Siz
hiç, bir ömür şahadet aşkı ile yanıp tutuşan ve bu aşkına ulaşmak için yıllarca
gözyaşı dökmüş ve Rabbinin izni ile şahadet zamanı gelince arkasına bile
bakmadan ölümün kollarına koşarak giden bir mücahit gördünüz mü? Ya da daha
kundakta süt emen küçük çocuğuna bakıp da, cebinden çıkardığı küçük bir Kuran-ı
Kerim’i o küçük ellerine sıkıştırıp ona gelecek olarak Allah’ın kelamını emanet
eden bir babayı? Daha yaşamının baharında “ölüm benim sevgilime kavuşma
vesilemdir” diyerek tıpkı babası gibi, savaş meydanlarında “Allah-u Ekber”
nidasıyla toprağa yığılıp kalan ve ellerini gökyüzüne kaldırıp dua eden bir
genç gördünüz mü hiç?
Siz,
6 yaşındaki çocuğundan, babasının savaş meydanlarına gideceğini ve bir daha
dönmeyeceğini bilerek ve ona uzun bir seyahate gidermiş gibi “yolluk”
hazırlayarak, çocuğunu oyalayan bir anne gördünüz mü?
Ahir
zaman çocukları olarak, şahadetin maneviyatından uzak bizler için şahadet
mertebesini ve şehitleri ele almak kolay olmasa gerek. Yukarıda betimlemeye
çalıştığım durumlardan hangi birine ne kadar şahit olduk acaba? Büyüklerimizden
dinlediklerimiz ve kitaplardan okuduklarımızla yetindik sadece. Hür bin Yezid,
şehitlerin gıpta ettiği “Hz. Ebul Fazl Abbas” ve “Sarallah” gibi, adları sık
sık anıp, bu şahadetin felsefesi üzerine ufacık da olsa tefekkür etmemiş gaflet
abidesi bizler o yüce makamlara sahip insanların neden şehit olduklarını sadece
iki cümle ile özetlemekteyiz ne yazık ki. Adımızın “Şii” olduğu bu devirde
şahadetin mektebimizde büyük önem taşıdığını bildiğimiz halde acaba şahadetle
ne kadar alakalı ve söz konusu mertebeyi elde etmek için ne kadar istekliyiz?
İsterseniz
öncelik olarak, imamımız olmasından iftihar ettiğimiz ve adı geldiğinde ise
yüreklerimizin yandığı aynı zamanda o kerbela faciasını anımsadığımız “Allah’ın
Kanı” olarak büyüğümüzden, küçüğümüze kadar dilimizde dua ettiğimiz Seyyid-is
Şüheda İmam Hüseyin(a.s)ı ve onun misyonunu ele alalım.
FASIL–1
Müminlerden
öyle adamlar vardır ki Allah'a verdikleri söze sadık
kalırlar. Onlardan kimi adağını yerine getirdi, kimi de beklemektedirler.
(Ahitlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır. (Ahzâb / 23)
İnsanı
sadık kılan şey nedir? Sadakat insan için ne anlam taşır? Tüm bu soruların
cevabını eğer İmam Hüseyin(a.s)i gerçekten tanımışsak bulabilir ve aynı zamanda
idrak edebiliriz. İmam Hüseyin’e(a.s) göre sadakat, hakikatin ve imanın
özüydü. İmanlı insan Allah’a sadakatiyle varır ve hedeflerine bu sayede ulaşır.
İmam Hüseyin(a.s)in kıyamının merkezini, her konuşmasının başlangıcını her
hedefinin açıklanışının özünde Allah’ın olduğunu ve bunun da Allah’a olan
sadakati sonucu oluştuğunu görmekteyiz. İmanın sadakatle eş değer olduğunu
unutan bir neslin ferdi olarak, hala anlamamakta neden direniyoruz bunu aklım
bir türlü almamakta. İman ve sadakatin eş değerde olduğunu vurgulamıştım. Peki,
sadakat ne kadar önemli ve onun varlığı nasıl ispatlanır? Sakadat ne kadar
önemli ki, Resul’ün(s.a.a) torunu kendi kanıyla kalmıyor tüm ailesini,
sadakatinin ispatı olarak Rabb’ine sunuyor. Kundakta süt emen ve ceddine en çok
benzeyen iki oğlu, en zor anlarında yanında bulunan kız kardeşi Zeynep(a.s) ve
Hz. Ebul Fazl(a.s). Kardeşi İmam Hasan(a.s)ın yadigârı ve emaneti olan Hz.
Kasım(a.s). Hasta haliyle kızgın çöllerde Allah’ın adını zalimler karşısında
haykıran İmam Zeynel Abidin(a.s) ve Ehl-i Beyt’in diğerleri…
Bir Şii’nin ilk görevi tüm insanoğlu gibi önce kendini bilmektir. Bizler örnek
aldığımız kişilik ve şahısları yaşantıları ile idrak edebilir ve onları
hayatlarımızın her anında hatırlarsak görürüz ki, hem maneviyatta hem de nefsi
merhalelerde büyük aşamalar kat edeceğiz.
Üstat
Ali Şeraiti’nin de dediği gibi;
İnsan"
olma "bilme" ile gerçekleşmektedir. Bunun en yüce belirginliği de
kendini bilmedir. "Kendini bilme "ne rastlantısal olarak, ne de daha
önceki bir kararlaştırma ile ve ne de gaibi ilham, kalbi duyumsama veya iç
ışıması ile olur. Başkası (L'autrui) ile yürüttüğü ilişkilerinden yola çıkarak
insan, "ben" (moi)e ulaşmaktadır. "Başka" olanı tanımakla
ve duyumsamakla "kendisi"ni keşfetmektedir.
Her
konuda ve her aşamada aklımıza ilk gelecek konunun Hz. Resul (s.a.a)’ün
hadisinde buyurmuş olduğu gibi “benim ehlibeytim Nuh’un gemisi gibidir, ona
binen kurtulur ona yetişemeyen ise helak olur” olmadır.
FASIL–2
Bir
Şii olarak şahadet merhalesine ve şahadet konusuna nasıl yaklaşmalıyız?
Öncelikle asrın büyük şehitleri İmam Hüseyin(a.s) ve 72 yareni ile birlikte
bizden önceki nesillerde yani, şehit Mutahhari, şehit Beheşti, şehit Nasiriyan
ve adlarının bile aklımıza gelmediği nicelerinin örnek yaşantılarını araştırmak
ve idrak edebilmek, onların örnek hayatlarını kendi yaşantımıza aksettirmekle
başlayabiliriz. Devrimizin, bizlere maddiyat âleminde var olma mücadelesinden
başka bir seçenek bırakmadığı, gelecek endişelerimizden dolayı nesillerimizi
maneviyat sürecinde yalnız bıraktığımız bir psikolojik savaş ile karşı karşıya
olmakla kalmamış bizzat bu savaşın içerisinde yer almışız.
Yine
üstat Ali Şeraiti’nin sözü ile devam edeceğim;
“Var
olmak, dar, karanlık bir hücredir, kapısı ölüm, penceresi yaşamdır. Pencerelerini
bulmamış olanlar ya da yalnız var olmakla yetinecek ölçüde “az” olanlar ile bu
“az olmak”tan biraz çok olmaları ya da çok duruma gelenler intiharın kurtarıcı
yardımıyla kapıyı açarlar ve kurtuluşa kaçarlar”.
Sizce,
nesillerimizi eğitmeme onları maddiyat çukurunda maneviyat eksikliğinden dolayı
göz göre göre intihara sürüklemek değil midir?
Neden
hala nesillerimizi göz ardı edilmiş ve bir takım gerçekle alakası olmayan ya da
üzeri kapatılmış bir ehlibeyt anlayışı içerisine sürüklüyoruz? İmam
Hüseyin(a.s) ile birlikte 72 yareni ve kerbela olayını her yıl matem törenleri
ile ele alan bizler neden imam huseyinin misyonunu ve onun sözlerini dikkate
almıyoruz? Bir Şii olarak acaba “Zillet bizden uzaktır” hadisi bizler için bir
anlam ifade etmiyor mu? Ehlibeyt’ten nefislerimizi okşayan hadisler nakledip
övündüğümüz ve nesillerimizi de böyle kandırdığımız bir durumda acaba kişiler
olarak mektebimize ne yarar sağlayabiliriz?
İmam
Hüseyin(a.s)buyuruyor ki,
“İnsanların
çoğu dünya kuludur, din ise sadece dillerinde dolanıp durur, dünyadan bir çıkar
elde ettikçe dindarlar çoğalır ondan bir zarar görüldüğünde ise dindarlar
azalır.”
Bir
Şii olarak İslami yaşantımızda olduğu gibi normal yaşantımızda da ne yazık ki,
böyleyiz. Yeni yetişen, kendilerini İslami gençlik olarak nitelendiren
kişilerin Allah’ın şeriatının temeli olan cihad konusunda vurdumduymazlıkları,
aldıkları ailevi ve dini eğitimlerde şüphe uyandırıyor. Bizler dini konularda
bizleri su üstüne çıkaracak ayetler ve hadisler ezberlemekte, ehlibeyti örnek
aldığımızı ve onlarla iftihar ettiğimiz halde yaşantılarından uzak durmaktayız.
Şahadet
konusu her ne kadar bizlere uzak olsa da şunu belirtmekte fayda görmekteyim ki,
en azından nesillerimize mektebimizin var oluşunun şahadette yatılı olduğunu ve
zillete boyun eğmemekle olduğunu anlatmamız hatta onlara öğretmemiz gerekli
olduğunu savunmaktayım.
Nitekim
Ali şeraitinin de savunmuş olduğu gibi “şehit olanlar Hüseyin’ce iş yaptılar ve
geri kalanlar ise Zeynep’çe iş yapmalılar.”ve ekliyor; “Ali gibi yaşayın,
Hüseyin gibi ölün ve Ebu-Zer gibi haykırın”.
Allah’ın
davetine lebbeyk diyen bir imamın Şiaları olarak “Lebbeyk ya Hüseyin” diyen
bizler acaba “Lebbeyk ya Hüseyin” anlamını bilmekte miyiz? Bunun anlamını belirttiğim
gibi İmam Hüseyin anlayıp tanıyarak idrak edebiliriz. Hüseyni yolda olduğunu
iddia eden ve onu tanımayan bizler hangi samimi duygularla imamın yolunda
olduğumuzu belirtiyoruz. İmamın gerçek takipçisi ve zamanın Hüseyni olan Seyyid
Hasan Nasrallah’ın “Lebbeyk Ya Hüseyin” lafzını açıklaması gerçekten bizler
için bir Hüseyin takipçisinin nasıl olması gerektiğini anlatıyor.
“Lebbeyk
Ya Hüseyin” Yani, bir anne kendi elleriyle çocuğunu savaş meydanına gönderir
çocuğu şehit edildiğinde ve kesik başı annesine verildiğinde annesi onu evine
götürür ve yüzündeki kanı toprakları siler ve ona der ki; ben senden razıyım
Allah senin yüzünü aydın kılsın. Sen beni kıyamet günü Hz. Zehra’nın yanında ak
ettin. Ve bir anne bir eş bir kız kardeş ki, geliyor eşine oğluna ve kardeşine
savaş elbisesini kendi elleriyle giydiriyor ve savaş meydanına gönderiyor. Yani
Zeyneb’in şahadet arzusu ve isteğini Huseyn’e bağışlaması budur lebbeyk ya
Huseyn.” Ve ekliyor;
“Herkes
duysun dünyanın neresinde bize ihtiyaç duyulursa biz hazır bekliyoruz ve biz
sadece kefen giymiş olmayacağız biz kefenimizle birlikte silahımızı da
taşıyacağız.”
Bu
mesaj bizleredir ki şöyledir tefsiri; Yani, hüseyni bir yol izlediğini iddia
eden kişi sadakatini örnek aldığı kişi olan imam Hüseyin gibi Allah katında
eyleme dönüştürerek kanıtlayabilir. Bunu kanıtlamanın en büyük yolu Allah
katında şehit vermekle olur.
Budur”
Lebbeyk Ya Hüseyni’n” anlamı.
Evinde
oturup da geleceği için dünya nimetleri biriktiren ve zillet altında yaşayıp da
ben Hüseyni yolun takipçisiyim demesinin hiçbir anlamı yoktur İmamın nezdinde.
Gerçeği
bir kez daha acı da olsa itiraf etmeliyim ki, bizler bugün imam Hüseyni’n
kanını sermaye edinmişiz ve bu kan sayesinde mektep adı altında mal ve mülkler
edinmişiz. İmam Hüseyni’n kanı üzerinde politikalar yürütüyor onun davasını
sürdürecek Hüseyni talebeler yetiştirmek yerine ehlibeytle alakası olmayan bir
yol tutturmuşuz.
Acaba
hangimiz bu yolda gerçek bir Şii olarak canımız ve malımızdan vazgeçmişiz?
Bizlerden istenen şüphesiz bir şeylerden vazgeçmek değildir ancak en azından
Hüseyni kıyamı anlamamızdır.
FASIL-3
Zaman
artık ilim ehlinin değil, aşk ehlinin zamanıdır. Şüphesiz ilim ehli yüzyıllarca
köprü görevini üstlenerek Hüseyni kıyamı ve mesajını bizlere ulaştırmıştır.
İlim ehli taşıyıcılık görevi ile birlikte bayrağı Aşk ehline teslim etmiş ve
şimdi aşk ehlinin görevi sadakatini ve bu yolda duruşunu belirtmesidir. Büyük
âlimlerin de belirtmiş olduğu gibi artık bu mesajı camilerde yas töreni ve
hüzün programları yaparak değil yeniçağda gelecek nesillere ulaştırma
görevidir. Hüseynin yolu İslam’ın yeniden dirilişiydi ve onun mesajı da
insanlarda yeni dirilişlere neden olmalıdır.
Sözlerimi
tamamlamadan önce, bizlere bu mektebin tarih boyunca yeni hüseynileri ve
Kerbela çöllerini yetiştireceğini öğreten Hüseyin Beheştî ve 72 yareni ayrıca
bizlere Hüseyni bir yolun ve “Lebbeyk Ya Hüseyin’in” anlamını tekrar hatırlatıp
yeniden öğreten Zamanın Hüseyni olan Seyyid Hasan Nasrallah gibi hizmetkârlara
sahip olan aşk ehlinin karşısında saygıyla eğiliyorum.
Değerli FATİH KAHRAMANİ yeni yazılarınızı bekliyoruz kaleminize yüreğinize sağlık..
#FFFFFF">
Hadi
01-12-2009, 13:43:17
#FFFFFF">
Kalemi kuvvetli ve açıklayıcı yazı yazan kardeşimize teşekkür ederim ve buna binaen Dr. Ali ŞERİATİ'yi benimseyip ondan faydalanman ayrıyetten beni memnun etti.
#FFFFFF">
Sefir
01-12-2009, 19:57:09
#FFFFFF">
Müminlerden öyle adamlar vardır ki Allah'a verdikleri söze sadık
kalırlar. Onlardan kimi adağını yerine getirdi, kimi de beklemektedirler.
(Ahitlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır. (Ahzâb / 23)
Bu ayet özel manada iki kisiye hitap ediyor,ahdini yerine getiren Hz.Hamza ve beklemede olan Imam Huseyin as,imam Huseyin as in sehadetine kadar olan sürede seyyudu su heda makami Hz.Hamza´ya aitti,Hz:Hamza´nin sehadetinden sonra Bu makam IMAM HUSEYIN´le özdesti
#FFFFFF">
Şeriati
02-12-2009, 10:02:59
#FFFFFF">
"Gerçeği bir kez daha acı da olsa itiraf etmeliyim ki, bizler bugün imam Hüseyni’n kanını sermaye edinmişiz ve bu kan sayesinde mektep adı altında mal ve mülkler edinmişiz. İmam Hüseyni’n kanı üzerinde politikalar yürütüyor...."
işte gerçek budur,işte hakikat budur.Hem zengin olacaksın hem de yetimleri anlatacaksın,hem çevrendekilere hakikati anlatacaksın hem de onların seni eleştirmelerine izin vereceksin.Şunu unutma Fatih Kahramani birgün sende yanlız kalacaksın.Yeni neslkin de tıpkı şeriatinin bıraktığı nesiller gibi olur inşeaalah.SAYGILAR...
#FFFFFF">
Azer Özmen
03-12-2009, 13:06:18
#FFFFFF">
Sa.Yazınız sıradışı ve olması gereken içerikte.Allah razı olsun bizlerle paylaştığınız için.Yararlı yazılarınızın devamını bekliyoruz.Rabbim kaleminize kuvvet versin inş.
#FFFFFF">
Alican
04-12-2009, 17:24:00
#FFFFFF">
Sayin yazar seriati den etkilenip Ebuzer gibi isyan bayragini cekmissin,insallah.kalbinde kalemin gibidir.Peki bir recete sunarmisin,neler yapilmali, nasil davranilip ve ne gibi bir durus sergilenmeli özellikle türkiye ortaminda ne yaparsak veya nasil yasarasak Imama LEBBEYK demis oluruz?
#FFFFFF">
Yazardan...
04-12-2009, 23:02:37
#FFFFFF">
s.a saygıdeğer kardeşim,dikkat ederseniz zaten makalemde bu konulara yer vermişim.Bizim öncelikli olarak yapacağımız inancımıza sadık kalmak ve ahdimize vefa etmektir.Reçete sunmaya gelince bu konular değerli alimlerimize aittir.Bana düşen söz ise,gençliğimizin bilinçli bir şekilde yetiştirilmesidir.Nasıl yetişeceğine gelince, onlara "Ashab-ı Kehf"'i örnek vermeli,onlara Ebuzer'i Selmanı,Malik'ive diğerlerini anlatmalı,İmam Ali'yi ve Hz.Fatımayı kendisine örnek alan bir gence,Beni Haşim gençlerini kerbelaya uğurlarken onlara nasihatler eden ve kendi oğullarını ise İmam Huseyin'in(a.s) yoluna kurban adayan vefanın annesi sadakatli Ümmü'l benini hatırlatmalı ki,bu insanlarda gerçekten bu yolda nasıl hareket ettiklerini ve neler yaptıklarını anlasınlar.
Üstat Ali Şeriatin'in dediği gibi " bilinçsizce bir sevginin anlamı yoktur,bu tıpkı putperestlik gibidir"
Ve son olarak şunları söylemek istiyorum ki,Bilgi çağında bu gençliğe Şialığa zerre kadar bile olsa hizmet eden ,Mutahharileri,Muhammed Beheştileri,Ali Şeriatileri,Ve Huseyin Nasr'ları okutmalıyız.Saygılarımla...
#FFFFFF">
ali...
08-12-2009, 23:25:02
#FFFFFF">
Hüseyin HATEMİ'nin de unutulmaması lazım
#FFFFFF">
Ali GÜVEN
28-12-2009, 11:19:42
#FFFFFF">
Allah razı olsun. Kaleminize sağlık. Gönlünüze sağlık. Nasıl olsa ölüm kaçınılmaz sonumuz değil mi? Madem ki öleceksek ölümümüz bir işe yaramalı. Sevgimiz bilinçli olmalı. Neden şehit olamamız gerektiğini kendimiz bilmeliyiz. Acı kaza ve kadere boyun eğme antremanları yapmalıyız. Bunu yapabilmek için öncelikle "dünyanın kulu" olmaktan kurtulup "Allah'ın kulu" olmaya yönelik nefis cihadında merhaleler katetmeliyiz.
Aklı eksik olanlar varsın bizi bu dünya ile korkutsun. Tehditler savurmalarına göğüs gerebilmeliyiz. Nasıl olsa bu dünya fani ve en fazla 100 yıl sürecek bir hayattır. Ahiret hayatının yanında kısacık görünmez olan bir hayatı zilletle geçirip sonsuz hayattı da zillet ve ateşle geçireceğimize; haksızlıklara karşı cephe alarak hem bu dünyada izzetli hem de sonsuz dünyada izzetli bir hayat sürdürmek bizim kararımıza -irademize kalmıştır.
Bu duyguları bende uyandırdığı için değerli yazar kardeşim Fatih KAHRAMANİ'ye şükranlarımı sunuyorum.
Selam ve Dua ile...
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.