Kufe’yi görür gibiyim. Âli’siz insanların halini ve maskelerini çıkaran binlerce zebaniyi. Yabancıyım bu şehirde. Lakin ne her yer Kufe’dir şimdi, ne de her gün derd-i dil. Ne ben Selman’ım ne de gördüklerim Ebu-zer
Neden ağlıyorsunuz? Ali (a.s) şehit oldu diye mi? Ya da sizlere haber vermeden sessiz bir şekilde çıkıp gitti diye mi?
Sizler onun takipçileri olmalısınız. Onu tanıdığını iddia edip aslında hiç tanımayan, tanımakta gayret göstermeyip onu anlamayan. Onu yalnız bırakan ve emanetlerine sahip çıkmayan.
Evet! Evet! Siz Ali (a.s) sessiz sedasız çekip gitti diye ağlıyorsunuz. Nitekim eğer onu anlasaydınız Ali’nin (a.s) bu gidişine ağlamaz aksine sevinirdiniz. Ali (a.s) giderken “kurtuldum” demişti. Oysa siz onun kurtuluşuna da ağlıyorsunuz.
Yoksa Ali (a.s) sizden mi kurtulmuştu. Sizleri tanıyorum. Nehrevan ve Sıffın'da Ali’nin (a.s) saflarında görmüştüm ve bir de Cemel savaşında.
Şimdi anlıyorum Ali’yi (a.s) ve “kurtuldum” cümlesini.
Cemeli hatırlarsınız sanırım. Ali (a.s) sizleri meydana Allah’ın hüccetini tamamlamanız için göndermişti. Sizlerin her biriniz savaş meydanına çıkıp Ali’yi (a.s) ve kendinizi övecek şiirler okuyordunuz. Ve her biriniz sırasıyla şehit olarak saflara geri dönüyordunuz.
Sabrınız kalmamış ve Ali’nin (a.s) yanına gelip kendisinin hücceti tamamlamasını aksi takdirde savaşı başlamadan kaybedeceğinizi söylemiştiniz.
Ve Ali (a.s) savaş meydanına çıkmış düşmanın tam ortasında şunları söylemişti.
“Ey Talha ve Zubeyr sizlere ne oldu da kendi hanımlarınız Medine'de dururken peygamber hanımını bu savaşa çektiniz?”
İşte o an, Ali (a.s) meydana arkasını döndüğünde, sizler düşman saflarının allak bullak olduğunu görüp de sevinç naraları attığınızda Ali ‘nin (a.s) sıkıntısını fark etmediniz.
O an bile anlamadınız.
Ali (a.s) Allah’ın dinini, siz ise kendinizi düşünmekteydiniz. Ve her biriniz İmamı övmekteydiniz yine. Cemel’den sonra tüm tanıdıklarınıza Ali’nin (a.s) nasıl bir sözle düşmanı mağlup ettiğini anlatıyordunuz. Oysa kendinizin meydanlarda Allah için savaşmadığınızı ve meydanlarda sadece kendinizi öven şiirler okuyup slogan attığınızı unutuyordunuz.
Ali’yi de (a.s) böyle unuttunuz, sadece ismi kaldı geriye. Ve şimdi oturmuş ağlıyorsunuz öyle mi?
Evet, Ali (a.s) kurtuldu, ama kimden?
Muaviye’den mi, yoksa amr b. As’dan mı? Yoksa savaş meydanlarında ki düşmanlarından mı?
Hayır! Hayır’ o bir kahramandır onun hiç meydanda korktuğunu gördünüz mü?
Öyleyse kimden kurtuldu?
Ali’nin (a.s) kendisinden alalım bu cevabı.
Ya Ali! Kimden kurtulmuştun?
Ve Ali (a.s) yıllar öncesinden cevap veriyordu.
“Gönülleri bir olmayıp ta sayıca fazla olanlardan.”
Sanki bizi anlatıyor değil mi?
Ağlayın şimdi, Ali’yi anlamadığınız için. Ağlayın o giderken bile kendimizi kandırdığımız için.
Ali (a.s) giderken kurtuldum demişti. Ne olur en azından şimdi Ali’yi takip ediniz.
Onun kurtuluşuna ortak olunuz, onunla birlikte siz de kurtulunuz.
Kalkın hadi! Atın üzerinizden bu tembelliği. Kendinize acımıyorsanız bari çocuklarınıza acıyın. Vallahi, Ali (a.s) sizleri böyle görse yine kalbi acırdı yine gecelerini sıkıntıyla geçirirdi. Ne olursa olsun, siz Ali’nin taraftarlarısınız.
Ve şimdi Ali’yi anlamak istiyorsanız onun emanetine sahip çıkınız.
Ve bu emanet, yoksul ve yetimlerdi. Bari şimdi Ali’nin (a.s) başını öne eğdirmeyin.
“Allah için Allah için, yetimleri koruyun yoksulları gözetleyin, onları bir gün aç bir gün tok bırakmayın.” (İmam Ali a.s)
Evet Ali (a.s) kurtulmuştu, ya biz?