Hazırlanış aşamasından itibaren tartışmaları yakından
takip etmekteyim. Şii Çalıştay’ı hakkında ve Türkiye Şiilerinin sosyolojik
tahlillerine dair makalelerden oluşan kitap çalışmam hazırlanırken, Türkiye
Şiilerinin Çalıştay hakkındaki tepkilerini gözlemleme fırsatı bulduğum için çok
mutluyum. Yine de zamanın şartlarını kavramak ve konjonktürel gerçeklikleri
idrak edebilmek için Şii Çalıştayının altında yatan stratejik değerleri iyi
kavramak gerekir.
Şii Çalıştayı hakkında hükümete yakın çevrelerde
yaptığımız temaslar her ne kadar hükümetin bu konuda doğrudan bir plan ya da
programı olmadığını bize gösterse de, Şiiler içerisinden bir grubun bunu
dillendirdiği ve hükümetin de mevcut açılım süreçleri içerisinde bunu
değerlendirmenin kaçınılmaz olduğu gibi bir fikre kapıldığını gördük.
Hükümet cephesinde buna dair bir hazırlık
olmadığını öğrenen birisi olmam hasebiyle bu konuda birkaç temrinde
bulunmak istiyorum. Daha açılım süreçleri başlamadan önce hükümete yakın
kişilerle bir araya geldiğimizde temel hak ve özgürlük çerçevesinin insanların
dil, din ya da ırkına bağlı olarak verilmemesi gerektiği, bir Türkiye
vatandaşının diğer vatandaşlarla eşit haklara sahip olmasının onun en bariz
hakkı olduğu konusunda hemfikir olmuştuk. Daha sonraki süreçte açılım konusu
gündeme geldiğinde, yine Ak Parti’den bir danışman arkadaşımın “Şiiler Açılım
İster mi?” sorusuna ben de gülerek karşılık verip, açılım gerektirecek bir
durumda değiller Şiiler, ancak onların talepleri var ve bu taleplerin öğrenilip
karşılanması gerekir diyerek yanıtlamıştım sorusunu. Yine de tüm bunlardan
kısa bir süre sonra televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde Şii açılımı
üzerine yapılan tartışmayı görünce şaşırmadım da diyemem.
Şii açılımı süreci başladığı zaman, hükümetin bu
konuda hiçbir hazırlığının olmadığını bildiğimden, kulislerde kısa bir
araştırma yapmam konunun arkasında tam olarak nelerin olduğunu görmek için
yetti. Bu konuda bariz bir stratejik hata vardı. Hem Şiilerin yaptığı hem de
Hükümetin. Bu hataları şu şekilde sıralayabiliriz:
Hükümetin Süreçteki Hataları
1.Dünyada bu tür hak problemi yaşayan gruplara
haklarının devlet tarafından iade edilmesi düşünüldüğünde, önce devlet bir akil
adamlar topluluğu(AAT) kurarak, hakları verilecek kitlenin sosyo-kültürel
dünyasını anlamak için veri toplamaya koyulur. Söz konusu AAT bir rapor
hazırlamaya başlar. Örneğin Şii açılımı ve çalıştayı yapılmadan, AAT Şiiler
nerelerde yaşarlar, nüfusları ne kadardır, nasıl bir hayatları vardır, ekonomik
durumları nelerdir, sosyal aktiviteleri nelerdir, doğum oranları-ölüm oranları
vs… gibi Şii toplumuna dair bir tanıma süreci başlatmak zorundaydılar. Şiilerle
mülakatlar yapılmalı ve onların dertleri dinlenmeliydi. Ve daha sonra Şii
Açılımı ve Çalıştayına gerek var mı yok mu, bu eldeki veriler ışığında
değerlendirilmeliydi.
2.Şiiler hakkında evvelden bir zemin etüdü yapıldıktan
sonra onlar hakkında yürütülecek sürecin hangi adla yürütülmesi gerektiği iyi
anlaşılırdı. Şiilerin kendilerini Türkiye’deki Alevilerden ayrı bir kitle
olarak gördüğü bilinen bir gerçektir. Ancak Hükümet, Alevi Çalıştayı altında Şiileri
de„Caferiler“ başlığı altında ele
alarak, Şiilerin dini temayülleri hakkındaki bilgisizliğini yansıtmıştır.
3.Şii Çalıştayı konusunda kendini Şiilerin Türkiye’deki
Lideri olarak gösteren Selahattin Özgündüz beyin tekliflerine güvenen hükümet,
kendini bu sıfatla tanıtan şahsın, Türkiye Şiileri içerisindeki meşruiyetini
hiç araştırmayarak, yanlış bir adım atmıştır. Eğer araştıracak olsaydı,
Selahattin Bey’in Şiilerin geneli için bir camii imamından, Halkalı cemaati
önderliğinden öteye bir şey ifade etmediğini kolayca görecekti.
4.Çalıştay toplantısında sadece camii hocalarından
oluşan bir kitleyi muhatap alan Hükümet, Şiilerin kültürel ve entellektüel gücü
hakkında ne kadar bilgisiz olduğunu göstermiş ve Şii açılımını aslında hiç
ciddiye almıyormuş gibi bir imaj vermiştir. Şii açılımı için oluşturulan çalıştayın
bir bölümü alimlerden oluşacak olsa da, üçte ikilik kısmının da Şii
entelektüeller ve Şii büyüklerinden oluşması gerekiyordu.
Şiilerin Süreçteki Hataları
1.Şiiler Cumhuriyet serüveninin hemen öncesinde Türkiye
topraklarına yerleşen veya Türkiye sınırları içerisinde kalan ve şimdilerde
nüfusu 1,5 milyona yaklaşan bir kitle olmalarına rağmen bugüne kadar
kendilerini anlatma konusunda gerekli hamleleri yeterince atamamışlardır. Bu tanıtma
problemi çalıştay sürecinde de bariz bir
şekilde ortaya çıkmıştır. Şiilerin tanınmadığı toplumda Şiileri anlamak
isteyenler, İran ya da Irak Şiilerini okuyarak Türkiye Şiiliğini anlamaya
çalışmıştır. Oysa Türkiye Şiilerini tanımaya çalışan birisi İran ya da Irak
Şiilerinden farklı alt yapılara sahip olduğunu- veya gerekli alt yapılara sahip
olmadığını- rahatlıkla görecektir.
Açılım sürecinde de Hükümetin mal bulmuş mağribi gibi ilk gördüğü Şii din
adamını tüm Şiilerin temsilcisi sanması manidardır.
2.Şiilerin 1920lerden başlayarak Türkiye’de yaşadıkları
sosyal kırılmaları anlamadan Şiiler hakkında bir süreç üretilemeyecektir.
Şiilerse kendilerini bu yönden de tanımamaktadırlar. Türkiyeli Şiiler kendi kırılma noktalarını,
siyasal algılarındaki yön değişimlerini ve Şiiliğin klasik teorileriyle kendi
hayatlarının ortak ve farklı yönlerini göremiyorlar. Acaba Şiiliğin tarihsel
evriminde Türkiye Şiiliğinin getirdiği yeni bir şeyler var mıdır sorusuna kaç
kişi yanıt verebilir Şii toplumunda? Türkiye Şiileri kendilerini
önemsemedikleri için bu sürecin sonunda haberleri olmuştur kendileri için
kazılan mezardan. Şiiler kendilerini anlamadan ve kendi dünyalarının, toplumsal
katmanlarının durumunu kavramadan Şii açılımı hakkında doyurucu şeyler
söyleyemeyecekler.
3.Türkiye Şiileri klasik Şii teorisini tam olarak
anlayamadıklarından, âlimler konusundaki tavırları da hiçbir zaman net
olmamıştır. Dindar bir grup, âlimleri her ne olursa olsun eleştirmekten
sakınırlarken, ayrı bir kesim âlimlik müessesesine tamamen düşman oldu. Ancak âlimlerin
eleştirilmesi ve toplumsal görevlerini bilmeleri, onların kontrolü,
adaletlerinin tashihi gibi konular toplumun yükümlülüğü altındadır. Âlimin
ölümü âlemin ölümü gibi tanımlanmıştır hadislerde, fakat toplum bu değerlere
uzak olduğundan âlimler konusunda belirli bir tavır alamamıştır. Bir yerde
dedikodusunu yaparken aliminyanında
önünde eğilmiştir. Bu kötü bir algıdır. Bu liderlik ve rehberiyyet felsefesinin
tahrifidir aslında. Şiilerin açılım sürecinde bu kadar sıkıntı çekmeleri ve
üzülmeleri yine toplumdaki liderlik müessesesinin tahrifinden kaynaklanmaktadır.
Hadisler ezberleyen ya da Kuran hafızı olan her adam âlim olmadığı gibi,
medrese mezunu olan ve camide namaz kıldıran her molla da siyasal önderlik
vasfına sahip değildir. Şiiler bu gerçeklikten yola çıkarak bazı alimlere dur
demeliydiler ancak demediler. Bu alimlerin değil Şiilerin suçudur. Âlimlik
müessesi ve rehberiyet felsefesinin tahrifine ses çıkarmayan Şiiler, bu süreçte
de yine evvelden tepki göstermeleri gereken insanlar tarafından suiistimal
edilmiş ve yıpratılmışlardır.
4.Şiiler açılım süreci başladığından beri bu süreci
eleştirmelerine ve makaleler yazarak fikir beyan etmelerine rağmen halen Şii
entelektüeller bu sürecin sosyo-kültürel, ekonomi-politik ve sosyo-ekonomik
boyutlarını içeren bir rapor yayınlamamışlardır. Bu da Şii entelektüellerin en
büyük eksikliğidir. Bununla birlikte halen bu süreci manipüle eden alimler
ekibine ve çalıştaya katılan din adamlarına gereken ortak tepki konulmamıştır. Rasthaber’in
olağanüstü çabalarını saymazsak, ulusal çapta yayılan ve takip edilen tek bir
Şii entellektüel ağının olmaması da ayrıca konuşulması gereken bir konu.
Yerel medyadaki insaflı insanların, özel
sohbetlerimizde olayın içerisinde hiç yer almamalarına rağmen rahatsızlıklarını
dile getiren din adamlarının ve Rasthaber yazarlarının sürekli kaleme aldıkları
sürecin içerisinde yaşanan konuları bir kez daha dile getirmeye gerek
duymuyorum. Alimiyle, aydınıyla, siyasileriyle,
tüccarıyla, genciyle, kadınıyla bütün kesimlerin ayrı ayrı veya birlikte katılımıyla
başlatılacak çalıştayların düzenleneceği günler ümidiyle...
guzel bir yazi yazmissiniz.
Yalniz benim anlayamadigim sey, sii entellektuellerin ve-veya sii buyuklerinde calistay meselesine katilmasinin gerekliliginde soz ederken sanki oyle bir olusum varmis gibi ifade ediyorsunuz. Benim bildigim kadariyla kurumsal olarak igdirda bir kac tane birbiri ile kavgali dernekten baska herhangi bir olusum yok. Bunun yanisira sii buyukler dediginiz (siyasette ve ticarette ) buyuk olan insanlar cok fazlada sizin isinize gelen insanlar degillerdir.
Alimlerin bu noktada halkin dogal temsilcisi olarak one cikmasi sianin gelenegi ile uyusan bir durumdur.
#FFFFFF">
yanlış adres
25-04-2010, 05:53:05
#FFFFFF">
30 senedir devrim olmuş ve o zamandan beri de mektep hızla ilerliyor ama ben şimdiye dek br defa bile şii aydın ve entellektüellerinin bir tane bile bağımsızca toplantı vs düzenlediğini görmedim.alim olmayanlar bir tek projeye imza atmışsa o zaman konuşma hakkı olur.
2. Türkiyede beğenseniz de beğenmesenz de her zaman gündem olduğunda o selahattin bey one çıkıp tavır almıştır.diğerleri asla ilk adımı atmamış ve çoğunlukla da ya onun peşinden hareket etmiş veya (açılımda olduğu gibi) baltalama yoluna gitmiştir.Örneğin kanal d protestosunda zeynebiye dışında hangi hareket gelip tavır almıştır..Prof ayvallı konusu da aynı.Açılım konusu da aynı.Gelip meydana çıkmıazsınız ancak olay pişirilmeye başlayınca su katarsınız.(selahattin beyin liderliği tartışılır konudur evet ama peki ameli ve pratik olarak siz ne yaptınız 30 senedir.
#FFFFFF">
hasna
25-04-2010, 17:36:41
#FFFFFF">
yorumunuzu gülünç buluyorum
herkes profesyonel olduğu işi yapmakta, emin olun tıpkı --- beyin bir kurumu basmakta, gürültü çıkarmakta --- profesyonel olduğu gibi...
#FFFFFF">
ebasalih
25-04-2010, 20:34:53
#FFFFFF">
Hocam Allah razı olsun. Yazınızı ilgilyle okuduk.
Dediğiniz gibi hükümet gerçekten bu kadar basiretsiz mi yoksa sürecin bu şekilde gitmesini mi istedi? Düşünmek gerekir, irdelemek gerekir.
selam ve dua ile.
#FFFFFF">
ruhullah
26-04-2010, 09:07:57
#FFFFFF">
degerli kardeşim şii deyimini yanlış algıladıgını hatırlatırım türkiyede ben caferi mezhebine mesubum diyen 15 milyon insan var dahada fazla olabilirde ama caferi mezhebinin asimile etmek isteyen allah düşmanlarının oyununa gelmemek gerek yok şii yok alevi yok kızılbaş vs isimlerle adlandırılan yada cagırılan bu insanlar tamamı birdir onun için ayni oyuna gelip farklı tellerden calmanın anlamı yok bu bizim kabahatimizki onların oyununa gelmekteyiz hatırlatırırm
ayrıca 12 imama inanan insanlara dünyanın diğer bölgelerindede resmi idolojilerin kullandıkları kelimelerle bizde kabul edersek ozaman misal için suusudaki bedevilere de ayrı isim koymak gerek
12 imamama inanan benim mezhebim caferidir diyen herkes şia dır herkes ayni bilğiye sahip olmamış olabilir bunun nazarı dikkate alınarak başlıkların atılması ve yazılması gerekir
saygılar
#FFFFFF">
hasnaya
26-04-2010, 09:58:01
#FFFFFF">
Bir atasözü vardır : Baskın basanındır kardeşim. ... Bey zamanında kevser müessesesini dağıttıysa bu atasözüne atfen yapmıştır.
#FFFFFF">
EBU HUSEYIN
26-04-2010, 12:14:53
#FFFFFF">
Neyazikki Turkiyede sia yoktu simdiya kadar, ben hukumete bu konuda tesekkur ediyorum. Ozelikle bu konuyu kim gundeme getirdiyse, cunku Turkiyedeki yasiyan sialarin kendi kimliklerinde haberi yoktu. bir cok arkadasim bana simdi saçmaladigimi soyluyecek ama onemli degil.
insanlar kimliklerini kulturleri ile es deger tutyor. evet tarih ve kultur kimligin bir parçasi ama hepsi degil.
Bizler Siayi, sia olarka degilde azeri, doglu, iranli, irnali yanlisi, Ali taraftari, Alevi olarak algilardik bunuda en buyuk sebebi ise kendini sia olarak tanitan insanlarin olaylara bakisi ve yasayisi idi, birisi kendisine sia deditdirmek için azerilerin aksani ile konusmasi gerekiyordu... artik anlayin. Ali taraftari ise ali'yi seven onu takib eden oalrak algiladik ama bugun suni dedigimiz gruplarda ayni seyi soylemekte.
Simdi oylesine bir ortama gelmissizki Turkiyedeki sialarda Bir KIMLIK SORGULAMASI çikmistir. Evet Sia nedir? kimdir? nasil yasarlar? ne konusurlar? ne yerler? ne severler? neredirler? Kim onlari temsil eder? vs bizler bunlarin cevabini aramktayiz ki NE YAZIK BU CALISMAYI YAPMAMIZ ICIN BIRILERI BIZI YONDLENDIRMISTIR. ve simdi bu birilerini kritik etmekteyiz, Hani demirelin bir sozu vardi" Su vardida bizmi içtik" yani suanki hukumetin çalismasi daha once kendilerine sia dene kisler tarafindan yapildida karsi çikanmi oldu?
Turkiyeli sialar kendi kimliklerini yasamak tanitmaktan ote kulturel, yoresel yasantilarini sudurup bunuda "sia adina" yaptilar ve onunda sikintisini yasiyorlar.
Turkiyede sia mektebini anlasilmamsini en buyuk sebebide budur, yani sia olmak demek Igdirli olmak azeri olamk iranli olmak veya Alevi olmak ile algilandi ve es deger tutuldu bununda en buyk sebebi turkiyede sia olarak one cikan gruplarin topluluklarin yasantilarindan ve yoresel lokalsal zihniyetlerinden kaynaklandi, cunku bu kardeslerimiz EVRENSEL dusunemdiler, neyazikki halede oyle, ama artik bir çok seyin zamanla degisecegini sinyaleride gelmekte.
Diger konu ise genel bir sorun oda Turkiyeli muslumanlarin Islami kavrayisi ve yasayisi, ne yazikki bizler yasantimiza yon veren yine devlet. yani islami yasantimiza yon veren DEVLET eger bugun islami hareketlilik ve bu muhtesem yuruyuseler "kudus gunu","Mutlu dogum haftasi" vs oluyorsa yapiliyorsa buda devletin destegi ile(hukumet) yani bizlere yon verenler bizler degiliz.
insallah o gunleride goruzu ama ne yazikki BIZLER MATRIKS'IN BIZE SUNDUGU VIRTUEL ISLAMI YASAMYA VE ONUN ICIN MUDJADELE ETMEYE deva ediyoruz.
bu matriksi bozacak BEKLENENIN en kisa zamanda gelmesi umidi ile.
#FFFFFF">
hasna
27-04-2010, 20:41:09
#FFFFFF">
dediğim gibi herkes profesyonel olduğu işi yapıyor zaten
kimileri çakma polat..kimileri aydın yetiştirme!
#FFFFFF">
Ezeli...
28-04-2010, 14:46:36
#FFFFFF">
Sayin yazarimizin tespitlerine aynen katilyior ve basiretli durusundan dolayi kendisini kutluyorum.
Rabbim sizin gibilerin emsalini bol etsin.
#FFFFFF">
Editörden
28-04-2010, 18:59:37
#FFFFFF">
Değerli okuyucular ve yorumculardan "Caferi Çalıştayı" ile ilgili görüşlerini ortaya koyarken konuyla doğrudan ilgisi olmayan kişisel tartışmalardan ve üçüncü kişileri isim vererek destekleme veya eleştirmekten kaçınmalarını rica ederiz. Okuyucularımızdan gelen uyarıları ve yayın ilkelerini dikkate alarak bundan sonra daha dikkatli olmaya çalışacağımızı, gelen yorumlar üzerinde tasarrufta bulunacağımızı veya yayınlamayacağımız bildiririz. Yazarın özel mail adresi mevcut olup bu konularda kendisiyle yazışabilirsiniz
Saygılarımızla
Editör.
#FFFFFF">
İLYAM
02-05-2010, 22:38:47
#FFFFFF">
bismii teala bilgisiz, belgesiz konuşup insanların kafasını karıştırıp güvensizlik ortamı yaratmanın ne faydası var.Bu açılm konusunda türkiyeli şiilerin tarafsız ve tepkisiz sessiz kalmalarının yanlış olacağı konusunda sanırım hepimiz hemffikiriz.Açılım süreci başlamıştır ve devam edecektir.Türkiyeli değerli alimlerimiizin açılım konusunda bir araya gelerek prof.hüseyin hatemi hocanın hazırlamış olduğu maddelerden oluşan taleplerini hükümete bildirmesi ve hükümetten çıkacak olan kararın ne olacağını beklemeleri bence doğru ve akilane bir yaklaşımdır.Elbette birileri bunun altında buzağı arayacaktır ama bişey bulacaklarını zannetmiyorum.Açılımın şii uleması tarafından iyi niyetle sunulduğu konusunda şüphem yoktur fakat hükümetin konuyla alakalı yaklaşımı ne olacak bunu zamanla göreceğiz.biz birbirimiz tanıyoruz Sayın yazak kardeşimizin ve bu sitenin organizatörlerininde selahattin hoca konusunda ki tavrını biliyoruz.Tavrınız ne olursa olsun şii geleğinde alime bey diye hitap edilmez...Yazar kardeşimizin bu hitabını uygun bulmadığımıda samimiyetine sığınarak burada belirtmek isterim selam ve dua ile...
#FFFFFF">
M.Onur
03-05-2010, 14:21:10
#FFFFFF">
Mehmet Onur
ILYAM rumuzlu yorumcu anlasilan bu isin icindedir ve ilk olarak Huseyin Hatemi hocanin adinin dab u calistaya karistirildigini duyduk, ama toplantilara katilanlar onu gormadiklerini soylediler. Demek ki birilerinden gizli baska toplantilar da duzenlenmis.
Bu kardesimiz Turkiyeli Siilerin bu acilima tarafsiz ve tepkisiz kalmasini uygun karsilamiyor ama tepkisini olumsuz yonde kullananlara da saldiriyor. Yani taraf ve tepkilerin hep olumlu olmasini emrediyor!
Ikinci bir konu bu taleplerin hukumete sunulmus oldugunun belirtilmesdir. Halbuki bazi alimler hala bazi maddeler uzerinde gorus birligine varilmadigini dile getirmektedirler. Kime inanalim, kim dogru soyluyor sasirip kaldik.
Alimlere `bey` denilmesi konusuna itiraz da biraz komik gibi, cunku Farscadaki `aga` kelimesinin Turkce karsiligi beydir. Yani alimlere hakaret soz konusu degildir.
#FFFFFF">
Ali
04-05-2010, 08:17:18
#FFFFFF">
İlyam kardeşim, talep maddelerinin sayın Hüseyin hatemi Hocamız taraından hazırlandığını söylüyor. Bunu daha önce duyan veya bu konuda bir açıklama var mı? Bu çalıştaya yapılan itirazlardan birisi de,maddeler hazırlanırken, konusunda uzman hukukçu, ekonomist, siyaset bilimci gibi akademisyen ve aydınların da teknik anlamda süreçte neden bulunmadıkları konusunda idi. Ve maalesef bu konuda da yapılan itirazlara, sorulan sorulara, belirtilen çekincelere henüz bir cevap verilmiş değildir. Eleştiri getirenlerin azarlanmasını saymazsak tabi... Aslında bu duymazdan gelme, ya kimseyi cevap vermeye değer görmeme, ya da gerçekten verilecek bir cevabın olmayışı ile açıklanabilir. Yoksa, bir değerli yazarın da dediği gibi, eğer kamuoyunu bu konu hakkında bilgilendirmek gerekmiyorsa, bu çalıştayı artık kamuoyuna açıklamanın ne anlamı vardı ki? Kendi aralarında istedikleri gibi toplanır, kararlar alır, ilgili yerlere iletilip müzakere edilir, sonuç alındığında da uygulanırdı...
Eğer bu talep maddeleri Hüseyin Hatemi Hoca tarafından hazırlanmışsa ve çalıştay komisyonu O'nun ismini vermek istemiyor idiyse, en azından taleplerin "uzmanlara danışılarak hazırlandığı" konusunda bir söz, bir tavır olurdu.
Kusura bakmayın, ama gelen tepkileri karşılayabilmek için ortaya atılan bir iddia gibi geldi bana... Belki bazı talep maddeleri konusunda fikrine başvurulmuş olabilir, ama talep maddelerinin O'nun tarafından hazırlandığı pek inandırıcı değil.... başvurulan fikirlerinin taleplere yansıma oranı da ayrı bir şüphe konusu...
Görüştüğümüz çalıştayla ilgili alimler, maddelerin halen müzakere edildiğini ve hükümete sunulan bir şeyin olmadığını söylüyorlar. Ancak çalıştay sözcüsü Ş:Selahattin Hoca, konuşmalarında bu maddelerin hükümete sunulduğunu bir kaç defa söylemişti. Bu kafa karışıklığı dahi, çalıştayın durumu hakkında bir fikir vermiyor mu?
selam ve dua ile...
#FFFFFF">
yusuf şeren
04-05-2010, 21:36:45
#FFFFFF">
BEN BAĞCILAR CEMAATİNDEN BİRİ OLARAK YAZIYORUM. BEYENMEDİĞİN CAMİİ İMAMI SELEHATTİN ÖZGÜNDÜZ'ÜN YAPTILARININ YÜZDE BİRİNİ YAPABİLSEYDİNİZ ANKARADAN SİZİ CAĞIRIRLARDI. HEP BÖLÜCÜSÜNÜZ. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SELAHATTİN ÖZGÜNDÜZÜ MUHATAP ALIYORSA NİYE ZORUNUZA GİDİYOR. ALLAH İÇİN BOŞ ŞEYLERLE UĞRAŞACAGINIZA HİZMET EDİN BU TOPLUMA....
#FFFFFF">
Salih Güzelkaya
05-05-2010, 08:05:42
#FFFFFF">
Iğdır’da Caferiyol Dergisinin bir sayısını okurken her zaman değer verdiğim ve saygı duyduğum bir kardeşim olan Kasım Alcan’nın Eleşitiri Yaparken Şapkanı Önüne Koy başlıklı çok güzel bir yazısını okudum. Yazının tamamı çok güzeldi tavsiye ediyorum. Ama beni en çok etkileyen Hindistanlı bir ressamın yaşadıklarını anlatan bir kıssaydı. Bunu okurken inanın hayata insanlara olaylara bakarken nasıl bir tutum takınmamız gerektiğini anladım. Bunu sizlerle de paylaşmak istedim.
Söyle başlıyordu yazı:
Bakın size eleştirel mantığı en güzel şekilde ifade eden mümtaz bir örnek:
Hindistan'da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yapıtlarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu ' Renklerin Ustası' anlamına gelen Ranga Geleri olarak tanısa da kısaca Ranga Guru derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Racigi ise artik bitirerek Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru; eğitimini tamamlamış ve son resmini
'Sen artık ressam sayılırsın Racagi. Artık senin resmini halk değerlendirecek.'diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve meydanda en görünen yere koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış.
Racigi birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki tüm resim çarpılardan neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Resmi alıp götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeni bir resim yapmasını istemiş. Racigi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş.
Ranga Guru resmi tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış…
Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da bırakıldığı gibi duruyor. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Ranga Guru demiş ki;
'Sevgili Racigi, sen ilk resminde insanlara firsat verildiginde ne kadar acımasız eleştirebileceklerini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı… Oysa ikinci resminde onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Şunu hiç unutma sevgili Racigi, kötü yönde eleştirmek kolaydır, yapıcı eleştiride bulunmak ise eğitim gerektirir. '
Kusur bulma çabası yerine eksiğimizi tamamlama mantığımızın gelişmesine vesile olması dileğiyle de yazı noktalanmıştı.
#FFFFFF">
EBU HUSEYIN
05-05-2010, 19:09:58
#FFFFFF">
Sayin kardeslerim,
Su gercegi kabul edelim artik TURKIYE BIR SURECE GIRDI BU SURECE AYAK UYDURMAK ZORUNLULUGU VAR yoksa birileri bazi seyleri adimiza yapacaktir.
ana sorun yukarda soyledigim gibi :"Turkiyeli sialar kendi kimliklerini yasamak tanitmaktan ote kulturel, yoresel yasantilarini surdurup bunuda "sia adina" yaptilar ve onunda sikintisini yasiyorlar. "dan kurtulmasi lazimdir.
Bu saatten itibaren olaya evrensel bakmanin zamanidir oda sudur, Turkiyedeki sia gruplarini kim temsil ediyor? onlarin belirlenmesi lazimdir. bu gruplarin bir araya gelip bunu tesbit etmesi lazimdir. bu sadece yoresel degil Turkiye genelini kapsayan bir yapilanma olmalidir. yani igdirli yada ovali yada dagli onemli degil onemli olan Turkiyedeki sialari temsil eden birisi. bu nasil seçilmelidir? bunlar belirlenmelidir.
Kardeslerim Birlik ve beraberlik Mektebimiz guçlenmesi ve EHLI BEYTIN messajini en iyi sekilde insanlar verilmesin sagliyacaktir.(turkiye için)
saygilar sevgiler,
#FFFFFF">
Ezeli..
07-05-2010, 10:42:39
#FFFFFF">
Bu calistay olayindaki en büyük problem bence TEMSILIYET krizi,cünkü simdiye kadar türkiyeli sialar, medyanin yakistirmasi olan Türkiyeli caferileri Lideri sifatinin alt yapisinin olmadigini kof bir ibareden oldugunu gördü.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.