Eğer
bir Cuma günü yolunuz düşerse Beheşti-Zehra’ya, görürsünüz onca kişinin
sevdikleriyle bayramlaşmaya geldiğini. Kimisi babasının mezarını, kimisi ise
kendisi gibi yetim annesini, birisi kardeşinin birisi ise hayatının
sonbaharında solan çiçeğini ziyarete gelmiştir.
Ama
benim annem uzak yoldan yavaşça gelmektedir. Okuma-yazma bilmediğinden buranın
Beheşti-Zehra olduğunu da bilmemektedir. Salı günü yola çıkmakta ancak
cumartesi günü kabrimin başucunda durmaktadır. Artık ihtiyarlamış ve biraz da
hastadır.
Her
gelişinde yanında getirdiği en sevdiğim yiyecek olan hurmayı açar ve sessiz bir
şekilde başını göğsüme koyarak Fatiha okuyarak ağlamaya başlar. Sonrasında ise
sanki birileri duyacakmış gibi başını göğsümden kaldırır ve söyleyeceklerini
kulağıma fısıldar.
Geçen
rüyasında beni görmüş, savaş elbiselerimle cepheye gitmeden önce son kahvaltı
yapışımızı ve son sohbet edişimizi. Ağlayarak anlatıyor, beni biraz daha fazla
görebilmek için boşalan bardağıma çay dolduruyor ve çok sevdiğim dediğim
hurmadan ikram ediyormuş.
Ayrılık
vakti geldiğinde ise bir tepsiye Kuran, su ve hurma bırakıyor, kapı dışına
çıktığında ise ağlamamak için kendisini zor tutuyormuş. Ben ise, beni merak
etmemesini Kerbela’ya ziyarete gittiğimi ve ziyareti tamamladığımda döneceğimi
söylüyorum. Sadece ben değildim Kerbela’ya gittiğini söyleyen, Hürremşehr’e
giden herkes bunu söylüyordu.
Evet,
Kerbela’ya gidiyorduk ve bu gidişin geriye dönüşü olmayacağını hem bizler hem de
yakınlarımız biliyorlardı.
Son
gidişimi anlatıyor, hani insan son sevdiğini uğurlarken hissettiği acı var ya.
Hani şu kaburganızın altında hissettiğiniz nedeni belirsiz acıyı. Önce
kendinizi her şeye dayanıklı hale getirirsiniz ve sevdiğiniz gidinceye kadar
içinizdekileri dışarıya vurmazsınız. O gittiğinde ise artık tüm gerçekleri
kabullenirsiniz.
İşte o,
ayrılık vaktinin benim bilmediğim diğer yönünü anlatıyor. Sokağın sonuna varıp
uzaklaştığımda sırtını duvara dayıyor ve saatlerce öyle sessizce bakıyormuş.
Akşam ezanında odama varıp seccademi açıyor ve ağlar halde namaz kılıyormuş. Ve
en önemlisi babamı kaybettikten sonra benimle sofrasını paylaştığını ve şimdi
ise yalnız paylaşması gerektiğini düşündükçe yüreği sızlıyormuş.
Ve
ardından rüyadan ağlar halde uyanıyormuş. Karanlığın esir aldığı odasında
yalnızlıktan korktuğunu hissettiğinde, şimdi burada yaptığı gibi, odama gidip
elbiselerimi koklayarak onlara sarılarak sabahlarmış.
Şimdi
Beheşti-Zehra’da güneş batmaya yüz tutmayı düşünüyor. Bizim için ayrılık vakti de gelmiş oluyor tabi. Başını
göğsümden kaldırıp gözyaşlarını silerek, haftaya tekrar geleceğini söyleyerek
ayrılıyor başucumdan. Bir dahaki haftayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Ama
aradan koskoca on üç gün geçiyor, gözlerim yollarda annemin gelişini
bekliyorum. Ama gelmiyor. Acaba başına bir şey mi geldi? Acaba hastalığı yatağa
mı düşürdü? Diye düşünüyorum. Annem beni her hafta ziyarete gelir ve benimle
sohbet ederdi. Oysa şimdi kaç gün oldu gelmedi.
Sonraları
da bekledim ama gelmedi, tıpkı ben cephedeyken onun beni beklediği gibi. Bir
umutla gelir diye beklerken iki ayı yalnız geçirir oldum. Ama gelmedi ve bir
gün annemin durumundan haberdar olmam için Allah’a yakardım. Ve sonrasında sol
kaburgamın altında hissettiğim bir acıyla anladım. Tıpkı annemin benim
gelmeyeceğimi anladığında hissettiği acı gibi…
Sevgili fatih epeydir ağlamayı özlemiştim Behişti zehranın gülü aziz imamın yüce ruhu seni takdis etsin, onun güzel teveccühüne mazhar olduğun son iki yazından da belli olmakta..!
Kucaid ey şehidani xuda-i.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.