Şeyh Hamza Göleli'nin anısına...
Kentlerin bir çoğunda uzun kavak yelleri kalmadı ki gıcırdasın
ama benim sol yanımda sancı baki
anne ne olur ki,
sıram gelmiş olsun varsın!
Bir serçenin gözyaşı edasıyla aktı hayatından. Biliyorum ki serçeler ağlayınca ölürler. Zamanı ayaklarının altında ezercesine ağlıyorum.Hıçkırıklarımın arasına ağlayan serçeleri de iliştirdim.Ölüm böyle bir şeydi.Sırrı annenin feryadında gizli. İncecik bir ezgi uğul uğul kulaklarda,elini uzatsan bomboş karanlık,yağmura muhtaç çorak bedenler gözyaşlarıyla sırılsıklam.Gidenlerin ardından bakmaktan bitap düşmüş gözler,hasretle seyretmekte sonsuzluğa yolculuğu,ölmek için yüce olmak lazım ya,aşağıdan bakanlar diri kaldılar.Oysa gülistandı yüceler,yüceler insanları kendilerine benzetirler.Ne olurdu ki anne! Çıkabilseydim ben de gökyüzünün merdivenlerinden...
Anne Yunus ne dediyse hep çıktı!
Şeytanlar semirdi kuvvetli oldu zayıf kalsalar ne farkederdi
nasılsa onlar galip gelecekti
bundan sonra Aşık Galip olunur mu sen onu söyle anne?
Geride kaldı artık... Uçanlar uçtu,güzelliğe doğru seyirde. Bize kalan hep ardından bakmak,bize kalan hep kaybetmişlik.Ölümün ardından sözcükleri siyaha boyamak dindirir mi vuslat hasretini?Geride kaldı artık..Uçanlar uçtu,bize kırık kanatlarımız kaldı yeryüzünde.Bundan sonra,geride kalmışlık mumunu yakıp beklemek mi reva bize? Söyle anne,bu mum aydınlatır mı kaybetmişlik yolunu? Bundan sonra Aşık Galip olunur mu sen onu söyle!
Şam-ı Gariban'da değilsek de muhakkak Çırağan'da değiliz anne
lambalar sözdü çakmağı kim yakacak?
Bu uluyanlar çakal mı?
ben hırkasını giymiş bir derviş miyim?
Aydınlığın varlığını yalnızca karanlıkta farkeden, şu kurduğumuz dünya el sallamakta zamanın gerisinde. Merdivenlerden çıkanlar dudaklarının kenarıyla gülümsediler ''ölüm'' dediler, kırıldı dünyaları paramparça...! Sonra kalanların yüreğine battı cam kırıkları,can kırıkları..Hasretle ellerimizi yüzümüze götürdük,ağladık ki geride kaldık.Vahşiler gelip imanımızı yediler birer birer,biz mendillerimizi salladık.Şam-ı Gariban'da değilsek de muhakkak Çırağan'da değiliz anne,yakacak yok çırağımızı.Yalnız kaldık anne,giden gitti..Biz kaldık!
Bir şahin uçurtma marifetim vardı kaleden kaleye
cılız kuşcağızlarmış onlar şahin değil
ben uçurduğum için uçmazlarmış,
başı boş uçarlarmış üstelik.
Elimde yalancı zaferlerle bakıyorum yolcuların ardından.Hiçbirinin rengi baki kalmadı,kalamadı.Oysa ben boyamıştım onları baştan başa.Şimdi geride kalmışlık eskitti oyuncaklarımı.Zaman geçtikçe önünde diz çöktüm.Sus anne,bu aldanmışlıkla Aşık Galip olunmaz! Ne olur sus,kaldırıldı göğün merdivenleri çıkılmaz..! Marifet sandığım tüm adanmışlıklarım koca bir aldanışmış gözlerimin önünde. Kaybetmişlik yolunda elimde kalan, arkasından bakmakmış gidenlerin.Gözlerim bu bakışların uğruna yansın,
ANNE NE OLUR Kİ SIRAM GELMİŞ OLSUN VARSIN!!
Kentlerin bir çoğunda kavak yelleri kalmadı ki gıcırdasın
ama benim sol yanımda sancı baki
anne ne olur ki,
sıram gelmiş olsun varsın..!
(Hüsrev Hatemi)