ABD önce Afganistan’la başlayan ve
2003 yılında Irak işgaliyle devam eden süreçle, Ortadoğu’da yeni stratejiler
belirledi. Soğuk savaş yıllarının güvenlik ve denge eksenli katı siyasetinin
yeniden düşünülmesi gerektiğinin farkına varan Bush yönetimi 2003 yılıyla
birlikte B.O.P başlığıyla ortaya atılan tezler arasından Amerikan çıkarlarına
uygun olan planlardan biri olan Irak planını uygulamaya koydu. Bu planla bir
anlamda öncelikli tehdit olarak görülen İran’ın bölgesel rolünün azaltılması ve
diğer taraftan da Afganistan’ın Orta Asya ve Hint Okyanusu arasında transit
geçiş açısından bulunduğu stratejik konumu kullanılmak istendi. Afganistan’ın
Rusya tarafından işgali ve peşine gelişen iç savaş yıllarında da Afganistan’daki
grupların silahlandırılması hep ABD eliyle olmuştu. Bu anlamda ABD, hem silah
ve ilaç ticaretinden ekonomik gelirler sağlıyor ve hem de uyuşturucu yollarını
kendi tekeline alma çabası gösteriyordu.
Afganistan’a karşı
yürütülecek operasyon ABD’nin Ortadoğu stratejilerinin Irak’la birlikte ilk
aşamasını oluşturuyor. Irak körfezdeki konumu, petrol kaynaklarıyla önemli bir
ülke olsa da, Saddam Hüseyin döneminde bölgenin yapısını bozan ülkelerden biri
olarak gündeme gelmiştir. Irak, komşuları İran, Suriye ve Kuveyt ile yaşadığı
problemlerle kendi bölgesinde sorunlu bir ülke olarak ortaya çıkmıştır. Diğer
taraftan Irak’ın İsrail ile olan mücadelesi de süper güçlerin tepkisini çekmiş
ve Irak’ı süper güçler indinde sorunlu bir devlet haline getirmiştir. Tüm bu
sebeplerden dolayı Irak, bölge ülkeleri içerisindeki zayıf halka olarak ABD
tarafından işgal edilebilecek ilk yer olarak görülmüştür. Irak, ülke
içerisindeki gruplara tamamen yabancılaşmış bir rejimce yönetildiğinden ABD’nin
Irak çıkarması ilk aşamada çabucak sonuçlanmıştır. Yine de ABD’nin Irak’ta
hesap edemediği ya da hesap etse de umduğunu alamadığı şey bir anlamda Irak’ın
baskın demografik gücü olan Şiiler olmuştur.
Şiilerin
felsefeleri ve hayat tarzları hakkında pek bir malumatı olmamakla birlikte
Irak’ın işgalinde Bush, bir Şii olan Veli Nasr’ı danışman olarak atayıp Şiiliğe
karşı yürütülecek temel siyasetleri onun öngörüleriyle gerçekleştirmiştir. Bu
siyaset de Irak’ta son dönemlere kadar başarılı olsa da, İran’ın bölge
üzerindeki siyasetlerinin – bizim görüşümüzce – ABD tarafından önemsenmemesi
Şiilerin mevcut eğilimlerinin takip edilmesinde boşluklar yaratmıştır. Bush
döneminde ABD Ortadoğu siyasetinde her ne kadar bir revizyona gitmek istemiş
olsa da, Obama Bush dönemi revizyonist siyasetinden de memnun kalmayarak
Ortadoğu siyasetine yeni bir yüz kazandırmaya karar vermiştir.
Afganistan – Irak
çizgisiyle başlayan ve İran’ın etki alanlarını yıkarak Ortadoğu’nun
hâkimiyetini İsrail – Suudi Arabistan ekseninde sabitlemeye çalışan ilk planın
başarısızlığı bir anlamda Türkiye’nin değişen konumuyla da ilintili olacaktır.
Türkiye’nin coğrafyada değişen dengelere karşı bir kutbun hâkimiyetine
direnerek, dengeleri gözeten bir politikadan taraf olması ABD’nin de siyasetini
zora sokmuştur. ABD Irak’ta bir federal sistemi desteklerken Türkiye’nin
Irak’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapması, İran’a ekonomik baskıların
artırılması ve nükleer konuda uygulamalara gidilmesi konusunda Türkiye’nin yine
olumsuz yanıt vermesi ABD’nin Ortadoğu siyasetindeki eksenleri yeniden
düşünmesi gerektiğini göstermiştir.
İran Ortadoğu’da
1980 yılından beri proaktif bir siyaset yürütmektedir. Bu siyaset en büyük
değişimini 2001 yılındaki 9/11 olaylarıyla yaşamıştır. ABD’nin Ortadoğu’daki
soğuk savaşı sıcak savaşa çevirmesi bir anlamda İran’ın din eksenli siyasetini
güvenlik eksenli pragmatist bir siyasete çevirmiştir. Afganistan’ın işgaliyle
İran, Afgan direnişçilerin silahlandırılması ve eğitimi konusuna eğilmiş,
özellikle Afganistan’daki Hizb-i İslamî cephesiyle yakın temaslar kurmuştur. Her
ne kadar ABD İran’ı ambargolar ve askeri müdahale tehditleriyle sıkıştırmaya
çalışsa da, İran yumuşak güç konusunda ABD baskılarına yine yumuşak güçle
karşılık vermeye çalışmıştır. Latin Amerika ülkelerinde Brezilya, Venezüella,
Bolivya gibi ülkelerle ekonomik ilişkileri geliştirmiştir. İran aynı şekilde
Türkiye, Çin ve Rusya ile de ekonomik ve enerji anlaşmaları yaparak kendi
ülkesinin uluslar arası camiadaki önemini artırmıştır. Bu şekilde ABD’nin söz
konusu bir müdahalesini ABD dışındaki güç odaklarıyla yaptığı ekonomi ve enerji
eksenli ittifaklarla geri çevirmeye başlamıştır. Brezinski’nin 2004 yılında ABD
başkanlığına sunduğu İran raporu da ABD’nin İran’a silahlı müdahalesinin
doğuracağı sonuçları anlatmıştır.
İran’ın OPEC
anlaşmaları ve enerjiyi siyasal bir yaptırım aracı olarak kullanma teşebbüsleri
bir anlamda İran’ın Ortadoğu’daki anti-Amerikan direnişi destekleyen
siyasetinde elini kuvvetlendirmiştir. Bu siyasetin popülerliği 2006 yılındaki
İsrail – Hizbullah savaşıyla daha da artmıştır.
Pakistan, ABD’nin
bir anlamda Ortadoğu’daki üssü konumunda olsa da Afganistan işgalinden beri iki
ülkr ilişkilerinde sorunlar yaşanmaktadır. Pakistan’ın değişen bölge
siyasetleri Keşmir sorununda ABD’nin yetersizliği ve İngiliz diplomasisinin
uygulanışında ABD’nin beceriksizliği önemli etkenlerdir. Özellikle Hindistan ve
Pakistan arasında arabuluculuğa soyunan ABD başkanları bu konuyu halletmek
şöyle dursun sürekli iki taraftan birini rahatsız etmiştir.
Pakistan kuruluşu
itibariyle ABD tarafından bölge İslam’ına bir örnek olarak tasarlanmış olsa da,
ABD bu konuda da başarısız olmuştur. Bu başarısızlığın altında ABD’nin bölgeyi
tanımaması ve Filistin-Lübnan direnişinde, direnişin aldığı başarıların bölge
direnişçilerine ilham olması yatmaktadır. ABD ileriki günlerde Pakistan
konusunda da bir adım atmak isteyecek ve belki de yeni bir darbe girişiminde
bulunacaktır.
Afganistan
sorununun çözümsüzlüğüne en büyük sebep olarak görülen Pakistan, ABD tarafından
tehdit edilecek ilk ülke olarak da görülebilir. Bu anlamda Pakistan’ın 2002
öncesi Irak’a çok benzediği de unutulmamalıdır. Komşuları İran, Afganistan ve
Hindistan’la derin politik problemleri olan Pakistan bir anlamda bölge ülkeleri
için öncelikli problemlerdendir. Yine de kimi uzmanların da dile getirdiği
gibi, acaba ABD kendi direkt bir müdahale yerine ülkeler arasındaki problemleri
kaşıyarak yeni bir savaşla söz konusu bölgeyi ehlileştirmeyi deneyebilir mi?
Keşmir sorunu, Leşker-i Taiba örgütü meselesi gibi konularda sürekli karşı
karşıya gelen Hindistan ve Pakistan arasında yeni bir savaşı ABD isteyecek
midir?
Af-Pak bölgesindeki
hareketlenmeler hem merkez Ortadoğu’yu yani İran ve Türkiye havzasını hem de
uzak doğuyu Çin ve Japon havzasını etkileyecek hareketlenmelerdir. Bu açıdan da
mevcut bir Hindistan – Pakistan gerginliği Çin ve İran için büyük bir tehdit olacağından
bu savaşın çıkması için öncelikle İran ve Çin’in ikna edilmiş olmaları
gerekecektir. Özellikle Pakistan’ın Çin’le ve Hindistan’ın İran’la olan derin
ilişkileri bu süreçlerde özellikle İran ve Çin etkenlerini göz ardı edilemez
kılacaktır. Diğer taraftan yakın zamanda Çin ve İran arasında yapılan enerji
anlaşmaları, Hindistan’ın İran’la yaptığı aynı türden anlaşmalar bölgede
istikrarı kaçınılmaz kılmaktadır. Bu istikrarsızlık ABD’nin işine yarıyor olsa
da(?), Af-Pak bölgesindeki ülkeler açısından büyük bir problemdir. Bu yüzden de
Türkiye ve İran ABD eksenli Karzai hükümeti konusunda yeşil ışık yakmışlar ve
bölgeye istikrar getirmeyi ummuşlardır.
Af-Pak bölgesinde
konuşlanan kimisi terörist kimisi direnişçi gruplar için Rusya faktörü de
ABD’nin siyaseti açısından unutulamayacak bir konu olacaktır. Bölge ülkeleri
istikrar isteseler de, büyük güçlerin ilaç ve silah ticaretinden kazanç
sağlamaktan vazgeçmesini beklemek zor olacaktır. Bu yüzden de Rusya’nın
bölgenin silahlandırılmasında büyük etkisi üretilecek stratejiler içerisinde
göz ardı edilmeyecektir. Rusya tıpkı ABD gibi silah ticaretinden büyük karlar
elde etmektedir. Öte taraftan yasadışı silah ticaretinin bu bölgedeki
getirileri de düşünülmek zorundadır. Rusya, ABD ile karşı karşıya gelmemek için
yasal silah satışlarını belli yerlerle sınırlandırmışken, kimi zaman bölgedeki
silahlı güçleri Suriye üzerinden silahlandırmaktadır.
ABD’nin bölge
siyasetinde sağlamak istediği değişim Rusya’nın eğilimlerine bağlı olarak da
değişecektir ileriki yıllarda. Rusya’nın İran konusundaki tutumu ve diğer
taraftan ABD yanında yer almanın ülkeye ne katacağı sorusunun yanıtları tam
aydınlanmadıkça ABD, Rusya eksenli Ortadoğu siyasetinden istediğini
alamayacaktır.
ABD’nin
Ortadoğu’daki tüm planlarında en büyük ortağı bugüne kadar İsrail olsa da, ABD
için stratejik açıdan en büyük külfet de İsrail olmuştur. İsrail’in Ortadoğu’da
ABD tarafından yürütülen projelerde öncelikli eksen olarak öne sürülmesi, her
ne kadar devlet mekanizmalarında ABD eksenli görünseler de halkları İsrail
düşmanı olan Ortadoğu ülkelerinin ABD’ye bakışlarını değiştirmiştir. Bu yüzden
ABD’nin İsrail-Suudi Arabistan temelli ve kimi yerlerde içine Mısır’ı alan
stratejisi Ortadoğu’da savunulması zor bir hayale dönüşmüştür. İsrail’in
Ortadoğu’da yürüttüğü militarist siyaset, Filistin konusundaki tavırları,
bölgenin barış ve istikrarı konusunda sürekli isteksiz tavırlar içerisinde
olması Türkiye’nin de tepkisini çekmiş ve bu süreçte ABD, İsrail’in
dengelenmesi gereken bir eksen olduğuna karar vermiştir.
İsrail’in
dengelenmesi sürecinde Irak’ın yeniden inşası da mevcut duruma katkı sağlayacak
konulardan biridir. Şii eksenli bir Irak başlarda ABD için olumlu
gözükmekteydi. Bu koz ABD için Sünni eksenli Ortadoğu’yu dengelemek ve Şii
tehdit algısını kullanarak Ortadoğu’yu silahlandırmak açısından önemliydi. Yine
de Şii eksenli Bağdat’tan istediğini alamayacağını ve uzun vadede Şiilerin
giderek Amerikan ekseninden çıkacaklarını gören ABD, bir süre önce
gerçekleştirilen genel seçimlerde Suudi Arabistan eliyle el-Irakiyye ittifakı
lideri Allavi’yi destekleyerek Şii eksenli Bağdat’ı ABD eksenine yeniden
kaydırmayı denemiştir. Yine de Irak’ın elde kalıp kalmayacağı ABD için
seçimlerin sonuçlarıyla değil, özellikle ülke içerisindeki önemli aileler, Şii
dini liderler ve aşiretlerle kuracağı iyi ilişkilerle belli olacaktır. Irak’ın
ABD ekseninde kalması, daha açık ifadesiyle kendine özgü Arap ve dini
kimliğiyle Irak’ın konumu, İsrail’in bölgedeki öncül rolünü engellemek
açısından da önemlidir. Türkiye ile Irak’ın bir eksende bulunarak, kimi
yerlerde İran’ın da desteğini alıp İsrail’i dengelemeleri hem İsrail’in ABD
kaygıları dışında atacağı adımları engelleyecek, hem de ABD’nin Ortadoğu’daki
meşruiyetini sağlamlaştıracaktır. ABD güvenlik tespitleriyle silah satışı anlaşmaları
yapabilecek ve diğer taraftan enerji hatlarını, eroin yollarını tekelinde
bulundurmaya devam edecektir.
İsrail’i bu
algıları anlaması yönünde sıkıştıran ABD diğer taraftan da İsrail’le 70 milyon
dolarlık silah satışı anlaşması yaparak diğer ülkelere gözdağı vermeyi
denemektedir. ABD bir yandan İsrail’i Doğu Kudüs’teki yeni yerleşim
birimlerinin inşasının durdurulması konusunda uyarırken, diğer taraftan İran
tehdidi söylemini kullanarak İsrail’e özel üretim silahlar satmaktadır. Aslına
bakılırsa ABD göründüğü gibi Filistin meselesinde İsrail ile farklı
düşünmemektedir. Yine de söz konusu konunun çözümsüzlüğünün ABD’ye kattıkları
açıktır.
Filistin
meselesinin çözümsüzlüğü ABD için Ortadoğu’ya müdahil olma yollarının başında
gelmektedir. Afganistan ve Irak’ta yaşanan insan hakları ihlalleri, Filistin
konusunda BM’nin İsrail’e karşı herhangi bir uygulamada bulunma teşebbüsünün
olmaması, bir anlamda ABD’nin söz konusu tutumunu anlamlı kılmaktadır. Ortadoğu
halklarında baş gösteren Amerikan düşmanlığı, BM’ye olan inancın kaybolması,
uluslar arası hukuk gibi değerlerin Filistin konusunda işlevini yitirmesi,
ABD’yi mevcut Filistin siyasetinde yeni bir çehre kazanmaya itti. ABD başından
beri savunduğu iki devletli çözümü İsrail’in inisiyatifine bırakmış olsa da
İsrail’e karşı Türkiye kozunu kullanmayı da tercih etmiştir. Aslında bu rol
ABD’nin Türkiye’ye biçtiği değil, Türkiye’nin kendisinin üstlendiği ve ABD’nin
de İsrail’i dengelemek için kullandığı bir roldür. Türkiye mevcut durumuyla
İsrail’e siyaseten uzak bir konumdadır. ABD ise bu konumu kullanarak İsrail’in
Filistin konusunda yaptıklarını desteklemediği gibi bir imaj vermektedir. Oysa
bu sadece ABD’nin Ortadoğu’daki kendi çıkar eksenlerini kotarmak adına
uyguladığı stratejilerden biridir. ABD eğer Af-Pak bölgesinde istediğini
alamazsa, Filistin – İsrail bölgesine yeniden yönelecek ve siyasal çizgisini
bir de buradan uygulamaya çalışacaktır. Irak bu açıdan hem Filistin meselesinde
hem de Af-Pak ekseninde büyük öneme sahiptir. Af-Pak bölgesinin elde tutulması
stratejik açıdan İran’ı dizginleyeceği düşünüldüğünde, eğer bu bölgedeki
hareketler başarısız olursa Filistin bölgesine stratejik çıkarma yapmak ABD’nin
önemli hedeflerinden olacaktır. Bu aşamada ABD ile İsrail aynı çizgide duruyor
gibi görünseler de, söz konusu bir Afganistan başarısızlığı ABD çıkarlarıyla
İsrail çıkarlarını karşı karşıya getirecektir.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.