Günün Türkiye ve dünyadaki akışına kısa bir “es” verip, yazının başına
oturacaktım ki Hrant Dink davasında “gizli tanığı” polisin mahkemeye getirmeyi
unuttuğunu okudum.
Günün, Türkiye ve dünyadaki akışına kısa bir “es” verip, yazının başına
oturacaktım ki Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davada dinlenecek olan “gizli
bir tanığı” polisin mahkemeye getirmeyi unuttuğunu okudum.
Hâlbuki ses ve görüntüsü değiştirilerek mahkeme salonuna yansıtılacak olan
gizli tanığın korunması için ifade vereceği odanın kapısına mühür vurulduğu, her
türlü hazırlığın yapıldığı, gizli tanığın polis ekibini bekleyip durduğu ortaya
çıkmıştı.
Aslında... Hrant’ın davasında esas unutulan bu sanık değil de “gizli fail”...
Tetiği planlı programlı çektiren irade...
***
Dün, Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin davanın 12’nci duruşması yapıldı.
Bu süreç sonunda elimizde ne var?
Koca bir hiç.
Bu “hiçin” hukuksal özeti, Hrant’ın ölüm yıldönümü vesilesiyle kamuoyuna
sundukları rapor. Okuyunca esas faillerin üzerine neden ve nasıl gidilmediğinin
isyan ettirici resmini görüyorsunuz. Oğlu’nun, Hrant’ın ölüm yıldönümündeki
vicdanı olan hiç kimsenin ilgisiz kalamayacağı öfkeli isyanı boşuna değildi.
***
Hrant Dink’in öldürüleceğini neredeyse devletin tüm kademeleri biliyor, hatta
kimlerin nasıl öldüreceğini de...
Ama devletin içinde gelişen süreci ve onun ardındakileri topluca yargılama
iradesi ortada gözükmediği için, esas failler ortalıkta dururken, “tetikçiler”
etrafında zaman geçirip duruyoruz...
Hep böyle olmuyor mu?
Peki, “asıl failin” ortaya çıkmasını engelleyen güçlü sabotajcı kim?
***
Bunu anlamanın...
Esas faili görmenin en iyi yöntemi, genç kuşakların belki de anımsamadığı
Savcı Doğan Öz’ün katline geri dönmek...
Çünkü Doğan Öz cinayeti, tüm diğerlerinde, sanki bütün özellikleriyle
tekrarlanıp durmakta...
***
Doğan Öz kimdi?
Özel Harp Dairesi’nin örgütlediği sivil kesimlerin üzerine giden, bir cinayet
nedeniyle Ocak 1978’de bu kesimlerin kaldığı Site Öğrenci Yurdu’nda arama
yaptıran, o dönemde yoğun olarak işlenen siyasi cinayetlerin kontrgerilla ile
bağlantılarını yakalayan, “Kontrgerilla Genelkurmay Harp Dairesi’ne bağlıdır”
diyen ve bir grup ülkücünün, Özel Harp Dairesi’nin sivil unsurları olduğunu
ortaya koyan ilk savcıydı...
Öldürülen savcı Doğan Öz’ün eşi Sezen Öz, kocasının kontrgerillayla ilgili
raporunu geçenlerde ekranda kamuoyuna açıkladı.
Raporda, kontrgerillanın Genelkurmay Harp Dairesi’ne bağlı olduğu, MHP ve
CIA’yle bağlantıları olduğu iddia ediliyor.
Maalesef Doğan Öz bu rapor ertesinde dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile
görüşmesinin ardından 1978 yılında katledildi.
***
Katili kim korudu?
Eşinin açıklamaları ışığında anımsayalım.
Savcı Doğan Öz’ün cinayet sanığı İbrahim Çiftçi yakalandı. Suçunu itiraf
etti. Bazı tanıklar da kendisini teşhis etti. Ama sanık yargılanırken 12 Eylül
1980 askeri darbesi gerçekleşti. Askeri mahkeme, sanığı idama mahkûm etti. Dosya
Askeri Yargıtay’a gitti.
O ana kadar cezanın onaylanmasını isteyen Askeri Yargıtay Savcısı, jet
hızıyla fikrini değiştirdi ve karara itiraz etti.
Bunun üzerine dosya Askeri Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’na gitti.
Genel Kurul 15 üye ile toplandı. Sekiz üye delil yetersizliğinden sanığın
beraatını isterken, yedi üye idam yönünde oy kullandı. Bu tek oyluk farkla
İbrahim Çiftçi aklandı ve tahliye edilmesi yönünde karar alındı.
Dosya yeniden idam cezasını veren ve dosyaya egemen olan mahkemeye gitti.
Askeri mahkeme, yargı tarihine geçecek bir kararla İbrahim Çiftçi’yi beraat
ettirdi.
***
Sezen Öz’ün anlattıklarıyla Raşel Dink’in yaşadıkları da çok benzer:
“Her duruşmaya gidişimiz bir olaydı. Kırmızı plakalı arabayla sanık İbrahim
Çiftçi’nin annesini taşırlardı. Davayı takip etmememiz için uğraştılar. Arabamın
lastiğini bıçakladılar”...
***
Hrant’ın davasında “gizli tanık” unutulmuş...
Şaşırtıcı mı?