Günümüzde bazı ülkeler bazı ülkeleri
terörizim ve soykırımcılıkla suçluyor.Bilindiği üzre batı bu iddiaları hep
İslam ülkelerine yönlterek İslam’ı tam bir terör ve insan katili dini olarak
tanıtmak istiyor. Bu olayı en çok savunan ve uygulamaya koyansa Amerika ve
İsrail gibi Siyonist ve emperyalist güçlerden başkası değildir. İslamülkelerini soykırım ve terörle suçlayan bu
dış güçler bakalım ne kadar masumlar veya tam anlamıyla NE KADAR CANİLER?
19. ASIRDAN FELLUCE'YE
ABD vatandaşı iki Yahudi’nin sahibi olduğu internet arama motoru 'Google'da
yüzeysel bir arama yapıldığında bile ABD'nin sicilinin temiz olmadığı ortaya
çıkıyor.
İşte ABD'nin işgal ve soykırım sicili:
1898: Meksika'yı işgal etti, aynı yıl Küba'ya girdi..
1921: Nikaragua'yi işgal etti, Sandino’dae
300 kişiyi katletti.
1945: Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom
bombası attı, 250.000 kişiyi katletti.
1950-53: Yüz binlerce Koreli'yi katletti.
1954: Binlerce Guatemalalı'yı katletti.
1955: Endonezya, Laos, Kambocya'da çok sayıda CIA operasyonu düzenlendi.
1950-59: Küba'da 60.000 kişi ABD destekli Batista birliklerince katledildi.
1975: Vietnam'dan kovulduğunda ardında 170.000 ölü, 80.000 sakat, onbinlerce
tecavüz olayı bıraktı.
1970-75'te Kamboçya ve Laos'ta 1.000.000
kişiyi katletti.
1983: Lübnan'da 14.000 deniz piyadesi
binlerce kişiyi katletti ve aynı yıl Grenada'da yüzlerce kişiyi katletti.
1989: Panama'ya asker çıkarttı, 5.000 Panamalı'nın ölümüne sebep oldu.
1991: Irak'a saldırdı ve 100.000'nin üzerinde
Iraklı'nın ölümüne sebep oldu.
2003: Irak'ı işgal etti. Bir milyondan fazla
günahsız insan katledildi. Ve akan kan hâlâ durdurulamıyor.
80 milyon Kızılderili’den geriye 10 milyon kaldı
Amerika'nın yerlileri olan Kızılderililer, sömürgeciler kıtaya varmadan önce o
topraklarda yaşamaktaydılar. “Beyaz adamlar” Yeni Dünya'ya vardıklarında
dünyada toplam 400 milyon insan yaşıyordu. Bu insanların beşte biri ise bu
kıtadaydı. Bugün Amerika'da çok az sayıda yerli yaşıyor. Yani 80 milyon
Kızılderili'den 70 milyonu öldürülmek ve köle olarak satılmak suretiyle
Amerika'dan silindi. Avrupalılar Amerikalı Kızılderilileri köle olarak satmak
için gemilerle Avrupa'ya taşırlarken bir yandan da Afrikalıları aynı amaçla
Amerika'ya taşıyorlardı.
İSRAİL’İN YAPTIĞI KATLİAMLAR
Kral Davut Katliamı (22 Temmuz 1946): İsrail terör örgütü Irgun’un Kral Davud Oteli’ne
düzenlediği saldırıda, aralarında İngilizler, Araplar ve Yahudilerin bulunduğu
96 kişi hayatını kaybetti.
Deir Yasin Katliamı(9 Nisan 1948):
Irgun terör örgütüne bağlı militanlar tarafından Deir Yasin Köyü’nde
gerçekleştirilen katliamda 254 Filistinli sivil hayatını kaybetti.
Lida Katliamı (9-18 Temmuz 1948) İzak Rabin’in açık emirleriyle gerçekleştirilen Lida
Katliamı’nda, 10 gün içerinde 60.000 kişi evlerinden atılırken, bunu takip eden
El Tira, Tantoura ve Hayfa katliamları ile yüzlerce Filistinli sivil
katledildi.
Safsaf Köyü Katliamı(29 Ekim 1948): İsrail ordusunun Safsaf Köyü’ne düzenlediği saldırı
sırasında köylülerin üzerine rastgele açılan ateş 70 kişinin ölümüne neden oldu.
Davayima Köyü Katliamı (29 Ekim 1948) İsrail işgal ordusuna bağlı üç ayrı bölük El-Halil’deki Davayima Köyü’ne
girmiş ve „çatışma olmaksızın“ kadın ve çocuklar da dahil olmak üzere 80-100
arasında Filistinliyi öldürmüştür.
Kibya Köyü Katliamı(12 Ekim 1953):
Ariel Şaron liderliğindeki bir grup İsrail askeri tarafından, Batı Şeria’da
bulunan Kibya Köyü’ne düzenlenen saldırıda 67 kişi hayatını kaybetti, 75 kişi
de yaralandı.
Kufr Kasem Katliamı (29 Ekim 1956): İsrail’in Mısır’ı işgali arifesinde, bölgedeki bir Filistin köyüne saldıran
işgal askerleri, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 49 Filistinli
sivili acımasızca katletti.
Samu Katliamı (Kasım 1956): Batı Şeria’ya bağlı Samu köyüne saldıran işgalci askerler, köyü yerle bir
ederken, imha operasyonunda 18 Filistinli hayatını kaybetti. Onlarcası
yaralandı.
Ürdün Katliamları (15 Şubat, 4 Haziran 1968): İsrail uçakları Ürdün nehri boyunca 15’ten fazla Filistin köyüne havadan
napalm bombası yağdırdı. Saldırıda resmi rakamlarla 56 kişi feci şekilde can
verdi. Haziran ayında İrbid şehrini bombalayan İsrail uçakları 30 Filistinlinin
ölümüne neden oldu.
Abu Za’abel Katliamı (12 Şubat 1970): İsrail uçakları Mısır sınırındaki Abu Za’abel’i havadan bombaladılar.
Saldırıda hedef seçilen bir fabrikadaki 70 işçi öldü.
Sha’a Katliamı (8 Nisan 1970): Mısır’ın başkenti Kahire’ye 80 kilometre mesafedeki Sha’a eyaletinde bir
okulu bombalayan İsrail uçakları 46 çocuğu katletti. Suriye Katliamı (8 Eylül 1972): Suriye hava sahasını ihlal eden İsrail jetleri yedi köyü bombaladı.
Saldırıda en az 200 kişi hayatını kaybetti.
Libya Katliamı (19 Şubat 1973): Libya Havayolları’na ait bir yolcu uçağı İsrail tarafından düşürüldü.
İçindeki 107 yolcu ve mürettebat hayatını kaybetti.
Beyrut Katliamı (20 Temmuz 1981): Lübnan’ın başkenti Beyrut’a hava saldırısı düzenleyen İsrail jetleri, 300
sivili öldürdü. Yüzlerce sivil aynı saldırıda yaralandı ya da sakat kaldı.
Sabra ve Şatilla Katliamları (15-16 Eylül 1982): 1982'de Lübnan'ı işgal eden İsrail kuvvetlerinin başkomutanı Ariel Şaron'un
gözetimi ve koruması altında Lübnanlı Hıristiyan Falanjist milisler tarafından
gerçekleştirilen katliamda 991 kişi öldürüldü. sadece 328 kişinin kimliği
tespit edilebildi. Saldırganlar öldürdükleri kişilerin cesetlerini tanınmaz
hale getirdiklerinden çoğunun kimliği tespit edilemedi.
Kudüs Katliamı (8 Ekim 1990): Mescid-i Aksa’yı yıkarak yerine Süleyman Mabedi yapmak isteyen Yahudilerle
Filistinliler arasında çıkan çatışmada, İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu
30 Filistinli hayatını kaybetti, 800 kişi de yaralandı.
Hz. İbrahim Camii Katliamı (25 Şubat 1994) : Batı Şeria’nın El Halil kentinde bulunan Hz. İbrahim Camii’ne sabah namazı
esnasında bir Yahudi tarafından gerçekleştirilen saldırıda, aralarında
çocukların da bulunduğu 50’nin üzerinde kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 300
kişi de yaralandı.
Kana Katliamı (18 Nisan 1996): İsrail’in Lübnan’da bulunan Kana mülteci kampına düzenlediği saldırı
sonucunda çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 109 Filistinli hayatını kaybetti.
Cenin Katliamı (3-15 Nisan 2002): Batı Şeria’daki Cenin Mülteci Kampı’na zırhlı birliklerle saldıran İsrail
ordusu yaklaşık 1.300 sivili katletti.
Nuseyrat Katliamı ( Mart 2004): Gazze’deki Nuseyrat ve Bureyc mülteci kamplarına giren İsrail askerleri
araslarında dört çocuğun da bulunduğu 14 sivili öldürdü
Ve bugün Filistin de yaptığı katliamlar
gözler önünde olmasına rağmen kimse bu bebek katillerine bir yaptırımda
bulunmuyor bulunamıyor.
Ermenilerin
Yaptığı Katliamlar
10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam
613 kişi olmakla birlikte katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu
söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri de
evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere
siviller katledilmiştir. Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya
da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise
1.000’in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:
“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım.
Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün
Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı
anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Muttallibov,
olayı dört gün boyunca kamuoyundan
gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından
kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi
altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının
ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye
yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi
kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12
kilometrelik orman boyunca cesetler
dizilmişti.”
Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları
katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir.
Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars
Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini
açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla
olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile
Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu
sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları
başlatıldı.
1994 yılında iki taraf arasında ateşkes
ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke
içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı
Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde
yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun
%10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki
bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri
anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ
Ermenilerce işgal edilen topraklarda
bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde
yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan’a gelen
Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından “göçkün” olarak
adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ
kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve
can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve
çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda,
pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam
mücadelesi vermektedirler.
Fransızların yaptığı Katliamlar
8
Mayıs 1945 tarihinde, tüm Avrupa Naziler’den kurtuluş kutlamaları yaparken,
Cezayir’de bağımsızlık için yürüyen 45 bin kişinin sömürgeci Fransız güçleri
tarafından öldürüldüğünü vurgulayan Buteflika, ‘Cezayirli kahramanlar Avrupa’da
ve Afrika’da Fransa’nın onuru için savaşıp yurtlarına döndüğünde, Fransız
ateşiyle karşılandılar’ dedi. Buteflika, Cezayir halkının Fransa’dan ‘ikna
edici bir itiraf’ beklediğini söyledi. Fransa’nın Cezayir büyükelçisi, şubat
ayında yaptığı açıklamada Setif katliamının ‘affedilemez bir trajedi’ olduğunu
söyleyerek, Fransa’da uzun yıllardır tabu olan bu konu hakkında o güne dek
sarfedilen en ‘sivri’ ifadeyi kullanmıştı.
Cezayir hükümetine göre, özellikle Setif ve Guelma
kentlerinde Fransız hava ve kara kuvvetlerince Fransız karşıtı göstericilere
karşı girişilen saldırılarda 45 bin Cezayirli öldü. Avrupalı tarihçiler ise
sayının 15 ile 20 bin arasında olduğunu savunuyor.
Ve diğer tüm Hristiyan ve Yahudi
ülkeler Müslüman halkın ve kendi dinlerinden olmayan insanların üzerinde hep
zulüm ve işkence yapmışlardır. İslam ülkelerini ve ordularını terörist olarak
nitelendiren bu Ülkeler kendi vahşetlerini unutturmadan bile bu söylemlerine
devam edebiliyorlar. Aynı zamanda İslam ülkeleri içinde oluşturulan terör
gruplarınında destekçileri bu bebek katilleridir. Şimdi sizler karar verin
kimler soykırımcı ve terörist, kimler daha vahşi, kimler bebek katili?…
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.