Bazen tek bir soru yetiyor.
Ortalık aydınlanıveriyor.
Sessizliğin bu kadar parlak bir ışık saçtığına her zaman rastlayamazsınız.
Her konuda konuşuyorlar, tartışıyorlar, bağırıyorlar ama “neden Susurluk’a karşı çıktınız da Ergenekon’u savunuyorsunuz” sorusunu duyunca susuyorlar.
Bu sorunun iki cevabı olabilir.
Ya, “ben zaten Susurluk’a da karşı çıkmamıştım, çetelere hiç karşı çıkmam” diyebilirler.
Ya da, “Susurluk’a karşıydım, Ergenekon’u ise savunuyorum çünkü...” diye başlayıp bir açıklama yapabilirler.
Ergenekon’u savunanlar, bu ikisinden herhangi birini söylemeden tartışmayı sürdürmekte zorlanacaklar.
Zorlanıyorlar da.
Politikacılarla yazarlar öylesine utandırıcı bir sessizliğe kapılıyorlar ki onları destekleyen okurlar onlar adına cevap vermeye çalışıyorlar.
Ergenekon’u savunan okuyuculardan biri, benim soruma bir soruyla karşılık vermiş mesela.
“Siz de şu soruya cevap verin,” diyor, “niye o zaman Susurluk’a gulu gulu dansı diye karşı çıkanlar şimdi Ergenekon’un yakalanmasını istiyor?”
Bu iki tavırdan hangisini doğru bulduğunu söylemiyor.
Ergenekon’a dokunulmamasını savunduğuna göre “gulu gulu dansı” denmesini tercih ediyor herhalde.
Gerçekten de şimdi Ergenekon’a, Erbakan’ın Susurluk’a yaptığı gibi mi davranılmalı?
Talep bu mu?
Küçümsensin mi Ergenekon da?
Ama bence daha önemli bir şey var okuyucunun sorusunda, beni tedirgin eden bir şey.
Kendisine, “laik, demokrat, solcu, çağdaş” diyen insanlar, çeteler konusundaki, hukuk konusundaki, demokrasi konusundaki tutumlarını, iktidardaki partilerin tutumuna göre mi belirliyorlar?
Böyle bir davranış biçimi, epeyce ilkesiz bir davranış biçimi olmaz mı?
“Çağdaş ve laik” kesimlerin, “solcuların”, hukuk konusunda ilkeleri, inançları, talepleri yok mu?
“Kim ne derse desin ben hukuktan ve demokrasiden yanayım, çetelere karşıyım” diyemiyorlar mı?
Erbakan önemsemedi diye mi Susurluk’a karşı çıktılar?
Erbakan Susurluk’u ciddiye alsaydı, o zaman Susurluk’un yakalanmasını isteyen insanlar tam aksine mi davranacaktı?
Susurluk’u savunacaklar mıydı?
Eğer öyleyse, bu gerçekten acıklı bir durum.
Kendisine “çağdaş ve laik” diyen insanların hukukla ve demokrasiyle ilgili hiçbir talepleri olmadığına inanmamız gerekecek.
Ama o zaman da şunu soracağız.
“Hukuk ve demokrasi olmadan laiklik ve çağdaşlık nasıl olacak?”
Darbelerle mi, çetelerle mi?
Darbelerle ve çetelerle “laiklik” kavramını birbirinden ayırmayan bir anlayış mı benimseyeceğiz?
“Darbeci bir laiklikten” başka bir laiklik olmadığına mı inanmalıyız?
Beni bağışlasınlar ama ben böyle düşünenlerin “darbe severliklerine” laiklik kılıfı uydurduklarını düşünüyorum.
Onlar halkı “karar mekanizmasının” dışına atmak için bahaneler bulmaya çalışıyorlar.
Sevmiyorlar kendi halklarını, küçümsüyorlar, aşağılıyorlar.
Ama bir çıkmazları var.
Halksız bir laikliğin peşine düşenler “çağdaş” olmayı da istiyorlar.
Peki, halksız bir “çağdaşlığı” nasıl sağlayacaklar?
Toplumun bir bölümünün Batılılar gibi giyinip, Batılılar gibi yemek yemesi, Batılılar gibi yaşaması, toplumun “çağdaş” olmasına yetiyor mu?
Yetmiyor.
Bir toplumun “çağdaş” olması, öncelikle çağdaş bir şekilde üretmesiyle, bunu çağdaş bir biçimde paylaşmasını sağlayacak hukuk ve demokrasiyle mümkün.
Çağdaşlıktan da vazgeçecekler demek ki.
Çeteleri destekleyen, darbeden yana tavır alan, çağdaşlığı unutan, hukuktan nefret eden, demokrasiyi yok sayan bir zümre mi olmanın peşindeler?
Üretimden kopuk küçük bir zümrenin, darbeyle iktidarı ele geçirmesini mi istiyorlar?
“Laiklik” dedikleri bu mu?
Onlar buna laiklik diyebilirler ama laiklik bu değil, çağdaşlık da bu değil.
Bu, tam anlamıyla “gericilik”, bu tam anlamıyla faşizm.
Peki ama “sol” olmak, “solcu” olmak isteyen insanların böylesine bir faşizmle ne alakası var?
Farkındalar mı ne yaptıklarının, ne istediklerinin?
Belki de farkındalar, bilmiyorum.
Ben hep onların bir gün “solculuğu”, çağdaşlığı keşfedeceklerini ümit ediyorum.
Laikliği, demokrasiden ve hukuktan koparırsanız gideceğiniz yer, faşizmdir.
Ve, oraya gidiyorsunuz.
Eğer asıl istediğiniz buysa gidin... Kendi halkınızla karşı karşıya kalırsınız.
Eğer istediğiniz bu değilse...
Şu soruya daha dürüst bir cevap verin.
“Niye Susurluk’a karşıydınız, niye Ergenekon’dan yanasınız?”