Bilindiği üzere idrak ettiğimiz bu günler, 2006 yılının temmuz ayında 33 gün süren Hizbullah’ın gasıp Siyonistleri büyük bir yenilgiye uğrattıkları ve ilahi bir zaferle sonuçlanan Lübnan zaferinin yıldönümü günleridir. Savaştan kısa bir zaman sonra 2007 yılında bir grup kafile ile Şam ziyaretinde bulunmuştuk. Bu ziyaret sırasında Lübnan’ın Şam ile sınır ve aradaki mesafenin çok yakın olması sebebiyle kafile başkanının da önceden yaptığı görüşmeler neticesinde savaş sonrası Lübnan’ı ziyaret etme imkanı bulmuştuk İlahi yardımlarla zaferle sonuçlanan 33 günlük Lübnan savaşının hemen akabinde gerçekleştirdiğimiz bu ziyaretten edindiğim izlenimlerinden bu zaferin yıl dönümünde bazı anekdotlar aktarmak istiyorum.
Suriye–Lübnan sınırında 2-3 saatlik bir beklemeden ve pasaport kontrolünden sonra Lübnan’a geçmiştik. Bilindiği gibi Beyrut, Orta doğunun Paris’i olarak ifade edilir. Gerçekten de fiziksel görüntü olarak, tabiat güzellikleri açısından Lübnan şehri övüldüğü kadar vardı.Yüz ölçümü bakımından küçük bir şehir olan Beyrut’un etrafını 2 saat gibi kısa bir zamanda arabayla gezerek bitirdik.Tabiat güzelliği açısından bir doğa harikası olan bu kent gelişmişlik yönünden de oldukça modern görünümlü bu şehirdi. Dinler ve milletler açısından kozmopolitik bir yapıya sahip olan Beyrut’ta bu şehrin en güzel yerlerine ve en iyi imkanlarına Dürziler, Hıristiyanlar v.b gruplar sahiplerdi. Özellikle Şiaların yaşadığı bölgeler, yaşantı açısından mazlumuyetleri burada da bütün açıklığıyla gösteriyordu.
Beyrut’un sahil kenarından geçerken yanımızdaki mihmandar Seyyid Hasan Narsallahın, canlı yayında Hizbullah’ın füzeyle vurarak imha ettiği Siyonistlerin savaş gemisinin vurulduğu yeri bizleri göstermesi kafiledekilerin mutluluğuna ve sevincine sebep olmuştu. Hizbullah tarafından vurularak imha edilen bu gemi askeri yönden büyük stratejik hedefti. Ayrıca bu geminin vuruluşunun canlı yayında Siyonistlerin izlemesi sebebiyle onların morallerini bozarak , üzerlerinde psikolojik baskı oluşturması ve Hizbullah’ın askeri ve vuruş gücünü göstererek, teknolojiye olan hakimiyetlerini göstermesi açısından çok önemliydi. Bu savaşta hiçbir sınır tanımayan gasıp Siyonistlerin bombalayarak yıktıkları ve kullanılmaz hale getirdikleri köprüler, yollar ve binalar o zamanda büyük ve hummalı bir çalışmayla özellikle İslami İran’ın yardımlarıyla yeniden onarılmaya ve imar edilmeye çalışılıyordu.Tabi ki bu gördüğümüz görüntüler de bizleri üzen görüntülerdi. Yolculuğumuz sırasında yolumuz üzerinde bulunana Beka vadisinden geçerken de bu yerin ismindeki gibi sadece bir vadi değil de yeşillikler içerisinde büyük bir şehir olduğunu görüyorduk.
Lübnan’ın merkezi Beyrut’tan sonraki ziyaret yerimiz savaşın çok çetin geçtiği cephelerden biri olan meşhur Baalbek şehriydi. Oradakilerden öğrendiğimiz kadarıyla bu şehrin halkı geçmişte müşrik bir halk imiş ve taptıkları putun ismi de Baalbek olduğu için bu isimle anılmış. Tabi gel zaman git zaman bu müşrik toplum yok olarak bugün ise bu belde İslam’ın bir kalesi haline gelen bir şehir olup, bu ümmetin yiğit ve fedakar evlatlarının yetiştiği bir merkez haline gelmiştir. Bu halklardaki değişen bu durumda, halleri en iyi hale çeviren yüce yaratanın büyük ayetlerinden ve lütfundan başka bir şeyde olmasa gerek .Yine öğrendiğimiz kadarı ile de tarih boyunca en çok Peygamberlerin teşrif ederek şereflendirdiği orta doğudaki bölge Lübnan ve civar yerlermiş.Bu özelliği ile de Lübnan bir çok peygambere ev sahipliği yapmasının yanında yine bu bölge tarih sürecinde bir çok büyük Şia alimlerinin yetiştiği, İslam’a hizmet ettikleri bir yer ve ilim açısından da bereket kaynağı olmuştur. Baalbek şehri küçük bir şehir olmasına rağmen imar gelişmişliği bakımından ve sosyal yaşantısıyla büyük bir şehir havası veriyordu. Bu beldeye girdiğimizde şehrin maneviyatını bütün derinliklerimize kadar hissederek bu şehirde hiç yabancılık hissetmedik. Sokaklar ve caddeler İslam’ın büyük fedakar ve yiğit şehit evlatların resimleriyle direkleri süslenmişti. Sokakları ve caddeleri şehitlerin nurlu resimleri aydınlatıyordu. Buralara gelmek, şehit şehri olan buradaki bu manevi havayı solumak bizler için tarif edilmez bir saadetti.
Evet, Beyrut’tan sonra ikinci ve son durağımız olan Baalbek şehrindeki misafir olacağımız eve gelmiştik. Bu şehirde savaşın ve yıkımların etkisi kendini çoktan umuda ve sevince bırakmıştı. Siyonistler, her ne kadar burada evleri yıkarak, masum insanları şehit etmiş olsalar da insanların hayata olan bağlıklarını, umutlarını, mücadele ruhunu yıkamamışlar. Lübnanlıların, yemek ve giyim kültür açısından Türk kültürüne oldukça yakın bir kültürleri var. Samimi ve candan bir karşılamadan sonra yemeklerimizi yedik ve sonra da sohbete geçtik. Sohbetimizde ulemadan, komutanlardan ve de Lübnan ordusunda görevli bir komutan ve ev sahibi vardı. Çoğu insan gibi ben de hep merak etmişimdir Hizbullah’ı Hizbullah yapan neydi? Bu insanları başarılı kılan sebepler nelerdir diye? Bu ziyaret benim için büyük bir fırsat olmuştu, bu soruların cevabın bulmak için. İlk gözlemimde şunu gördüm ki; bu insanların en büyük özellikleri inançlarındaki samimiyetleri, ihlasları özellikle de yaşamlarındaki mütevazilikleri, ümmet olma bilincini ve cemaatleşmeyi başarmalarıydı. Görev bilincinin tam olarak yerleşmesinden dolayı alimin konuşması gereken yerde alim konuşuyor, komutanın konuşması gereken yerde komutan, herkes konuşacağı yeri ve zamanı çok iyi biliyordu.
Bir ara tabiri caizse oldukça sıska, kısa boylu birisi savaş anılarından bahsediyordu. Bu şahıs konuşurken ve birden gözüm eline ilişti. Dikkatli baktığımda bu şahısın baş parmağı yoktu.Tabi sonra öğrendim ki bu ufak tefek ve zayıf olan yiğit ve kahraman kişi, Hizbullah’ın güneyde Siyonistlere karşı savaşan, onlara kabus yaşatan büyük ve cesur komutanlarındanmış. Orada şu gerçeği yakından müşahede ettik ki mesele öyle sadece cüsse, iri yarı olmak meselesi değilmiş. Mesele öncelikle yürek ve inanç meselesiymiş. Bu komutanı yanımızdaki kafile başkanının tanıtmasından sonra , Rehberin bu yiğitler için savaş sırasındaki beyanatlarında buyurduğu ‘Sizlerin o pazularınızdan ,ellerinizden öperim’ beyanları aklıma geldi. Rehberin öptüğü bu canlı şehidin mübarek ellerinden ben niye öpmeyim diyerekten, ayrılırken savaşta kaybettiği o kopuk olan parmaktan oldukça mütevazi olan bu komutanın bütün engellemelerine rağmen öpmeyi başarmıştım!
Bu komutanla yaptığımız sohbet de savaş sırasında Siyonistlerin de dile getirdikleri bizler insan dışı varlıklarla, çok büyük bir orduyla savaşıyorduk gibi açıklamalarını sorarak, ne gibi ilahi yardımlarla karşılaştıklarını ve bu savaşta ilahi yardımların nasıl tezahür ettiğine dair yaşananlardan bize biraz bahsetmesi ricasında bulunduk. Kendiside ricamızı kırmayarak yaşadıkları birkaç anekdotu bizimle paylaştı.
İlk bahsettiği olay İslam İnkilabı rehberi Ayetullah Hamanei’nin ,Seyyid Hasan Nasrullah’a savaşın daha başındayken gönderdiği mektupla alakalıydı. Savaşın hemen başında, Rehberin, Seyyid Nasrallaha mektup göndererek bu mektubunda daha savaşın başında zaferi kutlayarak Seyyide zaferin çok yakın olduğu müjdesini veriyor olmasıdır.Tabi çok çetin geçen bu savaşın neticesinde savaş Rehberin de müjdelediği gibi Hizbullah’ın büyük bir zaferiyle neticelendi. Savaştan sonra Seyyid Nasrallah bu kez, Rehbere bir mektup yazarak, rehberin daha savaşın başında nasıl böyle isabetli bir öngörüde bulunarak zaferi müjdelediğinin hikmetini sorar. Rehberin, Seyyidin yazdığı bu mektubun cevabı oldukça, kısa ve manidardır. Rehberin cevabı şudur:’Sana sadece şunu söyleyebilirim ki ,o zafer müjdesi benim müjdem değildi! Tabi bizim bu söz karşında söyleyeceğimiz tek bir sözümüz vardı: Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber..
Komutanın anlattığı ikinci anekdotu ise şöyleydi: Baalbek’e yakın bir köyde bizim orda iki tane savaşçımız vardı. Oraya Siyonistler büyük bir kuvvetle saldırıya geçerler, bu iki yiğit tek başlarına bu Siyonistlere karşı kahramanca savaşırlar, ama savaş sonrasında Siyonist askerler şöyle bir beyanatta bulunuyorlar ki, o iki kişinin savaştıkları köyde bizler bir orduya karşı savaşıyorduk! O iki kişi ilahi yadımlarla Siyonistlere bir ordu olarak görünerek onların kalplerine korku salarak Siyonistlerin amaçlarına ulaşmalarını engellemişti.
Komutanın anlattığı üçüncü anekdot ise, komutanın bahsettiğine göre bir Hizbullah eri gece yarısı uyurken bir rüya görüyor. Rüyasında birisi ona gelerek kalkması ve şehrin 500 metre ilerisine gitmesini, çünkü Siyonistlerin oraya geleceklerini söylüyor. Bu savaşçı bu rüyayla uykusundan uyanır. Kalktığında bu rüyanın boş bir rüya olmadığına karar vererek gidip olayı arkadaşlarına anlatır. Sonra bir grup arkadaşıyla silahlarını alarak gecenin yarısında rüyasında belirtilen yere giderler. Bunların oraya varmasından kısa bir süre sonra Siyonist özel birlikleri büyük bir asker gurubuyla hava indirme harekatı yapmaya başlar. Hizbullah savaşçıları önceden siper alarak mevzilendiklerinden dolayı Siyonist askerler helikopterden iner inmez yaylım ateşi ile onları ateş altına alarak epey Siyonist öldürürler. Gecenin yarısında böyle bir şey beklemeyen Siyonistler şoke olurlar. Bu çatışma sabah ezanına kadar devam eder. Hizbullah savaşçılarının çatışma uzun sürmesinden dolayı mermileri de bitmek üzereyken bunlar artık sonumuz geldi diye düşünürken arkalarına dönüp baktıklarında sandıklar dolusu mermi ve mühümmat görürler! Bunlarla baş edemeyecekleri anlayan ve sağ kalan Siyonistler büyük bir zayiat vererek Siyonist cesetleri alarak helikopterle bölgeden uzaklaşırlar.
Komutanın anlattığı dördüncü hadise ise şöyle gerçekleşir: Siyonistler, Baalbek’te önde gelen Hizbullah’ın liderlerine suikast yapmak için Lübnan askeri kılığında ve Lübnan ordusuna ait görünümlü araçla kontrol noktasına kadar gelirler. Bu suikastin gerçekleşmesi için her şey muntazam düşünülmüş ama Siyonistlerce bir şeyi unutulmuştu. O göz ardı edilen şey Hizbullah erlerinin keskin zekası, dikkatli ve dakik olmalarıydı. Kontrol noktasında 18 yaşlarında olan bu genç Hizbullah savaşçısının bunları arama yapması sırasında çok önemli bir ayrıntıyı fark ederek bu Siyonistlerin işini orda bitirir. Bu ayrıntı Siyonistlerin konuştukları Arapça aksanının Lübnan aksanıyla farklı olması detayıymış..Bu Arapça dilindeki aksan( konuşma şeklinden) farkından bunların Lübnan ordusuna ait askerler olmadığını anlayan genç savaşçı o anda Siyonistleri arabanın içinde öldürerek büyük bir suikasti önlemeyi başarıyor.Yine bu savaşta Siyonistlerinin ellerinin kılıçla kesildiği ama bu savaşta kılıcın kullanılmadığı dikkate alındığında ilahi yardımların boyutlarını gözler önüne sermektedir.Tabi bunlar bu savaştaki ilahi yardımlardan bir kaçıdır.Bizim komutanla olan sohbetimiz bittiğinde bize şöyle buyurdular: Siyonistlerle yaptığımız bu savaşlar küçük savaşlardır .Ama finalde Siyonistlerle büyük bir savaşımız olacak ve o savaşa bütün bize gönül verenleri davet edeceğiz! .
Bu sohbetten sonrada, Hizbullah’ın önde gelen liderlerinden Ayetullah Yezderbeg ile bir görüşme de bulunduk .Ayetullah Yezderbeg, bizlerin buralardan kalkıp oralara kadar gitmemizi İmam-ı Zamanın bir müjdesi! olarak beyan ettiler. Bizlere özellikle Müslümanlar arası vahdete çok önem vermemiz tavsiyesinde bulunarak vahdet anlayışının kendilerine büyük kazanımları sağladığını buyurdular. En son olarak da Kerbela vakıasından sonra esir alınan Ehlibeyt kafilesinin geçiş noktalarından birinde şehit olan Seyyide bir kız çocuğunun Rehber Hamanei tarafından yaptırılan mübarek kabrini ziyaret ederek akşamleyin Lübnan’dan ayrılıyoruz.
s.a Mehmet Yetkin kardeşim bu güzel ve anlamlı duyguları bizimle paylaştığın için kalbi teşekkürlerimi sunarım rabbim bizleri Hizbullah'ın kutlu yolundan ayırmasın
#FFFFFF">
berra
21-07-2009, 12:15:56
#FFFFFF">
Müslümanların uzun zamandır kapıldıkları yenilmişlik duygusunu, eşi benzeri olmayan bir yğitlikle zafer naralarına çeviren hizbillah yiğitlerinin siyonistlerle olan savaşının bizlere gizli kalan yönlerini öğrenmek ; zaferden sonraki duygularımızı tazeledi.Allah bize o komutanın dediği o büyük savaşı ve zaferi yaşamayı ve ahdlerine vefa edenlerden olamayı nasip etsin.Allah yar yardımcınız olsun.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.