insanların fark edemedikleri , görsel
ve yazılı medyanın tuzaklarına düşmeyerek basiret olgusunun bir neticesi olarak
dost ve düşmanı gayet iyi teşhis eder ve meydana gelebilecek tehlikeleri ,
olmadan önce fark ederek ona göre tedbirler alır.
Basiret ehli bir mümin , aldanmayan, aldatılamayan, oyuna gelmeyen her şeyin
asıl yüzünü, iç yapısını Allah’ın izniyle görebilen, anlayışlı kimsedir.
Basiretli mümin, provokasyonlara ve fitneye alet olmaz. Basiret sahibi olan
mümini münafıklar, hilekârlar ve sahtekârlar kandıramaz. Hayata basiret nuruyla
bakabilen mümin, şuurlu, akıllı ve uyanık bir kişiliktedir. Her çeşit hile ve
desiselere, komplo ve planlara karşı tedbirli ve devamlı teyakkuzdadır.
Basiret ehli mümin, yerli ve evrensel sorunlar ile ilgilenerek düşünce , siyasi
akımları tanıyarak, düşmanın muhtemel sızma noktalarını ve olayları isabetli bir
şekilde tahlil ederek, dinini, inancını, kimliğini ve toplumunun geleceğini
yakından ilgilendiren konularda kesinlikle aldanmaz ve yanlış yola sürüklenmez.
Siyonistlerin, emperyalist ve münafıkların, fitnecilik ve fesatçılık
entrikalarına karşı basiret nuru ile zinde kalarak bu konularda gafil
olması, onların oyununa gelmesi, aldanması ve fitne malzemesi olması
kesinlikle söz konusu olmaz.
Yüce Kur’an‘da bu olgunun önemine binaen bir çok ayette bu
konuya dikkat çekilmiştir. Kur’an âyetleri insanların gerçeği görmelerine ışık
tuttukları için onlara da ‘basiret’ denmiştir. Bu nur’dan, bu basiret
gücünden mahrum olanlar, aydınlıktan yoksun kalıp yollarını şaşıranlardır.
Onlar, Hakk’a ve hakikata sırt çevirdiklerinden dolayı nur’suzluğu,
dolayısı ile basiretsizliği kendileri seçmiştir. Hz. Peygamber (s.a.a.)'in "Mümin'in
ferasetinden korkun, zira o Allah'ın nuru ile bakar“ diye buyurması mümin
ile basiret ve kavrama kabiliyetinin arasındaki sağlam ilişkiyi gösterir.
Bu cihetten yüce Allah, bir çok ayeti kerimede , basiretin önemine dikkat
çekmiş ve bu özellikten yoksun olan şahısları da "kör" olarak
nitelendirmiştir:
"Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz; iman edip salih amellerde
bulunanlarla kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp düşünüyorsunuz." (Mümin
Suresi, 58)
‘’Sözü
dinleyip en güzeline uyanları müjdele! Onlar, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Onlar akıl ve basiret
sahipleridir.” (Zümer /18)
“Eğer onları doğru yola çağırsan işitmezler. Görürsün,
sana bakıyorlar (nazar ediyorlar), oysa onlar görmüyorlar (basarları yok).” (A'raf: /198)
De ki:
"Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana
uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim." (Yusuf/108)
‘’Bu (Kur'an), insanlar için basiret (nuruyla Allah'a yönelten ayet)lerdir,
kesin bilgiyle inanan bir kavim için de bir hidayet ve bir rahmettir’’.(Casiye/20)
Allah’tan hepimizi
basiret sahibi müminlerden kılması dilek ve duasıyla...