Türkiye‘de son zamanlarda oldukça sıcak saatler, üzüntülü görüntüler yaşanmaktadır. Ülkemizin, son 30 yılına terör saldırıları ile damgasını vuran PKK terör örgütü son günlerde saldırılarını artırmış bulunmaktadır.Acaba, bu son günlerde özellikle anayasa değişikliğinin gündeme gelmesi ile beraber tırmanışa geçen terör eylemlerini nasıl okumak lazım? Bu terör saldırıları kendinden müstakil midir?Yoksa taşeron bir eylemin sonucu mudur? Bu saldırıların yapılması Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine yapılan Siyonist saldırılar ve sonuçları ile bir alakası var mıdır?
Bilindiği üzere bir süredir durgunluk gösteren terör saldırıları özellikle çok yakın bir zamanda gündeme gelen anayasa değişikliği çalışmaları ile tekrardan gündeme oturmuştu. Gazze‘de mazlum Filistin halkına insani yardım götürmek için Akdeniz’e açılan Mavi Marmara isimli özgürlük filosuna Siyonistlerin saldırısına paralel ve eş zamanlı olarak Pkk’nın, İskenderun‘daki askeri birliğe saldırmaları ile tekrardan terör saldırılarına hız verdiler.Tabi ,bu İskenderun‘daki birliğe yapılan terör saldırısını şöyle okumak gerektiği kanaatindeyiz.Siyonistler Mavi Marmara gemisine saldırmayı düşündükleri için bu saldırının Türkiye kamuoyunda yaratacağı infiali dikkate almış olacaklar ki kamuoyunda kendi aleyhlerine oluşacak gündemi değiştirerek, dikkatleri halk açısından başka bir hassas noktaya çekmek için derin bağlantıları olduğu ve bir taşeron olarak kullandığı bilinen Pkk’yı bu noktada devreye sokarak terör eylemini yaptırttılar.Ama, maalesef Siyonistler bu komploları ile taşeronlarına gerçekleştirdikleri bu terör saldırısı ile arzuladıkları amaca ulaşamadılar.
Türkiye halkındaki Filistin duyarlılığı ile birlikte gemide yaşanan dramatik anlar, özellikle Siyonist askerlerinin sivil ve insan hakları savunucularına karşı yaptıkları vahşi saldırıların şiddeti ve katliamları Siyonistlerin bu sinsi planlarını Akdeniz’in suyuna düşürmüştü. Siyonistlerin, Türkiye medyasındaki Siyonist dostu ve hizmetçisi bazı yazar çizer takımının gayretleri bile Türkiye halkının dikkatini Mavi Marmara katliamından İskenderun‘daki katliama çevirmeye yetmemişti.
Bilindiği üzere ,Mavi Marmara gemisine yaptığı alçakça baskınla masum insanları katleden Siyonistler, birkaç koruyucu ve hamileri olan devletlerin aksine uluslar arası arenada sözde de olsa kınamalara ve büyük tepkilere maruz kalmıştı. Bu baskılardan kurtulmak için ilk etapta Siyonist rejim politik manevra ile göstermelik ve kandırmaca da olsa Gazze’ye ambargoyu hafiflettiğini ilan etmekten de geri kalmamıştı.Bu yaptıkları vahşi ve alçak saldırıları neticesinde ve halkın tepkisi de dikkate alındığında Siyonistlerin ,Türkiye halkını ve hükümetini ikna etmesinin hiç te kolay olmayacağı belliydi.Tam bu noktada onun ‘Pensilvanya’daki koruyucu meleği hoca efendinin!:’Otoriteden izin alınmalıydı!’ sihirli kelimesi, Siyonistlerin bir kurtarma simidi olarak imdadına yetişerek, Türkiye kamuoyunda Siyonistlerin haklı olduğuna dair tartışmalar yapılmaya ve bazı yazılar yazılmaya başlanarak Siyonistlere derin bir nefes aldırıyordu.
Türkiye başbakanın Siyonist rejim ve yetkileri hakkındaki 'ahlaksız, yalancı, korsan, terör devleti, hükümet devrilmelidir' tabirleri işin ciddiyetinin ve krizin derinliğin ifade etmeye yetiyordu. Hakeza, buna karşılık Siyonist rejimin Turizm Bakanı da karşı savaş söylemi ile 'Türkiye, Erdoğan düşmandır' çıkışında bulunarak meydan okuyordu. Bu söylemeler, restleşmeler aslında gizli bir psikolojik savaşın devam ettiğinin göstergesi idi.
Siyonistlerin düşmanlarına karşı taşeron örgütleri kullanması sadece Türkiye ile sınırlı olmayıp devamlı baş vurdukları bir metod olup terör örgütün elebaşlarından Osman Öcalan...2007 yılı Kasım ayında Süleymaniye’de sabah gazetesine verdiğini beyanatta açıkça şöyle demektedir: İsrail, İran’a karşı savaşta Kürtler’i destekliyor... İran’a karşı savaşan terör örgütün adı Pjak, teröristlerinin yüzde 40’ı Pkk’dan sağlanmış, buna karşılık Pkk’nın , Kandil bölgesinde “rahat etmesi” Irak’ı işgal edenler tarafından garanti edilmişti.Yineterör örgütün elebaşı Abdullah Öcalan’ın, bir-kaç gün önce İmralı’da avukatlarınahitaben “Kürtler olmadan İsrail bu bölgede olamaz. İsrail bu nedenle yıllardır, Güney Kürdistan’da (Irak’ın kuzeyi) bir Kürt ulusal devletinin inşası için çalışıyor ’ifadeleri oynanan oyunu açıklamaya yetmektedir.
Mavi Marmara gemisine yapılan alçak baskın ile sözde de olsa kopma noktasına gelen ikili ilişkiler en son olarak Türkiye devletinin üst düzey yöneticilerinin bir araya gelip korsan Siyonistler ile olan ilişkileri gözden geçirerek ,askeri ,ticari ve istihbarat paylaşımına yönelik antlaşmaların askıya alınması açıklanmasına müteakip, Türkiye’nin farklı yerlerinde arda arda terör saldırılarının yapılması oldukça manidardır.Öncelikle ağır silahlarlarla sınır karakoluna saldırılarak burada 11 askerin şehit edilmesi ve yine başka sınır noktalarına yapılan saldırılar ve en son olarak da yerleşim yerlerindeki askeri araçlara yapılan saldırıların arkasındaki amaç ; ülkede kaos ortamı oluşturularak Siyonistlerle ikili ilişkileri bozulan hükümet üzerinde kamuoyu baskısı oluşturarak zor durumda bırakmaya yöneliktir. Zaten ne hikmetse Siyonist yanlısı bazı yazarlar bozulan bu ikili ilişkilerden ülke olarak büyük zararlar göreceğimizi devamlı yazıp durmaktaydılar!
İşin diğer bir ilginç yanı daPkk’nın bu son saldırılarda kullandığı “ağırsilahların” kaynağıdır. Roket atar, uçaksavar bataryası gibi ağır silahlar öyle her terör örgütünün kolayca ulaşabileceği silah kaynakları değildir. Bu nokta,Habur Sınır Kapısı'ndan gelerek güvenlik güçlerine teslim olan ve silahlı eylemlere katılmadığı için ceza verilmeden serbest bırakılan 24 yaşındaki Pkk'lı M.S.’ 3 ay önce verdiği ifadesi ile bu silahların ve saldırıların kaynağını ve adresini göstererek bu taşeron örgütün arkasındaki güçleri bütün çıplaklığı ile ortaya koyarak şöyle demektedir. "ABD'li askeri temsilciler gelerek burada örgütün üst düzey yöneticileriyle gizli görüşmeler yapıyordu. ABD, silah ve mühimmat yönünden Pkk'ya destek veriyorlardı. Özellikle de örgütün İran'daki kolu olan Pjak'ın silahlanmasına önemli destek veriliyor. İsrail de bir grup askeri temsilci gönderdi. Bu kişiler ağır silah kullanımı ve patlayıcı madde konusunda bize eğitim verdi. Örgüte katıldığım için çok pişmanım.".Bu, son günlerde terör örgütü tarafından yapılan bu çok yönlü saldırılar ile gündemde sıcaklığını koruyan Akdeniz‘deki Siyonist vahşeti bir anda gündemden düşerek bütün oklar şu anda hükümetin üzerine yönelmiş vaziyettedir.Bu durumdan en çok memnun olan da Siyonistler olsa gerek.Özellikle kamuoyunda bir takım emekli generallerin ve yazarların bize ne İran’dan ,Hamas’tan gibi söylemlerde bulunmaları bu saldırıların çok yönlü bir hareket olduğunu göstermektedir.
Bu son gelişmelerde Siyonistlerin de parmağı olduğu gerçeğini dikkate aldığımızda bu terör saldırıları büyük ihtimal bu hükümet gidene ve onun yerine Siyonistlerin isteklerine kayıtsız, şartsız evet diyen bir koalisyon hükümeti kurulana kadar devam edeceğe benzemektedir. Bu noktada sayın başbakanın: “taşeronun kim olduğunu biliyoruz” açıklaması da bu görüşü tefsir etmeye yetmektedir.Yine , ABD'li gazeteci Seymour Hersh de Takvim gazetesine yaptığı açıklamada bu gerçeğe dikkat çekmişti. Hersh, bu konuda şöyle demektedir: "Pkk'yı silahlandıran İsrail, bölgede istikrarsız bir Türkiye istiyor. Ve İsrail, Türkiye'yi zayıflatmak için hazırda bekleyen PKK'yı kullanıyor. Bunun alt yapısını 2003'te attı. 50 yıl önce Irak'ın kuzeyini terk eden Yahudi Kürtler, 2003 yılındaki işgalden sonra bölgeye geri döndü. Birçoğu şu anda Pkk ile işbirliği halinde. MOSSAD, 20 yıldır Irak'ın kuzeyinde bekleme halindeydi. Şimdi ise faal olarak çalışıyor. Pkk konusunda İsrail hükümetlerinin aldığı özel bir karar yok. İsrail'de hangi hükümet iktidarda olursa olsun, devlet tavrı olarak Pkk'yı destekler. Çünkü Ortadoğu'da güç dengelerini kendi lehlerini çevirmek için Türkiye'ye karşı oyunlar hazırlanması gerektiğini düşünüyorlar . Bu sonyaşanlardan anlaşılan şu ki , Askerî ve savunma sistemimiz neredeyse yüzde 95 ABD ve dolaylı olarak İsrail'e bağımlı iken, ve korsan Siyonistleri her durumda destekleyen ve koruyan ABD ile anlık istihbarat paylaşımı ile terörle mücadelede başarı sağlamak imkansızdır.
Devlet ve millet içindeki hainleri, düşmanları ve onların uluslar arası organizasyonlarının tetikçilerini bertaraf etmedikçe huzur yüzü görmesi oldukça zordur. Aslında Gazze'ye giden gemilerimize saldırarak buradakileri şehit eden de, sınır noktalarında askerleri şehit edenler de kaynak olarak aynı terördür. Devlet, daha açık yüreklilikle terörün dış ve iç kaynakları hakkında bilgiler, deliller sunarak dostlarımızla düşmanlarımız daha net bir şekilde belli etmelidir. Bir yanda nerdeyse her hafta bize saldıran terör gruplarına karşı operasyon yaparak onları bertaraf eden dost ve komşu İran var, diğer tarafta ise sözde müttefikimiz! ama terör gruplarını çoban olarak istihbarat eden, Siyonizmin vazgeçilmez hamisi Amerika var. Hangisinin dostluğu ve müttefikliği gerçek ve güvenilirdir?
Allah’ın selamı, Ona ihlas, samiyet ile kul, Habibine Ümmet olanların üzerine olsun
Sözde anayasa Profu, Burhan Kurt diyorki, bu anayasa ile olmaz, bu anayasa millete dar geliyor; yani demek istiyorki., biz bu devleti parçalayacağız, ama bu anayasayı aşamıyoruz., onun için bu anayasanın değiştirilmasi lazım...
-Anayasa, Rejimin/birbirinin tahribatın’dan beslenen siyasi partilerin/siyasetcilerin değil, devletin, bölgenin güvencesi bekcisidir. Anayasa Mahkemesi, Devletin, Bölgenin, İslam Ümmetinin üzerinde şeytani hesapları olanların ensesinde, Ebu Zerr-i Gafari’nin kılıcıdır.
-Türkiye dini ve tarihi konumu/mirası gereği islam aleminin dünyaya açılan kapısıdır. Müslüman türk, islamdan çıkamaz, eğer çıkarsa kendisini kaybeder; samimi müslüman/insanların gördüğü, bildiği, yerden çıkan kemirgen bitki gibi mahluk dünyayı kaplar... Müslüman türk, islam ümmetinden ayrılamaz, eğer ayrılırsa herşeyini, tarihini, medeniyetini, köklerini var oluş gayesi, efsanelerini kaybeder.
-Allah(cc) insanları/müslümanları, Korkularını İlah Edinip, “İlahlarını, Küresel Güçler ile Perdeleyen”, İnsanları cehenneme sürüklemede şeytana yardımcı olan, din iman hırsızlarının müsübetinden, en azından imanın en zayıfı, Buğz etmeniz ile korusun, onları bertaraf eylesin. Amin. Haci Bayazit 10.06.2010
#FFFFFF">
İdris Saim
20-07-2010, 19:02:24
#FFFFFF">
1982’de Türk milletine olağanüstü koşullarda ve silahların gölgesinde dayatılan darbe anayasasını değiştirmek için nihayet bir fırsat var önümüzde. Referanduma sunulan pakette neler olduğunu hatırlatalım öncelikle.
Özel surette korunması gerekenler için Pozitif Ayrımcılık Anayasaya girecek.
Kişisel verilerin korunması Anayasa teminatı altına alınacak.
Yurtdışına çıkış yasağı ancak hâkim kararıyla verilebilecek.
Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karsı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerine, toplu sözleşme yapma hakkı verilecek.
Kamu Denetçiliği Kurumu kurulacak ve idarenin isleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyecek.
YAŞ’ın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karsı yargı yolu açık olacak.
Askerlere sivil yargı yolu açılacak.
Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değiştirilecek.
HSYK’nın yapısı değiştirilecek.
12 Eylülcülerin yargılanmasını önleyen anayasanın geçici 15.maddesi kaldırılacak.
Darbe ürünü olan bu anayasa mutlaka değişmelidir. Çünkü bu anayasa birey temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı bir anlayışla hazırlanmıştır. Anayasada temel hak ve hürriyetleri düzenleyen bölüme baktığımızda; vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini ifade eden bir satırlık bir maddenin hemen altında özgürlükleri sınırlandıran koca bir paragrafın yer aldığını görürsünüz. Bu yaklaşım devleti merkeze koyan, vatandaşı yok sayan, insan mutluluğunu önemsemeyen jakoben bir anlayışın ürünüdür. İnsan hayatındaki her şey gibi devletin varlığı da insanı ve toplumu mutlu edebildiği oranda anlamlıdır. Bütün mantığı vatandaşa karşı devleti korumak olan bir anayasanın toplumu mutlu etmesi mümkün değildir.
12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan bu anayasa mutlaka kökten değiştirilmelidir. Çünkü bu anayasa darbecilerin ve mutlu azınlığın ayrıcalıklarını korumaya yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu anayasa azınlığın çoğunluğa tahakküm etmesi için özel olarak dizayn edilmiştir. Bu anayasayla halkın çoğunluğunun oylarıyla seçilen ve icraatlarıyla ilgili her beş yılda bir halka sandıkta hesap veren yasama organı, yargı vesayeti cenderesine sıkıştırılarak etkisizleştirilmektedir. Halktan gücünü almayan organlara, yasama organı üzerinde sınırsız denetim yapma yetkisi verildiği yönetim biçimine demokrasi değil “oligarşik bürokrasi” denir. Çoğunluğun oylarıyla seçilen meclisin anayasa değişikliği yapmasına müdahale etmek; halka egemenliği sen kullanamazsın demekle eş anlamlıdır. Demokrasilerde egemenlik hakkı yalnızca millete aittir. Millet bu yetkisini yasama ve yürütme organları aracılığı ile kullanır. Memnun olmadığında da her beş yılda bir bu tercihlerini yeniler. Demokrasilerde kararları çoğunluk alır. Ancak çoğunluk tarafından azınlığın temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı düzenlemeler yapılması da asla benimsenmez. Demokrasiler bir yandan çoğunluğun iradesini gerçekleştirirken öte yandan da azınlıkta kalan vatandaşların hak ve hürriyetlerini güvence altına alırlar. Bugün karşılaştığımız durum ise bu söylediklerimizin tam tersidir. Toplumun çok küçük bir kesimi olan bir cunta grubunun hazırladığı bir anayasa, halk çoğunluğuna silah zoruyla dayatılmıştır. Bu anayasaya dayanılarak halkın büyük bir çoğunluğuna tahakküm edilmektedir. Temel hak ve özgürlükler kolayca ayaklar altına alınabilmektedir.
Sivil siyasetin önünün açılması, askeri vesayete ve yargı sultasına son vermek için mutlaka demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bugün yargı adeta bir siyasi partinin arka bahçesi gibi çalışmakta, tamamen taraflı ve ideolojik kararlar vermektedir. Anayasa mahkemesi fonksiyon gaspı yapmakta, TBMM’ye ait olan yasama yetkisini kullanmaktan da geri kalmamaktadır. Yapılacak yeni anayasa ile halkın yetki verdiği yasama ve yürütme organları ile didişmeyi görev edinmiş askeri bürokrasi ve yargı tarafsız hale getirileceğinden; kurumlar arası çatışma sona erecek, anayasal organlar arasında uyum sağlanmış olacaktır.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra idam edilen, hapishanelere tıkılan, siyaset yapma hakkı elinden alınan, sürgüne gönderilen, fişlenen milyonlarca Türk vatandaşının mağduriyetini biraz olsun hafifletmek için elbette bu referanduma evet demek boynumuzun borcudur. Halkı sürü yerine koyan darbecilere haddini bildirmek için evet demekten başka yol gözükmüyor. Demokrasi şehidimiz, Türk halkının sevgilisi rahmetli Adnan Menderes’in ruhunun şad olması, kemiklerinin sızlamaması için elbette bu referanduma evet demek gerekir. Cumhurbaşkanlığına aday olmaması için askerler tarafından tehdit edilerek, yurtdışına gitmek zorunda kalan rahmetli Ali Fuat Başgil’in hatırasına elbette bu referanduma evet demek gerekir. Aydınlarımıza suikastlar düzenleyerek milletin bir kısmını diğer kısmına düşman ederek bulanık suda balık avlamak isteyen derin devlet çetelerine inat elbette bu referanduma evet demek gerekir. Referandumda hayır oyu kullanın diyen, elinde binlerce insanımızın kanı olan, İmralı’daki bebek katili terörist başının inadına elbette bu referanduma evet demek gerekir. 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetler sonucu hayatını kaybeden on binlerce vatandaşımızın kanı yerde kalmasın diye elbette bu referanduma evet demek gerekir.
Bu Anayasa değişikliği referandum sonucunda onaylanırsa ilk kez 12 Eylül 1980 cuntasının ürünü olan darbe anayasasında köklü bir değişiklik yapılmış olacaktır. Bir sonraki adım mutlaka bu darbe anayasasından tamamen kurtulup Türkiye’nin hak ettiği sivil, demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılması olacaktır.
Daha çok hukuk, daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük için bu anayasanın değiştirilmesine elbette evet diyorum.
#FFFFFF">
Ruhi BAL
26-07-2010, 10:48:42
#FFFFFF">
Zülum , işkence ve ırkçılıkla yoğrulmuş bir anayasayı nasıl olurda doğruluk abidesi olan Ebuzer(r.a) ile özdeşleştirirsin?Wallahi Ebuzeri kendi ırkçı amaçların için kullandığın için Ebuzer senden hesap soracak.Kürtler Filistinliler gibi kendi doğal haklarını istiyor.Filistini savınan biri niye savunuyor eğer amaç hakk we adalet ise Kürtlerin istediği aynıdır.Mümin biri ikiyüzlü olmaz.İmam Ali(a.s)''Zalim kim olursa olsun düşman ol,mazlum kim olursa olsun yanında ol.'
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.