Gün akışını izlerken, bir yandan da gazeteleri karıştırıyordum; Milliyet Gazetesi’nde Güneri Cıvaoğlu’nun “HSYK Seçimleri ve 2. Cumhuriyet” başlıklı yazısına rastladım. Son bölümü şöyleydi...
YARSAV listesi bir tarafta... İktidara yakın olan karşıtı öte yanda...
Ve de Adalet Bakanlığı’nın üst kademesindekilerin de bulunduğu bakanlığa ait olduğu iddia edilen liste...
Son ikisi birbiriyle bitişik nizamda...
Sandıklardan hangi çoğunluğun çıkacağını sezmek zor değil.
Zaten...
Dün HSYK’nın 3 asil, 3 yedek üyesi görevlerinden istifa ederken bu sezilere dayanak oluşturacak bir açıklama yaptılar: ‘Bir süredir, HSYK’nın hiçbir işlem yapamadığını, kendilerine yeni oluşacak HSYK’nın beklenilmesi gerektiğinin söylendiğine’ işaret ettiler.
Referandum sonrası yargı kurumları yeniden yapılanmakta. HSYK’nın yanı sıra Anayasa Mahkemesi de... Ve sonrasında diğerleri...
Sadece yargı değil bütün kurumlar yeniden yapılmakta. Yeni anayasa ile birlikte ‘ikinci cumhuriyet’ projesinin hayata geçirilmesinin çok da uzak olmadığını düşünenler az değil.”
***
Birinci Cumhuriyet, “halka” karşı örgütlendi. Hukuksal yapısını da halka karşı bir anlayışla inşa etti. Bugün de durum farklı değil...
Nitekim 82 anayasası, halka rağmen bir devlet inşası ve halka rağmen bir devleti sürdürme anayasasıdır. HSYK, Anayasa Mahkemesi gibi yargı kurumlarının örgütlenmesi de, aynı siyaset kurumunun örgütlenmesi gibi darbe yasalarına dayanmakta... Kısacası, devletin iskeletini oluşturan neredeyse tüm kurumları yüzde 80 darbe yasaları oluşturmakta...
Devlet hukuku ve iradesi var ama toplumsal hukuk ve milli irade yok. Bu nedenle “Birinci Cumhuriyet”ten yana çıkmanın da âlemi yok...
***
Ancak, Güneri Cıvaoğlu’nun da yazısını yazarken, “İkinci Cumhuriyet” projesi konusunda pek de bilgilenme ihtiyacını duymadığını sezinledim. Hâlbuki arama motoru google’a girip, yazısının başlığındaki “2. Cumhuriyet”i oraya yazsa, 20 saniyede beş milyondan fazla başlık önüne yığılacaktı. Ve ilk sırada da önüne “ikincicumhuriyet.org” sitesi çıkacaktı. Google’un söz konusu siteyi şöyle tanıttığını da görecekti: “Liberal aydınlar tarafından desteklenen kavram üzerine açıklamalar ve tartışmalar. Bu konuda basında yayınlanmış güncel ve arşivdeki yazılara linkler.” Eğer ikinci bir adım daha atmaya üşenmeyip, siteyi tıklayıp, “İkinci Cumhuriyet” kavramına göz atsaydı, şu tanımla karşılaşacaktı:
“...1923 Cumhuriyeti’nin demokratik ve çoğulcu bir niteliği bulunmadığı, egemenliğin halka değil bürokrasiye ve orduya ait olduğu, devletçi ekonomi anlayışının bir ‘soygun sistemine’ dönüştüğü tespitlerinden hareketle ortaya atılan cumhuriyetin demokratikleşmesi ve siyasal sistemin yeniden yapılanması, ‘İkinci Cumhuriyet’in kurulması olarak nitelendi.”
Aynı yerde İkinci Cumhuriyetçi çözümlerinin nasıl özetlendiğini de görecekti:
“Rejimin bürokratik yapısının değiştirilmesi, devletin ekonomik ağırlığının azaltılması, şeffaflaşması, vergi verenlerin vergilerinin nereye harcandığını denetleyebilecek hale gelmesi, rejimin üzerindeki ordu vesayetinden arındırılması ve tüm toplumsal tabakaların katılımıyla devlet çatısının üretken ve demokrat olarak yeniden çatılması...”
***
12 Eylül rejimi tüm mevzuatıyla ortalıkta...
Siyasi partiler, TBMM, HSYK ve Anayasa Mahkemesi de 12 Eylül mantığına göre dizayn edildi. Bu zihniyete yönelik kısmi ve sınırlı, üstelik de çok yetersiz bir tadilat “2. Cumhuriyet” olmadığı gibi, bu yenilenmelerden Kemalist propagandanın rüzgârlarıyla “din devleti” mesajı çıkarmanın da anlamı yok.
Demokratik bir devlet ve toplum yaratmayı amaçlayan İkinci Cumhuriyet’i, sitesine bile göz atmadan, “din devleti” imasıyla bıçaklamaya kalkmanın ise hiç âlemi yok...
Birinci Cumhuriyet’in en baba kuruluşlarından biri olan Anayasa Mahkemesi’nin bile garipsemediği kısmi anayasal tadilatla “İkinci Cumhuriyet” filan kurulmaz, olsa olsa 12 Eylül rejiminin kanlı tırnakları azıcık kesilmiş olur.
Buradaki temel soru, bazılarının neden bundan rahatsız olduğudur...