Ey Resul’üm de ki, İşte benim yolum
budur. Ben bir görüş ve anlayış üzere Allah’a davet ediyorum insanları. Ben ve
bana tabii olanlar böyleyiz(Yusuf 108).
Giriş
Soğuk
savaş yıllarının sonunda Liberalizmin zaferini açıklamasından beri
dillendirilmeye çalışılan ve daha geniş bir perspektifte bakıldığında modern
kuramcıların çok erken denilebilecek dönemde dile getirmiş oldukları
“ideolojilerin sonu” söylemi daha ikinci dünya savaşının bitiminin peşine gelen
yıllarda ortaya atılmıştı. 1960 yılında Seymour Martin Lipset’in The
Political Man(Politikacı) kitabında ve 1962 yılında da Daniell Bell’in The
End of Ideology: On the Exhaustion of Political Ideas in the Fifties(ideolojilerin
sonu: 50’lilerde siyasi düşüncelerin tükenişi)adlı kitabında dile
getirilmiştir söz konusu düşünceyi. Aslında bu aşamada ideolojilerin yine saf
bir siyasi sistemden ötesi olamayacağını ileri gören görüş temel alınarak
yapılan yorumlar söz konusudur.
İkinci
dünya savaşında Nasyonal Sosyalizmin ve Faşizmin devrilişi akabinde başlayan
iki kutuplu dünya düşüncesi, doğu ve batı bloklarının siyasal arenada iki
farklı ekonomik programı uygulamaları ve devlet politikalarının halen ekonomik
söylemlere endekslenmesi sonucunda söylem bazındaki farklılıklar siyaset
bazında tek bir harekete indirilmiştir. Reel politikçiler yerlerinden oynamış
ve dünya liberalistlerin söylemleriyle yeniden şekillenmeye başlamıştır. Tüm bu
süreç içerisinde Bell’in daha 1962’de ortaya attığı ideolojilerin sonu
söylemi liberal hamlelerden biri olarak ortaya çıkmıştır. Bu da liberal
söylemin kıta Asya’daki sosyalist düşünceye kendini kabul ettirme ve kamuoyunu
sosyalizmin yenilgisine inandırma düşüncesiydi. Ve tüm açıklanması gereken
şeyler de işte burada başlamıştır.
İkinci
dünya savaşıyla dünya iki cephe halindedir: Sosyalist cephe ve
Liberal-Kapitalist cephe. Her iki cephe de ideolojik cepheler olmakla birlikte
köklerinde ideolojik olmadıklarını iddia eden söylemlere sahiptirler. İki cephe
de ideolojiden başka bir şeyler anlar. Ancak gerçekten de ideoloji nedir ve
liberal cephe neden ideolojinin sonunu getirmek istemektedir? Biz bu yazı
dizisinde bu ve bundan sonraki yazılarda ideoloji nedir, İslam’ın ideoloji
tanımı nedir, ideolojilerin ölümü ne’yi ifade etmektedir ve
Medeviyyeti(Mehdilik Düşüncesi) bir ideoloji olarak düşünmek mümkün müdür
türünden soruları yanıtlamaya çalışacak ve sizlerle ortak bir düşünme etkinliği
yapmaya koyulacağız Allah nasip ederse. Dilerseniz başlayalım…
İdeoloji
Nedir?
İnsana
korkunç gelen bir kelime: ideoloji. Bir düşünceye ideolojik denildiğinde hemen
uzaklaşılır etrafından Türkiye’de. İnsanoğlunun geneli böyledir aslında.
İdeoloji lanetlik tüm hareketleri tanımlar insanoğlu için ama daha çok siyasi,
daha çok erke değin. Peki, gerçekten öyle midir ideoloji? Gerçekten korkulacak
bir geçmişi ve anlamı mı vardır?
Kelimeyi
ilk kez Fransız düşünür Destutt de Tracy kullanır. Anlamı hiç de hafife
alınacak gibi değildir. İdeologie(düşünce bilim): idéo(düşünce) – logie(bilim).
Tam da böyle ciddi bir anlamda tasarlar sözcüğü de Tracy. Hatta ona göre
bu bilim insanoğlunun bilinçli olarak üreteceği tüm fikirlerin köklerini
saptamakla uğraşacaktır. Dahası, zoolojinin ilgilendiği hayvanların aksine bu
bilim homo-saphien’nin(eski insan) düşünce kalıplarını incelemeye
adayacaktır kendini. Fakat devrim Fransa’sında böylesi sevecen bir anlamla
kullanılan sözcüğün akıbeti umulduğu gibi gitmez. Napolyon’un başa gelmesiyle
devrim değerleri çark ettiği gibi, Katolik kilisesiyle işbirliğine koyulan
Napolyon, istenmeyen ve aşağılık olan kitleleri tanımlamak için ideolog
kelimesini kullanır. Artık ideoloji Napolyon’un deyimiyle “tanrı tanımaz”
kitleye ait bir kötülük ibaresidir. Giderek aynı dönemde sözcük sol düşünceleri
tanımlamak için kullanılmaya başlar. İdeologlar aynı zamanda solculardır artık.
Bugünkü
anlamında sözcüğü ilk kullanan Marks ve Engels ikilisi. Marks ideolojiyi,
toplumu bilinçli ya da bilinçsizce olumsuz yönde etkileyen inançlar ve
düşünceler sistemi olarak tanımlamıştır. Burada Marks’ın da ideolojiyi kötü bir
anlamda değerlendirdiğini görmek ileriki dönemde Marks’ın düşünceleri etrafında
şekillenecek Komünist ideolojinin ideolojiye bakışını anlamak açısından da
önemlidir. Öte taraftan Marks ve Engels’te ideoloji her zaman “resmi/baskın
ideoloji” kavramıyla eşanlamda kullanılmıştır. Onlara göre baskın yönetici
kitlenin eşitsizlik ve zulmünü devam ettirebilmesi için gerekli fikirsel
sistemin adıdır ideoloji. Alman İdeolojisi adlı kitapta Marks ve Engels
düşüncelerini şöyle dile getirir:
“Yönetici
sınıfların düşünceleri tarihin her döneminde egemen düşünceler olmuştur. Diğer
bir deyişle, toplumdaki egemen yönetici toplumsal sınıf aynı zamanda toplumdaki
egemen düşünsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf,
zihinsel üretim araçlarına da sahiptir”.
Marks
ve Engels’in ideolojiye bakışları ideolojiyi olumsuzlama çerçevesinde olmuş ve
ideoloji kelimesi kapitalizme ait bir şiar olarak şekillenmiştir. Yine de daha
sonra Komünizmin teorisyenleri ve uygulayıcıları komunda olanlardan biri olan
Lenin’in Komünist ideoloji de olabileceğine dair sözleri, Marks’ın görüşü gibi
ideolojinin kapitalizme ait bir şiar olduğu düşüncesinin Marksist çevre
arasında da değişime uğradığını göstermiştir. Marks ve yandaşlarının 19.yy.da
ekonomi ekseninde çevirdikleri ideoloji tartışmaları, 20.yy.da da aynen devam
etmiş ve Sosyalist cephe ile Kapitalist cephe arasındaki soğuk savaş ikinci
dünya savaşının peşine giderek alevlenmiştir. Ancak gerçekten ideoloji
dedikleri şey tam olarak nedir acaba? İdeolojinin tanımı Napolyonvari ya da
Marksvari yapılabilir mi? Liberal yorumuyla her şeyi yıkmaya hazır bir bomba
konumda olan düşünce mi yoksa Komünizmin öngördüğü gibi yönetimdeki kitlenin
düşünceleri mi?
İdeoloji
neşvünema ettiği topraklarda kullandığı ilk anlamından göründüğü üzere geldiği
son anlamına kadar, halen tanımlanamamış ya da tanımlanmaya korkulmuş bir
sözcüktür. İdeolojiyi vehimlerden ibaret gören düşünürlerden(1) tutun,
ideolojiye bir dinmişçesine gönül veren ideolojistlere(2) kadar tüm kitleler
tam bir sadakatle ideolojinin tanımını yapmamışlardır. Bizlerin görevi bugünün
seküler(3) toplumlarının ortaya attığı “ideolojilerin sonu” düşüncesini
tartışmadan evvel Müslüman bireyin(4) ideolojiden ne anladığını ve ne anlaması
gerektiğini bilmeliyiz.
İdeoloji
bugünün toplumunda başta da belirttiğimiz gibi menfi yönleri fazla olan
düşünsel sistemi ifade eder. Söz konusu düşünsel sistem daha fazla siyasidir.
Çünkü ideoloji kelimesi halen toplum içerisinde Napolyon’un ifade ettiği
anlamıyla, yönetimdeki kitleye karşı erki elde etmeye çalışan kitlenin çıkış
paradigmasından varılacak noktasına kadar her şeyi anlatan lanetli düşünsel
sistemi anlatır.
Yine
de bize göre ne Marks’ın dediği gibi ne de Napolyon ve yandaşlarının öne
sürdüğü gibidir ideolojinin tanımı. İdeoloji tanımı yapılmadan önce bu söz
konusu tanımın birkaç açıdan yapılabileceğini düşünsek de aslında her biri
farklı yönlerden tutmakla tüm bu tanımlamalar ideolojinin amacının tek olduğunu
gösterir. O da tarihi yeniden-yazmaktır. Evet, ideolojilerin amacı
tarihi-yeniden yazmaktır. Amacı belirlenen bu şeyin tanımı ise bize göre
şöyledir: Tanrı, insan ya da bir topluluk tarafından belirlenen ülküye
ulaşmak için gidilecek yoldan tam bir güvenle gitmeyi sağlayan, insanı,
mekânı-zamanı yeniden canlandırmak, tarihi yeniden-yazmak üzere yine Tanrı,
insan ya da bir topluluk tarafından ortaya koyulan sistemin düşünsel
alt-yapısıdır. İdeolojinin bize göre tanımı böyledir. Böylesi bit tanım
ile dünyadaki kendini sistematik olarak tanımlamış düşünsel hareketlerin her
biri ister dini altyapılı olsun, ister kültürel, ister de başka bir
paradigmadan neşet etsin hiç fark etmez, bunlar yukarıdaki tanıma uygunluk
sağladıkları sürecek ideoloji olarak tanımlanacaktır. Tüm bu gelinen noktada
önümüze İslam’ın ideoloji yorumu nedir gibi bir soru çıkacaktır. Bu konu ise
bir sonraki makalenin konusu olacaktır. Vesselam…
Notlar:
1-Ricoeur İdeolojiyi ütopya sözcüğüyle eş görür ve nasıl ki ütopya
hiçbir yerde yok anlamına geliyorsa, ideoloji de tıpkı ütopya gibi bir
hayalden, bir vehimden ibarettir. Bkz, Ricoeur, l’Idéologie et l’Utopie
2-Aslına bakarsanız, ideolojilerin tümü açıkça bir din üretmek
istemeseler de, amaçlarında tarihi-yeniden yazmak ve insan ve mekânı değiştirmek
olduğundan varoluşsal öneriler sunarak dinleşme yoluna giderler. Yine de
ideolojiyi bir din olarak tasarlamayan ve hatta dini Marksın deyiminde olduğu
gibi bir afyon olarak ele alan ideologlar, giderek kendilerini de
dinleştirmişlerdir. Uygulamalı bir okuma için, Türkiye’deki Kemalist
ideolojinin iyice incelenmesini tavsiye ederim.
3-Sekülerden kastımız saf bir laiklik değil, aksine tüm bir
emperyalist-liberal zihniyeti açıklayan sekülerizm düşüncesidir.
4-Müslüman birey derken katı bir bireyselcilik ve modern İslam
taraftarlığı yaptığım anlaşılmamalıdır. Müslüman birey konusu çok geniş olmakla
birlikte, şu kadarı demeliyiz ki, Müslüman birey, ümmetin içerisinde bir fert
olmakla birlikte, tek başına, bir birey olarak yeryüzünden bulunduğunda da “tek
başına bir ümmet” olma yetisine sahip insandır. Kuran-ı Kerim’de geçen “İbrahim
tek başına bir ümmeti”(Nahl 120) ibaresi bu açıdan çok ilginçtir.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.