Güneşin yokluğunda üzerimizi örten örtüye yıldızlar düşüyor
Geceye düş..
Düşünü geçmişinin karanlık izlerinden koparabilenlere aydınlık yarınlar düşüyor
Zamansız ve mekânsız karambollerde..
Bir ağıtın, gözyaşı ve yasla dizilmiş kara notalarına düşüyor bedenler!
Henüz sıralanamamış cümleler bakakalıyorlar ağır ve soluksuz efgan müfrezelerine..
Evler ateşlere ve gökyüzü griliğine emanetken bombalaşma izlerinin
Bir kadının çığlığı düşüyor üzerime..
Üç müdür beş midir yaşı bilemediğim
Yaşı gözlerinde saklı bir çocuğun gözyaşları düşüyor üzerime..
Griye bulanan kentin yüreği gözlerinde saklı o çocuğun bakışlarını fırlatıyorum hâlden anlamayan dünyanın yüzüne!
Kan mı, yaş mı, barut mu, ceset mi?
Ne olduğunu anlayamadığım
Rüzgârın bile eserek içine karışmak istemediği topraklara emanet kaldı çocuklar..
Görülmezlikten, görülse de acısı hissedilmezlikten gelen hangi coğrafyanın toprak kokusudur bilinmez;
Bilemediğim bir savaşın korkusu düşüyor üzerime..
Filistin’de kutlu bir bayram sabahının özlemi düşüyor yüreğime!
Ramallah’ın sararmış bir sokak arasındaki küçük kız!
Bir gün Gazze’ye yolun düşer mi dersin?
Bakışlarındaki sıcak denizler hayır mı şer mi..
O gün senden sorulduğumuzda
Yalnız bırakılmışlığınla bizden yana Yaradan’a ne dersin..
Bilge ŞAHİN