Çok partili döneme geçildiğinden bu yana Türkiye’nin kalkınmasını engelleyen en
mühim gelişmeler şüphesiz ki peş peşe yapılan askeri müdahalelerdir. Bunlardan ilki
27 Mayıs 1960 darbesidir. Kimileri de çıkıp bu müdahaleye ihtilal derler ya,
kulakları çınlasın. 1950–1960 tarihleri arası Türkiye’de halkın özellikle de
köylünün yüzünün güldüğü ve kapalı ekonomiden açık Pazar ekonomisine geçildiği
güzel bir dönem olmuştur. Belki her şey mükemmel değildi ama o günün
şartlarında köylünün ve diğer geniş halk kitlelerinin yüzü gülmüş ve cebi para
görmüştür. En önemlisi de söz konusu yıllarda ülkenin kurucusu Mustafa Kemal’in
hedeflediği muasır medeniyet ilkesi doğrultusunda kalkınma hamleleri
başlamıştı. Bu yıllarda dışa bağlanma anlamında Abede ile yakınlaşma ve Marşal
yardımları gibi olumsuzluklar da cereyan etmiştir. Ama inkâr edilemez bir
zenginleşme ve kalkınma süreci başlamıştı. 27 Mayıs darbesi ve akabinde cereyan
eden menfi gelişmeler nedeniyle bir daha siyasi istikrar sağlanamadı.
Türkiye ne zaman kendini biraz olsun toparlasa, ezilen insanların yüzleri ne
zaman bir nebze olsun gülse bir yerlerden düğmeye basılmakta ve darbeler
meydana gelmektedir. Darbelerin ekonomiye en önemli tesiri siyasi istikrarın
bozulması, güven ortamının ortadan kalkması ve geleceğinin ne olacağı konusunda
insanların umutsuzluğa duçar olmasıdır. 27 Mayıs ve 12 Mart darbeleri arasında
yaklaşık 11 yıllık bir süre vardır. Bu on bir yıllık sürede Türkiye daha
toparlanmadan yeni bir askeri müdahale oldu. Onun da tesirleri ortadan
kalkmadan 12 Eylül cuntası geldi.
Rejimin tabii seyrini değiştirmek ve yerine farklı bir yönetim biçimi kurmak
“anayasal bir suç” olmasına rağmen bizde yapılan dört darbenin failleri hiçbir
zaman cezalandırılmamış, aksine ihtilallerden sonra ağam paşam bir hayat
sürmüşlerdir. Bunun en somut misali 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren’in
emekli olduktan sonra yaşadığı hayattır. Evren anayasal sistemi silah zoruyla
yıkmasına rağmen bırakın cezalandırılmayı birde üstüne taltif edilmiştir.
Her müdahalenin ardında baskılar dayatmalar ve antidemokratik uygulamalar
yapıldı. Sonunda iş geldi 28 Şubat’a dayandı. 28Şubat müdahalesi 54. hükümetin en
başarılı olduğu bir dönemde yapıldı. Ülkenin uzun senelerin ardında iki
yakasının bir araya geldiği, dar gelirli insanların yüzlerinin gülmeye
başladığı, ekonomik ve siyasi açıdan devrim niteliğinde eylemlerin
gerçekleştiği ve bu arada kendini senelerdir bu vatanın sahibi zanneden ve
iliğimizi kemiren beyaz azınlığın düzenlerinin sarsılma gösterdiği bir noktada
devletin zinde güçleri bir yerlerden verilen emirleri uyguladılar ve yine
halkın tepesine indiler.
Resmi ideoloji taraftarları, militer odakları ”güç bizde ise haklıyız” mantığıyla
hareket ediyorlar. Darbelerin mantığında bu vardır. Darbe başarılmışsa
yargılanmıyor. Türkiye’de sivil düşünceli halk kitleleri yok. Varsa da çok
azlar. Türkiye’nin siyasi partileri de asker zihniyetlidir. Partiler devamlı
lider sultası altındadırlar. Demokratik sistemin temel elemanı olan partiler
darda kaldıklarında iktidar ellerinden alındıklarında devamlı darbe
çığırtkanlığı yaptılar. Birtakım örgütler paçaları tutuşunca hemen silahlı
kuvvetlere göndermelerde bulundular. Bütün dünyada, en azından demokratik
rejimlerde hak ve özgürlüklerin bir numaralı savunucusu olan sol oluşumlar
memleketimizde resmi ideolojinin çığırtkanlığını yaptılar. Türkiye’de sol hak
ve özgürlüklerin değil Kemalist Diktatörlüğün taşeronu oldu. 70 li senelerde
“Türk askerine vur Rus askerine selam dur” sloganı atanlar hak ve özgürlük
taleplerine karşı Kemalizm’in yardakçılığına soyundular.
Bu müdahaleler olmasaydı elbette Türkiye’nin konumu bugünkünden çok farklı
olurdu. Tabiî ki Türkiye’nin gelişmiş dünya devletlerinin gerisinde kalmasında
bu müdahalelerin yanı sıra Demirel gibi politikacıların ve başbakanların
gösterdikleri yanlış yönetimlerin de etkisi oldu. Sivil yönetimlerin
basiretsiz, beceriksiz yönetimlerinin üzerine askeri müdahaleler eklenince ülke
iyicene geri kaldı.
Yeni bir 28Şubat yaklaşırken
geçmişten hiç ders almayan zihinlerin yeniden meydanlarda darbe
çığırtkanlıkları yapması bazılarımızın geçmişten ders olamadıklarının açık bir
göstergesidir.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.