‘Annemiz’
hakkında birkaç söz yeterli olmaz, devam etmeli.
Allah’ın adıyla başladık.
O Allah ki, ondan gayrisi methedilmeye layık değildir, o Allah ki ondan gayrisi
sevilmeye layık değildir. Allah için sevmeli. Allah’ın rengiyle renklenenleri
sev ki O’na ulaşasın. Bizzat Allah’ın rengiyle boyanmış fakat bir hane var
cihanda. O evin de bir hanımı vardı, fazla değil.
Eğer bir kimseye
cihandaki bütün gam ve kederi bir evde cem etmesi için kudret bahşedilse,
Fatıma’nın hanesindeki hüzünden daha fazlasını bir yere toplayamaz.
Allah, kızların en
musibetlisini verdi, en musibetli babaya. Çünkü Fatıma peygamberlerin en çok
imtihan görmüş peygamberinin ‘Anne’sidir ve ‘Musibetler Anası’nın da.
En çok imtihan
görmüş evet, beşerin idrak sahasını geçecek imtihanlar, geçelim, geçmeli. Peki
Zehra Peygamberin annesi mi kızı mı? Her ikisi de. Peki, nasıl oluyor bu?
Kâmilen derk edecek bir tek Emirul Muminin var âlemde. Umumun da kabul ettiği
üzere ‘Ümmü Ebiha’ kelimesiyle adlandırdı Allah Resulü: ‘Babasının Annesi’.
Fatıma âlemin en büyük muammasıdır.
Musibetler
Anası’nın da anasıdır, dedik. Kimin cesareti var Zeynebin hüznünü sayacak? ‘Eman
ez delé Zeyneb’; Zeyneb’in gönlünden amân! Zemin ve âsuman o anlarda
sarsılıyordu, ama o ‘Allahın Arslanı’ misali, musibetler mukabilinde dimdik
durdu. Ama O’nun kalbinin tufanları insanoğlunun dayanacağı cinsten
değil.
Bu, hitap
güzelliği olsun diye yazılmadı, bir hakikatin beyanıdır bu.
Bundan yirmi küsur
yıl önce, merhum İmam’ın vefatında, o ülkede bulunan var
mıydı aranızda? Ya da bulunan kimseler size hiç anlattı mı, ne
oldu gerçekten orada? Bana anlattılar. Küçük bir kıyamet olmuştu. Bir mahşer
meydanını andırıyordu adeta. İnsanlar neye uğradıklarını şaşırmışlardı.
Ne yapmalı, nereye gitmeli, kime sığınmalıydı? Milyonlar feryat etti, ağladı,
inledi. Belki kırk gün boyunca, hemen her yer kapalı, hemen her yer siyah,
hüzün ıstırap neymiş anladı o millet. Benim sözüm ise hemen burada.
İmam kendisini bir hizmetçi olarak görüyordu, Âlemin Hüccet’inin. Hizmetçinin
ölümüyle dünya yüzümüze kararmıştı. Peki Allah’ın yeryüzündeki halifesinin
vefatını hayal edin.
Zeynep, Beş
Masum’un rıhletini derk etti, hem de bizim gibi uzaktan değil. Yakından, en
yakından… Ve o beş masum hilkatin en üstün beş varlığıydı ve sıradan bir
şekilde dünyadan gitmediler, hepsinin hikayesi yaratılışın en elemli
hikayesidir. Zulmün, mazlumiyetin tarihini baştan sona gördü. Sonda Kerbelayı
yaşadı, sonra Şam…
Kerbela demişken,
Hüseynin annesi kimdi sahiden? Kerbela sahnesinin sahibesi kimdi? Musibet mi
dediniz.
Reva mıydı sahiden
bütün masum evlatlarının mazlumane katledilmeleri? O evlatlar ki varlık
semasının en parlak yıldızlarıydılar, o evlatlar ki Allah’ın dininin rükunlarıydılar.
İmam Zeynel Abidin; ‘Peygamber, Ehli Beyt’e itaat edin yerine
onlara zulüm edin deseydi bundan daha fazlasını yapamazlardı’ dediği
zulümler Fatıma’yla başlamıştır. İşte bu sebepten mazlumiyetin asıl tarihi O’nunla
alakalıdır. Ve bundan dolayı olsa gerek, Hazreti Sadık: “ Bu musibeti anarken ağlamayan göz, aydınlık yüzü görmesin”
demiştir.
Bazı meseleler
tatmalıktır diyordu, biri, bir minberde. Fatıma’nın musibetini hiç kimse derk
edemez demişti. Çünkü anlamak ve derk etmeye kabil bir şey değil bu.
Ve Ali’nin hüznünü
de, Fatıma’nın ardından. ‘Senden
ayrılmak bana çok zor geliyor’ demişti. “Bu musibet yürekleri dağlayan, ciğerleri parçalayan acı bir musibettir!
Bu musibet, tesellisi olmayan ve yatışmayan bir musibettir, hiçbir acı olay
bunu telafi edemez.”
Bir kimse düşünün.
Ordular onun ismiyle titriyor, dağ gibi zorlukların karşısında dağ gibi
duruyor. Allah’ın dini onun eliyle ayağa kalkıyor. Beşeriyet âleminde ondan
daha heybetli kimse tanınmıyor. Anlaması zor hakikaten. Fatıma –annem babam
evladına feda olsun- kimdi ve dünyadan gitmesi ne kadar büyük bir olaydı ki bu
kimse bu olayı işittiğinde ömründe ilk kez dize geliyor, yere yıkılıyor, feryat
ediyor, kendinden geçiyor. Evet, Fatıma’nın şehadet haberini cennet
gençlerinin efendileri, babalarına yetiştirmişti. Mescitteydi o sıra Allah’ın
Arslan’ı. Ali’nin mazlumiyeti de o günden itibaren başladı.
Fatımanın hüznü
hakkında konuşmanın zamanı yoktur. Büyükler, arifler, bilenler, hatta her gün
Fatıma’ya mersiye okusanız yeridir demişler. Kendi kendinize, bir köşede,
birkaç dakika, kâfi. Yeniden Fatımayı ve Onunla alakalı her kesi ve her şeyi
düşünün bu cümleyle karşılaşmanız mümkündür: Musibet pervane olmuş Fatıma’nın etrafında döner. Bütün
günleri Eyyamı Fatımiye sayın. Çünkü din O’nsuz düşünülemez.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.