Sonsuz
güzellikler sahibi olan ve şaheserliğini âdemoğlunda tecelli ettiren tanrıya
hamdı sena olsun.
Tanrı
Davut’a,”Ey Davut ben bir hazineydim, istedim ki insanlar beni keşfetsinler”
diye vahyetmedi mi? Ve keşfin yalnızca tanrının emirlerini yerine getirerek
gerçekleşeceğinin haberini bilmiyor muyuz?
Gizli
bir hazineyken kendisinin keşfedilmesini isteyen tanrı, kendisini keşfetme
şerefini insan oğluna layık görmüşken şu insanın yaptığı zulümlere,
haksızlıklara, gasplara, hakka tecavüzlere, batıl için yaptığı spekülasyonlara,
batıl işlere ve o yüce zatın narazılığına sebep olacak çirkin davranış, hal ve
hareketlere bakın…
Bazıları
hicaplıların hicabına, bazıları güçsüzlerin zayıflığına, bazıları şereflilerin
şerefine, bazıları inananların mukaddesatına, bazıları fakirlerin fakirliğine,
bazıları az olanların azlığına, bazıları namusluların namusuna, bazıları
sessizlerin sükûtuna ve kimileri dini olanların dinine saldırıyor.
Tam
bu noktada derin düşüncelere dalmıştım ki; iradem yüzümü ansızın Kerbelay’a
yöneltti… Sanki o büyük şahsın hala kılıçlandığını hissediyorum. Hala
sesleniyor sanki “ Yok mu ceddimin dini uğruna bana yardım edecek bir
kul?” diye. Mübarek bedeni üzerinde hala atlar koşturuluyor sanki. Atların ayak
sesleri bile geliyor. Peygamber dudakları ile öpülen o boyun sanki tekrar
arkadan kesiliyor ve âleme bir ses yayılıyor HUSEYNNN!!! diye.
Evet,
Zeynep o gün Huseyn diye haykırmıştı âleme. Feryat etmişti batılın yaptırmış
olduğu çirkinliklere. İsyanı batılaydı Zeynebin. Hak Huseyn‘de tecelli etmişti,
batıl ise Yezit’te. Haksızın karşısında haklı duruşun heykeli olmuştu Huseyn.
Zeynep
Huseyn diye feryat ederken aslında batıla ve batılın askerlerine haykırmıştı.
Zira batıl tanrının da buyurduğu gibi yok olmaya mahkûmdur.
Peki,
tanrısını keşfettiği takdirde, bu keşfin karşılığında mükâfat olarak kendisini
kuluna hediye eden tanrıyı biz neden keşfetmiyor, zamane Yezitlerinin
karşısında biz neden haklı duruşu heykelleştirmiyor, neden haykırmıyoruz ve
neden batılı yıkmıyoruz?
Şeytan
ve askerleri iş başında ve batılı yaşatmaya çalışırken, Allah kulları ve
Allahın askerleri olduğumuzu iddia ettiğimiz bizler neden çalışmıyoruz.
Yoksa
Filistin hala ağlamıyor mu?
Bombalar
altında evladını şehit veren anne taş basmıyor mu bağırına yoksa?
Irak’ta
namuslarıyla oynanan hicap ehli kadınların feryatları sustu mu yoksa?
İslamın
mukaddesatlarına saldırılmıyor mu yoksa?
Ülkemde
hicaba dil uzatılmıyor mu yoksa?
Kardeşler
arasına suizan düşürülmüyor mu?
Sünni
ve Şii arasına fitne tohumları ekilmiyor mu yoksa?
İmanlı
fakirlerimiz geceleri “Rabbim verdiğin ve aldığın nimetler için sana
sonsuz şükürler olsun” deyip de aç yatmıyorlar mı yoksa?
Zenginlerimiz
zenginliği bir sınama mı sayıyorlar yoksa?
İhlâsla
yaptıkları takdirde ibadetleri peygamber ibadeti sayılan genç insanlar, batı
kültürüne yönelmiyor mu yoksa?
Zamane
Yezitleri olan Amerika ve İsrail gibi kâfir ve İslam düşmanı olan ülkeler
Müslümanları katletmiyor mu yoksa?
Peki,
neredeyiz Allah aşkına?
Nerde
olmamız gerekiyor ve bizler neredeyiz?
Safımız
kimin safı?
Yaratıldığını
unutmayan ve ne amaçla yaratıldığını bilen insanlar bütün bu haksızlıklar
karşısında onurlu insanlar olarak dimdik dururlar…
Şimdi
anlıyorum işte irademin neden yüzümü Kerbela’ya yönelttiğini…
Çünkü
Kerbela’da yatan zat bütün bu zalimliklere karşı nasıl bir duruş
sergileneceğinin örneğini ve tanrının nasıl keşfedileceğini öğretmişti. “Yok mu
ceddimin dini uğruna bana yardım edecek bir kul?” diye nidası bizeydi ve
bizden sonrakilere…
Amacı
o gizli hazineyi keşfetmek olan kullara, o nida, o yüce feryat her şeyi açıkça
bildiriyor…
Düşünelim,
anlayalım, inanalım, amel edelim, hem mutlu olalım, hem razı olsun bizden
Allah, hem ona yönelelim, onu unutmayalım ve onun tarafından da unutulmayalım…
Bu evrimsel yasalara aykırı , direk veya dolaylı biçimde doğa ve insanlığına zarar veren her türlü düşünce , söylem ve eylem biçimi batıldır .
ve bu kavram ( BATIL ) HAKKIN zıttı olan sosyolojik bir kavramdır .
Sosyolojik evrim bilgisinden ( toplumsal başkalışım ve gelişim süreci ) yoksun birinin , HAKK ile BATIL zıtlığını algılayıp tanımlayabilmesi mümkün değil .
Etnik , dini , ideolojik bağlamda , hiç bir toplumun evrimsel başkalaşım ve gelişim süreci , tek başına HAKKI veya BATILI temsil edememiştir .
Çünkü tüm toplumların , etnik , dini , ideolojik bağlamdaki evrimsel başkalaşım ve gelişim süreçleri , HAKK ve BATIL zıtlıklarının birlikteliği ile olmuştur . Ve halada böyleler .
Dolayısıyla hiç bir kişilik veya hiç bir etnik , dini , ideolojik toplum biçimi , tek başına HAKKI veya BATILI temsil edebilir konumda değildir .
Hatasız kul olunmadığı gibi , kulların birliktekiği ile oluşan toplumların hiç biride hatasız değildir .
İnsan kişilikleri ile , etnik , dini , ideolojik toplum biçimleri ,
HAKKIN SEVABI ve ,
BATILIN GÜNAHI bileşimlidir .
Ağırlıklı olarak HAKKA daha yakın ola bilmenin tek yolu ,
İnsancıl değerlere ve bilmsel verilere yakın olmaktan geçer . Bu değerler , şeytani batılın karşındaki tanrısal hakkın ( Tanrı kavramı ile allah kesinlikle ayrı şeylerdir ) çekirdek altlarıdır .
#FFFFFF">
hüseyin_hadi
01-09-2009, 16:20:24
#FFFFFF">
yüreğinize sağlık yine muhteşem bir yazı yaznışsınız ....
inşaallah O'nu unutmayan ve O'nun tarafından unutulmayanlar oluruz...
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.