Yüce yaratıcının bir lütuf olarak kullarına sunduğu bazı özel zaman dilimleri ve yerleri vardır. Hac mevsimi, hac ameli de bu anlardan ve amellerden birisidir. İnsanların yaşamlarını yeniden gözden geçirerek ilahi programın, vahyin mihverinde hayatlarını yeniden güncellemeleri bir zorunluluktur. Şartları haiz olanlar için bu hac amelinin bir fariza olarak Rabbimiz tarafından kullarından istemesi de bunun bir ispatı olsa gerek. İnsan bazı özel yerlerde ve zamanlarda o kutsal yerlerin manevi atmosferinde tefekkür ederek hayatında yeni ufuklar ve yeni başlangıçlar yakalayarak kaderine yeniden yön verebilme imkânı bulabilmektedir. Manevi ve rahmani bir yolculuk olan hac ziyareti ve merasimi de bu fırsatlardan ve dönüm noktalarından birisidir. Tevhidin sembolü olan hac ameli, iman, maneviyat ve yaratıcı karşısında huşu sermayesini arttırmanın vesilelerindendir. Nitekim Hac’da belli günler için belirlenen ibadet ve merasimler ubudiyet seyrinin şeklini insanlara öğretmektedir. Böylece insan kendi nefsinden hicret edecek, her türlü günah, dünyaya bağlılıktan ve ilahi olmayan renklerden kurtularak ihlâs ve tövbeyle ilahi kurb makamına ulaşmaya çalışmaktadır.
Bu günlerde de, Allah katına âşık Müslümanlar uzak ve yakın beldelerden çeşitli ırklara ve milletlere mensup olarak Türk, Arap,İranlı, Sudanlı, Hindistanlı, Afrikalı veya Avrupalı demeden hareket ederek ilahi ve emin beldeye akın akın varmaktadırlar. Bakması bile ibadet olan Kâbe’den dualar, münacatlar, zikirler, yakarmalar Beytullah’ın tecelligahı olduğu Beyt'ül-Mamur’a doğru yükselmektedir. Allah evinin ziyaretçileri, insanlık alemin ilk kıblesi ve ibadethanesi olan Kabe’nin bulunduğu Mekke ve Medine’de tevhid davasının iki büyük sembolü olan Hz. İbrahim(a.s) ve Hz. Peygamberimiz(s.a.a) gibi muvahhitlerin, bu yolda çektikleri sıkıntıları, zorlukları anlayarak tevhidi bir renge bürünmeye çalışmaktadırlar. Kâbe, milyonlarca Müslüman için manevi bir çekim oluşturarak vahdetin, kardeşliğin sembolü olmaktadır. Bu mekânda ve çok kalabalık insan seline bakıp gözlem yapan herkes haccın, dünya Müslümanları arasında dayanışmayı sağlayan en önemli irtibat faktörü olduğunu çok iyi kavrayabilmektedir.
Hacı adayları bir kelebek misali Beytullah’ın etrafında Lebbeyk!diyerekten tavaf ederek, görkemli bir azamet oluşturarak rahmanın güç ve kudretini idrak etmeye çalışmaktadırlar. Kullarının, yüce Mevla’ya olan sevgi ve muhabbetlerin bir cilvesi olan bu tavafta büyük ve güzel bir ilahi aşk göze çarpmaktadır. Yüce Allah tarafından İlahi rahmetin ve merhametin kullara hesapsız ve sayısız olarak sunulduğu Kadir Gecesi’nin telafisi olan Arafat’ta duraklama hac amelinin en önemli lahzalarındandır. Arafat, tanıma ve marifete ulaşma beldesidir. Arafat zamanın İmamının(a.f) dualarına âmin deme, onunla aynı havayı teneffüs etme mekânıdır. Arafat'ta olmak, dünyevî ve içi boş şatafatların egemen olduğu şartlardan uzaklaşarak, kişinin kendi kendini tanıma, kâinattaki kendi konumunun bilincine vararak Muntazır olmanın sorumluklarını idrak etme fırsatını yakalamaktır. Arafat, tövbelerin kabul olduğu ilahi rahmetlerin ve feyizlerin sağanak olarak yağdığı yerdir. Hacı olmayı başarabilenler bu günde can ve ruhlarını engin ve sonsuz ilahi rahmet denizinde yıkar ve yeniden doğmuş bir insan gibi tertemiz kılınırlar. Bu mukaddes vadide dua ve yakarış sesleri, günahkârların Allah’ına yükselirken, insanın içindeki nurlu pırlanta ve elmasın nefsanî istekler ve kötü huyların tozundan arındırılmasına çalışılır. İnsanlar hep beraber"Ya! Erhamerrahimin" nidasını haykırarak Arafat beldesini bu ilahi nidayla çınlatarak süslerler. Bu konuda çağımızın büyük müfessiri ve fakihi Ayetullah Cevadi Amuli şöyle buyurmaktadır: Arafat beldesinde bulunan kimse, Cebelurrahme Dağı’na tırmanıp, orada dua okumalıdır. İmam Hüseyin (a.s)de bu dağın sol kısmından Kâbe’ye doğru durup, meşhur bir dua okudu. Cebelurrahme Dağı’ndaki duanın sırrı ve özü şudur ki; insanın, Allah'ın her bir mümin kadın ve erkek için Rauf ve Rahim olduğunun bilincine varmasıdır. Allah'ın genel rahmetine ilaveten özel bir rahmeti de vardır. Allah, takva sahiplerine bu özel rahmetini indirir.
Bilindiği üzere kutsal hac ayında, Müslümanların Mekke-i Mükerreme'de muazzam bir şekilde bir amaca yönelik olarak bir araya gelmeleri, dünya kamuoyunu şaşkına çevirmektedir. Dünyanın beş kıtasından milyonlarca insan, hac döneminde, Mekke ve Medine topraklarına akın etmeye başlamaktadırlar. Hepsi de bir yer ve bir merkezde, Allah'ın evinin yanı başında ten, ruh ve tüm benlikleriyle Allah-u Teâlâ’nın yüce nidasına’ Lebbeyk’ demektedirler. Bu hacılar aynı zamanda, başkalarından kendilerini üstün görmelerini sağlayabilecek ekonomi, makam, ırk bütün dünyevi değerleri bir kenara bırakıp, sade ve tek renk bir kıyafetle yan yana geliyorlar ki bu durumun bir benzerine hiçbir ülkede, toplantıda ve ibadette rastlanmamaktadır. Bu ilahi toplantıda Arap, Türk, İranlı, Pakistanlı, Sudanlı, Avrupalı veya Afrikalı demeden herkes hiçbir ayrım yapılmadan tek sıra halinde dizilir ve zenginlerin, fakirlerden; makam sahiplerinin, sade insanlardan hiçbir ayrıcalığı olmadığı görülmektedir. Bu görsel güzellikte içte ve dışta tam bir vahdet söz konusudur.
Dünyanın her tarafından çeşitli millet ve adetlere sahip muhtelif grup ve topluluklar, bir araya gelerek aynı sözlerle tek ve bir olan Allah'a ibadete başladıklarında, onların bu birliği, kendilerini pratik bir ittifak ve vahdete davet eder. Allah’u Teâlâ, Hac suresinin ilgili ayetlerinde genel bir davetle, halkın uzak yollardan Kâbe’ye gelip, bu mukaddes mekânın menfaat ve bereketlerinden yararlanmaları için, müminleri tek bir Allah'a tapmanın merkezine olan hac merasimine çağırmaktadır. Kur'an-ı Kerim, bu muhteşem merasimi, uluslar arası bir mesele olarak telakki ederek Müslümanların birbirleriyle tanışıp birbirinin sorunlarını gidermeye çalışarak ve esasen birbirine yardımcı olma yolunda, bütün imkânlarını kullanmalarını istemektedir. Bu istenen amaçta da ancak büyük hac organizasyonu siyasi, sosyal ve ibadi boyutlarının dikkate alınarak icra edildiği takdirde gerçekleşebilecektir. Bu görkemli merasim, doğru ve amacına yönelik şekilde yerine getirildiğinde, Müslümanların azamet ve büyüklükleri de git gide artarak İslam düşmanlarının kalplerine korku salacaktır.
Yüz binlerce hacı adayı Müslüman’ın belli bir süre dâhilinde bir yerde toplanmalarında gizli birtakım hikmetler mevcuttur. Bu konuda İslam’ın büyük âlim ve filozofu Üstat Allame Tabatabai şöyle buyurmaktadırlar: Hac merasimi, çeşitli halkların mantıklı ve sürekli temasları sayesinde, Müslüman halkların problem ve sıkıntılarından haberdar olmaları yolunda ve aynı zamanda birbirleriyle usuli bir şekilde görüşüp, fikir teatisinde bulunmaları için en uygun bir fırsatı oluşturuyor. Böylece İslam dünyası topluluğundan her ülke, büyük ümmetin bir ferdi olarak, diğer üyelerin problemlerinin giderilmesinde ortak olmaktadır. Ayrıca bağlantı köprüsü olarak da büyük hac kongresi, İslam ülkeleri arasında böyle bir koordinasyonun hazırlık aşamasını gerçekleştiriyor. İslam ülkeleri, sahip oldukları zengin kaynakları ve sayısız hazineleri dikkate alarak, Allah vergisi bu bereketlerden doğru bir şekilde yararlanıp, birbirlerinin ihtiyaçlarını giderebileceklerdir. Bilindiği gibi İslam ülkeleri petrol ve gaz gibi doğal servet ve ekonomik kaynaklar açısından çok zengin bir durumdalar. Bu servet ve kaynaklar, İslam dünyasının uğraştığı ekonomik problemlerinin giderilmesi yolunda iyi bir dayanak niteliğindeler. Ve bu arada hac, Müslümanların birbirlerinin imkânlarıyla tanışmaları için uygun bir ortamdır.
Yaşadığımız zaman dilimde Amerika başta olmak üzere emperyalist ve müstekbir güçler, sahip oldukları her türlü toplu iletişim araçlarını kullanarak, maddi olan tek boyutlu Batı’nın yoz ve şeytani kültürünü, dünya halkları ve özellikle de Müslüman ülkelere ihraç ederek, kültürel sömürüyü gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Onlar, kendi geniş kültürel saldırılarıyla, diğer halkların dini değerleri ve milli kimliklerini tahrip ederek halkları emperyalist emellerine teslim ederek dünyaya, onların istediği pencereden bakmaya zorlamaktadırlar. Bu uluslar arası ilahi birliktelik, Müslüman âlimlerin ve aydınların karşılıklı fikir teatisinde bulunarak insanların bilinçlendirmeleri, aydınlatılmaları açısından ve bu emperyalist kültürlerin saldırılarına karşı tavır alma ve tehlikeleri bertaraf etme yollarını inceleyebilecek aynı zaman da kendi ilmi plan ve projelerini ortaya koymak yönünden büyük bir imkân oluşturmaktadır. Diğer açıdan,birçok İslam ülkesinde dini ve insani değerlerin etkinliğini yitirdiği gerçeğini dikkate aldığımızda maneviyatın doruğa çıktığı büyük hac kongresi ile kaybolmaya yüz tutmuş bu değerlerini yeniden ihya etme fırsatı bulanabilmektedir. Görüldüğü üzere hac birlikteliği, ilahi kanunlara karşı çıkan, Müslümanların kimliklerini, manevi ve ahlaki değerlerini yozlaştırmaya çalışan istikbar ve istila güçlerine karşı mücadele ederek onlardan beraat etme ve bilinçlenme sahnesidir. Bu cihetten hac, Müslüman halklarının global ölçekteki dünya istikbarı ve emperyalist güçleri karşısındaki sağlam,ilahi sığınaklarıdır. Bu nokta ile alakalı olarak İslam İnkılâbının aziz Rehberi şöyle buyurmaktadır: "Hac'da, İslam dünyasına dair meselelerin incelenmesi gerekiyor. Bu arada Müslümanların da, başta hac merasimi olmak üzere büyük toplantılardan, istikbarın İslam aleyhindeki kültürel komplolarına karşı olduklarını ilan etmek için mümkün olduğu kadar yararlanmaları gerekmektedir. Hac, İslam dünyası için gerçek bir hazinedir. Bu hazine iyi kullanılırsa, onun faydası, bütün İslam dünyasına olacaktır."
Başta peygamberimiz (s.a.a) olmak üzere diğer din önderlerimizin sünnet ve ahlak anlayışları, onların hac döneminde, bu büyük merasimi bireysel ibadi boyutu yanında toplumsal, siyasi ve muhtelif tüm boyutlarını dikkate alarak yaptıklarını görmekteyiz. Aslında hac farizası, siyasi boyutu başta olmak üzere, bütün boyutları göz önüne aldığı zaman ancak gerçek hedefine yaklaşabilecektir. Bu ehemmiyetli birlikteliğin, Müslümanların genel menfaatlerini gözetmesi ve onların problemleri için çözüm yolları bulması bu amelimin en büyük amaçlarındandır. Dolayısıyla zulüm altında bulunan başta Müslüman halklar olmak üzere tüm mazlum toplumların bu muhteşem toplantıya umut bağladığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda gerçekten de hac kongresinden daha uygun bir çözüm yerinin olmadığını görmekteyiz. Bu yüzden hac merasimi ile özellikle Amerika ile gasıp Siyonist rejim aleyhine dünya Müslümanlarının anlaşıp, ittifak kurmaları ve söz konusu düşmanların bitmeyen komploları, entrikalarına karşı sağlam bir savunma cephesi oluşturmaları gerekmektedir. İslami İran’ın büyük önderi rahmetli İmam Humeyni(r.a) haccın siyasi boyutuna özel olarak dikkat çekip siyasi yönünün sahip olduğu önemin ibadi boyutundan daha az olmadığını belirtmişlerdir.
Rahmetli İmam'a göre gerçek hac, İslam ümmetinin genel zülüm ve haksızlık karşısında kıyam ve ayaklanmalarının kaynağı ve Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmalarının mihveri olarak gerçekleştirilen hacdır. Rahmetli İmam Humeyni(r.a) bu hususla ilgili verdiği çeşitli mesajlarında, bu meselenin önemine daima dikkat çekerek şöyle buyurmuşlardır : "Hac’ın büyük felsefelerinden biri, onun siyasi boyutudur. Hac, Müslümanların maslahatlarını gözetmeyen, katı ve kuru bir ibadet değildir. Beyt'ül Haram ilk önce, halk için, halkın kıyamı, genel hareketi ve esasen halkçı menfaatler için inşa edilen bir evdir. Dünya müstebitleri ve diktatörlerinin mazlum ülkeler üzerindeki sultacı ellerinin kesilmesi ve mazlum ülkelerin büyük servet ve kaynaklarının kendilerine kalmasından daha iyi ve daha üstün bir menfaat başka ne olabilir? Peygamberler ve ilahi evliyalar, Kâbe ve Mekke'den her tarafa seslenerek, halkı Hakk’a çağırdılar. Bizim de onlara uymamız ve o mukaddes mekândan tevhit nidasını haykırarak, Mekke'yi dünya çapındaki hacı adaylarının da uyumlu hareketleriyle, zalimler aleyhine haykırıldığı bir merkeze dönüştürmemiz gerekir. Müslüman kardeşlerim! Günümüzde süper güçler bizi, yoksulluk ve siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri bağımlılığa mahkûm ettiler. Uyanın ve zulme baş eğmeyin! Akıllıca tavırlarınızla da, uluslar arası sömürücülerin şom planlarını ifşa edin.
Yeryüzünün ilk ilahi mabedi Beytullah’tan doğacak adalet güneşi olan zamanın İmamının (a.f) zuhuru ile ABD ve Siyonistlerin uşağı olan Suud rejimi ve günümüzün harici zihniyeti olan vahabiler tarafından bu gün istila ve işgal altında olan bu kutsal beldenin bir an önce özgürlüğüne kavuşarak bu kutsal amelin rabbani amacına yönelik olarak gerçekleştirilecek günlerin yakın olması dileğiyle…
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.