Yok,
efendim hemen seçkin sınıf, kent soylu insanlar edebiyatı yapmayacağım.
İnsanlar yerleri yurtları neresi olursa olsun vatandaşlık bağları bakımından
eşit bireylerdir. Ama şunu da ifade etmek istiyorum ki, kimi beldelerde yaşıyor
olmak, kimi yerlerin nüfusunda bulunmak biraz ayrıcalık sunuyor insana. Belki
maddi açıdan fazla katma değerler sağlamasa da manevi açıdan, edebi açıdan o
muhitin insanı olmak biraz ayrıcalık katıyor kimliğimize.
Konumuzu
dağıtmadan değinirsek, İstanbul noktasından olaya yaklaşmak istiyorum, çünkü
kırk senedir bu şehrin kahrını çekiyorum. Üsküdarlı olmak bir ayrıcalık gibi
gelir bana, Fatihli olmak, Sultanahmet’te bir evde oturmak bir ayrıcalık gibi
hissederim. Bakırköylü olmak da yakın bir zamana kadar öyleydi. Annem, rahmetli
dedem Bakırköy’ünde oturdukları için mutluydular. Ama artık Bakırköy’ünde
yaşamak zor ve meşakkatli olmaya başladı.
Biraz Maziden
Halkın
Ecevit ile Demirel arasında paslaşıldığı, günün ekserisinin temel ihtiyaç
maddelerimizi temin etmek için kuyruklarda tüketildiği 70’li senelerde insanlar
yine birçok sıkıntılarla debelleşiyordu ama yaşadığımız semtler bizden izler
taşıyordu. Sokaklarımız vardı, sokaklarımızda oyunlar oynayarak, bir
yerlerimizi yara bere içinde bırakarak büyüyorduk. Tinerci nedir, değnekçi
nedir, organ mafyası nedir bilmiyorduk. Komşuluklarımız vardı ve komşu
çocuklarıyla kavga dövüş,sarmaş dolaş
geçen yıllarımız vardı.
O
senelerde öyle modern dünya anlayışı, halka açık belediyecilik anlayışı
duymazdık, biz vergimizi öderdik onlar da hizmetlerini yaparlardı. Sonra seksenler
geldi. Çevremiz bize birden yabancı olmaya başladı. ANAP lı bir isim Bakırköy
Belediye Başkanı oldu ve modernleşme adına eski Bakırköy’ümüzü tanınmaz hale
getirdi. Bu isimle başlayan Bakırköy’ün makûs talihi ardı ardına gelen yerel
yöneticilerimizin beceriksiz ya da “vatandaşına
hizmetten evvel yandaşına hizmet” anlayışıyla sergiledikleri yönetim
Bakırköy’ü her geçen sene biraz daha eski yaşanılabilirliğinden uzaklaştırdı.
Doksanlı
yıllarla birlikte Türkiye yepyeni bir yerel yönetim anlayışıyla karşılaştı.
Halka hizmeti önceleyen, halkın sorunlarını çözmeden rahat yüzü görmeyen yerel
yöneticilerin eline geçen kentler ve beldeler kısa zamanda tanınmayacak hale
geldiler. Bir vakitler Bakırköy’e bağlı köyler, çiftlikler olan yerlerde modern
ilçeler yükselmeye başladı. Esenler, Güngören, Bahçelievler, Yenibosna,
Küçükçekmece az bir zaman önce Bakırköy’ün semtleri köyleri durumundayken
birkaç sene içerisinde Bakırköy’ü geride bırakan ilçeler olarak İstanbul
bünyesinde belirdiler. Sözü edilen anlayışa yüzünü de gönlünü de dönmek
istemeyen Bakırköy her geçen dönem bir kere daha iş bilmez idarecilerin elinde
kalırken, Bakırköylü insanlar da inatları uğruna sorunlar yumağı bir ilçede
yaşamaya mahkûm oldular.
İki
binli yıllarla Türkiye’nin ve Türk insanın kaderini değiştiren AK Parti
iktidarıyla yerel yönetimlerde de köklü gelişmeler izlenmeye başlandı. Selefi
olan Refah Partisi’nin belediyecilik anlayışını daha da zirveye çıkartan AK
Parti Belediyeciliği, ülke sathında birkaç istisnanın haricinde, el attığı her
il ve ilçede zamanın ruhuna uygun icraatlarda bulundu. AK Belediyecilik olarak
isimlendireceğim anlayış beldeleri de belde vatandaşlarını da çağdaş şehir
konforuyla yaşatmaktan geri kalmadı.
AK
Parti iktidarından evvel dimağımıza kazınan bir vecize vardı; “Türkiye
üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili bir kara parçasıdır”
diye, Bakırköy’ün ahvali de bu misal oldu zaman içerisinde. Dört bir tarafımız
AK Partili Belediyelerle çevrili bir ilçeyiz artık.
AK Belediyecilik
Anlayışı
AK
Belediyecilik anlayışı, son on yıllık süreç içerisinde AK Partili kadroların
yerel yönetimlerde gerçekleştirdiği hizmetleri, yönetim anlayışını ve bunların
arka planındaki düşünce yapısını kapsayan bir kavramdır. Başka bir ifadeyle, AK
Belediyecilik, yerel yönetimlerde yeni bir yönetim anlayışının ve yaklaşım
tarzının adıdır.
Yerel
yönetimlerle ilgili düzenlemelerde, hem yönetim zihniyetinde hem de yeni
uygulama ve yaklaşımlarda farklılık yaratmaya çalışmaktır. Yerel yönetimlerde
AK Belediyecilik yaklaşımı, her şeyden evvel, “kapalı sistem yönetim anlayışının, katı ve mekanik bürokrasinin,
günlük sorunlarla boğuşan uygulamaların, sadece devleti merkez alan ve halkı
görmezden gelen statükonun, devletten halka tek yönlü bir iletişimin, vatandaşa
haklarını değil sadece görevlerini hatırlatmanın, sonuçlar yerine sadece
süreçlerle uğraşmanın reddedilmesi anlamına gelir” Prof. Dr. Ömer Dinçer’in
konuyla ilgili tespitleri ne kadar da yerinde. AK Belediyeciliği Sayın
Dinçer’in ifadelerinden anlatmaya devam edeceğim.
“AK Belediyecilik
insan merkezli ve halk odaklı hizmet yaklaşımını esas almaktadır. Bu sebeple,
“kamu yararı” olarak dile getirilen amaçlar siyasal bir tercih veya tavır
olmaktan çıkartılarak halkın ihtiyaçlarını karşılamaya dönük hizmetler olarak
tanımlanır.
Diğer taraftan
merkezi idare ile mahalli idareler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı
olarak görülür. Bu açıdan yerel yönetimlere yetki devretmek ve ayrım yapılmak
sızın kaynak aktarmak için tereddüt gösterilmez. Ayrıca kamu yönetiminde
şeffaflık ve katılım, günlük sorunlara yoğunlaşma yerine kent vizyonunu ve
misyonunu içeren gelecek yönelimli bakış açısı, hizmette çeşitlilik ve kaliteyi
arıtma, geçmişi teftiş etme yerine performansa dayalı denetim gibi modern
düşünce ve uygulamalarına öncelik verilir. Kısaca AK Belediyeciliğin düşünce
yapısı; kendi beşeri sosyal ve ahlaki değerlerimiz ile modern yönetimin teori,
ilke ve tekniklerinin bir potada eritilmesiyle oluşur”
Prof.
Dr. Ömer Dinçer’in ifadelerinden anladığımız gibi insan odaklı yönetim etkisi
altına aldığı yerel yönetimlere mutluluk getirmiş, bu beldelerin ahalisi AK
Belediyeciliğin nimetlerinden istifadenin keyfini sürer olmuştur. Ne yazık ki,
dört tarafından AK Partili belediyelerle çevrili olan Bakırköy iki dönem üst
üste seçilen Sayın Ateş Ünal Erzen’in sergilediği yönetime mahkûm kalmaktadır.
Bu Bakırköylü seçmenin tercihi midir, AKP Bakırköy Teşkilatının bunda etkisi
var mıdır? CHP li yönetime yüklenmek için kaleme alınmadı bu yazı. Bakırköy AKP
ilçe yönetiminin ve de İstanbul İl Başkanlığı’nın Bakırköy’e yaklaşımını da
sorgulamak ve AK Belediyecilikten bizleri mahrum eden sebepleri göz önüne
sermek gerek diye düşünüyorum.
Bakırköy ve AK
Parti
Bakırköy
halkının siyasi tercihi hiç bir zaman sağduyudan yana olmamıştır. Siyasete
sürekli ideolojik yaklaşan Bakırköy seçmeni önüne sandık sunulunca ne kadar da
şikâyetçi olsa hizmete değil ideolojiye rey vermiştir. Bunu bir yazar olarak
saygıyla karşılıyorum. Bir Bakırköylü olarak da seçmenimin tercihine ve bunun
getirdiği olumsuzluklara katlanmaktan başka bir şey elimden gelmiyor haliyle.
Bakırköy’ün
AK Belediyecilikten nasibini alamamasının bir sebebi de Bakırköy AK Parti yönetiminin
İstanbul İl Başkanlığı’nın gölgesinde kalması diye düşünüyorum. İlçe
teşkilatları hangi sebeplendir bilemem ama devamlı İl Teşkilatının gölgesinde
kalmakta ve Genel Merkez ya da İl Teşkilatından yapılan dayatmalara göğüs
gererken zorlanmaktadır. 2004 seçimlerinde Sayın Mehmet Müezzinoğlu’nun
dayatmasıyla Bakırköylülerin adını ilk defa duydukları Taner Mustafaoğlu ile
seçime mağlup başlamış ve zor şartlarda ilçe meclisine sekiz belediye meclis
üyesini alabilmiştir. 2004 seçimlerini takip eden süre içinde Bakırköy
belediyecilik olarak bir şeyler görebilmişse bu sekiz belediye meclis üyesinin
ve özellikle Sayın Muhammed Aydın’ın büyük payı olmuştur. 2004 seçimleriyle
Bakırköy Belediye Meclisine dâhil olabilen sekiz AK Partili üyeden beş sene
içerisinde ortalıkta iki isim dikkatimizi çekmektedir. Bütün bir dönem boyunca
Bakırköylülere partili partisiz hizmet etmekten çekinmeyen, ilçe genelinde
mevcut mahallelerimize sağlık ocaklarının kurulmasında bilfiil gayret gösteren
ve İlçe Sağlık Grup Başkanlığı’ndan teşekkür alan Sayın Muhammed Aydın ve bir
şekilde hizmetlerinden istifade ettiğimiz Sayın Mehmet Emin Ertekin. Diğer altı
isim neredeydiler. Ve 2009 seçimlerinde teşkilata danışmadan üzeri çizilen
Muhammed Aydın. Beş sene zarfında Bakırköy’e ne gibi kazanımları olduğunu
bilemediğim isimler ve 2009 seçimlerinde yine meclise göndermek zorunda
kaldığımız diş hekimleri.
2009
seçimlerine yaklaşılırken AK Parti ilçe yönetiminin aynı hatalara düşmeyeceği
ve kendi teşkilatından aldığı kuvvetle seçimlere gireceği zannedilirken iki
büyük hata ile Bakırköy yeniden Sayın Ateş Ünal Erzen’e teslim edilmiştir.
Genel Merkezin atadığı aday Sayın Oğuz Satıcı’nın yine birkaç Bakırköylü iş
adamın dışında tanınmayan bir isim olması, Sayın Satıcı’nın ilçenin bünyesine
uymayan vaatleri ve ilçe yönetiminin meclis üyelerini listelerken yaptıkları
affedilmez hatalarla kaybeden AK Parti değil yine Bakırköy olmuştur.
Toplumun
bazı kesimleri itibariyle ve bazı hususlar açısından, bugün yapılagelen işlerin
dünkülerden, yarınkilerin de bugünkülerden farkı olmayacaktır. En nezih ve en
ideal toplumlarda bile, sürekli aldatıp bölen istismar edip ezen ve devamlı
yüzündeki maskeyi değiştirerek kendisini saklamasını bilen bir kısım karanlık
ruhlar olmuştur ve olacaktır da. Ama bunların yanında dünya kadar olumlu insan
ve olumlu gayretin bulunduğu bir gerçek.
İktidara,
Büyükşehir Belediyesi’nin imkânlarına rağmen Bakırköy’de 2004 seçimlerine göre
daha vahim bir neticeyle teşkilat seçimi kaybetmişti. Seçimi kaybeden AK Parti
Bakırköy teşkilatı değil, hala yerinde, görevde olan İlçe Yönetimidir. Bakırköy
AK Parti Yönetimi’nin durumu ise apayrı bir yazının konusudur.
Bakırköy
bir kez daha Sayın Ateş Ünal Erzen’e teslim edilerek ilçe, AK Belediyecilik
anlayışından, AK Partili belediyelerin sergiledikleri şehircilik başarılarında mahrum
kalmıştır. Seneleri Bakırköy’de geçenler, eski Bakırköy’ü bir nostalji
havasında genç kuşaklara aktaranlar yani Bakırköylüler de durumdan memnun
dağilerdir. Ama gene de seçim zamanı ideolojik yaklaşımlarla hizmete değil
ideolojilerine rey vermektedirler.
Özgürdürler,
Bakırköy özgür bireylerden oluşmaktadır ve mevcut olumsuzluklar içinde de
yaşamak, çevremizde belediyecilik adına yapılanlara uzaktan bakarak sorunlar
yumağı bir ilçede yaşamak özgürlükleri mevcuttur. Tercihlere yalnızca saygı
duyarız. Ama şu gerçek ki, saygı duyduğumuz tercihler artık cazibesini
yitirmiş, eski havasından eser kalmamış, çile ve dert yumağı bir Bakırköy
meydana getirmiştir. Bunun kabahati ne seçmendedir, ne Bakırköy’ün bu güne
kadar teslim edildiği zihniyettedir. Ben kabahati kendimde görüyorum.
Bakırköylü olmakla övünüp de ilçesine sahip çıkmayan herkeste görüyorum. Ve
sadece daha iyi günlerin hayaliyle yaşamanın yeterli olamayacağını düşünüyorum.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.