11
Eylül saldırılarının akabinde dünya kamuoyu Amerika’nın kışkırtmalarıyla gözünü
Afganistan’a ve bu çerçevede de özellikle El-Kaide örgütüne dikti. Manipüle
edilen medya El-Kaide’yi bir terör örgütü olarak 11 Eylül’ün sorumlusu karar
kıldı. Bu yargı bakıldığı zaman Bush yönetiminin “Medeniyetler Çatışması”
teziyle şekillenen siyaseti için anlaşılabilir bir yargıydı. Yine de böylesi
bir yargının Amerika gibi bir devlet tarafından ciddiye alınmış olması da garipsenecek
kadar zor bir ihtimaldi. Yine de medya yalan olduğunu bile bile 2001’den
sonraki yıllarda bu El-Kaide terörü düşüncesini ve onların 11 Eylül’ün faili
olduğu iddiasını kendi yalan söyleyip sonra da inanan nevroz sahibi insanlar
gibi gerçek olarak addetmeye başladı. Öyle ki örgütün böylesi bir şeyi tek
başına gerçekleştirmesinin imkânsız olması şöyle dursun, böylesi bir harekete
bir ülkenin bile tek başına girişemeyeceği açıktır. Bu saldırılar birkaç
ülkenin bile bir anda altından kalkamayacağı türden ağır bir girişimdi. Yine
söz konusu süreç sonunda oluşan “İslam-korkusu” bir anda İslam toplumunun
Amerika tarafından zaptını getirdi. Taraflı tarafsız herkesin kabul ettiği gibi
Afganistan ve Irak’ta Amerika haksız girişimlerde bulundu ve mesnetsiz iddialarla
İslam topraklarına saldırdı.
İslam
topraklarına hücum bir güç gösterisiydi kesinlikle. Amerika 11 Eylülde tabir
yerindeyse çizilen karizmasını Afganistan ve Irak çıkarmalarıyla düzeltmeye ve
dünyaya “ben hala güçlüyüm” mesajı vermeye çalıştı. Tüm bunların arkasında
Amerika’nın emperyal tutkuları ve takıntıları yatmaktaydı. 2007 yılında Bali’de
düzenlenen “Dünya İklim Değişikliği” konferansında Bush’un sözleri Amerika’nın
dünyaya karşı içten içe takındığı üslubu açıkça görmek açıktan manidardı: “ABD önderlik
edecektir, en önde yürümeye devam edeceğiz, ama önderlik diğerlerinin de hizaya
geçip izlemelerini gerektirir”.
Amerika’nın
11 Eylül akabinde dünyanın kolluk kuvveti olarak öne atılması ve kendine
yapılan saldırlar akabinde iç savaş yıllarından 100 yıl sonra ilk defa savaşı
kendi içinde hissetmesi onu dünyayı hor görme eğilimine itmiştir. Bunda
şüphesiz “Medeniyetler Çatışması” teziyle şekillenen dünya algısının çok büyük
bir önemi vardır. Öte taraftan Bush’un söz konusu üslubu muhatapları fazlasıyla
incitmiş ve dünya arenasında Amerika’ya karşı nefreti artırmış, sonunda da Wall
Street’in(ABD borsası) çöküşünü hazırlamıştır. Ancak tüm bu süreçte
İslam topraklarındaki milletler “terörist” damgası yemişler ve Afganistan,
Pakistan ve Irak büyük bir çöküş yaşamıştır. Irak bir enkaza ve
Afpak(Afganistan Pakistan bölgesinin konjonktürel adı) bölgesindeki merkezi
hükümetlerse bir merkez valiliğine dönmüş, Pakistan ve Afganistan’daki BM
algısı da tüm bölgeye yayılırcasına yıkılmıştır. Bu süreçte İran ve Hindistan
devlet başkanlarının BM ve ABD üzerine söylemleri bölgedeki iki farklı eğilimi
anlamak açısından önemli yol göstericiler olacaklardır.
11
Eylül’ün akabinde Ortadoğu’ya çıkarma yapan ABD sorumlu olarak tuttuğu El-Kaide
için BM’i de seferber etti. Bu süreçte ABD-Kanada-İngiltere olmak üzere belli
sayıda diğer üye ülke askerleri de bölgeyi El-Kaide’den temizlemek için(aslına
bakarsanız temizlemek değil El-Kaide’yi oraya hapsetmek için çünkü El-Kaide’nin
yok olması değil sadece o bölgeyi meşgul etmesidir Amerikan çıkarları için
geçerli olan) son birkaç yıldır çalışmaktadırlar.
27
Kasım tarihli Taraf gazetesinden öğrendiğimize göre Obama otuz bin asker daha
takviye olarak Afganistan’a göndermeye karar vermiş. Hatırlasınız bu uzun
zamandır Amerikan kamuoyunu meşgul eden meselelerden biriydi. Bu kararı
vermekte bayağı zorlandı Obama ve bu yüzden de korkaklık ve kararsızlıkla
suçlandı. Sonunda asker göndermeye karar verdi. Ancak bize göre benimsemiş
olduğu ılımlı siyasete ve Hilary Clinton’ın deyimiyle “kültürel cezb”
politikasına zarar vermiş oldu bu adımla. Yine de bu harekâtın sonuçlarını
ileriki günlerde daha rahat göreceğiz. Şimdi gelelim asıl sorulması gereken
soruya.
Olivier
Roy Türkiye okuyucusu tarafından tanınan bir adam. Siyasal İslam’la ilgili çalışmaları
olan bir Fransız. Türkçede de hemen hemen tüm kitaplarını bulmak mümkün. NPQ
dergisinin 2009 yılı 1. Cildinde yayınlanan bir yazısında “El-Kaide” örgütünü
“küresel gündeme sahip terör örgütü” olarak tanımlamış. Şimdi benim de tam
olarak sormak istediğim soru şu: Acaba terör örgütlerinin eylemleri evrensel ve
bölgesel olarak nasıl sınırlandırılabilir?
Soruya
yanıt veren dostlarım, şöyle diyorlar: “Eğer eylemleri kuruldukları coğrafyayla
sınırlıysa o zaman bölgesel olurlar, başka coğrafyalara taşarlarsa küresel”.
Bense yanıt olarak şöyle sordum: “Peki, o zaman terör eylemsel bir şey midir
etkisel bir şey mi?” Eğer terör eylemsel bir olgu ise yani eline silahı almak
ve birilerini öldürmek terör olarak adlandırılıyorsa, sadece eyleme bakılıyorsa
o zaman bölgesel eylem ve küresel eylem denebilir ancak terör eğer etkisel bir
tanıma sahipse yani ne yapıldığından çok nasıl yapıldığına ve sonunda ne
olduğuna bakılıyorsa o zaman bölgesel terör diye bir şey söz konusu olamaz. Her
terör eylemi direkt nesilleri etkilediğinden ve toplumsal ilişkileri
şekillendirdiğinden ancak küresel olarak tanımlanabilir. Ve biz de biliyoruz ki
terör eylemi bir hareketin amacına bakılarak tanımlanır. Bu aşamada da amacı
sadece bir aileyi öldürmek dahi olsa evrenseldir. Amerikan ikiz kulelerine
yapılan saldırı ne kadar evrensel bir terör eylemiyse, Bilge köyü katliamı da o
kadar evrenseldir. Biri diğerinden ayrı düşünülemez. Bu terör zihninin
tanımıdır. Bir terör örgütü bölgesel de çalışsa, emperyal amaçlar da gütse
evrenseldir. Çünkü etkilediği coğrafya diğer coğrafyalarla bağlantılıdır.
Onlardan ayrı düşünülemez. Bu yüzden Ira neydiyse Pkk da o’dur. O zaman Roy’un
söz konusu tanımlamaya gitmesinde ne etkili olmuştur? İşte burada
karşısındakine karşı takındığı tavır etkili olmaktadır bir sosyalbilimci için.
Roy
Taliban’ı tanımlarken “bölgesel” El-Kaide’yi tanımlarken “küresel” diyor.
Neden? Çünkü Taliban Ortadoğu’da eylemler yapmaktadır ve terör zihniyeti
Ortadoğu’ya aittir. Bu yüzden de kendi coğrafyasından çıkmamıştır. Böylece bölgeseldir.
Ama Ortadoğu’daki terörü Amerika’ya yaydığı düşünülen El-Kaide ise küreseldir.
İşte burada terör zihniyetinin kökeni konusunda takınılan tavır vardır. Mezkûr
zevat terörü Ortadoğu ve özelde de Müslüman zihniyetinin bir ürünü olarak
düşünmektedir. Bu yüzden de siyasal İslam’ın ancak terörize edilebilecek bir
gerçeklik olarak düşünülmesi gerektiğini savunmaktadır.
2001’den
bugüne sürekli Müslüman zihniyete saldıran Amerikan emperyal zihniyeti Afpak
bölgesinde içinden çıkılmaz bir durum yaratmışladır. Ve artık başarısız
olduklarını fark ettiklerinden İslam toplumlarını zihni olarak tüketmeye
çalışmaktadırlar. Ancak ne yazık ki, entelektüel birikimi hiç denilecek noktada
olan Afpak bölgesi Amerikan’ın bölgeden çekilmesini hayal bile edemiyor. Amerika
çekilirse Pakistan hükümeti çökecek ve bölge İran-Hindistan güç savaşının daha
fazla hissedildiği bir yer haline gelecek. Ancak Avrupalı sosyalbilimcilerin de
itiraf ettiği gibi, bugün Afpak bölgesindeki çözüm Amerikan’ın İran’la
geliştireceği diyaloga bağlı. Bakalım Obama bu adımı nasıl atacak ve İran
yönetiminin tepkisi nasıl olacak?
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.