1979 yılının şubat ayında, İslam İnkılabının gerçekleşmesinin akabinde, 1980 yılının eylül ayında, Türkiye’de askeri darbenin gerçekleşmesini takip eden senelerde Türkiye’de etkin olan kişilere yönelik bir takım fail meçhul cinayetler meydana geldi.Geçen 30 yıl zaman zarfında bu failli meçhullerin birçoğu ne hikmetse aydınlanmadı. Bu faili meçhul vakalar gündeme geldiğinde her defasında Türkiye’deki birtakım Siyonist ve Emperyalist güçlerin güdümünde ve kontrolünde olan medya bu cinayetleri yapanlar için her zaman İslam inkılabını adres gösteriyorlardı. Bu yaklaşımları ve şom emelleri ile ayağı çıplakların devrimi ve hakların umudu olarak gerçekleşen İslam İnkılabı ile Müslüman Türk halkı arasında büyük tabu duvarları inşa edip inkılabın erdemli yönleriyle bu halkın tanışmasını ve güzelliklerinden etkilenmelerini engelleyerek, İran özelinde emperyalist ve Siyonist karşıtı dini anlayışa karşı bir antipati oluşturmaya çalışıyorlardı.
Bu satılmış medya, bu şeytani çalışmaları ile Siyonistlerin ve müstekbirlerin bu doğrultudaki emellerinin gerçekleşmesinde onlara büyük yardımları olmuştur. Yıllarca İslam İnkılabı aleyhine hiç mesnedi olmayan nice iddiaların Siyonist destekli televizyon kanallarından ve gazetelerden ‘’flaş haber’’ olarak verildiğine şahit olduk. En son gelinen noktada ise Türkiye’de devlet zihniyetinde meydana gelen yeni yapılanmalara paralel olarak yapılan Ergenekon operasyonları, Cunta’cıların ortaya çıkarılması, karanlık güçlerin deşifresi ile bütün bu faili meçhul olaylara ait karanlık dosyaların sahipleri de ortaya çıkıyordu.Bütün bu faili meçhul olayların arkasında bu kanun dışı olan karanlık yapılanmaların olduğu, yıllarca İslam İnkılabına atılan iftiraların hangi amaca yönelik olduğu bütün Türk kamuoyu tarafından açık bir şekilde artık anlaşılıyordu. Maalesef yıllarca inkılaba karşı yapılan bu alçakça ve asılsız iddialar mesnet kabul edilerek, komşu ve kardeş İslam ülkesiyle tarihi, ırsi, akrabalık açısından büyük bir bağa sahip olan Türkiye’deki Caferi vatandaşları da büyük ithamlara maruz kalmışlardır.İslami ilimlerinin bugün merkezi yerlerinden biri olan Kum ilim havzalarında toplumuna faydalı olmak için en doğal ve insani bir hakları olan ilim tahsil etmeye giden Türkiyeli Müslümanlar nerdeyse terörist muamelesi görerek psilolojik baskılara uğramaktaydılar.
Yıllarca, Siyonistlere hizmet veren, halkın manevi değerlerine yabancı ve halktan kopuk olan bu karanlık güçlerin Türkiye siyasetine yön verdikleri için komşu İslam ülkeleri ile barışa ve sevgiye dayalı siyasetlerinin yerine düşmanlık ve kin anlayışına dayalı politikalar yürütmüşler; bunun neticesinde ise bu ülkenin insanları maddi ve manevi yönden büyük kayıplara uğramıştır.Bu politakaların neticesinde ise kaybeden taraf bu toprakların gerçek sahipleri, kazananları ise Siyonistler ve emperyalistler olmuştur. Bu yaklaşımlar ortak bir kültür ve din anlayışına sahip iki büyük halkları arasında tabu, bağnazlık duvarları inşa etmekten başka bir işe yaramamıştır.Türkiye’de son zamanlarda yapılan operasyonlarla bu karanlık güçlerin tavsiye edilmesiyle beraber yeni oluşan devlet anlayışındaki komşularla sıfır problem stratejisi olumlu bir gelişme olarak kabul edilebilir.İki ülke arasında yapılan birtakım ticari anlaşmalar bu maddi kazanımlarla beraber kültür alışverişi yönünden de toplumların kaynaşmasına , gelişmesine zemin ve katkı sağlayacaktır.Zaten yüce Yaratanın insanları farklı ırklarda yaratması da onların birbirleri ile tanışarak, kaynaşarak yaşama dair tecrübelerini aktarmaları ve güzelliklerini paylaşmalarına yöneliktir.
Bu yansımanın en bariz örneğini son günlerde Uluslararası Nükleer Zirve için İran’ın Başkenti Tahran’daki bir toplantıya katılan ‘Haber7’ internet sitesinin yazarlarından Ahmet Gemici’nin, 31 yıl da geç kalınmış olsa yaşadıkları ve şahit oldukları güzelliklerdir.Çağın put kıranı olan İmam Humeyni’nin(r.a) o mütevazi yaşamının yansımalarını kendi gözleri ile görünce kendi tabiriyle:’’ Müslümanlığımdan utandım.’’ demesidir. Yazar, ’İmam Humeyni’den Müslümanlara Mesajlar’ isimli köşe yazısında şöyle devam ediyor : ‘’İmam Humeyni’nin devrim sonrası 10 yıllık hayatını bu kiralık evde geçirdiğini öğrenince inanın Müslümanlığımdan utandım.Malın mülkün her şey olmadığını istenirse temel ihtiyaçlarla mükemmel bir hayat sürdürülebileceğinin bir kanıtı gibiydi o mütevazi ev.İstanbul’un sıradan bir mahallesinin sıradan bir evinin bile onun kiralık evinin yanında çok lüks kaldığına bizzat şahit oldum. Daha iyisi, daha güzeli, daha kalitelisi, en tanınmış markalısı anlayışıyla yaşam süren günümüz Müslümanlarının Humeyni’nin evini görmesini isterdim. Sürekli yokluktan, yoksulluktan şikayet edenlere, İmam’ın evi aslında çok şeyler anlatabilir.’’
Yazarın, güzel ve kayda değer diğer bir tespiti ise yine çok geç fark edilmiş olsa da hemen yakınımızda İmam Humeyni’nin tüm dünya Müslümanlarına örnek bir kimlik, örnek bir şahsiyet olarak duruyor olması tespitidir. İmam Humeyni’nin gösterişten uzak hayatı, emperyalizme karşı verdiği mücadele, ilim ve sürgünlerle geçmiş bir ömür her türlü takdirin üzerindedir diye belirtmesidir. Rahmetli İmam’ın(r.a) yapmak istediği devrim de işte buydu. Düşüncelerde , fikirde devrim. Aslında, Siyonistlerin ve Emperyalistlerin korktuğu şeydi bu anlayıştır. Onun için bu şer güçlerin amaçları ,inkılap ile halklar arasında asılsız, temelsiz iddialarla düşünceye dayalı kalın tabu duvarları inşa ederek bu olumlu etkilenmeleri engellemekti.Bu tabular yıkılması ancak böyle insaflı kalemlerin gördükleri güzellikleri, erdemleri toplumlara bu şekilde izah ederek muhabbet tohumları ekmesinden geçmektedir.
Özellikle son zamanlarda İslami İran’a yönelik olarak nükleer gelişmeyi engellemek için emperyalistlerin , Batılı ve Doğulu nerdeyse bütün ülkelerin birlik olarak ambargoların, baskıların şiddetinin artırılmasına yönelik birlikteliklerini de bu doğrultuda okumak gerekir. Bu, müstekbir güçler şunu çok iyi biliyor ki eğer İnkılabın; kültürel, siyasi , ilmi, teknolojik ve diğer alanlarındaki gelişmeleri bu hızıyla inkişafına devam ederse, Müslüman ülkeler ve halkların umudu olmaya devam ederek bu küresel sömürü zihniyetlerin halkları sömürme ve onları ezme alanları daralarak çıkarları tehlikeye girecektir.Türkiyeli Müslümanlara düşen bu güzelliklerden bütün bağnazlıklardan, tabulardan uzak durarak faydalanmak olmalıdır. Evet, hemen yanı başımızda büyük bir kültüre, büyük bir devrime ev sahipliği yapmış bir ülke durmaktadır.Gerçekleşmesi ile beraber uluslar arası emperyalist sistemin düzenin alt üst eden ve üzerinden geçen 31 yıl akabinde Müslümanlar için her alanda bir laboratuar konumundaki İnkılabın yanında yer alarak ilim, teknolojik,nükleer enerji, tıp, nano teknoloji ve değer birçok alanlarda kendi maddi ve insan gücü, öz kaynakları ile elde etmiş olduğu kazanımlardan istifade etmek olmalıdır.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.