Öyle
olaylar cereyan ediyor ki memleketimde bir anda her şey alt üst oluyor.
Düşünceler allak bullak oluyor. Yürekler yanıyor, ciğerler dağlanıyor. Otuz
seneye yakındır nihayetlendirilemeyen bir terör belasının içinde insanımız ha
bire yeni canlar veriyor. Ekonomik terör, trafik terörü, Darbeseverlerin doymak
bilmeyen ihtirasları Anadolu insanını; Türküyle Kürdüyle, Ermeni vatandaşlarla
dişlileri arasında ezip geçiyor. Devletin temelleri atılırken ilahlaştırılan
Türk asabiyeti temelli sistem bu toprakların asli unsurlarını çok kısa bir
zaman içinde kendine düşman ilan etti. Seksen seneden fazladır ülke hep terör
havasında idare edilmeye çalışıldı ve aslına bakılırsa seksen sene zarfında
devlet olarak vatandaşı mutlu eden, dişe dokunur bir icraat da ortaya
konulamadı. Bir yerler yapılırken bir yerler hep yıkıldı.
Yazarlık
Türkiye’de
yaşayıp biraz olsun gelişmelere duyarlı iseniz ve okur- yazar iseniz belki en
kolay meslek, belki de en zor meslek, yazarlık,
meslek demesem de bir uğraşı alanı. Kolay çünkü gelişmeler önünüze sürekli
malzemeler koymaktadır. Ekonomik istikrarsızlık, mevsimlik işçilerin, tersane
işçilerinin dramları, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’muzun makûs kaderi ve sayısız
sorumlunun sorumsuz davranışları, sınır güvenliğiyle sorumlu olan ağabeylerin
iç güvenlik meselelerine fazlaca takmaları ve sonu gelmez meseleler size illaki
bir şeyler yazdırır. Fakir fukara, garip guraba söylemiyle iktidara gelen eski
milli görüşçülerin aslında hiçte milli olmadıklarını yandaşlarının milli
hortumcu olduklarını görmek sizi yazar yapabilir. Mısır koçanlarından kâşaneler
yapan bakan mahdumları, ele verip talkımı kendi salkım yiyen cemaat
liderlerinin, yurtdışında deniz bisikletleriyle stres atan hoca efendilerin
eylem ve söylemleri delirtmezse de yazar yapar efendim.
Ülkede
yazarlık bir noktadan da zor uğraştır. Bir öykü tasarlarsınız, bir haftalık
Orta Anadolu izlenimlerinizi kaleme almak hevesiyle notlar alırsınız. Bir tren
seyahatinin hüznünü ve neşesini yazacaksınızdır belki de. Beyşehir Gölü’nün
yıldan yıla kuruması dokunmuştur içinize bir iki dörtlüktür dolanır dilinize.
Bir şiir yazacaksınız belki de? Buna imkân vermez işte, gelişmeler öyle
mecralara sürükler ki sizi, bir türlü dönüp de arzularınızı aktaramazsınız
kâğıtlara.
Beşinci
defa vurulurken Aktütün ve solarken yalçın dağlarımızda akzambaklar, nasıl bir
hikâye kaleme alabilirsin ki? Emekli asker Erdal Sarızeybek’i dinledikten sonra
nasıl huzurlu uyuyabilirsin, nasıl dörtlükler damlar kâğıtlara? Türkiye
Cumhuriyeti’nde yaşayıp yazar olmak gerçekten kolay ve bir o kadar da zor
zanaat.
Sör Nevile
Henderson
Yazarı
besleyen en büyük kaynak kitaplarıdır. Gündemin hızla değiştiği ve sizin
gündemi belirleyemediğiniz, kendi gündeminizi ortaya koyamadığınız bu ülkede
basını ve yayınları takip etmek hem zor hem de masraflı olmaktadır.
Uzun
yıllardır yeni kitap almıyorum diyebilirim. Çok mühim bir eser neşrolunursa
mecburen alıp kütüphaneme koyuyorum. İlgi alanlarımla ilgili bazı yayınlar
edinmek zorundayım. Bunun dışında sahaflardan ve eskicilerden alış veriş
yapıyor ve zaman zaman paha biçilmez kitaplara sahip olabiliyorum. Bütçeme de
fazla dokunmuyor. Kitapçı rafından alacağım bir kitap fiyatına yeri gelip on-on
beş kitap satın alabiliyorum. Ne mevzuda olursa olsun bu eserler doyumsuz bir
tat ile okunuyor. Bazen sahaflarda bunların bir kısmının artık bulunmadığı
ilgililerce arandığını öğrenince daha bir keyifleniyorum.
Bu
satırları yazmama sebep olan kitap Hitler Almanyası’nda İngiltere Sefiri olarak
vazife yapan, savaş öncesi Almanya’yı iyi gözlemlemiş hariciyeci Sör Nevile
Henderson’ın kaleme aldığı “Hitler İle
İki Sene” adlı hatıratıdır. 1937 Mayısında Hitler Almanyası’nda vazifeye
başlayan Henderson Nazi rejimini oldukça tarafsız analiz ediyor ve diktatörlük
düzeninin olumlu yanlarını da sergileyen ifadeler kullanıyor eserinde.
9 Ekim gecesi (2008) bir özel
kanalda Emekli Albay Erdal Sarızeybek’in anlattıklarını dinlerken kitaptaki
bazı tespitler aklıma geldi. Ben belki yanlış izlenimler edinmiş olabilirim.
Burada belki de ilgisiz tespitlerde bulunabilirim ama Sarızeybek ile
Henderson’ı mukayese edince zihnimde bir tek düşünce netleşiyor; ordu, basın,
hükümet dışı odaklar ve zinde güçler mi dersiniz ne dersiniz terörü bitirmek
istemiyorlar. Kürt vatandaşlarımızla ilgili meseleleri huzurlu bir mecrada
çözmek istemiyorlar.
Erdal Sarızeybek’in bir tespiti
milyonların zihnini kurcalayan bir düşünceyi dillendirdi. Birinci Dünya
Harbinin dört sene sürmesi, ikinci harbin altı senede sonlanması, onca yokluk
ve zarurete rağmen milli mücadelenin dört sene zarfında zafere ulaşması göz
önüne alınınca otuz seneye yaklaşan terörün bitirilememesi hiçbir özre yer
bırakmıyor.
Hitler ile İki Sene isimli eserde
yazarın birbirinden ilginç ifadeleri ve tespitleri var. Bendeki nüsha tarihsiz
ve Semih Lütfi Kitapevi’nden çıkma bir eser.Birinci Dünya Harbinden mağlup olarak çıkan ve ekonomisi, içtimai hayatı
yerle bir olan bir ülkenin Adolf Hitler iktidarıyla dört sene içerisinde
Avrupa’ya nizam veren bir durum alması İngiliz Sefiri’ni hayrete düşürmekte ve
kitabında bunu incelemektedir.
“Hitler
dört seneden beri iktidar mevkiinde idi. Bu müddet zarfında Almanya’ya
askerlik, sanayi ve maneviyat sahasında muazzam ilerleyişler yaptırmıştı. Bu
memlekette artık kuvvete müracaattan başka bir kanun yapılamayacağı tahakkuk
etmiş bulunuyordu.” (s.45)
Dört sene zarfında Almanya eski
arazi ve siyasal gücüne tekrar sahip oluyor. 1935’te Sarre arazisi, 1936’da Ahanaine
ve Avusturya’nın Sudet bölgesi büyük Almanya dâhilinde ülkeye ilhak oluyor.
Eserden anlaşılan şu ki, saf bir Alman ulusundan söz etmek de mümkün değil.
Germenlerin değişik coğrafyalarda muhtelif etnik kimlik sergiledikleri
gözleniyor.
“Göte’nin
bile barbar diye vasfeylediği Prusyalıların büsbütün ayrı bir Avrupa tipi
olduğu ve bu tipin de tahakküm seciyesiyle kendini bütün Almanya’ya
saydırdığını kabul etmek lazımdır. Prusyalılar kuzeybatı, batı ve güney Alman
halklarına nazaran daha sert ve daha kaba yapıdadırlar.” (s.5)
Sefirin ifadelerinden Alman
toplumunun da zannedildiği gibi homojen bir yapıda olmadığı anlaşılıyor.
Anadolu topraklarında yaşayan Türk ismi altında toplanan halkların etnik
yapılarını görmeden hepsini bir potada eritmeye çalışan anlayış seksen senedir
hüzünden başka bir şey vermemiştir. Bir tane sultanı başımızdan kovmakla övünen
rejim başımıza sayısız sultanlar musallat etmiştir. Her bir bürokrat, her bir
parti genel reisi, her bir vali, her bir karakol komutanı hizmet etmek için
geldikleri halkı hizmetçi gibi gördü ve sürekli insanları küçük gören bir
yönetim ortaya koydu. Türkiye, cumhuriyet adı altında bir yönetim sergilese de
sistemin aslı çok partili bir diktatörlüktür. Halkın teveccühü ne doğrultuda
şekillenirse şekillensin CHP ideolojisi ve ordu sürekli iktidardadır.
Askerlerin kurduğu devlet 21. asırda yine aynı mantıkla vatandaşının üzerinde
tahakküm kurmaktan vazgeçmemek için direnmektedir. İlginç olan bu mantıksızlık
sivil taban da bulabilmektedir.
Diktatörlük
İktidar fikri kafalara vurduğu ve
nüfuzlarını devam ettirmek arzu ve hırsı onları zulme ve yahut maceralara doğru
sevk ettiği zaman diktatörler tebaaları için adsız bir maraz, komşu halklar
için ise tehlike teşkil ederler.
Sözü yeniden yazara bırakalım.
“Esas
itibariyle diktatörlükler devam ettikleri zaman mutlaka faydalı bir idare
teşkil etmezler Mustafa Kemal eski bir devletin enkazı üzerine yeni bir Türkiye
kurdu ve bundan dolayı Rumların tart ve ihracı hakkında yaptığı tedabir
unutuldu ve affedildi.(yazarın değinmediği Dersim katliamı ile bölge insanının
yok edilme planını ben ilave edeyim) Mustafa Kemal’in bu hareketi ile Hitler’e
Almanya’da Yahudiler hakkında aynı şeyi yapabilme fikrini vermesi müspet
değildir. Eğer Hitler tam zamanında durabilseydi bütün Avrupa kendisini büyük
bir Alman olarak selamlardı.” (s.11)
Adolf Hitler dört yılda bir enkazdan
Avrupa’ya nizam veren bir Almanya vücuda getirdi. Bu başarıda Alman milletinin
şartsız desteği tartışılmaz. Kore hiç yoktan bir teknoloji devi haline geldi.
Milli mücadele yıllarında bütün etnik unsurlarıyla Anadolu halkı düveli
muazzamaya bu toprakları dar etmiş ve yepyeni bir devlet tesis etmişti.
Sonraları Anadolu insanı tesis ettiği devletin altında kalsa da başarı
halkındır.
Bugün her türlü donanıma sahip olan
Türkiye Cumhuriyeti otuz seneye yakın bir sürede dâhili terörü bitirememiş ve gencecik
yavrularını bu uğurda feda etmiştir. Bir askerin annesinin bağrı yandığı gibi
dağda ölen adamın da annesinin bağrı yanıyor ve oğlunu bu noktaya getiren
şartları sorguluyordur. On yıllardır ülkenin her yerinde Türkçe ve Kürtçe
ahlar, feryadı figanlar göğü inletmekte Anadolu toprakları kan kokmaktadır. Geçen
süre zarfında evlatlarımızı harman yeli gibi savuranlar ise istiflerini
bozmadan timsah gözyaşlarıyla insanımızı avutmaktan öte gidememiştir.
Recep
Tayip Erdoğan
Diktatörlüğü tasvip etmek, onu özendirmek
elbette kimsenin arzusu değildir. Lakin Adolf Hitler’in Almanya’yı nereden
nereye getirdiği tarihi bir vakadır. Hitler zamanında durmasını bilseydi
karşımızda bambaşka bir Avrupa tarihini okuyor olabilirdik. “Kavgam” adlı
kitabını okursak, Hitleri Hitler yapan şartları, Almanya’nın içinden geçtiği
durumu daha iyi kavrayabiliriz. Hitler zulüm yoluyla ülkesinde egemenlik kurdu.
Tarih kendisini büyük zalimlerle beraber anmakta bugün. Yazarın değindiği gibi
zamanında durmasını bilseydi Alman ulusu için belki bambaşka bir gelecek zuhur
edecekti. Toplumları idare etmek sorumluluğunu yüklenenler her şeyden önce
adaletle hükmetmek zorundadırlar. Ama adalet onları aşırı merhamete kapılıp
bazı noksanlıkları görmekten alı koymamalıdır. Hiçbir millet başındaki
idarecisini zorla o makama getirmedi. İktidara talip olanlar o mevkinin halkın
emaneti olduğunu asla unutmayacak ve halka galebe çalmak isteyenlerle
mücadelede gerekirse güç kullanmasını bilecektir.
Halkın yarısına yakının oyu ile
iktidara gelen AKP ve lideri sekiz senedir ülkede hükümetteler ve yerlere
göklere sığmayacak, insanımızın hayallerini bile kuramadıkları icraatlara imza
attılar. Bunlar övünme vesilesi elbet değildir, hükümetlerin vazifesidir
halkına hizmet etmek. Bunca güzel icraatlara rağmen hala kardeşkanı
durdurulamamışsa yapılanların da bir güzelliği kalmıyor. Başbakanın başlattığı
“Kardeşlik Hareketi” namı diğer “ Demokratik Açılım” bu ülkenin kaderidir ve
her şeye rağmen arkasında tavizsizce durulup uygulanmalıdır.
Recep Tayip Erdoğan bu ülkenin
çocuğudur, tıpkı Hitlerin Almanya’nın evladı olduğu gibi ve Erdoğan birçok
selefi gibi lojmanlarda seçkin muhitlerde yetişip de ülkenin başına
getirilmemiştir. Ve hedefi güçlü ve huzurlu bir Türkiye’dir. Erdoğan’ı
Hitler’den ayıran özellik belki de insaniyet boyutudur. Ama Erdoğan’a Hitler
gibi bir duruş gerekmektedir. Bunca güce rağmen Aktütün’de, Tokat’ta
evlatlarını kaybediyorsan, hala analar ağıtlar yakıyorsa, Erdoğan’a rey veren
insanlar bu bayrağın altında tedirginlik hissediyorlarsa ve sorumlular
ivedilikle adalet önüne çıkmıyorlarsa hükümet olmanın da bir rengi kalmıyor.
Kardeşlik Hareketi’nin ardında
Erdoğan olarak, AKP olarak ve barış isteyen insanlar olarak dimdik durmak
zorundayız. Bu ülkenin belki de son şansıdır. Aksi sedalara kulak vermek kayıp
olacaktır. Hitler Almanyası’yla Erdoğan Türkiyesi’nin farkı belki de
gerektiğinde çekinmeden kuvvet kullanabilme, masaya yumruğunu indire bilme
gücünden geliyor. Sayın Erdoğan’dan Türkiye’deki derin güçlere, akan kandan
nemalanan ahlaksızlara da “one minüte” deme
yürekliliğini bekliyoruz.
Uzun süredir "genç kalemler" bölümünde yazılarınızı takip etmekteydim. Sizi yazarlar bölümüne aktardıkları için rasthaber'e teşekkür ederken sizi de bu akıcı ve değerli yazılarınızdan dolayı tebrik ederim. Yeni köşenizde sizi resminize bakaraktakip edeceğiz artık, başarılar sayın yazar.
#FFFFFF">
Bilal Atış
31-01-2010, 21:53:35
#FFFFFF">
Abdullah Kardeşim vakit ayırıp okuduğun için ben teşekkür ederim. Rabbim ilhamını eksik etmesin.
#FFFFFF">
seyyid cemal gunduz
02-02-2010, 08:03:17
#FFFFFF">
VAHDET CIZGISINDEKI YAYIN SIYASETIMIZ DEVAM EDERKEN
EBUZERVARI KALEMLERIN ARTMASI TEMENNISIYLE
KARANLIKLAR ICINDE OLANLAR BELKI AYDINLANIRLAR...
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.