Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların, bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon) sonucu çok büyük bir miktarda enerji açığa çıkar. Bu enerjiye Nükleer Enerji denir. Nükleer reaktörlerde fisyon reaksiyonu ile edilen enerji elektriğe çevrilir. Güneşteki reaksiyonlar ise füzyon reaksiyonudur. Bu reaksiyonun yarattığı sıcaklık fisyon reaksiyonundakinden çok daha fazladır (birkaç milyon derece santigrad). Bu yüzden bu sıcaklığı kontrol edebilecek bir füsyon reaktörü henüz kurulamamıştır.
Özellikle 1974`de ortaya çıkan petrol krizinden sonra dünyada enerjinin pahalı olarak elde edilmesi, elektrik üretiminde kullanılan yakıtlar arasında ilk sırada yer alan fosil yakıtların zamanla tükenecek olması ve CO2 gazı emisyonuna bağlı olarak atmosfer üzerinde sera etkisi oluşması, bunun yanında elektrik enerjisi üretiminde karşılaşılan kaynak kısıtlılığı sebebiyle ve mevcut teknolojilerin günümüzde gelmiş olduğu nokta dikkate alındığında enerji ihtiyacının karşılanması ve sürekliliğin sağlanması gerekmektedir. Nükleer teknoloji dünyanın elektrik gereksiniminin yüzde 17`sini karşılamasının yanı sıra, tıpta, tarımda askeri alanda, Ar-Ge çalışmalarında ve endüstride kullanılan bir teknolojidir. Uzmanların tespitlerine göre , hidrolik, rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamı enerji üretimi amacıyla değerlendirilse bile, mevcut yerli kaynaklarla orta ve uzun dönemde artan elektrik enerjisi talebini karşılamanın zorlaşacağı belirtilmiştir.
Dünyadaki tüm ülkeler için ulusal kalkınma çabalarının ve sanayileşmenin en büyük gereksiniminin enerji olduğu gerçeği dikkate alındığında; ülkelerin ulusal plan ve programlarında geleneksel ve yerli enerji kaynaklarının yanı sıra, yeni enerji kaynaklarına yöneldikleri, yeni enerji kaynakları arasında ise "Nükleer Enerji"nin bir alternatif olarak önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir. Bugün özellikle meydana gelen petrol bunalımından sonra , nükleer enerji üretimi ve buna ilişkin konular; politik ve ekonomik açıdan yararlanılması, gerek ulusal gerekse uluslararası yüksek seviyede ki girişimler ve işbirliği çok önem kazanmış bulunmaktadır. Bilindiği üzere öneminden dolayı enerji planlamasını devletler uzun yıllar için yapmaktadırlar. Ülkelerin bilinen ve imkanlar dahilindeki tüm enerji kaynaklarından yararlanılması gerçekleştirilse dahi, gelecek yıllarda önemli bir elektrik enerjisi açığının olacağı bir realitedir. Bu açığın kapanması için ise şimdiden geleceğe dönük enerji politikalarının ve özellikle elektrik enerjisi üretim planının sağlıklı bir biçimde saptanarak, nükleer enerjinin plan içinde belirlenmesi bir zorunluluktur.Nükleer konu, bugün artık ülkeler için enerji ihtiyacının yanında stratejik bir önem taşımaktadır. Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde nükleer enerji kaynakları, elektrik enerjisi üretiminde yaygın olarak kullanılmakta olup , halen 30 ülkede 441 adet nükleer tesis bulunmaktadır. Dünya’da nükleer enerji üretiminin yüzde 80`inin OECD ülkelerinde gerçekleştirilmiş olup , bunun yanı sıra 12 ülkede 27 tesisin inşasının da sürdürülmektedir.
Nükleer güce sahip olduğu resmi olarak bilinen bazı ülkeler ve nükleer güçleri ise şu şekildedir:
ABD: 5 bin 200 nükleer savaş başlığına sahip. İsrail: 200 gelişmiş nükleer patlayıcı yakıtları bulunuyor.
Rusya: 14 bin civarında nükleer savaş başlığı var. Fransa: 300 nükleer savaş başlığı. İngiltere: 200 nükleer savaş başlığı. Çin: 400 nükleer savaş başlığı. Kuzey KORE: İlk nükleer denemesini Ekim 2006'da, ikincisini Mayıs 2009'da yaptı. Hindistan: 50-60 nükleer savaş başlığına sahip. Pakistan: 60 nükleer savaş başlığı.
NPT: Uluslar arası Nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşması. Bu antlaşmayı başta İsrail olmak üzere Kuzey Kore, Pakistan ve Hindistan imza atmamışlardır. İran ise bu antlaşmayı imzalayan ülkeler arasındadır.
Hindistan 1974 yılında nükleer silah denemesi yaptığı sırada, Amerika, 5 megavatlık nükleer araştırma santralini kurma anlaşmasını ABD’nin Ortadoğudaki karakolu olan o günkü Şah yönetimiyle yapmışlardı. Birkaç ay sonra, Almanya'nın Simens şirketi 1300 megavatlık 2 nükleer santrali Buşehr'de kurma anlaşmasını da İran’la imzalamıştı. Bu santrallerin yapılan antlaşma gereği 1980 yılında tamamlanması ve faaliyete geçmesi gerekmekteydi. Fakat İran'da gerçekleşen İslam İnkılabının zafere ulaşması ve İran'ın bölgedeki Amerika uydusu olmaktan kurtulmasının ardından Amerika ve batılı devletler İran'a karşı tutum değiştirmekte gecikmediler. Amerika ve batılı ülkeler özgürlük adına destekledikleri nükleer enerji çalışmalarını dikta, zalim şahlık rejimini yıkılmasından sonra İslam inkılabına düşmanlık besleyip, yeni kurulan İslam cumhuriyeti nizamına karşı siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda baskılarını arttırdılar. Bunlardan biri de İran milletine dayatılan kanlı ve büyük tahribatlara yol açan emperyalist güçlerin desteklediği zalim Saddam’ın başlattığı 8 yıllık savaş ve işgal süreciydi. Nitekim batılı güçlerle Amerika'nın doğrudan siyasi, askeri ve mali desteğini de alarak İran'a karşı savaş açan zalim Saddam, bağnaz ve satılmış Arap rejimlerinin ve bölge devletlerin yöneticilerinin desteğini de kazanmıştı. Bu insanlık dışı savaşın sona ermesinden sonra, İran hükümeti, yarım bırakılan Buşehr nükleer santralini tamamlamak ve barışçı nükleer enerjiyi üretmek için harekete geçmişti. Fakat düne kadar bu enerjiyi destekleyen ABD ve Batılı devletler İran'ı karşı davranışlarında yüksen derece dönüş yaparak hiç bir dayanağı olmayan gerekçeler ileri sürerek suçlamaya başlayıp, İran milletinin barışçıl nükleer çalışmalarını ve elektrik üretme girişimlerini bütün güçleriyle engellemeye çalışmaktadırlar.
BMve Uluslararası Atom Enerji Ajansı(UAEA) denetiminde barışçıl nükleer enerji faaliyetlerinde bulunduğunu söyleyenİran, nükleer konusundaki resmi görüşünü ( devlet yetkililerinin açıkladığı) nükleer enerji ve nükleer silah ayrımı esasında belirtmektedir. İran, nükleer politikasında nükleer silah ve nükleer enerji arasında ayırımın dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. İran nükleer enerji elde etmek istediğini açıkça bildirmektedir. İran'a göre nükleer enerjiye sahip olmak bu enerjiyi üretme imkanları olan bütün halklar için bir haktır. Dolaysıyla da bu meşru haklarından da vazgeçmek istememektedirler. İran nükleer enerjiyi; teknolojik gelişmenin, özellikle de tıp, tarım ve elektrik üretiminin temeli olarak nitelendirmekte ve bu enerjiye barışçı amaçlarla kullanma hedefi doğrultusunda sahip olmak istemektedir. Buna karşılık İran, nükleer silah üretmek niyet ve iradesinde olmadığını ısrarla bildirmektedir. İslami İran da bu gün en yüksek makam olan Velayet-i Fakih tarafından da nükleer silah üretmenin İslam dini açısından da doğru olmadığı , haram olduğunu ve İslam rejimi olarak nükleer silah üretmeyi kabul etmediklerini özellikle ve defalarca vurgulamıştır. İran'a göre nükleer silah elde etmek İslam dininin tasvip etmediği bir olay olduğu için böyle bir amaç İran’ın niyet ve iradesinin dışındadır.
Bubeyanatların defalarca uluslar arası kamuoyuna izah edilmesine karşılık bu şer güçler devamlı olarak İslami İran’ın , nükleer silah üreteceği iddiasıyla ellerindeki medya gücünü de kullanarak , kendine hizmet eden uluslararası kuruşları da harekete geçirerek, bütün dünyayı ayağa kaldırılırken İsrail'in tüm Ortadoğu bölgesini ve milyonlarca insanın hayatını tehdit eden nükleer gücünün ve silahlarını hep görmezden gelmektedirler.Niye? Çünkü nükleer güce sahip İslami İran batılı güçlerin emperyalist emellerine engel teşkil ederek gasıp Siyonistlerin orta doğuda istediği zulmü yapmasına en büyük sekteyi vuracaktır. Bu emperyalist güçlerin feryatlarına, kopardıkları yaygaraya bakılırsa sanki dünyada ilk nükleer enerjiyi İslami İran icat etmiş ve kullanmak istemektedir. Bilindiği üzere gasıp İsrail, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması demek olan NPT anlaşmasını imzalamayan ülkelerden başında gelmektedir. ABD yönetimi bütün dünya ülkelerine bu anlaşmayı imzalamaları için baskı yaparken İsrail'e bu yönde hiçbir baskı yapmamaktadır. İsrail, NPT anlaşmasını imzalamadığı gibi nükleer santrallerini Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)'nın denetimine açmaya da yanaşmayarak uluslararası topluma karşı külhanbeyi edasına sürdürmektedir.
Siyonistler, İran'ın nükleer gücünü artırarak kendisine karşı ciddi bir tehdit oluşturmaya başladığını iddia ederek , bu konuda İran'a baskı yapması için devamlı olarak Amerika'yı harekete geçirmektedir. İsrail'in ve Amerika'daki Yahudi lobisinin isteklerine "hayır" diyemeyen ABD yönetimi de bu durum karşısında uluslar arası gücünü kullanarak İran’a çeşitli baskı ve ambargolarla sıkıştırmaya tecrit etmeye çalışmaktadır. ABD bu yüzden Amerika'daki ve Avrupa'daki ticari şirketlere İran'la olan ticaretlerini kesmeye veya asgariye indirmelerini , hatta Amerikan petrol şirketlerinin İran'la petrol ve doğal gaz üretimiyle ilgili projeler üzerinde anlaşma yapmalarını engellemektedir. Komşu Arap rejimlerine ise İran’ın nükleer bir güce dönüştüğü ve güvenliklerini tehdit ettiğini iddia ederek ve İran fobi oluşturarak onlara milyarlarca dolar değerinde silahlar satarak kazanç sağlarken, siyasi olarak ta bu rejimleri bir cephede ve Siyonistlerle beraber olup , İslami İran’a karşı olmalarını sağlama gayretindedir. Aslında Ortadoğu'da en büyük nükleer tehdit gücüne sahip ülkenin İsrail olduğunu bütün dünya bilmektedir. İsrail’in , İran ile ilgili iddiaları aynı zamanda kendi nükleer programını haklı göstermek için bir gerekçe olarak gösterip, medyayı da kullanarak genelde uluslar arası arenada özelde de Arap ülkelerinde İran fobi oluşturarak dikkatleri üzerinden dağıtmayı sağlayarak uluslar arası toplumdan İran’ı tecrit etmeyi ve her alanda ambargonun uygulanmasını amaçlamaktadırlar. Onun için önemli olan İran ve ilgili iddialarının doğruluğu değil, kendisini haklı göstermeye yarayacak bir gerekçenin bulunduğuna dünya devletlerini ve kamuoyunu ikna edebilmektir. İsrail, İran'ın veya herhangi bir komşu ülkenin on yıl hatta daha fazla bir süre sonra sahip olacağı nükleer gücünden kat ve kat fazlasına daha bugünden sahip olduğu halde , kendisinin sahip olduğu nükleer tehdit gücünü dikkatlerden uzak tutmaya ve sürekli karşısına aldığı ülkelerin bu yöndeki çalışmalarının tartışma konusu yapılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Öte yandan ABD yönetimi İslâm ülkelerine Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT)'nı imzalamaları için baskı yaparken İsrail her fırsatta bu anlaşmayı imzalamayacağını açıkladığı halde bu ülkeye baskı yapmaya yanaşmamaktadır.
İşgalci İsrail'in bugün nükleer silah gücüne sahip olan dünya ülkeleri arasında ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin'den sonra altıncı sırada yer aldığı bilinmektedir. Gasıp İsrail'in hâlen sahip olduğu nükleer reaktör sayısı yedidir. Nükleer başlıklı füzelerinin sayısının ise iki yüzden fazla olduğu sanılıyor. İsrail, Müslümanların kutsal toprakları üzerindeki varlığını sürdürebilmek için karşısında her zaman eli kolu bağlı bir İslami İran ve İslâm dünyası istemektedir. Çünkü kutsal topraklar üzerindeki varlığının yaptığı zulümlerin Müslümanları sürekli rahatsız ettiğini ve gelecekte de rahatsız edeceğini çok iyi bilmektedir. Bu yüzden İslâm dünyasında ve özellikle onun meşrutiyetini kabul etmeyen ve gasıp bir rejim olarak tarif eden İslami İran’da ki kendi geleceği açısından tehdit unsuru olabilecek bir gelişme karşısında hemen bütün dünyayı ayağa kaldırmaktadır. İslâm dünyasındaki gelişmelerden İsrail'i en çok rahatsız eden ise İslâmi İran’ın bu teknolojiye sahip olarak gücünü artırması ve orta doğuda İsrail’in istediği gibi zülüm yapmasına engel olacak askeri, ekonomik,siyasi güce ulaşmasıdır.
Siyonist İsrail özellikle son altı yıldır büyük hamisi ABD’yi yanına alarak oluşturduğu İran fobisiyle İran aleyhine kampanya başlatarak psikolojik savaş yürütmektedir. Yahudi lobisine yakınlığıyla bilinen The New York Times adlı Amerikan gazetesi Chris Hedges imzasını taşıyan ve yayınlanan bir haber-yorumda İran'ın bir kaç yıl içinde nükleer silah üretebileceğini ve bu ülkenin nükleer programının İsrail açısından en ciddi tehdit oluşturduğunu yazdı. Arkasından da İsrail'in uzaktan kumanda ettiği ülkemizde dahil uluslar arası çeşitli yayın organları ile İran fobi oluşuma dönük yürütülen kampanyayı başlatmış bulunmaktadırlar. İsrail işin ciddiyetine dünya kamuoyunu inandırdığı kanaatine varınca bir yandan ABD'ni harekete geçirerek diğer taraftan da kendi güvenliğini tehdit etmesi durumunda İran'a saldırabileceği yolunda sanal tehditler savurmaya devam etmektedir. Aslında İsrail'in yaptığı bir sansasyondan ibarettir. Siyonistler , Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması (NPT)'nin süresinin uzatılması amacıyla yapılacak görüşmeler öncesinde bu anlaşmaya imza koymamak için kendini haklı göstereceği bir gerekçe bulmak istemektedirler. Bunun için de İran'ın nükleer araştırmalarıyla ilgili taraflı yayınlara bir can simidi gibi sarılarak ve bu ülkenin kendi geleceği açısından ciddi tehdit oluşturduğuna dünya kamuoyunu ikna etmek için çaba göstermektedir. İranlı yetkililer ise İsrail kaynaklı bu asılsız iddiaları reddederek ülkelerinin NPT anlaşmasını imzalayan ülkeler arasında yer aldığını, nükleer çalışmalarının tamamen sivil amaçlı olduğunu ve bu çalışmalarını üç kez Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)'nın denetimine açtığını ifade etmişlerdir. Üstelik söz konusu anlaşmanın uzatılması için de şartsız olarak imza atacağını ifade etmişlerdir. Bunun yanı sıra nükleer araştırmalar konusunda Rusya ile İran arasında yürütülen işbirliğinin tamamen sivil amaçlı olduğu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA)'nın kontrolünde yürütüldüğü bu kurum yetkilileri tarafından bu çalışmanın barışçıl amaçlı olduğu ve herhangi bir nükleer silah yapımına yönelik bir bulguya rastlanılmadığı defalarca kamuoyuna deklere edilmiştir.Aslında, İsrail yapmak istediği şey , karşısında her zaman eli kolu bağlı duran hiçbir gücü olmayan bir İslâm İran’dır. Askeri üstünlüğün ve caydırıcılık gücünün sadece kendi elinde olmasını amaçlamaktadır. Bu yüzden kendi caydırıcılık gücü karşısında tehdit oluşturabilecek hiçbir gelişmeye fırsat vermek istemiyor. Başta ABD olmak üzere çeşitli ülkelerdeki Yahudi lobileri vasıtasıyla elde etmiş olduğu siyâsi ve ekonomik kazanımlarını da bu alanda değerlendirerek amacına ulaşmaya çalışmaktadır.
Bilindiği üzere yakın zaman da gerçekleşen ikinci dünya savaşında ABD tarafından Japonya ya atılan iki atom bombası ile yüz binlerce masum insanın ölmesine ve sakat bırakılmasına sebep olmuştu. Son Körfez kriziyle birlikte Nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların insanlık açısından oluşturduğu tehdit, değişik ortamlarda yeniden kamuoyunun gündemine geldi. Ancak ne hikmetse bu tartışmalarda çoğunlukla ABD ve İsrail'in ellerindeki nükleer güçler göz ardı edilerek bu odakların çıkarlarını tehdit eden unsurlar ve güçler öne çıkarılarak fobi oluşturulmaya çalışılmaktadır. Her fırsatta İslami İran aleyhine nükleer gündem yapmaya çalışan ABD nükleer silahların üretilmesi ve geliştirilmesini yasaklayan anlaşma NPT'yi imzalamayan ve nükleer güç olan Hindistan’la çok yakın bir zamanda işbirliği yapmakta sakınca görmemiştir.
Buradan şu sonuç ortaya çıkmaktadır ki ,hangi ülke batılı güçlere bağımlı olur ve uluslar arası hukuku ihlal ederse, bu haksız girişim dünya toplumunu tehdit etmez, fakat bağımsız bir ülke uluslar arası hukuk normlarına ve yaslarına uygun hareket etse bile batılı sömürgeci güçler tarafından dünya barış ve güvenliğini tehdit etmekle suçlanabilir!. Demek ki, Amerika ve batılı güçlerin haksız çıkarları uyarınca, dünya barış ve güvenliği tanımlanmaktadır. Öncelikle bu konuda sicili oldukça kabarık olan ve attıkları atom bombalarıyla insanlığı katleden ABD ile bu gün de bu silahların vereceği zarar kadar mazlum Filistin halkını katleden ve ellerindeki nükleer silahlarla mazlum halklar için büyük bir tehlike olan Siyonistler, bu konuda en son söz konuşması gerekenlerdir. Netice itibari ile hali hazırda sahip oldukları ve üretmeye devam ettikleri atom bombalarıyla dünya güvenliğini tehdit eden ABD başta olmak üzere batılı emperyalistler ve gasıp Siyonistler, İran'ın nükleer enerji programının barışçıl olduğunu bilmektedirler. Ancak ,onların mazlum halklara karşı işledikleri zulümler karşı mazlumları savunan ve bu müstekbirlerin sömürüye dayalı, hakkaniyetten uzak siyasetlerine teslim olmayan, bağımsız İslami İran'ın güçlenmesini sağlayacak bu teknolojiye ve bilgiye sahip olmasını istememektedirler.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.