Ortadoğu kelimesi, ilk kez 1902 yılında Amerikalıların ünlü deniz istihbaratçısı
ve Amerikan deniz politikası’nın babası olarak bilinen Alfred Thayer Mahan’ın,
national review isimli dergide yayımlanan “the persian gulf and ınternational
relations” başlıklı makalesinde yer alır. Manhan bu makalesinde, Basra körfezi’nin
dünya ekonomisi ve deniz hakimiyeti üzerindeki büyük rolü ve önemini anlatırken,
Ortadoğu(middle east) kelimesini Arap yarımadası ve
Hindistan arasındaki bölge için kullanır.
Birinci dünya savaşı’ndan sonra Ortadoğu kavramı resmiyet kazandı.
Artık makale, kitap ve istihbarat raporlarından çıkıp devlet resmi söylemlerinde
yer almaya başladı. 19.ve 20. yy dünyanın en vahşi sömürgecisi olan İngiltere nin
sömürgeler bakanlığı bünyesinde “middle eastern department”adıyla bir idari
teşkilatın oluşturulmasıyla söz konusu resmiyet gerçekleşmiş oldu.
İkinci dünya savaşı sırasında kahire merkezli middle east air command
adıyla bir birim oluşturulmuş ve İngiltere’nin bölgedeki mandaları olan
Filistin, mavera-i Ürdün ve Irak’ın yanı sıra Aden ve Malta da
buranın kontrolüne verilmiştir. Daha sonra İran ve Eritre de bu
komutanlığın kontrol alanına dahil edilmiştir.
Batı dünyası, bugün Ortadoğu kavramının dar anlamda Türkiye,
İran, Mezopotamya, Arap yarımadası, körfez ülkeleri ve Mısır’ı
içine alacak şekilde kullanılmakta olduğunu söylemek mümkündür.
Bu kavramın kapsamının daha da genişletilerek Libya, Sudan, Eritre,
Cibuti ve Afganistan ı da içerecek şekilde geniş anlamda kullanıldığı; bazı
çalışmalarda ise kapsamının daha da genişletilerek atlas okyanusundan mısıra
kadar tüm kuzey Afrika’yı içine alacak genişlikte kullanılmakta olduğu da
görülmektedir. Hatta bazı çalışmalarda Ortadoğu kavramının kapsamına
Kafkasların ve Orta Asya’nın da dahil edilerek kapsamın iyice genişletildiği
de dikkat çekmektedir.
1927yılının 29 Kasım günü Birleşmiş Milletler genel kurulu Filistin’in Araplar
ve Yahudiler arasında taksimini onaylamak üzere toplanıyordu. Yahudi
devletinin kurulmasına olanak veren taksim kararı lehinde şu ülkeler oy kullanıyordu.
Amerika, Rusya, İsveç, Norveç, Fransa, Belçika, Lüksemburg, kanada,
Güney Afrika, Bolivya, Dominik, Ekvator, Panama, Haiti, Guatemala,
Paraguay, Uruguay, Ukrayna, Polonya, Çekoslavakya, Danimarka,
Hollanda, Avustralya, İzlanda, Brezilya, Yeni Zelenda, Nikaragua
. Kostarika, Liberya, Peru ve Filipinler.
Karşı oylar ise şu ülkelere aitti. Suriye, Mısır, Suudi Arabistan,
Irak, Lübnan, Türkiye, Yemen, Pakistan, Afganistan, Hindistan, İran,
Küba ve Yunanistan. Tayland delegesi yoklamaya katılmamış,
İngiltere, Meksika, Salvador, Şili, Yugoslavya, Honduras, Etiyopya ve Çan
kay-şek rejimi tarafından temsil edilen Çin çekimser oy kullanmışlardı.
Filistin nüfusunun yüzde 7 sini oluşturan Yahudiler, İsrail devletinin kurulduğu
1948 yılında yine azınlık olmakla birlikte göçler sayesinde nüfusun yüzde 31
ini oluşturur duruma gelmişlerdi. 1949 yılı birinci Arap- İsrail savaşından
İsrail kazançlı çıkmıştı. İsrail Birleşmiş Milletlerin taksim kararında ki
topraklardan fazlasını elde etmekle kalmamış aynı zamanda kararlarına
pek uymadığı halde Birleşmiş Milletlere üyelik hakkını elde etmiştir
. Birleşmiş Milleteler kendi ile çatışıyordu. Barışsever bir ülke olduğuna
karar verdiği İsrail bizzat Birleşmiş Milletlerin taksim kararını ihlal etmiş ve
bu yüzden Araplar ile savaş halindeydi. İsrail Birleşmiş Milletleri 11 Aralık 1848
tarihli Filistin mültecilerinim yurtlarına geri dönmelerine ilişkin kararın 7 Aralık 1973 e
kadar tam 23 kere tekrarlanmasına rağmen uymamıştır. Askeri açıdan güçlü ve
Amerika’ya bağımlı olan bir İsrail’in devamı Amerika için Ortadoğu’da bir vazgeçilmezdir.
1960’lardan beri Amerikan yönetimi içinde iki grup mevcuttur. Arap yanlısı gruba
göre Amerika’nın İsrail’i desteklemesi Arap dünyası içinde güçlü bir anti
Amerikan duyguya neden olur ve bölgedeki istikrar bozulur. Bu gruba karşı
daima daha güçlü olmuş diğer gruba göre ise İsrail’i ekonomik ve askeri
açıdan güçlü tutmak bölgedeki istikrarın devamı için yegane yoldur. İsrail’e
yapılan her büyük silah transferi sonucu Arap ülkeleri İsrail ile aynı düzeye
gelebilmek içi yine Amerika’nın kapısını çalmakta ve Amerikan silahları
almak istemektedirler. Eğer amaç sadece İsrail’in güvenliğini sağlamak
olsaydı Arapların istediği silahların satışı kongre de onay alamazdı.
A.B.D 1967 savaşına İsrail’ i yönetirken, kendi bölge çıkarları açısından
güttüğü hedef İsrail’in ezici askeri zaferi sonucunda yenik Mısır ve Suriye de
Nasır ve Baas rejimlerinin yıkılmasıydı. 1967 savaşında Filistin direnme
hareketini yok etmeyi başaramayan İsrail şansını bu kez 21 Mart 1968 de
denedi. Zırhlı araçlar la desteklenen İsrail birlikleri direnme harekatının
karargahı olarak bilinen el kararname mülteci kampına saldırdılar. Filistin
kurtuluş hareketi ile İsrail arasında yapılan ilk düzenli savaş İsraillilerin
çekilmesi ile sonuçlanmıştır. Bu iki ülkede ki rejimler Arap ulusal kurtuluş
bilincini körüklüyordu. Her ikisinin de Sovyetler ile sürekli gelişen ilişkileri
vardı. Böylece İsrail dünya hegomanyasını güdecek güçte olmadığı ve
bağımlı bir ülke olmasıyla Amerika’nın istekleri doğrultsunda hareket
edecek ve olası bir Sovyet yapılanmasının önüne geçilmiş olacaktı. Amerika’nın
desteğini alan İsrail, Filistin kurtuluş örgütünü bahane ederek Filistin’e tekrar
saldırmaya başlamıştır.
Günümüzde, Filistin toprakları üzerinde saldırılarının devamını getiren İsrail,
büyük orta doğu projesini gerçekleştirmek için yeni senaryolar ile İslam
devletlerini tehdit ederek yollarına devam etmek istemektedirler.