Cumhuriyeti bu topraklarda tesis edenlerin övündükleri
birçok husus vardır. Bunlardan birisi de aradan geçen seksen yedi seneye rağmen
hala dillerinden düşürmedikleri; “biz saltanatı kaldırdık” ifadesidir.
Muayyen günlerde küçücük yavrularımıza titrete titrete okuttukları o hepsi
birbirinin aynı olan şiirlerde değinilen “cumhuriyeti kurduk, sultanı
kovduk” benzeri ifadelerle yavrularımızın zihinlerine kazınılan padişah
düşmanlığı, bunların övündükleri düsturlarından birisidir.
Evet, Cumhuriyeti tesis edenler memleketten Padişah ve
ailesini kovdular ama bunun yerine bu milletin başına onlarca, yüzlerce sultan
musallat ettiler. Tek parti devrini yaşayanlar her halde daha iyi
bileceklerdir. O devirlerde kırsaldaki bir jandarma çavuşu dahi millete
efendilik taslamaktan geri kalmazdı. O günleri yaşayanların anıları saltanatın
kalkıp da yerine neyin geldiğini çok güzel anlatır. Mevzu bu değil. Ben bizi
yönetmek sevdasıyla ortaya çıkanlara değinmek istiyorum. Siyasi görüş, yönetim
zihniyeti, bunların bir önemi yok bu yazı için. Her ortaya çıkan insan “millete
hizmet için” politika sahnesine soyundu. Demireller, Ecevitler, Özallar vesaire
hepsinin de halis niyeti sadece millete hizmetti, ülkeyi daha müreffeh bir hale
getirmekti(!) Onların asla kendilerini düşünen bir yanları olmadı! Olamazdı.
İster genel idare olsun isterse de yerel idare olsun tüm siyasetçiler sadece
bize hizmet için elini taşın altına koydular, sadece beldelerine,
memleketlerine, ülkelerine hizmet için ceplerinden milyonlar harcadılar. Vekil oldular, Belediye Reisi
oldular, Belediye Meclis Üyesi oldular. Sadece hizmet için (!)
Başlamadan
Yazının girişinde, yönetim
mevkilerine gelenlerden sırf hakkı hakikati gözeterek çalışanların da varlığını
kabul ettiğimi belirtmek isterim. Milletvekillerinden olsun, yerel yönetimlerde
Belediye Meclis Üyeliklerinde olsun sadece halkının menfaatini düşünerek
çalışanların da bulunduğunu tasdik etmekteyim. Bu millet için çalışanlardan
Allah razı olacağı gibi millet de razı olacaktır. Göreve gelmeden evvel belli
bir maddi birikime sahip olup da görev süresi bitince bu meblağın altına
inenleri ya da yaşayış şartlarında hiçbir değişim olmadan göreve geldikleri
gibi gidenleri de bu millet unutmayacaktır. Ne yazıktır ki, sözü edilen
idarecileriniz bir elin parmaklarını geçmemektedir. Allah’ın bu insanların
sayısını arttırmasını temenni etmekten öte vazifelerimiz olduğu
unutulmamalıdır. Biz ne isek öyle yönetilmekteyiz. Bizler toplum olarak yiyici,
beleşçi isek idarecilerimizden de fazlasını, bizden daha fazla faziletli
olmalarını beklemek hayalcilik olacaktır.
Harun Gibi Gelip Karun Gibi Gitmek
Bizim görevimiz başımıza getirdiğimiz idarecileri iyi
tahlil etmektir. Bundan ötede bizim için yönetime talip olan insanların nasıl
bir fazilet içinde olmalarını istiyorsak bizler de o faziletleri
sergileyen, kâl ehli değil hâl ehli adamlar olmak zorundayız.
Gerçek olan şu ki, hiçbir yönetime talip olan aday,
getirisinin fazla olduğunu bilmeden o masrafın altına girmeyecektir. İhalelerde
ortada gezen rakamlar bazı belediyelerde dudak uçuklatacak
miktarlardadır. Bunların gayri meşru nemaları ise Belediye Meclis Üyelerine
hukuk dışı getirim oluşturmaktadır. Ne yazık ki bu çarkın içine bulaşanların
dini, itikadı, solcusu, sağcısı artık yoktur. Bir zamanların mücahit ağabeyleri
Refah Partisi rüzgârıyla başlayan yerel yönetim ataklarında kaptıkları
koltuklardan yeni partinin saflarına geçerek semirmeye devam etmektedir. Dindar
kesimde çokça telaffuz edilen CHP zihniyeti olarak isimlenen hortumcu anlayışa
bulaşmış mücahitler de azımsanmayacak sayıdadır.
İstanbul, sadece İstanbul incelense; İSKİ, İGDAŞ, İBB
ve diğer yerlerde dönen çarklar deşifre edilse ortaya neler çıkar? Ben iftira
atmak karalamak için kalemi elime almadım. Bunlar her daim medyada
dillendirilen ve dost sohbetlerinde anlatılan vakai adiyeden sayılan olaylar.
Bu yazının amacı âcizane çözüm önerileri getirmek. Yıkıcı olmak, kara çalmak
elbet çok kolay ama insan olanın vazifesi yol göstermektir diye düşünüyorum.
Ara başlık bir gerçeğin ifadesidir. Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim
demişti, Saadet lideri Sayın Numan Kurtulmuş. Allah fırsat verirse kendisini de
deneriz efendim. Ama camiamız bir vakitler mücahit söylemlerde bulunup
şimdilerde o kardeşlere çok yukarılardan bakanlarla dolu değil midir?
Şunu net ifade edeceğim. Ne kadar varlıklı olursa
olsun, her kuruşunun hesabını alnı ak verebilen zenginlerimize bir lafımız
olamaz. Yetmedi efendim.
İslami hassasiyetlere sahip zenginlerimiz (İslamcı
ifadesini sevmiyorum) kendileri nasıl bir yaşam sürüyorlarsa elleri altında
çalışan emek ve fikir sahibi kimselere de o şartlara haiz, hadi aynısından
vazgeçeyim insanca yaşam şartlarını temin edecek ücreti veriyorsa yine lafımız
olamaz. Bugün iş güç sahibi bir Müslüman kendi bineği olarak 80–90 bin liralık
bir araç kullanıyorsa çalıştırdığı insanlar da en azında 8–10 bin liralık bir
araç sahibi olmalıdır ve bu zenginimiz evladını Başakşehir’de şu kolejde
okutuyorsa yanında çalışanlar da evlatları “baba okuldan şu kadar istediler”
dediği zaman tebessümle çıkarıp verebilecek düzeyde olmalıdır. Ne mutlu bu
zengin müslümana. Müslümanın zenginliğini dillerine dolayan insanlardan değilim
ama zenginlik müslüman kimliği taşıyan, kendisine laf söyletmeyen insana dünya
rahatlığından ziyade sorumluluk getirmelidir. Konuyu dallandırmadan ifade
edeceğim. Kişi çok zengin olabilir, varlığını da hukuki zeminden temin
etmiştir. Kişi zekâtını da veriyordur. Bitti mi?
Bu kardeşimizin yaşadığı semtte, bu kardeşimiz
çalıştırdığı işletmede bir tane aç varsa kendisini yeniden sorguya
çekmesinde fayda vardır. Sayın İhsan Eliaçık “bu gün askeri ücretle adam
çalıştıranların namaz kılmasına gerek yok” diye bir ifadesini okumuştum. Buna
haddim yok ama…
Denetim, Denetim
Yönetime talip olanların elbette bir hesapları, bir
beklentileri olacaktır. Hiç kimse, hiçbir kurum hukukun pençesinden azade
olmamalıdır. Yönetime, iktidara talip olanlar seçilir seçilmez mazbatalarını
almadan iğneden ipliğe mal beyanında bulunmak zorunda olmalıdır. Yetmedi.
Bu seçilmişlerin, birinci derecede yakınları;
evlatları, kan bağı olan akrabaları, evlilik bağı olan yakınlar; damat, gelin
ve bunların aile fertleri de aynı hassasiyetle incelenmeli ve mal beyanlarında
bulunmalıdır.
Yetmedi.
Göreve gelen insanımızın; bakan, başbakan, müsteşar,
belediye reisi olan insanların birinci dereceden yakınları, kimler olabilir bu
insanlar; evlatları, karısı ya da kocası, babası, anası, gelini, damadı, dünürü
vs. Türkiye Cumhuriyeti hudutlarında yeni bir işe atılamayacaklardır. Manasız
geldi dimi efendim. Sayın Cumhurbaşkanımızın babası sanırım tornacı idi. Bu
kişi evladı görevde kaldığı süre zarfında aynı meşgalesine devam edebilecek ve
düzenli geliri ne ise bu devam edecektir.
Sayın Başbakanımızın oğulları, Sayın Erdoğan bu göreve
geldikten sonra ticarete atıldı. Bir zamanlar bir iş adamının bursuyla okuyan
bu evladımız Sayın Erdoğan’ın oğlu olmasaydı yine kendisine aynı imkânlar
sunulur muydu? Ortada bir kanunsuzluk olmayabilir. Ama her hukuki olan eylem
aynı zamanda ahlaki midir? Zina kanunen suç değildir, bu o fiili ahlaki yapacak
mıdır? Sayın Unakıtan’ın oğluna tanınan devlet kıyakları hukuki olabilir,
ahlaki midir?
En hafifinden birileri bu insanların nüfuslarından
istifade etmeye çalışacaklardır. İktidar sahiplerinin akrabası olmak o
derece katlanılmaz hale getirilecek ki, bu insanlar en ufak bir şaibeye
bulaşmamak için ne yapacaklarını şaşıracaklardır. Bir bakan evladı babası bakan
olmadan evvel de bir iş adamıysa aynı mecrada çalışmaya devam edecek ama
kazandığı her kuruşun hesabını zamanında verebilecek derecede tetikte
olacaktır. Bu da beşeri kanunların yanında ilahi kanunların yani kişide mahfuz
Allah korkusunun kuvvetiyle doğru orantılı olacaktır. Denetimden bunalan bu
çevre bakan, başbakan vb. insanlara görevi bıraktırıp rahat bir nefes alabilmek
için baskı yapar hale gelecek ki, o makamlar gerçekten hizmet ehline kalacak.
Hiçbir mevki baba mirası olamayacak.
Makam Sahibi Olanların Yakınları
Ülkede görülen siyasal ahlaksızlıklar daha ziyade
mevki sahiplerinin birebir işin içinde olduğu yolsuzluklar olarak karşımıza
çıkmamaktadır. Senelerdir basına intikal eder olaylarda genelde mevki
sahiplerinin yakınlarının adları geçer. Birileri onların nüfuz alanından
istifade ederek haksız ve fahiş kazanç peşindedirler. Bu sebeple yukarıdaki
görüşü savunmaktayım. Ülkede makam sahiplerinin birinci derecede yakınlarının
özel ve devlet sektöründe çalışmalarına müsaade edilmeyecek. Ya ne yapılacak,
bir görüşü söyler iktidar taraftarları, ben katılmıyorum. Başbakan yakını
ticaret yapamaz mı? Bakanın damadı ise elini ayağını bir şeye sürmeyecek mi?
Benzeri savunmalar her iktidar taraftarı çevrede dillendirilmektedir. Adam gibi
yapacaksa yapsın diyesin gelir ama olmuyor işte. Birileri bir yerlerini
yırtarak, çalışarak didinerek sermaye sahibi olurken, bulundukları mevkilere
haklarıyla emekleriyle gelmişken, birileri de bir gecede değişen kanunlarla
mısırdan parayı götürebiliyorsa adam gibi olmuyor işler.
Devlet, bakan ve başbakan, yüksek seviyede bürokrat
yakınlarına asgari geçim şartlarında maaş verebilir. Bu insanlar devlet
imkânlarıyla ülke dâhilinde ulaşım, konaklama hizmetlerinden istifade
edebilirler ama kamuda ya da özel sektörde çalışamazlar. Bir yerlere
girip de danışmanlık adı altında anlamsız maaşlar alamazlar. Ne
yapabilirler?
Elbette cemiyetin istifadesine olacak şekilde bu
insanlardan istifade edilebilir. Mesleği müsait olanlar eğitim camiasında
çalışabilirler, öğretmenlik, doçent ya da profesör payeleri olan sahalarında
ilmi araştırmalarda bulunabilirler. Edebiyat ile iştigal edebilirler ve
buralardan edindikleri kazançlar nispetinde devletten aldıkları maaş kesilir.
Eminim ki yolsuzluklarla mücadele için birçok kalem ve fikir sahibi insanların
daha da faydalı fikirleri olacaktır. Hangi yolla olursa olsun ülkede
suiistimallerin, yolsuzlukların önüne geçilmeli fakir fukaranın hakkı bir
yerlere kaptırılmamalıdır.
Türkiye öyle bir toplum yapısına sahip olmalıdır ki,
başbakanından kaymakamına kadar bir devletlinin yakını, tanıdığı, arkadaşı
olmak o insanlar için katlanılması zor bir hale gelmelidir. Kimse bir
milletvekilinin yakını olduğu için sevinemez hale gelmelidir. O zaman toplum da
bu mevkiler cazibesini biraz olsun yitirecek ve sadece hizmet ehlinin talep
ettiği, hak edenin gelip görev aldığı yerler olacaktır. Yönetim mercileri
parası, nüfusu olanın değil, yetkisi, dirayeti olanların elinde olacak, her bir
yönetici Ali misali, Ömer misali işine sarılacaktır.
Devlet
Devlet halkındır. Devlet “devletlûların” değildir.
Devlet halkın hizmetine, refahına, hayrına çalışan bir sistemin genel adıdır.
Ya da öyle olmak zorundadır. Vatandaşın refahı için devlet vardır. Biz nasıl
bir devlet istiyoruz. Nasıl yöneticiler talep ediyoruz ki, bu devlet çarkını
Allah’a da kullarına da alınlarının akıyla hesabını verecekleri bir biçimde
döndürsünler. Bizler başımızda ağalar, beyler, kodamanlar, sömürücüler,
yiyiciler istemiyoruz; Ali misali, Ömer misali yöneticiler, Recep Yazıcıoğlu
gibi devlet adamları istiyoruz. (Allah cümlesine rahmet eylesin)
Devlet çarkının temel meselesi halkı olacak.
Devlet halkının;
—Barınma sorununu
—Sağlık sorununu
—Eğitim sorununu ivedilikler çözecek. İnsanlar bu
meseleleri dert etmeyecekler. Ve ülkede aç kalmayacak. Yoksul olabilir,
fakir olabilir, trilyonluk zenginler olabilir halk içinde her sınıf insan
olabilir ama halk içinde, ülke sınırlarında aç olmayacak. Açlık sorunu mazide,
bir zamanlar diye anlatılan hikâyelerde olacak. Ülkenin bir yerinde aç olduğu
öğrenildiğinde halk arasında, Mozambik’e kar yağmış, misali infial uyanacak. O
gün ülkede hayat durma noktasına gelecek.
“Yahu dedemler anlatırdı da bahsederler biz hiç
görmemiştik” diyecekler. Devlet erkânı yerinden oynayacak. Ülkede sıkıyönetim
havası esecek, herkes olamaz ülkede bir aç varmış diye hayrete düşecek. O aç
vatandaşın bulunduğu beldede kıyametler kopacak, tahkikatlar başlatılacak,
yerel idarecilerin kan beynine fırlayacak. Aç bir adam bulunduğu için
kaymakamın görevine son verildi. Falan kasabada aç bir adama rast gelindiği
için valilik tahkikat başlattı. Bu manşetlerle çıkacak ertesi günün
gazeteleri. Bunları dert edinen devlet ve bunları dert edinen kendini bu
meselelerin halline adayan devlet erkânı istiyoruz.
Yoksa kimin ne kadar kazandığı, kimin nerede tatile
çıktığı, kimin ne marka araba aldığı kimseyi ilgilendirmiyor efendim.
Kimin oğlunun ne iş yaptığı, kimlerle alış veriş yaptığı da bizim meselemiz
değildir. Yeter ki, adalet üzere yönetim olsun, yeter ki, onlara tanınan
imtiyazlar her vatandaşa tanınsın.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.