28 Şubat’ın en şah hamlelerinden biri olan ve AB’nin İlerleme Raporları’nda
yıllardır ilgasını istediği, askere sorgusuz sualsiz kentin şıpın işi
“askerileşmesini” sağlayan...
...“EMASYA Protokolü”, dün İçişleri Bakanlığı’nın neredeyse tek satırlık bir
açıklamasıyla tarihe karışıverdi...
***
Bu çok olumlu gelişmenin sadece Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği
sinyal sonucundan ibaret olmadığını düşünürsek, nasıl bir değerlendirme
yapmalıyız?
Hafızam soruya cevap ararken, en yakın tarihten eskiye doğru bir sıralandırma
yaptı...
İlk aklıma ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’in Sabah’ta Nur Batur’a
söyledikleri geldi...
“Türkiye’de demokratik sistemin kökleri ve iç sorunları çözmede hoşgörü farkı
bir noktada.
AKP hükümeti ve başka unsurların yarattığı demokratik dönüşüm açık.
Bu durumda da ordunun içerdeki durumu güçlü biçimde denetlemesi ve
gözetlemesine duyulan ihtiyaç azalmış durumda. Bu da açıkça görülüyor.”
Yıllarca Soğuk Savaş anlayışını harharlayan, Türkiye’yi Sovyetler’e karşı
ileri karakol olarak kullanan ABD’nin Ankara Büyükelçisi bu çok çarpıcı cümleden
sonra şöyle devam ediyor:
“Tabii bir de AB’ye katılımın gerekli kıldığı koşullar var. Ordunun sivil
hayata müdahalesinin azaltılması hatta tümüyle ortadan kaldırılması gerekiyor.
Hatta ordunun politikaların şekillenmesindeki müdahalesinin de azaltılması hatta
kaldırılmasını gerekli kılıyor. Avrupa bizim Amerika’daki uygulamamızdan çok
daha ileri gidiyor. Bizde generaller görüşlerini söylerler ve dış politikanın
şekillenmesinde rol oynarlar.”
***
Aynı gün, son zamanlarda askeriyenin başına geçen yeryüzü standartlarındaki
yegâne komutan olan Hilmi Özkök ise şunları söylemekteydi:
“Her şey değişirken TSK da değişecek. Bu yönde çalışmalar zaten yapılır.
Değişmezseniz, gelişmelerin dışında kalırsınız. Bunun karşısında
duramazsınız. Bu işlerden korkmamak lazım...
Dünya sahnesinde yer almak istediğiniz noktaya ulaşmalısınız.
Neyi özlüyorsak, kendimizi nereye layık görüyorsak, oraya ulaşmaya
çalışmalıyız. Bu aslında bütün kurumlarımız için geçerli.”
***
Dün de...
“EMASYA kalkabilir mi” sorusuna Orgeneral Başbuğ, “kalkabilir, bu protokole
gerek yok, zaten kanunda yetki var. Neticede EMASYA Protokolü konusunda bizim
için kanunlar esastır. EMASYA Protokolü’nün bunun üzerine geçmesi mümkün
değildir. Bu protokole aşırı önem verildi, olmadık yerlere çekildi. Gizliliği de
bu süreci daha da karıştırdı” yanıtını verdi.
***
Hafızamın çektiği “en geniş açılı resim” ise daha eskiye, 23 yıl önce 3
Temmuz 1987 yılında Sabah Gazetesi’nde yazdığım “Asker Değil Tüccar Devlet”
başlıklı yazıdaki bir paragrafa aitti:
“Gelişmekte olan ülkelerin dışa açılma süreciyle birlikte, sistem dünya
ülkelerini ekonomik açıdan çok daha rahat denetler oldu. Çünkü gelişmekte olan
ülkelerin ihracatlarını arttırmak için paralarının değerini dolara göre sürekli
ayarlamaları gerekiyordu. Böylece ABD doları diğer ülkelerin ekonomik müfettişi
haline geliyordu. Ayrıca, amaç artık soğuk savaş sloganları bağırmak değil,
istikrar içinde piyasa mekanizmasını koruyabilmek, kapitalist sistem içindeki
ekonomik rolü başarmaktı. Dışa açılma ile ekonomi ön plana çıkmış, “siyasal
milliyetçilik” geride kalmıştı. Böylece savunma giderleri de eskisi kadar
kabarık olmayabilirdi. Nitekim ABD diğer ülkelere yaptığı askeri yardımları
azaltıyordu.
Böylece, militarist görünümlü yönetimler yerine, malını alıp satmasını bilen,
dünya pazarlarındaki yerini büyütmeye uğraşan tüccar devletler yeğleniyordu.
Zaten, yeni sermaye birikim modeli de dünya pazarlarındaki dolaşımın aksaklığa
uğramadan yürümesi için istikrarlı ve daha demokratik çözümlerden yanaydı.
Filipinler’den başlayıp, Panama’dan Güney Kore’ye kadar uzanan ABD’nin yeni
tavrı “asker değil, tüccar devlet” sloganının somut bir ifadesi olabilir.”
***
EMASYA kalktı diğer benzeri anti-demokratik mevzuat da kalkacak...
Çünkü yeryüzü epeydir “askeri vesayet” de, “asker devlet” de istemiyor...
Sadece bu yasalar kalkmayacak, durumu değerlendiremeyen de gidecek...
Anlayanın ise yıldızı parlayacak...