|
Gençlik Genç Bakış Demektir…
Bir zamanlar yoktuk. Sonra Yüce Allah var olmamızı irade etti. Anne rahminde hayatla tanıştık. Varlığı hissettik. O küçücük âlemde var olana kanaat ettik. Zaten başka lüksümüz de yoktu.
Sonra bir gün hiç tanımadığımız ve tamamen yabancısı olduğumuz bir dünyaya geldik. Çok korkmuş, tedirgin olmuştuk. Tam da dünyaya alışmaya başlarken bir nida işittik. ‘Ölüme hazırlan!’ Ağlamaya başladık…
Her çocuk doğduğunda ağlar. Bu ağlayış, çocuğun tertemiz fıtratıyla Yüce Allah’ın sürekli insanları ölüme hazırlanmaları çağrısında bulunmasını emrettiği meleğin, ölüm nidasını duyduğu için olsa gerek.
Daha dünyaya geldiğimiz ilk saniyelerde bu çağrıyı duymaktayız. Burası bir konaktır. Bizler de birer misafirleriz. Maksada bir an evvel ulaşmayı ve tüm çabaları bu yönde olan bir misafir.
Derken büyüdük ve genç olduk. Hayatın en güzel çağıdır gençlik. Gençlik beden ve ruhun olgunluğa ve en mükemmel düzeye ulaştığı dönemdir. Kendimizi bulduğumuz, kişiliğimizin şekillendiği ve tercihlerimizi gerçekleştirme noktasında en güçlü olduğumuz dönemdir.
Gençlik, genç bakış demektir; ruhun dinamizmi, aklın kemali demektir. Genç, ne olacağı ile değil ne yapacağı ile daha doğrusu ne yapması gerektiği ile ilgilenir. O, hayatın anlamını ve gayesini çözmüştür. Neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu kavramıştır. Önceliklerinin ne olması gerektiğini bellemiştir.
Genç, içindeki hak-batıl mücadelesinde nefsinin esiri ve batılın taraftarı olduğu takdirde gerçek varlığı olan ruhunu yıpratacağını çok iyi bilir. Onun aklı büyümüştür. Artık çocukluk yıllarındaki gibi bir ateşe veya yılana elini uzatmaz. Onların zararını kavramıştır. Aynı şekilde küçücük bir çikolata için bin takla attığı günler geride kalmıştır. Dünya metası ile kandırılamaz. Onun artık idealleri vardır. O, her şeyin insan için olduğunu; insanın ise sadece insanlık derecesini Allah’a kullukla bulabileceğini; ancak bu bakış açısıyla ölümsüzleşeceğini iyice kavramıştır artık.
Onun engin ruhu artık dünyanın geçici lezzetleriyle tatmin olmaz. Zira o, dünya lezzetlerinin amaç olmadığını, sadece insanı kemale götüren araçlar olduğunu anlamıştır. İçinde kopan fırtınaların ancak ruhuna üflenmiş olan rahmet sahilinde dineceği bilincine ulaşmıştır.
Genç, bir hedef ve gaye sahibidir. Onun hedefi kendisinden küçük olamaz. Onun hedefi kendisini küçültmemeli. O, kendisini büyütecek ve ölümsüzleştirecek konulara odaklanmıştır.
Allah için yapılan ve O’na adanan her şey ölümsüzleşir. Allah’a kul olmak da ölümsüzleşmenin yegâne yoludur. Bu konuda Allah’ın Resulü en güzel ölümsüz örnektir. Bugün aradan geçen asırlar ne peygamberi ne de onun getirdiği öğretileri eskitememiş, unutturamamış; tam aksine onun girdiği gönüllerin sayısı çığ gibi büyüyerek tüm dünyayı kuşatmıştır.
Peygamberimiz, Kurân okulunun en iyi öğrencisi ve öğretmenidir. Onun öğretilerini en iyi kavrayan Ehlibeyt’i olmuştur.
Peygamberimiz (s.a.a), şöyle buyurmuştur: ‘Gençlikte öğrenilen ilim taş üzerine işlenmiş resim gibidir; yaşlılıkta öğrenilen ilim ise su üzerine yazılmış yazı gibidir.’
Ehlibeyt imamlarının birincisi ve müminlerin emiri İmam Ali (a.s) ise şöyle buyurmuştur: Gencin kalbi, boş bir arazi gibidir. Ona ne atılırsa onu kabul eder.
İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: Ben bir genci iki halin dışında görmeği istemem. Ya âlim ve öğretici veya mutaallim ve öğrenen olmalıdır. Eğer bunu yapmazsa tefrite düşmüş ve görevini zayi etmiştir. Görevini zayi eden günaha düşer ve günaha düşenin yeri ise ateştir.
Ehlibeyt gibi bir öğretmeni ve Kurân gibi bir kitabı olanın neyi eksik olmuştur ki?
Ey Ehlibeyt Gençliği! Gelin hep birlikte hayatımızın en güzel yılları olan bu gençlik döneminde Kurân ve Ehlibeyt okuluna kayıt yaptıralım; derslerimize iyi çalışarak bu okulun en başarılı öğrencileri olalım. Unutmayalım ki bu okulun öğrencileri yaratılış gayelerini bulmuşlar ve daima bereket vesilesi olmuşlardır.
Amacımızı tespit edelim, amaçsızlık ve gayesizlikten kurtulalım.
Bu dünyada bir yolcu olduğumuzu hiç unutmayalım. Yolcu maksadına kilitlenir. Duraklarda oyalanmaz. Sahip olmadıklarımızı bahane ederek gevşekliğe düşmeyelim. Sahip olduklarımızın değerini bilerek onları amacına uygun şekilde kullanmaya ve Rabbimizin bize yüklediği sorumlulukları yerine getirmeye çalışalım.
Bu yolculuğun sonunda Hz Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeytin başında bulunduğu Kevser havuzunda buluşmak istiyorsak, Kurân ve Ehlibeyt okulundan iyi derece ile mezun olmamız gerekiyor.
Hayatımızı bu mektebe hizmete adayalım. Ehlibeytin bu yolculukta çektikleri sıkıntıları daima düşünerek bu mektebe hizmet azmimizi güçlendirelim. Bu mektep uğruna Ehlibeytin verdiği kurbanları düşünelim ve üslendiğimiz işin değerini anlayalım.
Yüce Allah, bizleri Kurân ve Ehlibeyt mektebinin başarılı öğrencilerinden kılsın.
(Amin)
|