Türkiye’ de Caferi denildiği zaman
genelde ilk akla Azeri Türkleri gelmektedir.Aslına bakacak olursak çok yanlış
değildir. Çünkü Türkiyemiz’de ilk Caferi olarak anılan topluluk Azeri Türkleridir.İşin
doğrusu elbette Alevi yurttaşlar, Caferiliği, yani Ehl-i Beyt (as) Hak Mektebini benimsemiş ve bu
çizgide yaşamlarını sürdüren tüm insanlardır. Caferi deyimi aslında Ehl-i Beyt
(as) ve Kuran birlikteliliğinin adıdır.Kim bu asil olan birlikteliğe gönül
vermiş ve iman etmişse Caferi odur. Elbette tarihi olarak İmam Cafer Sadık
(as)ın Mekteb-i Hakkın esaslarını düzenlemesini o dönemin fıkıh karmaşasında
yaptığı için bu ad ile ünvanlanmıştır.
Türkiye de yaşayan Azeri Türkleri
asırlardan beridir Ehl-i Beyt (as)mektebinin yılmaz taraftarları ve
aşıklarıdır. Bir yazımızda da yazdığımız gibi ikiyüzün üzerinde içtihad
makamına ulaşmış yüce şahsiyetlere sahip güzel aşıklar toplumudur.Türkiyeli
Caferiler yüzyıllardır bu toprakların asil ve şahsiyetli yurttaşlarıdır. Kederde
ve kıvançta bu toprakların esas ve vazgeçilmez unsurları olmuşlardır. Kurtuluş
Savaşı ve diğer savaşlarda emperyalistlere ve zalim güruhlara karşı canlarını
hep siper etmiş ve yiğitçe savaşmışlardır. Bu satırların yazarının büyük babası
da Ermeni katillerce sırf ülkesine lojistik destek sağladığı için Şehid edilmiş,
Kars-Iğdır hattı Azeri Türklerinden sadece bir tanesidir ki Türkiyeli Caferiler
böyle şehidlerle doludur.
Biz Caferiler bu aziz milletin
içinde hiçbir ayrıma tutulmayan ve ülkemiz içinde tüm meslek gruplarında görev
alan vatansever yurttaşlarız.Türkiyeli Caferiler ülke içinde
subay,doktor,öğretmen ve tüm mesleklerde söz sahibidir.Bürokrasiden tutun da
tüm devlet kurumlarında önemli görevlerde bulunmaktayız.TBMM içinde devletine
hizmet eden ve etmiş milletvekillerimiz vardır.
Caferiler,ülke içinde çok rahat
bir konuma sahiptirler.Öyle ki dini vecibelerimizi en rahat ve özgür halde
yaşamktayız.Ezan nidalarıyla camilerimiz vardır.Gerçi tüm camilerimiz ortak
yerlerimizdir.Ancak herkesinde bildiği üzere biz Ehl-i Beyt (as)saliklerinin
farklı içtihadları ve yolları vardır.Dolayısıyla bu farklılık nedeni iledir ki namaz,oruç,gibi
ibadetlerde Sünni dünyasından hem itikadi hem de amel farklılığımız vardır.Biz
Caferiler bu farktan dolayıdır ki kendi yetiştirdiğimiz alimlerimizin
önderliğinde dini vecibelerimizi yaşarız.
İçtihad kapılarının her an açık
olduğuna inanan Caferiler içtihad etmiş ve bu yolda kamil seviyeye gelmiş
taklid merciyetlerini taklid eder.Bu merciyetler sayesinde fıkıh dediğimiz
yaşamımızı düzenleyen kurallar zincirine göre hareket etmekteyiz.
Çok
uzun da olsa grizgahımı bağışlayın.Son zamanların moda deyimi ile çalıştaylar
açılımlar olmakta.Kürt,Alevi,Roman açılımları derken bir grup Caferi
hocalarımız da bu açılıma Caferi açılımı,çalıştayı ile katıldılar.Çalıştaydan
küçük haberleri medyamızdan öğrendik.Ve bildirge ve tanıdığımız değerli
hocalarımızın hazırladıkları bildirileri de okuduk.Çalıştaylar girişimler
normal olabilir.Elbette daha geniş daha farklı taleplerin olması normal
sayılabilir.Ancak bana göre normal olmayan bir durum var ki o da Kanaat
önderleri,halkın daha geniş katılımının olmaması.Otel lobilerinde değil de
öncelikli olarak tabana yayılan ve camilerimizde ve derneklerimizde meselenin
daha anlaşılır daha kapsamlı hale getirilmesi anlaşılır olması gerekiridi.Kendi
adıma birilerinin benim adıma karar vermesini Ehl-i Beyt (as)AKILA verdiği
önemle çelişkili buluyorum.Çoğunlukla dini mevzularda konuşulduğunda birileri
diyor ki sen hocamsın hayır diyoruz o zaman hoca değilsen olmaz denildiğinde
demek gerekmez mi din hocalara mı indi ?şahsım adına derim ki benimde bu
çalıştay da fikrim olmalı.
Eğer birileri benim yerime
düşünecekse ve karar verecekse HAK MEKTEBİnindiğer mekteblerden ne farkı var ? Ben bu düşünceye kendi adıma asla
katılmadığımı ilan ediyorum. Geniş katılımlı hatta zamana yayılan ve tüm
Caferilerin katılımı ile alınacak ortak karara ise her zaman evet demekteyim. Elbette
önemli bir faktörde taklit merciilerimizin bu konudaki esaslı görüşleri
olacaktır. Ehl-i Beyt (as) olan bağlılıklarımız, güzide hocalarımıza karşı
saygımız onların takdire şayan hizmetleri bu tür konuların elbette dışında
olmalıdır.Tüm Alimlerimize, Seyyidlerimize saygımız ve hürmetimizle birlikte
konunun tüm mektebi ilgilendirdiği meselede acele alınan ve çoğunluğun
katılımının olmadığı kararlar maalesef sağlıksız olacağı kanaatini taşırken bir
meseleye de değinip yazıma son vereceğm.Ülkemizin saygın kurumu olan Diyanet
İşleri Başkanlığında görev alma orada dini görev yapma meselesi çok önemli bir
konudur.Mektebimiz bu konuda çok hassas olup asla bir kuruma hele ki içtihad
farklılığımız olan bir kurum bünyesinde görev yapmayı caiz bilmemekte. Bu
mesele hem fıkhi hem de tarihi geleneğimizdir. Ancak üç beş kişinin böyle bir
karar verip Diyanet bünyesinde çalışmaya karar vermesi herkesin malumudur ki
tepki almış ve red edilmişti. Ancak Caferi çalıştayında bu şahısların da orada
karar yetkisinde olduklarını görünce Caferi çalıştayının şimdilik çok olumlu
geçmediğini söyleyebiliriz.
Son olarak hz.MEHDİ (as) zuhurunu
acil olarak yüce Rabbimizden dilerken saygıdeğer güzide hocalarımızın
bizlerinde söz hakkının olması gerektiği konusunda olumlu düşünmeleri
temennisiyle…
Sayın Cahit, öncelikle böylesi önemli bir konuya değindiğiniz için teşekkür ediyorum. Bununla birlikte belirtmek isterim ki “Türkiye Caferileri” adına konuşanların, Türkiye Caferilerini “Temsiliyet” arz ettiklerini düşünmüyorum. En basit anlamda, ne ben ne de başka bir Caferi, “bizim temsilcimiz şu ya da budur” diye seçmedik. Dünyadaki ortalama yaşam süresinin yaklaşık olarak çeyreğini doldurmuş biri olarak, bu yaşıma kadar kimsenin bizim düşüncelerimizi sorduğuna, bu konuda yol yordam bilen(!) büyüklerimizin ön ayak olup aldıkları kararlarda yetkinlik sahibi gençlere fikir danıştıklarına ne yazık ki şahit olmadım. Öte yandan dernek ve camii yönetim kurulu seçimleri ise ne yazıktır ki her şeyden önce ne Allah rızasına ve ne akla ne de vicdana uygun şekilde yapılmamaktadır. Bizi temsil ettiklerini bir takım çevrelerde dile getirenler bırakınız “Çoğulcu-Çoğunlukçu Temsiliyeti”, neredeyse bu temsil statüsünü tekellerine almış bulunmaktadırlar. Ben, Yaradana, mektebe, çağa, bana verilen ve benim verdiğim emeklere layık olmaya çalışan genç bir Caferi Türk’ü olarak, bizi temsil edenlerin gerek ilimleri, gerekse de kültürleri yönünden olsun(ve daha birçok açıdan) bu toplumu temsiliyet kabiliyetine sahip olduklarına inanmıyorum.
#FFFFFF">
Abdullah Alevi
24-03-2010, 18:50:41
#FFFFFF">
Zuhurunu acilen talep ettiğiniz İmam Mehdi (a.s), şöyle buyuruyor: "Karşılaştığınız olaylarda size hadislerimizi nakledenlere başvurun." Bu hepimizin bildiği sahih bir hadistir. Bu hadisten çıkarılan sonuç, hadis nakletmeyenlerin (yani alim olmayanların), hadis nakledenlere (yani alimlere) başvurması ve onların tavsiyeleriyle hareket etmeleridir. İmam "birlikte karar verin" demiyor. Buradaki nükteye dikkat etmekle birlikte alimlerimizin gerekli gördükleri durumlarda alim olmayanlarla zaten istişare içinde oldukları da gözden kaçmamalıdır. Bu hiyerarşi bozulursa, Ehlibeyt dostlarının da binlerce parçaya bölüneceğinden emin olun. Lütfen biraz dikkat. Ben de varım demeden önce mektebimizin temellerinin ne üzerine kurulduğunu unutmayalım.
#FFFFFF">
hüseyin cahit
25-03-2010, 18:49:01
#FFFFFF">
sa değerli abdullah bey evet elhamdülillah ki hz İMAM ZAMAN as ın zuhrunu ALLAHTAN CC taleb ediyorum .O yüce şahsiyetin seçilmiş muttahhar efendime ruhum canım feda olsun ona atalarına da onların sözlerinde onların mubarek sözlerini naklaedenler ve müminlere yol gösteren alimlere de selam olsun yeter ki ALİM olsun ilmiyle amel olsun.Elbette onlara uyarız.Ancak toplumsal sorunlar da veya uzlaşmalarda herkesin söz hakkı vardır.Bizler masum imamlara kayıtsız itaatı vacib biliyoruz.Taklid merciyetlerimizde masumlara uyduğu müdetçe .Muntezeri gibilerde mübarek hadisleri naklediyorlardı.o da yıllarını ilime vermişti.sonu ise malum.evet cevabım bu kadar
#FFFFFF">
Abdullah Alevi
26-03-2010, 11:59:58
#FFFFFF">
Cevap vermeniz için yazmamıştım. Ama madem cevap vermişsiniz bir iki notum daha olacak. Vermiş olduğunuz Muntezeri misali, bu konuya uygun bir misal değildir. Zira Muntezeri tek bir kişi idi. Yaptığı şeyleri bir grup ile birlikte meşveret ettikten sonra yapmadı. Bu çalıştayda ise biz bir grup (en az 50 kişi) alimden bahsediyoruz. Elbette ki bunlar birbirlerinin gözünden kaçan noktaları mutezekkir oldular, birbirlerini uyardılar. 5 kişinin yapacak olduğu hatayı 10 kişi uyardı, 10 kişinin yapacağı hatayı 5 kişi uyardı. Ama sonuçta bu mektebin temellirini oluşturan alimler birbirlerini uyararak meşverette bulunuyorlar. Nitekim çalıştayın yapıldığı cumartesi gününden evvel 12 kişiden oluşan müteşebbis heyet bir toplantı yaptı. Şeyh Selahattin'in basına açıklamasını yaptığı bildirideki maddeleri kendi aralarında muhalefet edenlere rağmen oy çokluğu ile karara bağladılar. Yani itirazlara rağmen müteşebbis heyetin oylamasında oy çokluğuyla bütçe istenmesi uygun görüldü. Ancak cumartesi günü yapılan çalıştayda, müteşebbis heyetin almış olduğu kararlar alimlerin umumuna okundu ve itirazları varsa dile getirmeleri istendi. Alimler o çalıştayda, müteşebbis heyetin uygun gördüğü bütçe meselesine itiraz etti ve genel içinde yapılan oylamada bütçe istenmeyeceği oy çokluğuyla kabul edildi. Anlayacağınız 7-8 alimin olmasını istediği madde alimlerin geneli toplandığında ret edildi. Birbirleriyle istişare ediyorlar, tartışıyorlar ve oyluyorlar. Muntezeri ise tek başına idi ve istişare, tartışma, oylama yapmıyordu. Kendi görüşünü belirtip doğru olduğunu iddia ediyordu. Elbette alimler toplumu ortak kararlarında hata yapmazlar gibi absürt bir iddiam yok. Hata yapabilirler, ancak bu hataları da istişare ile olduğundan dolayı çok az olacaktır. Bizlere düşen de aklımıza gelen noktaları, eksikleri, olması gereken şeyleri alimlerimize uygun bir dille bildirmektir. Mesela sizin, bu köşede, çalıştay hakkında bize de konuşma hakkı verin diyeceğinize, çalıştayda dikkat edilmesi gereken noktaları dile getirmeniz çok uygun olurdu. Çalıştay ile ilgili çekincelerinizi, isteklerinizi, eleştirilerinizi, önerilerinizi, üzerinde durulmasını istediğiniz noktaları bu köşeden alimlere duyurabilirdiniz. Alimlerin de bu köşeleri okuduklarını ve kendi içlerinde değerlendirdiklerini bilmenizde fayda var. Akıl akıldan üstündür, birçoklarının kaçırdığı noktayı köşenizdeki tek bir cümle bile akıllarına getirebilir. Allahumme accil li-veliyyik...
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.