ABD’nin İran ile ilişkileri her ne kadar siyasal
açıdan büyük bir karşıtlık üzerine yürüse de, kimi zamanlarda ortak
çıkarlarda da buluşabilen bu devletler özellikle Irak’ın istikrarı ya da
federal yapısı konusunda defalarca bir araya gelmişlerdir. Yine de ABD’nin
İran karşıtlığı bitmiştir demek doğru olmasa gerek. ABD her açıdan İran’ı kendi
bölge siyaseti için büyük bir engel olarak görmektedir. Bunun altında İran’ın
Amerikan karşıtı İslam söyleminin yattığına ilaveten İran’ın ekonomik ve
siyasal potansiyelinin muazzam derecede diri olması da etkilidir. İran’ın
nükleer bir güç haline geleceği ABD’nin de kestirdiği gibi kesindir, ancak
ABD’nin İran’la olan problemi nükleer konuda değil, ABD ekseninde olmaması
konusundadır. İran, ABD için Kuzey Kore kadar önemsiz bir ülke değildir ki ABD
ekseninden uzak bir nükleer güç olmasına izin verilsin.
Körfezdeki konumuyla petrol taşımacılığındaki kilit
konumu, öte taraftan doğal gaz ve petrol kaynaklarındaki öncülüğü, Latin
Amerika ülkeleri üzerindeki etkisi, onlarla yaptığı ticari anlaşmalar
dolayısıyla oradaki enerji kaynakları üzerinde de sahip olduğu diplomatik
yaptırım gücü, Çin ile yürüttüğü yakın ilişkilerle, ileriki günlerde Şanghay
İşbirliği Örgütü’ne daimi üye olacak olması ihtimali İran’ı ABD için vazgeçilmez
bir ülke haline getirmektedir. Irak, Afganistan ve Lübnan konularının çözümü,
Suriye’nin bölgedeki tavırları ve Filistin mevzusunun nihai çözümünde de ABD,
İransız bir çözümün olmayacağının farkındadır. Bu açıdan da Obama hükümeti
ekonomik ve diplomatik baskısından bugüne kadar bir başarı elde edemediği için
yakın bir zamanda İran konusunda yeni bir karar almak zorunda kalacaktır.
Elbette bu kararda ABD Başkanı Obama’nın Kasım ayındaki ara seçimlerde halkı
etkilemek üzere atacağı stratejik adımların da etkisi olacaktır. ABD bu aylar
içerisinde İran’a askeri müdahaleyi ya da İran’la diplomatik yakınlaşmayı
düşünecektir. Bu adım da hem Ortadoğu’yu hem de dünyayı bir kez daha
şekillendirecek önemli bir adımdır şüphesiz.
ABD’nin İran’a olası bir askeri müdahalesi tüm
bölgedeki istikrarı yok edecek hatta Amerika’nın kendi içerisindeki huzuru
bile bozacak yıkıcı bir adım olacaktır. ABD hükümeti İran rejimini ABD
için bir tehdit olarak görmektedir. Brezinski ABD başkanı Bush’a yazdığı İran
raporunda İran’a askeri müdahale yerine yumuşak gücü tercih etmesi gerektiğini
söylemiştir. Brezinski, İran’ın Dünya Ticaret Örgütüne dâhil edilmesi ve dünya
sistemine entegre olması ve böylelikle kendi iç dinamiklerince uluslar arası
sisteme uygun bir devlet haline getirilmesi gibi önerilerde bulunmuştur. Aslına
bakılırsa, ABD’nin İran’a askeri müdahalesi en çok Irak, Türkiye ve Suriye’yi
etkileyecektir. Öte taraftan İran’ın mevcut savaşında İsrail, Amerika hatta
Suudi Arabistan’da bile iç karışıklıklar çıkabilir ve İran’ın müdahil olduğu
bir savaşta Birleşik Arap Emirlikleri de dâhil Ortadoğu’daki tüm devletler
domino taşı gibi radikal değişimler geçirebilirler.
Tüm yukarıda bahsettiğimiz denklemler hesaba
katıldığında ABD’nin Ortadoğu stratejisi ileriki günlerde şu yönlerde değişimler
gösterebilir ve ABD Ortadoğu’da şu girişimlerde bulunabilir:
Af-Pak bölgesindeki istikrar da dâhil bölge düzeyinde bir istikrarın
sağlanması için, İran’a zeytin dalı uzatılarak otuz yıldır kesintiye
uğrayan ABD – İran ilişkileri yeniden başlatılabilir. Eğer bu olay
gerçekleşirse,
İran Afganistan’ın yeniden inşasında ABD’ye açık destek vermeyi kabul
edecek, ABD de İran’ın bölgesel rolüne boyun eğecektir.
Nükleer problem konusunda tüm sorunlar aşılmasa da bu konu ileriki
bir zamana ertelenebilir ve ABD enerji ve uyuşturucu meselesini öncelikli
gündem olarak değerlendirebilir.
ABD, İran ve Türkiye yakınlaşmasını kullanarak İsrail’i ABD
çıkarlarına aykırı davranmak konusunda uyarma girişiminde
bulunacaktır.
Irak’ın yeniden inşasında İran ve Suriye’nin olumlu etkinliği
sağlanarak körfezde ABD çıkarları sağlanacaktır.
ABD bölge istikrarından vazgeçerek Irak’ın işgalinde de olduğu gibi
İsrail’in çıkarlarını önceleyip İran’a savaş açabilir. Böylesi
bir durumda,
İran, Suriye ve Lübnan’la başlayıp tüm bölgeye yayılacak bir savaş
ortaya çıkacaktır.
Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Ürdün, Katar, Kuveyt gibi
halklarınca rejimlerinin meşruiyetleri tartışılan ülkelerde toplumsal
karmaşalar ortaya çıkacak ve rejim değişiklikleri talepleri dillendirilir
bir durum arz edecektir.
İsrail – Filistin savaşı derinleşecek ve hatta bu savaşın sonucunda
iki ülkeden biri haritadan silinmiş olacaktır.
Irak ve Afganistan gibi ülkelerdeki ABD üslerine karşı eylemler
tamamen artacak, bu ülkelerde bugüne kadar sağlanan tüm her şey yok
olacaktır. Afganistan’da yeniden bir Taliban döneminden bile söz etmek
mümkün olacaktır.
ABD içerisinde bulunan İran istihbarat hareketleri ivme kazanacak ve
ABD içerisinde de büyük patlamalar ve olaylar gerçekleşecektir. Bu
süreçte Latin Amerika’nın da sürece katılması mümkün görünmektedir.
AB’nin sürece katkısı ABD safında olsa da NATO birliklerinin asker
gönderme kapasitelerinin dar olması hasebiyle, AB’nin sürece maddi olarak
katılması beklenecektir. Bu da ABD’yi Afganistan’da olduğu gibi yalnız
bırakmak demek olacaktır.
Böylesi bir savaş Türkiye’de de derin kaygılar uyandıracaktır. NATO
üyesi olan Türkiye ABD müttefiki olarak savaşa girmek zorunda olsa da,
Türk halkının mevcut eğilimleri savaştaki tarafın ABD olmayacağını
göstermektedir. Bu da Türkiye’de bir kafa karışıklığına sebep verecektir.
Eğer devlet NATO kartını kullanmak isterse, bu Türkiye’de bile bir toplumsal
patlamanın olabileceği gerçeğini bize göstermektedir.
ABD özellikle Afganistan sorununu öncelikli gündem haline getirerek,
İran’a diplomatik baskı mekanizmalarıyla daha fazla
yaptırım yapmayı sağlayacak Çin’i ikna etmek için zaman kazanmak
isteyebilir.
ABD öncelikli hedef olarak Af-Pak bölgesinin düşünebilir ve buradaki
istikrar için baş sorumlu gördüğü Pakistan üzerine askeri bir müdahaleyi
düşünebilir. Ya da Pakistan’da bir kadife devrim planı da yaparak,
bugünlerde dile getirildiği gibi Müşerrefi başa getirebilir. ABD,
Çin ile daha fazla problem yaşamamak için özellikle Pakistan kartını daha
yumuşak kullanmayı tercih edecektir.
Rusya’yla da derin bir çıkar çatışması yaşamamak için ABD
Ortadoğu’daki tansiyonu düşürmeyi deneyebilir ve İsrail – Filistin
çatışmalarını görüşmeler düzeyine çekerek, en azından göstermelik de olsa
bir istikrar ortamı görüntüsü sunabilir. Bu şekilde Rusya’nın
Ortadoğu’daki ticari ortaklarının yaşama alanları genişletilmiş olup daha
çok çatışma alanları yaratma riskinden de kaçınılmış olacaktır.
Irak’ın işgaliyle başlayan süreçte ABD’nin Ortadoğu
stratejisi gelinen noktada bir şeyler kaybetmemiş olsa da, uygulama
alanlarında farklı ivmeler kazanmış ve ileriki dönemlerde de bu devam
edecektir. Yakın gelecekte, ABD’nin İsrail ile olan ilişkilerinde bir revizyona
gitmesini beklemek, bu ilişkilerde İsrail aleyhine bir tavır almasını beklemek
zor görünse de, orta vadede bu iki devletin çıkar çatışmalarının artacağını
söylemek de yanlış olmayacaktır. Gelecek günler ABD’nin tek süper güç olarak
kabul edilmediği topraklar olarak karşımıza çıkan Ortadoğu’da özellikle İran –
ABD, Rusya – ABD ve Çin – ABD ilişkilerinin yeni ivmeler kazanacağı bir dönem
olacaktır. ABD kendi çıkarlarını oturtacağı ince çizgiyi yeniden düşünmekle
birlikte özellikle 2007 ile birlikte yeni bir bölgesel güç olarak ortaya çıkan
Türkiye ve bölgenin diğer güçlerinden İran’ı da hesaplayarak yeni bir strateji
üretmeyi deneyecektir. Bu aşamada Türkiye ABD’nin eski bir müttefiki olarak hem
İran’ı dengelemek açısından hem de Ortadoğu’daki ABD etki alanlarının yumuşak
yüzü olması açısından ABD için bir vazgeçilmez olacaktır. Bu da gelecek
günlerde Ortadoğu’nun tarihinde de büyük bir önemi olan Türkiye’nin belirleyici
rolünü derinleştirecektir. ABD bu aşamada yukarıda ortaya attığımız savlardan
birinin gündeme getirmesi durumunda Türkiye’ye her şekilde ihtiyaç duyacak ve
Türkiye’den etkin bir rol bekleyecektir.
bismillah ,hüseyin beheşti,merziye haklı,fatih kahraman ve niceleri yazılarını okuduğunuzda ilham almamak elde değil.Ehl-i Beyt as yareni bu kardeşlerimiz alt yapılarının doluluğu ile adeta bizlere ümit veriyor.işte beheşti kardeşimizin bu muhteşem tespitleri ve yazıdaki güzelik doluluk bizim de donanımlı insanlarımızın olabileceğinin kanıtı olup gençlerimizi hazırlamamız gerektiğini bir kere daha gözler önüne sermektedir. kardeşlerimi kutkuyorum diğer kardeşlerimle birlikte hususen genç dinamik ve özgürce yazı yazan fikirlerini korkmadan açıklayıp karanlığa karşı ışık yakan genç kardeşler sizleri tebrik ediyorum mektebimizin sizlere çok ihtiyacı var.sizlerin tesbitlerine katılıyor sizleri kutluyorum
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.