Kısa
bir mukaddimeyle başlıyoruz. Bazı distopya örneklerinde (Geleceğe yönelik
olumsuz devlet ve toplum düzeni tasarısı, anti-ütopya) toplumları uyutmak ve
rahat yönlendirmek için çeşitli yöntemlere başvurulduğunu görmekteyiz. Her
distopya yazarı kendi hayalgücü ve dünya görüşüyle, gelecekle ilgili
kaygılarını tasarısına yansıtmıştır. Ama meşhur bazı distopya örneklerindeki
(Bradbury, Huxley) ortak kaygı, insanı insan yapan ‘kaygı kavramı’nın onun
elinden alınmasıdır. Açalım. Kaygı; yani insanın dert sahibi olması. . Kendisi
ve başkaları için düşünmesi. Yanlışı görebilmesi ve onun karşısında tavır
alabilmesi. Din’dar’, duygu ve sanat sahibi olması.
Bazi
anti-ütopyalarda görülen totaliter rejimlerin amacı toplumun zihnini kaygıdan,
fikirden uzaklaştırarak herkesi mutlulukla gark etmek. Ama bu mutluluk şuurdan
uzaktır. Biri mutlu olmuyorsa, zorla mutlu edilir. Bunun için muhtelif
yöntemlere başvurulur. Bunların içerisinde, hakikatin, gerçeklerin kimseye
açıklanmaması, kitap okumanın, fikir üretmenin yasaklanması, din ve Tanrı
kavramlarının yok edilmesi, meşru uyuşturucuların toplum içerisinde
yaygınlaştırılması ve daha bir çok uç, marjinal yöntemler kullanılır. Konumuzun
bunlarla fazla ilgisi olmadığı için için asıl konuya geliyorum.
Dünyada
düzenlenen bazı organizasyon, turnuva, festival, program, yarışmaların görmüş
olduğu işlev distopyalarda işaret ettiğimiz bazı kehanetlerin işlevine ne kadar
da benziyor. Farklı olan kısım devletlerin değil de uluslar arası kuruluşların
düzenleyici olması. Benzerlik yönüne gelecek olursak, kısacası insanın
uyuşturulması ve kendini sürekli mutlu hissetmesi.Bu mutluluk Abidin Dino’nun
‘Mutluluğun Resmi’ tablosundaki mutluluktan oldukça farklı. Burada mutlu
olmaktan kasıt fazla düşünmemek, bir ömür boyunca fikir sarhoşu olmaktır. Büyük
organizasyonlarda oluşan geniş tüketim sektörü, muazzam para akışı gibi
konuları geçerek benzerlik kısmını devam ettiriyorum.
SDE’nin
(Stratejik Düşünce Enstitüsü) sitesinde, Dünya Kupasının başlangıcında
yayınlanan bir yazının başlığını ve son cümlesini aktarıyorum: “Toplumlar
Arası Bir Mola: Dünya Kupası.” “Afrika yeniden keşfedilirken tüm dünya
futbol eşliğinde 1 ay boyunca waka waka yapıp statlarda vuvuzela çalınmasını
tartışmaya devam edecek.”
Bu
şirin ve değerlendirmeden çok bir ‘iyi niyet temennisi ilan namesi’ niteliği
taşıyabilecek yazıdaki bazı cümlelerden istifadeyle, organizasyonu hülasa
olarak incelemeli.
Bazıları futbol bir puttur derler. Ne kadar doğru tartışılır. Bu sporu tamamen
reddeden anlayış bizden uzak. Ama bu sözü
sarfedenlere bazı açılardan hak vermemek elde değil. Bir beden terbiyesi
açısından söylenecek bir şey elbette olamaz. Ama bir kültür, sektör, yaşam anlayışı
olarak bütün dünyada yaygınlaşmış, pazar sahibi olmuş futbolla sorunlarımız
var.
Futbol sektörü insan tüketen bir sektördür. İnsanın hassasiyetini kör etmeye
yöneliktir. Bu hususiyet bir kimsede fazla, bir kimsede az olur, başka bir
mesele. Farklı alanlarda da olsa bir çok yeni kültür, sektör, yaşam tarzı
ortaya çıkmaktadır (Eurovision vs…) ki aynı özelliği taşırlar. Ve bunlar
sürekli yalancı kahramanlar üretir. Bu kahramanlar dünyaya pazarlanır ve bir
süreliğine kamuoyunun olguları niteliğini kazanırlar. Büyük organizasyonların
hepsinin sonunda bunlar ortaya çıkar. Ta yeni ya farklı bir alanda yeni
kahramanlar piyasaya sürülünceye kadar.
Ülke içerisinde televizyon, radyo,
gazete, dergi, albüm, konser ve çeşitli etkileyici, renkli festival ve organizasyonlarla
ve özellikle sinema ve internetle toplumlar ‘meşgul’dür. Her yıl düzenlenen bir
çok uluslararası renkli organizasyonlarla yerel ve geleneksel renkler silik
hale getirilir ve onun yerine ‘Uluslararası Tüketici Kültürü’nün muazzam
tebliği yapılır. Cemil Meriç’in ‘yirminci yüzyılda herkes batılı’ manasindaki
sözünü hatırlamamak elde değil.
Düzenlenen her programın sistemli bir şekilde belirttiğimiz amaç doğrultusunda
kasıtlı olarak çalıştığını söyleyecek iddiamız yok. Ama farkındalıkla birlikte
ya da bilinçsiz bir şekilde bir çok modern kültür öğesinin bu hale geldiği ya
da alet olduğu aşikar.
Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünyası’nda işaret edilen bazı meseleler dikkate
şayandır. Kahramanlardan birisi şunu söylüyordu:” Yaptıklarımız ‘gerçek’
için iyi olmadı ama mutluluk için iyi oldu.” Gerçeklerden taviz verme,
onları görmemekle mutlu olmak.
Aynı kitaptaki şu ifadeye dikkat ediniz: “Şurada şu oyunu oynamayacaksak,
şu olayı maçı izlemeyeceksek, bir yerde yemek yemeyeceksek vs zaman ne işe
yarar ki? Birçok karma karışıklıkla insanlar hep meşgul, yoğun, mutlu.”
Düşünmeye konuşmaya yalnız kalmaya müsaade edilmez, böyle şartlandırılmaz
insanlar. İnsanlar hiç yalnız bırakılmaz, tanrıyı, ölümü düşünüp yâd etmemeleri
için.
Kitaptaki belirtilen vaziyetin çok
uzağında değiliz. Dünya Kupası ve benzeri organizasyonları (ki bir parçasıdır
büyük tablonun) bu bakış açısıyla değerlendirmenin zamanı geldi ve çoktan
geçiyor. Bir mola olarak tanımlamak, bizim açmış olduğumuz pencereden
bakıldığında yanlıştır, hatta mola olmaktan daha çok, bu gibi etkinlikler yıl
içerisindeki ekinin biçildiği, resmin tamamlandığı zamanlardır. Her zaman
oynaması için şu insanoğlunun eline oyuncak ver. Ta ki kafasını kaldırıp
etrafında ne dönüyor anlamasın.
Belki de Sadi Şirazi’nin kelamına kulak
vermenin vaktidir şimdi.
Beni
Adem e’zayé yek peykerend/ ké der aferineş zyek goherend
Çu ozvi bé derd avered ruzıgar/ déger ozvha ra nemaned gerar
(Adem oğulları bir bedenin azasıdır, ki yaratılışta tek cevherdendirler
Zamane bir uzuva ağrı getirirse, diğer uzuvları huzurlu,sakin bırakmaz artık)
İnsanın fikir sancısı olmalı. Çare aramalı. İnsan’ın ulaşabileceği makam,
modern kültürün tayin ettiği bütün makamlardan çok daha yüksek, pak, ve
azizdir.
Belki
bazıları, bu yılki Dünya Kupasının Güney Afrika’da düzenlendiğini, bunun benim
sözlerime aykırı olduğunu, yani bu gibi organizasyonların sadece zengin
ülkelerin işi olmayacağını, fakir ülkelerin tanıtımında, ekonomik kalkınmasında
çok etkili olduğu söyleyecektir. Hatta buna benzer bir şeyler diyebilirler; ‘Ayrıca
zihinlerde fakirlik, ırkçılık, apartheid rejimleri, ilkel toplum yapıları,
etnik, siyasal, sosyal, sivil çatışmacılar ve AIDS gibi “olumsuz” unsurlar
üzerinden şekillenen Afrika’nın “olumlu” yönde “imaj” değiştirmesi sağlanıyor.’
Hatta buna ilave olarak bireylerin Afrika’yla ilgili fikir dönüşümünün
yenidünya düzeninde Afrika’ya önemli rol biçildiğinin göstergesi olduğunu da
diyebilirler. Afrika’nın yapılandırılmasında uluslar arası aktörler arasındaki
rekabetin artacağını da…
Kupa’nın
Güney Afrika’nın tanıtımına yardımcı olduğunu söylemek apaçık bir yanılmadır.
Bu tanıtım, bütün vücudu yanık birinin, elbise giyinip yüzüne makyaj yaparak
insanların arasına çıkması gibidir. İktisadi, kültürel, siyasi hiçbir unsuru
değişmemiş bir toplumun birkaç stat yapımıyla olumlu yönde ‘imaj’ değiştirmesi
mi? O görkemli stadyumları görünce, Afrika ilerlemiş diyeceğiz öyle mi?
SDE’nin sitesinde yer alan başka bir yazı açık bir şekilde Güney Afrika’nın
durumunu ortaya koyuyor.
‘Nüfusun
yarısının 200 dolar gelirle yaşadığı’, birçok yerinde su ve elektrik olmayan
ülkede, sadece bir stadyum için 832 milyon dolar harcanması neyle açıklanır? Bu
sektörle para mı kazanılacak? Çok geliri olmadığı oldukça aşikâr olan bir
alandır bu, orada kaç kere Dünya Kupası düzenlenecek?
Yarım
milyon civarında insanın geleceği yerde, güvenlik, sınır kontrolünün zayıf ve
rüşvetin yaygın olması, hükümetin de tartışmalı olması kimlerin eline koz
geçirir? Uyuşturucu kaçakçılığı ve fuhuş için en uygun ortamdır bu. Yasa dışı
çeteler için ne kadar iş alanı açılacağı bellidir. Çeşitli ülkelerden –en az-
40 bin kadının fuhuş için getirtildiği belirtiliyor.
Elbette şu konuya hem değinmeli. Dünyanın en yüksek HIV oranına Güney Afrika
sahiptir. 48 milyon nüfusun beş buçuk milyonu AIDS’lidir. Kupayla birlikte HIV
vakalarının artacağı tehlikesi vardır.
Tanıtım,
imaj mı dediniz? Afrika’ya yeni bir rol veriliyor, bu dünyadaki gelişmelerden
belli oluyor. Afrika’yı yeniden yapılandıracak kim? Uluslar arası kuruluşlar.
Rekabet artacak doğru. Ne rekabeti? Yapılandırma mı, sömürü mü? Tarih
tekerrürden ibarettir. Kapitalizm ve emperyalizm sinsice gülümsüyor…
Kupayı
dost akrabanın, birçoğunun takip ettiğini biliyorum. Sadece bu nüktelere olan
teveccühümüzü artırmalı. Samimane bir hatırlatma olarak telakki ediniz.
tebrikler,
Bu güzel değerlendirme ve uyarılar için Allah razı olsun. doğrudur çoğumuz bu kupa maçlarını izliyoruz, ama değindiğiniz hususlara da dikkat etmeliyiz diye düşünüyorum.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.