Dünyanın sosyo-ekonomik konjekturel yapısı içinde
belirlenen politikalar ile kimin nereye, nasıl gittiği anlaşılmaz hale
gelmiştir.
Giriş için büyük kapalı bir kapının arkasında yine kapalı
kapılar var. Açılması zor kapılar olduğu için, hedeflenen kapılara ulaşmak çok
zor. Çünkü onun arkasında saklanan öyle kapılar var ki nereye çıkacağı
meçhul.
Dünya politikasında belirlenen sosyo-ekonomik kurtuluş
paketleri/hedefler ise bu bağlamda gelişmektedir.
Gelişen olaylar bazı Holloywod filmlerini aklımıza
getirmekte, sanki filmin senaryosunu yazanlar bu planları da yazmış gibiler.
Bu konjukturel yapıda Müslümanların pozisyonu çok
belirsiz, çünkü bizlerin asıl hedefi , yani olmasını istediğimiz şekil tam net
değildir. Müslümanlar bu sosyo-ekonomik yapıda onlara verilen rolleri
oynamakta, kendini savunan, hakkını arayan, zulme uğrayanlar olarak
belirlenmiştir. Bu rolü bizler kendimiz üstlenmişiz.Neden? Nasıl ? Ve ne
zaman? Bu rolü bizler kabullenmişiz.
Dünya üzerindeki gelişen olayları farklı bir açıdan
analiz ettiğimizde ortaya çıkan, teknolojinin insanı çok zorladığı, yani
insan üzerinde hakimiyet kurduğunu görmekteyiz. Kendimiz artık yöneten olmaktan
çıkıp belirli programların bir parçası olduğumuzu görürüz (İnsanlık olarak)
Artık hesaplar yapılırken ön planda, insanın kendisinden öte uygulamadaki
planın/programın varlığı sözkonusu olmaktadır.
Planların ya da programların başarılı olması için
milyonlarca insanın ölümüne anında karar veriliyor; hakimiyet sahibi tek
gücün, programı kuran ve başarılı olmasını sağlayan ana faktördür. Çünkü
uygulanan programlar insan yapısına ters, insanı yozlaştıran ve insan ruhunun
programın bir parçası olma zorunluğunu getiren çıkarcı, çıkarcı olduğu kadar da
« BÜYÜKLÜK » taslayan bir programdır.(sistemdir/Oyundur)
Bu bağlamda tabi ki en çok zulüm gören biz Müslümanlar
olmuşuzdur, o da inancımızdan kaynaklanmaktadır. Bizler hep savunma rolünü
almışızdır, çünkü saldırıya uğrayanlar hep bizler olmuşuz. Bunu da
baskı zoruyla, zulüm ile bizlerden inaçlarımızı kendi
sosyo-ekonomik yaşantımızdan ayırıp izole ederek zaman içinde dejenereleştirip
kendi kimliğimizden uzak olmamıza neden olmuşlardır.Bundan dolayı hızla gelişen
sosyal ve ekonomik yapılanmaya ayak uyduramamışızdır.
Bu belirsizlikten ve gelişen bu hızlı yapılanmadan
kendimizi kurtarmak için ya da parelel bir uyum için çıkış kapıları
aramışızdır, önümüze gelen her kapıyı bir kurtuluş olarak algılamış ve o
kapıdan çıkmak istemişizdir ama o kapıdan geçtiğimizde karşımıza birçok kapılar
çıkmıştır ve her defasında aynı sıkıntı ve sorunlar ile karşılaşmışızdır. Bazen
bu programda bize yeşil kapılar çıkmıştır ve o kapıların kurtuluş olduğunu
zannedip el attığımızda karşımıza bu sefer tam tersi zulüm kapısını açmış
olduğumuzun farkına varmışızdır. Bu şimdiye kadar hep böyle olmuştur.
Bu matriz içinde hayat normal seyrinde,
insanın fizyolojik ve naturel olan tüm ihtiyaçları belirli ölçüde karşılanmış,
program gereği bizlere belirli hayat akışı verilmiş, herkes kendi rolünü
belirli testlerden sonra seçiyor: doktor ,isci, ………….vs
Biz Müslümanlar bu matriz içine hapsolmuş birtakım
kurtuluş yolları aramaktayız. Kimilerimiz bu matriz içindeki
sunulan virtuel dünyayı diğer insanlar gibi kabul edip programın istediği oyunu
oynamaktayız, kimilerimiz ise bu oyunun içinden çıkmak istemektedir,
kimilerimiz ise bu oyunu bozmak istemekteyiz ki bu da oyunu programlayanlarının
istemediğidir, korkulu rüyasıdır.
Ama oyunu bozmak isteyen çok azdır, az çünkü bunun bir
oyun olduğunu bilen azdır.
Bu matriz oyununda insanlık mücadele vermektedir.
Bu oyunu kabul eden insanlar, bu oyunu kabul etmeyip başka oyun oynamak isteyen
insanlar ve bu oyunu bozmak isteyen insanlar.
İnsanlığın ilk hatırlayacağı şey insan olduğudur, oyunun
bir parçası değil, o da kişinin hürriyetini kazanmasıdır ki oyunun bir parçası
olmaktan çıkar, oyunu bloke eden bir bir fert « insan »
kimliğini alır, dolayısı ile hemen sizin başınıza o programın savunucuları
üşüşür,(anti-virius), sizi yok etmek ister.
Biz Müslümanların bu oyunu bozacak birçok verileri var,
ama bizler bu verileri gereğince kullanamıyoruz, bu verileri tam olarak
bilmiyoruz ya da bu verileri kullananlar ise kendileri için « Bağımsız
bölgeler » oluşturmuş, burda oyun ve program hariç yaşamlarını sürdürmeye
çalışıyorlar, fakat oyun bozulmuş değil ve bu oyun içinden çıkmış değiller,
sadece bağımsız bir bölge, fakat bu bölgelerde de oyunu kuranlar casuslarını
sokmuşlardır.
Bizlerin bu matrizde yapabileceği ilk şey HÜR olmasıyı
bilmek olacaktır, yani kendi iç dünyamızı (Ruhumuzu)oyunun bir parçası olmaktan
kurtarmamız gerekmektedir. Bizlere verilen İslami rolü değil kendi inandığımız
İslamı tanıyıp yaşamamız gerekmektedir, bu İslam oyununu programlayanların
bizlere şuur altı verdiği İslam olmamalı.
İnsanlığın geçmişine bakıp tarihten gelen veriler ile
ayırt etmeliyiz. Bunun örnekleri bizlerin tarihinde çoktur bu da bizim
tarihimizde gerçek İslamı bulma ve tanımaya imkan vardır .
Fakat, oyun kurucular tarih konusuna da el atmışlardır ve
gerçekleri saptırmışlar ya da değişime uğratmışlardır. Ama gerçekleri
silememişlerdir, Hakikat’i yok edememişlerdir.
Peygamberimizin hayatında gördüklerimiz, şehadeti
esnasında yaşanan olaylar, şehadetinden sonra yaşanan olaylar, ve en önemlisi
KERBALADA Peygamber torununun yaşadığı olay, bizlere ışık tutmaktadır. Bu
olaylara matriz programlayıcısını gözü ile bakmamalıyız, yoksa Kerbela’yı ,
Resulullahı anlayamayız, Kitabı Kerimi, Kuranı anlayamayız dolayısı
ile bu matriz oyununu deşifre edemeyiz.
Onların sunmuş olduğu versiyon ile farkına varmadan
oyunun bir parçası olarak hakikat adına hakikata karşı mücadele veririz.
Bu oyunda teknoloji büyük bir rol oynamakta öylesine ki
teknoloji artık bizim hayatımızı bir parçası olmaktan öte bizlerin kendimiz
olma yönünde ilerlemekte, eğer kendimize gelemezsek teknolojinin sırtına binip
dizginleri alamaz isek bu oyunun içinde hapsolup kurtuluşa eremeyiz.
Bu oyunu bozmak, insan olmaktan geçer bu da tevhid ile
sağlanır,
Emirel Muminin dediği gibi « Bizim ibadetlerimiz
Hür’lerin ibadetidir. »
Oyun kurucusu diyor ki bizleri ve her şeyi yaratana :
« Onları sana ibadet eden bulamayacaksın, sadece sana kalben itaat edenler
hariç »,
Bizleri yoktan var eden Allah (cc) diyor ki :« Senin
gücün ancak senin oyununu kabul edip oynayanlara olur »
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.