Ne Güzel Bir Şehir Kurulmuş; Mavilikler ve Yeşillikler Arasında
07/06/2010 - 09:09
BİLAL ATIŞ
Birçoğumuz
yıllar evvel İstanbul’un kasvetli semtlerinde yaşamaya çalışırken, zaman
içerisinde gelişen ekonomik durumumuz vesilesiyle daha yaşanılabilir yeni
semtlere taşındık. Güzel İstanbul’umuzun farklı semtlerinde akrabalarımızla,
dostlarımızla yıllarca beraber olduğumuz komşularımızla hayatımızı idame
ettirirken, şimdi daha güzel ferah, huzurlu, çocuklarımızın rahatça oyun
oynayabileceği, araçlarımıza daha rahat yer bulabileceğimiz, yeşil güvenli bir
ortamlarda yaşayan komşular olduk. Pek çoğumuz arkadaşlarımıza buraları tavsiye
ederek sevdiklerimizi de buralara çektik.
Birçoğumuz sabah yeşillikler
arasındaki evimizden çıkıyor ve iş hayatının o bunaltıcı ve şehrin stres dolu
zamanlarından sonra akşam evimize dönüyoruz. Aklımızda günden kalan bir sürü
soru ve problemlerle. Bunları düşünerek otoparkta ya da otobüste komşularımızın
yanından geçip gidiyoruz. Birkaç kat üzerimizde oturan kimdir tanımıyoruz.
Belki de Yıllardan beri görüşmediğimiz, çok yakın bir dostumuz, okul
arkadaşımız, asker arkadaşımız belki diğer blokta eski işyerinden mesai
arkadaşımız hemen yanı başımızda ama farkına varamıyoruz. Bir tesadüf vuku
bulmasa birbirimizin farkına bile varamamaktayız.
Ne iş
yapar bilmiyoruz. Bir derdimiz işimiz olsa, bir ticaret yapmamız gerekse, bir
sürü kaynaklardan tanıdıklar bulmaya çalışıyor ama hemen yanımızda bizimle aynı
havayı soluyan kapı komşumuzun ne ile uğraştığını bilmiyoruz. Evet, modern
yaşamda belki şehrin merkezine göre daha refah içinde olan kocaman bloklara
kendimizi hapsettiğimizin farkına belki de varamıyoruz.
Hep
büyüklerimizden ya da ramazan günlerinde televizyonlardan Eski İstanbul
görüntüleri ve komşuluk ilişkileri ile ilgili konuşmalar duyuyoruz. Bir ah
çekip “nerede o günler deyip geçiyoruz”. En değerli varlıklarımız çocuklarımız
için ise bir masal gibi geliyor.
“Bir
kahvenin kırk yıl hatırı vardır”. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” diye
çocuklarımıza atasözlerini öğretiyoruz. İyi bir şey yapınca; biz büyüklerimizden
böyle gördük deyip eskiye paye çıkartıyoruz. Peki, çocuklarımız bizlerden neler
görüyor. Kendi çocuklarına bizlerden neler aktaracak, kaçımız bunları düşünüyor
ve bunlarla dertleniyoruz?
Haydi,
hep beraber çocuklarımızla parklara inelim. Onların gözlerindeki o küçük ve saf
mutlulukları paylaşalım. Banklarda oturup birbirimizi tanıyalım, dinleyelim,
dertleşelim, paylaşalım. Sevgiler paylaştıkça çoğalır sıkıntılar paylaştıkça
azalır. Kat kat beton binalar arasında çocuklarımızın o neşe dolu gülücüklerini
yeşertelim.
SELAM ve güler
yüzlerimizi birbirimizden esirgemeyelim. İster selamın aleyküm ister merhaba
ister günaydın ister hayırlı sabahlar ya da hayırlı işler… Çocuklarımızın o
temiz, boş henüz kirlenmemiş dimağlarına argo, bize yabancı olan kötü sözler
yerine bu sözcükleri yerleştirelim. Saygıyı ve paylaşmayı örnek olarak
öğretelim. Çocuklarımız bizlerden sevgi miras alsınlar ve hoşgörü nedir
annelerinden babalarından öğrensinler. Dünya hayatının geçici kargaşalarıyla
kirlenmesin tertemiz dimağları.
Coğrafyamız
içinde gerçekten güzel bir şehirde yaşıyoruz. Denizin maviliği ve renk renk
açan çiçeklerin caddelerimizi süslediği bir İstanbul’da ve pek çoğumuz
yeşillikler içinde sitelerde yaşıyoruz. Bu güzellikleri şehrin manevi iklimine
de yansıtmak ve sevgi dolu yüreklere sahip çocuklar yetiştirmek hepimizin
görevi değil midir?
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.