Bismillahirrahmanirrahim
Ümmet Olma Bilinci
‘Hizbullah ile beraber savaşmak bütün ümmete vaciptir! Biz Lübnan Hizbullah'ının sancağı altında savaşıyoruz". Evet bu değerli sözler , İhvanı Müslimin hareketi genel mürşidi Muhammed Mehdi Akif’e ait beyanatlardır. İslam’a karşı global ölçekte; ABD ,İsrail ve onların işbirlikçilerinin; kültürel, askeri, ekonomik alanlarda verdiği savaş hepimizce malumdur. Bu emperyal, sömürü güçler , Müslümanları katlederlerken ve sömürürken kesinlikle Şia, Sünni ayrımı yapmayarak hepsini potansiyel zulüm hedefi olarak görmektedirler. İşte bu noktada yukarıda söylenen sözler ümmet olma bilinci ve sorumluluğu noktasında tam yerinde ve isabetli bir yaklaşımdır.
Müslümanlar arasında zamanımızdaki bölünmüşlük, parçalanmışlık, dağınıklık bugün de bu zalim güçlerin iştahını aşırı derecede kabarmaktadır. Acaba ümmetin bu durumu bir kader midir!? Yoksa rahmet midir!?. Hayır kesinlikle bunların hiçbirisi değildir. Sadece ümmet olabilme noktasında bilinç ışıklarını yakamamanın oluşturduğu kaçınılmaz sonucudur.
Günümüzde artık Avrupa ülkeleri, aralarındaki bütün sınırları kaldırarak Avrupa Birliği adı altında bütün güçlerini birleştirmektedirler. Birleşmiş Milletler, NATO vb. ittifakların durumu ve sonucu şunu göstermektedir ki bugün işbirliği ve ittifak yapan, birleşen kardeş milletler yarınlara yön vererek geleceğe hâkim olabilecektir. "Küfür tek millettir" prensibini hayata geçiren küfür dünyası global ölçekte tek bir devlet olmaya doğru hızla giderken, Müslüman dünyanın mezhep, meşrep ve yöntem kavgalarıyla birbirileriyle uğraşmaları kısır çekişmelere takılıp kalmaları izah edilecek gibi değildir. .Bir çok ortak değeri olan en azından ortak noktaları , ayrılma noktalarından çok, çok fazla olan İslam mezheplerinin, ekollerinin buluşma noktalarında birleşmeleri, ümmet olma şuurunu yakalamaları kaçınılmaz bir zorunluluktur.
İslam İnkilab’ı rehberi bu noktada şöyle buyurmaktadır:
“ İslam, müslümanların kardeş olmasını ve kardeşçe davranmalarını istiyor. Sünniler veya Şiilerin ,ya da başka bir mezhebe mensup olanların kendi dar çerçevelerinde kardeş olduklarını söylemiyor. İslam “Müminler kardeştir” diyor. Yani kim ki Kur’an-ı Kerim’e, İslam dinine, tek bir kıble Kâbe’ye inanıyorsa mümin sayılır ve müminler kardeştirler.”
Evet İslam’ın tebliğ ettiği şey budur.İslam ümmetini birbirine kenetleyecek etkenlerden biri, bu ümmetin sevgili peygamberi Hz. Muhammed –saa- nin bütün İslam mezhepleri tarafından özel bir şekilde sevilmesidir. İslam inkılabı rehberi bu konuda şunları kaydediyor: “İran İslam Cumhuriyeti’nin İslam dünyasını vahdete çağırdığı kıstas ve eksen Nebiyyi Mükerrem’in Mukaddes varlığı ve yüce adı’dır”.
Artık bu ümmetin, ümmet olma bilincini oluşturmada önündeki en büyük engellerden olan; Kur’ani anlayıştan uzak, nefsani ve şeytani düşünce ve görüşlere sahip ,gayri müslimlere gösterdiği hoşgörüyü bu ümmetin öz evlatlarına göstermeyen; sahte alimlerden, saray din adamlarından, karanlığa gömülü aydınlardan! Din tüccarlarından, dini anlayışı kurtararak gerçek manadaki ’dinin adamlarının’ önderliğinde ümmet olma yolunda bilinçlenmelidirler. Bu Müslüman olmamızın kaçınılmaz sorumluluğudur.Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de herkesin bu bilince sahip olmasını emretmekte ve aksi halde bunun neticesinin ne olacağı hakkında şöyle buyurmaktadır. “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (al-i imran/103)
Bu nokta İslam düşünürlerine, kanaat önderlerine, alimlere, yazarlara, çizerlere İslam toplumunu bilinçlendirme ve yönlendirmede büyük sorumluklar düşmektedir. İslam ümmetinde top yekün bir ümmet olma açısından bilinçlenme hareketinin başlaması gerekmektedir. Ve topyekün sömüreye, zulme karşı mücadele etme, direnme zorunluluğu vardır.
İslami İnkılabı rehberi , İslam aleminin sultacı ve hegemonyacı güçlerin tehdit ve tefrikacı girişimlerine karşı mücadele etmek için bir çok imkan ve araç-gereçlere sahip olduğuna değinerek şunları vurguluyor:
“Acaba İslam ümmeti, sömürgeci güçlerin saldırı ve işgal politikaları karşısında kendi varlığını savunacak güçte değil midir? Bunun cevabı, Evet “Savunma gücüne sahiptir”den ibarettir. Çünkü İslam ümmeti kendi temel haklarını ve varlığını koruyup, savunacak birçok kabiliyet, araç ve gereçlere sahiptir. Çünkü İslam ümmeti, büyük bir nüfusa, zengin kaynaklara, seçkin ve olgun insan gücüne, manevi birikime, zorbalara karşı direniş gücüne sahiptir. İslam alemi en eski kültür ve medeniyet mirasına ve geniş imkanlara sahiptir. Bu yüzden İslam ümmeti bizzat ve pratikte kendini savunabilir. Peki niçin kendi haklarımızı savunamıyoruz? Çünkü farklı bahanelerle birbirimizden ayrılmışız, birlik ve dayanışma içinde bulunmuyoruz.”
Ümmet olma bilincinin olmazsa olmazı birlik ve dayanışmadır. İlâhî vahiy, evrensel özelliklere sahiptir. İslâm birleştirici tüm değerleri içerdiği için, tüm insanlık ailesine ulaşmak ister. Ümmet bilincinin yeniden hayata hâkim olabilmesi için yerel, bölgesel, ulusal farklılıkların aşılabilmesi gerekir. Klişelerle, sloganlarla, tarafgirlikle sağlam bir kardeşlik, köklü bir cemaat ve evrensel ümmet teşkil edilemez. Gerçek bir cemaat yapısı güçlü kişiliklerle, bilinçle inşâ edilebilir.
Evet bizler eğer bu zamanda ümmet olma bilincini gerçekleştiremeyerek küfür karşında birlik ve beraberliğimizi sağlayamazsak, aşağılanmaya, ezilmeye, kaynaklarımızın yağmalanmasına, sömürülmesine, ortak manevi değerlerimizin ayaklar altında onurumuzla beraber çiğnenmesine şimdiden razı olmak zorundayız.
Günümüz müstekbir ve zalim güçlerinin elindeki en büyük silah teknolojik silahlar değildir. En büyük silahları Müslümanlar arasında tefrika çıkararak, zayıf düşürerek sömürmektir. Ne kadar güçlü kitle imha silahlara sahip olunursa olunsun sonuçta ülkenin bütün doğal kaynaklarını tahrip edeceğinden tam bir sömürü gerçekleşmez. Mazlumların kanlarıyla beslenen bu kan emici yarasalar tefrika çıkararak, böl, parçala, yut politikasıyla ülkelerin kaynaklarına zarar vermeden insanları mahvedip, birliğini yok ederek azami derecede sömürü gerçekleştirmektedirler.
Zalimlerin, sömürgeci güçlerin bu amaçlarını önlemenin yegane yolu ümmet olma bilinci içinde küfre karşı topyekün direnme, karşı koymaktır. Evet bu sözümüzün yorumunun en canlı örneğini çok yakın geçmişte Lübnan halkı Siyonizme karşı verilen ‘33 günlük’ savaşta ortaya koydu. Siyonistler ve onların hamileri mazlum halkın evlerini ,köprüleri, yolları vs. yıktılar ama o halkın gönlünde oluşmuş olan ümmet olma bilincini yıkamadılar. Bundan dolaydır ki bu savaşın neticesinde kaybeden siyonistler ve onların sömürgeci ortakları oldu. Bu noktada tüm İslam aleminin halklarının, bilinçli ümmet olma açısından; direnişci, şuurlu, onurlu Lübnan halkından alması gereken çok dersler olduğuna inanmaktayım
Yüce Allah ümmet olma bilme bilincinin neticesinde bize dünya ve âhiret güzelliğine şöyle dâvet etmektedir:
"Ey iman edenler! Hepiniz topluca barışa, birlik ve dirliğe (Silm’e, İslâm’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır." (2/Bakara, 208)
"Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir." (8/Enfâl, 46)
"Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felâh (kurtuluş) bulanlardır." (59/Haşr, 9)
Bütün ayrılıkların, farklılıkların ortadan kalkarak ilahi evrensel adalet hükümetinin kurulmasıyla , kamil manada ümmet bilincinin oluşacağı, Adalet güneşinin doğacağı sabahın çok yakın olması ümidiyle…