Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Türkiye: 3 - Gürcistan: 1 | Molotof kokteyline müebbet hapis... | AK Parti'de "Uludere" çatlağı !... | “Amnesty International”ın 2012-ci il hesabatında – Azərbaycan | Nicat Əliyev Kürdəxanı istintaq təcridxanasına göndərilib | İtkin jurnalistin sorağı həbsdən gəldi | CHP'nin 4+4+4 iptal başvurusuna ret.. | İran ve 5+1 ülkeleri arasında nükleer kriz çözülüyor .. | Ay. Misbah Yezdi: Ayetullah Behcet, mücadelenin kültürel boyutunu vurgulardı! | Irak'ta iki İranlı ziyaretçi şehid edildi |
Spor-Aktüel | Bilim Teknoloji | Velayet-i Fakih | Güncel | Dünya | Siyaset | Eğitim Kültür | İnsan Hakları | Yaşam Sağlık |
Site içi Arama 
GENÇ KALEMLER
Hüseyin Tugay

Suçluyu Irak’ta mı Arıyorsun?
FATİH KAHRAMANİ

OLMAYAN SEVGİLİYE
Mustafa K.Taşpınar

DUA
Habib YAZAR

Kur'an Geldi, Fakirlik Kalktı
Serdar GÜNDOĞDU

KÖRLER ve SAĞIRLAR
Ali Mert

BİR ANAYASA TEKLİFİ DE BİZDEN-IV-
Ebuzer GÖKTAŞ

Dünya Müslüman Kadınlar Günü
Leyla GÖK

ERKEK VE KADIN
Feride Aliyeva

ANNEM
Öztürk ADIYEKE

YOBAZLIK MI, CEHALET Mİ, UŞAKLIK MI BİLİNMEZ
Aliekber Kocaaslan

TEPKİSİZLİĞE TEPKİ
Zehra Kıran

BAZEN
Arzu ÇETİNKAYA

FATIMA'NIN (S.A) ŞEHADETİ
Mehmet DEMİRER

BİR OLUP ÇÖZELİM KÖRDÜĞÜMÜ
HASİBE YEŞİL

HAZAN YAPRAĞININ SON BAKIŞI
ALINTI YAZILAR
Hüsnü Mahalli

İsrail Kıbrıs'ta
Orhan Dede

NATO zırvaları
Bülent ESİNOĞLU

"Amerika'ya Karşı Sorumluluklarımız Var"
Levent GÜLTEKİN

Hayrettin Karaman'a kızanlar neyi savunuyorlar?
Ahmet TAKAN

Gül’e gaz mı veriliyor?.. Yoksa Gül birilerine mi gaz veriyor?..
Sabahattin Önkibar

Haham Tuncay’dan, Ergenekon rejim değişikliğine araçtır itirafı
Murat ÇABAŞ

Füze kalkanı ve NATO, ABD’nin güdümünde
Hüseyin Vodinalı

İsrail’in “Düşman” Olmasında Nasıl Bir Yarar Var
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

Bayram değil, seyran değil, NATO bizi niçin öptü?
Haydar Cemal

İslam ülkelerinde bahara doğru
Hasan DEMİR

Belgelerle iktidarın Suriye harakirisi!
Prof. Dr. Ata ATUN

İsrail Üssü ve Oyunun Kuralı
İbrahim Karagül

O kurşun atıldı!
Semih İdiz

Dışarıda bizi sıcak bir yaz bekliyor
Abdulkadir Özkan

Isıtan ortada, ısıttıran nerede?
Arslan Bulut

Karaman Hoca’ya öğrencisinden uyarı...
Serdar Akinan

Suriye olmadı Lübnan verelim mi?
Prof.Hüseyin Hatemi

Dünya ve Türkiye
Mehmet UYSAL

Kilis'e Rahmet Olarak Gelen Muhacirler
Fikret Ertan

İsrail-Çin: Çok önemli ilişkiler
Taha Kılınç

“Allah’ın demokrasisi” ?!
Ali Haydar Aksal

Uludere gerçeği bize neyi anlatıyor?
Deniz Ülke Arıboğan

Suriye'de El Kaide devrede !
Mehmet Ali GÜLLER

Kosova’da Gerilla Eğitimi!
İsmail MÜFTÜOĞLU

Yalnız Kalan Şövalye
Yılmaz ÖZDİL

Minare burada peki kubbe nerede?
Ali Bulaç

'Türkiye İslamı'nın üç versiyonu
Muharrem Bayraktar

Suriye’de işler karıştı
Akın Aydın

Suriye halkı bakın ne diyormuş
Savaş SÜZAL

NATO zirvesi sonunu bekleyin
Ertuğrul ÖZKÖK

Suriye'de Durum Bize Anlatıldığı Gibi Değilmiş!
Akif Emre

Türkiye Irak'ın bütünlüğünü istiyor mu?
M. Hilmi Yıldırım

Uluslararası toplum, uluslararası yalandır
Türker ERTÜRK

Yetki ABD'den
Zeki Ceyhan

Karışık işler!
Mehdi aksu

Hz. Ali'den yöneticilere-3
ANKET

Yönetici :..

İslami İran Avrupa ülkelerine karşı yaptırımlarını kaldırmalı mı?

Seçenekler
A)evet. kaldırmalı
B)hayır. kaldırmamalı

Sonuçları Göster

ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANANLAR
ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı

 
Şifre  
   

Üye Olun | Şifremi Unuttum

 

 
İslam İnkılâbına Neler Kattık(2)
11/07/2009 - 20:01

Hüseyin Beheşti

 

Allah’ın adıyla

 

İnkılâbî İslam Lafzının Temelleri

 

Bugünün dünyasında İnkılâbî İslam lafzı hiç de garipsenmemekte ve öylesine ki artık gerçek bir olguymuşçasına dillendirilmektedir. Bizlerin İslam’ı yorumlama biçimini imleyen böylesi bir deyimin altında neler yattığı pek de tartışılmamıştır çünkü bu lafız insanlara masum bir lafız gibi görünmüş ve İslam’ın pasifleştirilmesine karşı olan kitlenin bayrağı haline gelmiştir. Yine de “İnkılâbî” sözcesi ne’yi imliyor çok dikkat etmek gerekir.

İnkılâp nedir? Nedir bir şeyi inkılâp eden? Ya da inkılâp yapabilmek için ne’ye ihtiyaç vardır? Peki, bir inkılâp olduğunda ardından direkt olarak ona ait her olgu inkılâbî mi olur? İnkılâbî nedir? Bir sıfat mı? Sıfatlar ne’yi anlatır? Bir sıfatın görevi ayrıştırma/ayırma mıdır? Sözcüklerin niteliklerine işaret eden bir tür olarak sıfat sanlık düzleminde kullanıldığında nelerin imi olur? Vs… türünden birçok soru beyinlerimizde belirebilir. Öyle ki artık böylesi bir soruşturma ortamında en değersiz olarak görünen şeylerin bile çoğu zaman nasıl da dehşetengiz kapılar açtığını görebilmek mümkündür.

 

Yukarıda sorduğumuz sorulardan biri de bir inkılâp söz konusu olduğunda ona ait her olgu inkılâbî olarak mı nitelendirilmelidir’di. Şimdi birkaç örneklemeyle konuyu derinlemesine ele alalım. Öncelikle İslam İnkılâbını ele alalım. İslam İnkılâbının peşine birçok yeni müessese söz konusu oldu. Bunlardan kimileri İslam’ın özel müesseseleri olsa da kimileri de diğer yönetim sistemlerinden uyarlama yoluyla alınan müesseselerdi. Tabii ki bunların varlığı çağa ayak uydurma yönünde kaçınılmazdı. Ve bunlar alındı. Şimdi bizler bu inkılâbın sonunda evvelden orada bulunmayan ve inkılâptan sonra ortaya çıkan her olguya inkılâbî mi demeliyiz? O zaman acaba bir tür devrim psikolojisine girmez miyiz? Yani her şey inkılâbındır ve insanlığın ortak üretimi olabilecek bir şey konusu değildir. Bence eğer her şeyi böylesi bir ön-ekle sabitlersek, bir devrim psikolojisine girer ve İslam İnkılâbının ıslah felsefesine ihanet etmiş oluruz(5). Bu durumda şunu söylemeliyiz ki inkılâptan sonraki her şey inkılâbî değildir. Yani İslam İnkılâbının getirdiği İslam yorumu da İnkılâbî İslam’ın varlığına delalet etmez. İslam’ın yaptığı bir inkılâp vardır ancak bu inkılâbı İslam yapmıştır, İnkılâbî İslam değil. Yani birden fazla İslam söz konusu değildir. İnkılâp İslam’ın girdiği yerin yaşadığı olgulardan biridir ve İslam’ın felsefesinde vardır. İnkılâbî İslam deyimi ise İslam içerisindeki muvahhit duruşu zedeleyen, birden çok İslam’ın olabileceğinin sinyallerini veren bir deyimdir.

 

İran İslam İnkılâbî’nin gelişim sürecinde bazı yazarların gerçekten büyük bir ateşle dillendirdikleri İnkılâbî İslam lafzı aynı zamanda İslam karşıtları için de bir sığınak halini almıştır. Ancak Allah’ın ipinin tek olması ve bölünmelerin kesinlikle yasaklanmış olması bile bu İnkılâbî İslam deyiminin başarıyla sonuçlanan İslam İnkılâbı sonunda köklerini düşünsel arenaya salması hiç de şaşılacak bir şey olmasa gerek. İlim çevresinde bu deyimin eksil yönlerinin etkileri halen yaşanmaktadır. İran İslam İnkılâbının karşıtı olan kitle içerisinde bir gurup da(6) tam da bu yanlış yorumlama yüzünden inkılâbın karşısında yer almışlardır. Tebliğ boyutunda bu İnkılâbî İslam deyimi Ehli Beyt mektebini büyük oranda etkilemiş ve âlimlerin bazı kitlelere ulaşmalarını engellemiştir.

Söz konusu lafzın düşünsel temelleri modern bir kanala dayanmaktadır. İslam’ın çeşitli türlere bölünmesi modern düşünen beyinlerin işidir. Böylesi bir işi batı düşüncesinden etkilenen ve bütüncül düşünmeye pek alışık olmayan, evveli sosyalist ya da komünist olan ancak daha sonradan İslam’la hidayet bulan aydınlar tetiklemiştir(7). Bu aydınların niyetlerinin kötülüğü ya da iyiliği bizlerin konusu değildir ancak söz konusu lafzın türemesi İslam İnkılâbının başarıyla sonuçlanmasına da koşut olarak İslam’ın münferit yorumların hâkimiyeti altına girmesine sebep olmuştur. Böylesi bir lafız İslam’ın çeşitlerinin olduğu gibi yanlış bir düşünceyi de İslam mektepleri arasına sokmuştur. Yazımızın ilk bölümünde bu kitleleri tanımlamıştık. Ve bu kitlelerin İslam’ın dünyadaki konumuna nasıl etkide bulundukları da hepimizin malumudur bugün.

 

İnkılâbî İslam Yanlısı Kitlenin Psikolojisine Dair

Bugün İslam içerisinde belki de baştaki duruşunu en fazla yitiren İnkılâbî İslam yanlısı olanlardır. Bu kitlenin İslam İnkılâbının ilk yıllarındaki duruşundan belki de eser bile kalmamıştır bugün. Onlar İnkılâbın başarıya ulaşmasının verdiği coşkuyla gerçek ıslahatçı kitlenin buyruklarına boyun eğip gerçekçi bir İslamî duruş göstermişlerdir. Ancak yıllar ilerleyip İslam İnkılâbının getirdiği rüzgâr etkisini yitirince bu kitle deyim yerindeyse kendini yitirmiştir. Öyle ki bu kitlenin tavırları, dünya görüşü İslam’a diğer kitlelerden daha fazla zarar vermiş ve İnkılâbî İslam deyimi İslam’ı pasif kılıp bir nevi “İnkılâbı” öncelemiştir.

 

Bu kitlenin hareket planı ya da daha açık ifadesiyle dünya görüşü bizlere İslam’ın yorumlanmasında nasıl büyük hatalara düştüklerini göstermektedir. Bu insanların bir nevi İslam’ı imlere hapsetmeleri İslam içerisinde çok büyük yaralar açmıştır. En basitinden bir Kerbela vakasının İslamî çerçevede ele alınışında bile bu insanlar İnkılâbî Kerbela gibi bir deyim üretmişler ve İslamî çerçeveyi İnkılâbî çerçeveye dönüştürmüşlerdir. Yani daha evvelden de değindiğimiz gibi İslam’ın yeni bir yorumu olan İnkılâbın varlığını öne sürmüşlerdir. Ancak bu yorumlama süreci daha başka şeylere yol açmış ve yorumlamadan ziyade yaratma edimine dönüşmüştür. İslam İnkılâbı bir ıslah sürecinin varlığını müjdelerken İslam’ı yeni bir dünya görüşü olan inkılâpla yorumlayan bir anlamda da sosyalist bir İslam gündeme getiren bu kitle İslam’ın ıslah projesini İslam’ın devrim projesine çevirmişlerdir. Ancak ne kendileri tam olarak devrimin genel anlamda ne ifade ettiğini anlayabilmiş ne de toplum bu insanların gerçek niyetlerinin ne olduğunu çözebilmiştir. Toplum için bu insanların inkılâp/devrim söylemleri İran İslam İnkılâbını imlemektedir bu yüzden de çok masumdur, onlar ise İran İslam İnkılâbına sahip çıksalar da sürekli bir devrimden yana olduklarını da bildiklerinden bu ıslahat hareketinden de ayrıldıklarını bilmektedirler fakat yine de böylesi fikirleri alelade dile getirmeden üstü kapalı söylemleriyle halkı devrim romantizmine sürükleyip onları İslam’ın gerçekçi dünya görüşünden mahrum kalmalarını sağlayarak kendi devrimci hareketlerine katılmaya zorlamışlardır. Bir anlamda eski komünist romantizme, bir diğer yönüyle de romantik Alman faşizmine kapı açan durumları, her ülkede farklı bir İslam İnkılâpçısı kitlesi türetmiştir. Bu hareketin sonucunda Türkiye’de milliyetçi İslamcı hareket, İran’da romantik İslamcı hareket, Irak’ta yine aynı şekilde romantik İslamcı hareket ortaya çıkmıştır. Bu toplumsal hareketlerin hepsinin ortak noktası İslam’dır ancak uygulamada değil devrimde İslam taraftarıdır bu guruplar, uygulamada İslam’ın hakikatinden çok uzaktırlar.

 

Bu kitlenin mensupları İslamî dünya görüşlerine inkılâbı katarken tabii ki İmam-ı Zaman’a(a.f) olan bağlılıkları hasebiyle bu girişimde bulunmuşlardır. Ancak bu çerçevede de bu kitle mensuplarının romantik yorum teknikleri bir çıkmaza düşmelerine sebebiyet vermiştir. 1980’den sonra ortaya çıkan bu kitle Hz. Kaim(a.f) adıyla bir yerde durmuşlardır. İmamet makamına büyük bağlılıkları hasebiyle geniş bir kitle toplamaları çok zor olmamıştır. Yine de bu kitlelerin olaylara karşı takınmış olduğu net bir tavır yoktur. İran’da Ayetullah Hamaneî’nin görüşlerini desteklemiş olsalar da, Irak’ta Ayetullah Sistanî’nin siyasi tavrını ateşli bir şekilde eleştirip, sürekli silahlı direniş istemişlerdir. Bu direnişi Sadr ordusu belli aralıklarla gösterdiklerinde bu sefer de onları “neden sürekli değil de belli aralıklarla” diyerek eleştirmişlerdir. Türkiye’de milliyetçi bir duruş benimsedikleri için bazen milliyetçilikleriyle İslam oluşları arasında kalmışlardır. İslam üzerine düşüncelerinde merceiyyet makamına sıkı sıkıya bağlı oldukları görünse de bu kitlenin söz konusu makama da bağlı oldukları söylenemeyecektir. Siyasi tavırları Türkiye’de çok değişken olsa da genel de sağ eksenli bir siyaset benimseyip “vatanseverlik” deyimini milliyetçilikle özdeşleştirmiş ve İslam’ın “vatanseverlik” kavramına verdiği değeri kullanarak milliyetçiliklerini meşrulaştırmışlardır. Deyim yerindeyse ne İslam olmuşlardır ne de milliyetçi, ancak İnkılâbî görüşü devrimle özdeşleştirdikleri için milliyetçi yönlerinin faşizme doğru kaydığı bir başka gerçek.

 

İran İslam İnkılâbı’ndan sonra ortaya çıkan ve İslam’a yeni bir yorum katmaya çalışan İnkılâbî İslamcılar İnkılâp lideri İmam Humeynî’nin yapmak istediği ıslahata ket vuran gizli güçler olmuşlardır. İmam’ın yaptığı her ıslahatı destekler gibi görünen bu kitle mensupları uygulama alanında kaşıt guruplara ne kadar baskı yapsalar kendileri de bir o kadar uygulamadan kaçmışlardır. Onların söylemlerine kattıkları “İnkılâbî” deyimi ne kadar İslam inkılâbını işaret ediyor görünse de batında inkılâp karşıtı düşüncenin genel etkilerini tamamen savunucuları üzerinde yapmıştır.

 

İslamî dünya görüşünü her alanda yaymaya yönelik olan İslam İnkılâbından sonra bu inkılâbı destekler gibi görünse de bir tür çağdaş ahbarilik diye tanımladığımız kabuk İslam modelini destekleyen bu kitle her şeyi şekilciliğe indirgeyerek İslam İnkılâbını da değişmez kanunlar bütünü olan ilahî bir düzen olarak tanımladı. Böylece İslam İnkılâbının eksik kalan kısımlarının düzenlenmesi üstlenen ve hatta ileriki dönemlerde yeni bir ıslahat projesi tasarlayacak olan tüm hareketleri geçersiz sayan bir dünya görüşünü ortaya koydu. Tüm bunları yaparken kendi hareket planının ne kadar İslam İnkılâbı karşıtı olduğunu anlamadı bu kitle, bu yüzden de kimi zaman İnkılâbın önde olan isimlerinin dışında kalan ancak yine de inkılâba azımsanmayacak destekleri olan kişileri eleştirmekten, lanetlemekten beri durmadılar. Peki, İnkılâp liderlerinden memnun muydular? Kesinlikle hayır.

 

Yorumlama teknikleri o kadar şekilciydi ki bu hareketleri sayesinde kendi lehlerine çok şey katabildiler çünkü kimi zaman inkılâp karşıtlarıyla bile bazı sözcüklerde birleşmeyi bildiler. Ancak bu kitlenin İslam İnkılâbına kattığı pek bir şey de olmadı. Sadece sözde destekleri sayesinde dış politikada ve Hizbullah davasında atılan adımlar büyük bir rahatlıkla gerçekleşmiş oldu. Bu kitlenin söz konusu konulara desteği de sadece dildeydi. Bu konulara girmekten çekindiler ve hatta kendi ülkelerinin iktidarlarıyla iyi geçinmek adına bu mevzuları yok saydılar. Şekilcilik bir yerde tüm ayrılıkları kapatma adı altında kullanıldı bu kitle tarafından. Hatta vahdet adı altında(8).

 

Yukarıda genel hatlarıyla işlemeye çabaladığımız kitlenin işlevsel düzlemde tahlili elbette bu makalenin konusu değildir. Ancak yaptığımız tümel bağlamdaki tahlil kitlenin İslam İnkılâbına neler katıp katmadığını yeterince anlayabilmek içindir. Buradan itibaren inkılâba katkı yapıp yamadıklarını sizlerin gözlemlerine bırakıp makalemizin temelini teşkil eden İslam İnkılâbı ve bizim ona neler kattığımız sorunsalının tahliline geçiyorum.

 

Notlar:

 

5- Devrim psikolojisinden maksat, komünizmin insanlığa sunduğu sürekli devrim görüşüdür. Yani insanlığın mutluluğu yalnız devrim ile mümkündür ve ancak devrimler amaç olmalıdır görüşüdür. Yalnız İslam’ın böylesi bir şeyi önermesi imkânsızdır çünkü İslam mutluluğu dünya ile sınırlamaz ve dünyadaki devletsel süreçteki mutluluklarla insanı tatmin etmeyi öngörmez. İslam insanları ıslahat yapmaya davet eder doğrudur. “Ancak inananlar ve iyi işlerde bulunanlar ve birbirlerine gerçeği gözetmeyi ve sabretmeyi tavsiye edenler başka”(Asr 3). Bu iyiliği emredip kötülükten men etme bir ıslahat projesidir ancak bu ıslahatın bu dünyadaki mükâfatından ziyade sonsuzluk âlemindeki mükâfatına önem verir. İnsanın mutluluğunun sonsuzlukta gerçekleşeceğine işaret eder. “De ki: Dünyanın zevki azdır, ahiretse sakınanlar için daha hayırlıdır ve onlar, hurma çekirdeğinin içindeki incecik kıl kadar bile zulüm görmezler”(Nisa 77). İşte bu da İslam’ın ıslah projesidir. O sonsuz bir mutluluktan bahseder ve diğer sistemlerden ayrıldığı nokta da burasıdır. Diğer sistemler her şeyi bu dünyada bırakmışlarken İslam onlardan farklı olarak bu dünyanın yanında ölümden sonrası için de bir vaatte bulunur.

6- Ben aslında bazı karşıt kitlelerin de gizli olduklarına inanıyorum. Çeşitli hadisleri temel alan bazı âlimler, müçtehitler İmam Humeynî’nin(r.a) İslam devrimini bir devlet kurma girişimi olarak ele almışlar ve bu hareketi desteklememişlerdir. Örneğin, Şeyh Razi ya da Tusi gibi büyük âlimlerin kitaplarına aldıkları, “İmam’ın(a.f.) zuhurundan evvel İslam adına kurulan tüm devletler batıla hizmet eder” türünden hadislerle İmam Humeynî’nin yapmış olduğu ıslah hareketi kimi âlimlerce devlet kurma girişimi olarak görülmüş ve bu yüzden de bu hareket tenkit edilmiştir. Ancak yine de yukarıda geçen hadis türünden hadislerin de mütevatir derecesinde olmaları bir tarafa bana göre İmam Humeynî’nin hareketi bir devlet kurma girişimi olarak görülmemelidir. O var olan bir devleti ele alıp ıslah etmiş ve hayrı emredip, kötülükten sakındırmakla yükümlü olduğu gerçeğini hatırlayarak halkı İslam yoluna davet etmiştir. Ancak yazının başından beri İslam karşıtı olmalarına rağmen kendilerini İnkılâp karşıtı olarak tanıtan kitleyle bu gizli İnkılâp karşıtı kitle birbirinden farklıdır. Çünkü bu kitle bir devlet girişimi olarak İnkılâbı tenkit edip, bir ıslah ediş olarak desteklemişler ve Kuran ve hadis doğrultusunda amel ettiklerinden söz konusu sahih hadisleri de göz ardı etmemişler ve eski büyük üstatların içtihatlarını sürdürmüşlerdir.    

7- Bkz, Ali Şeriatî. Büyük bir beyin ve düşünsel dünyası harikulade geniş bir insan. Ancak batı düşüncesiyle İslam’ı kaynaştırma çabası onu bir müddet sonra Kantçı bir İslam modeli üretmeye itiyor. Ali Şeriatî kendi toplumunu iyi etüt eden usta bir toplumbilimciydi fakat onun dünya görüşü ne tam batıydı, ne de tam İslam. Kant’ın dünyasından çok etkilenmişti. Batının Kartezyen dünya görüşüne kapılmıştı. Ali kitabında İmam Ali’nin hayatını bir batı araştırmacısı gibi kesin sınırlar çizerek ayırması, İslam’ın İnkılâbî olanına işaret etmesi bunların bariz örnekleridir. Şeriatî tüm bunları aynı yere koymasıyla modern bir İslam tefekkürü ortaya çıkarmıştır. Yine de gerçek bir İslam değildir bu.

8-Bu gerçekten trajik bir durumdur İslam ümmeti için. Burada söz konusu olan kitle İran İslam İnkılâbı adından dolayı tamamen Şia bir kitle olarak düşünülmemelidir. Aksine hiç azımsanmayacak şekilde İnkılâptan beslenen şekilci Sünni bir kitle de vardır. Vahdet lafzı da tam olarak iki mektebin bu şekilde düşünenleri tarafından kullanılmış ve içi-boş bir deyim haline getirilmiştir. Bu iki kitle birbirleriyle sıcak maddi ilişkilere girebilmek için vahdet kavramını öylesine bir şekilcilikle yorumlamışlardır ki vahdet yerine mektepten ödün verme süreci neşet etmiştir. Bu şekilde İslam’ın yorumlanması da zorlaşmış ve bu kitle tarafından ortaya koyulan şekilcilik sonucunda Taliban türü İslam da sahne almıştır. Hiçbir manevi süreç gözetilmeksizin İslam tamamen görünene hapsedilmiş ve vahdet hoşgörünün dışında bir “pazar stratejisi” halini almıştır.    

 

Hüseyin Beheşti

huseyinbehesti@windowslive.com

www.huseyinbehesti.com


Yorum Ekle

Arkadaşıma Gönder

Yazdır

Facebook

Digg

Del.icio.us

StumbleUpon

Google

Yahoo

YORUMLAR

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

13/04/2012 Bir Davanın Eşiğinde ya da Betül Hanzala’ya Cevabımdır
16/06/2011 Bilinmeyenler ve Suriye
10/04/2011 İdeoloji, Muhammedî ideoloji...
28/03/2011 Körler ve Filler…
14/03/2011 Körler ve İmamlar
19/02/2011 İnkılâp Ateşi...
26/05/2010 İran Nükleer Meselesi ve Stratejik Hesaplar
24/04/2010 Şii Çalıştayı ve Stratejik Hatalar
16/04/2010 ABD ve Ortadoğu’da Siyasal Stratejiler(2)
03/04/2010 ABD ve Ortadoğu’da Siyasal Stratejiler (1)
12/03/2010 Yemen’de Sorun Biter mi?
22/01/2010 Fransa’yla Eşitliği Yeniden-Düşünmek
19/12/2009 "YENİ-OSMANLICILIK" MI "POST-OSMANLICILIK"MI?
10/12/2009 Amerika Velayet-i Fakih’i Neden Sevmez?
03/12/2009 Amerika, Ortadoğu ve Terör…
17/11/2009 "Açılım" ı Başka Bir Açıdan Değerlendirmek!
29/09/2009 İDEOLOJİLER DÖNEMİ GERÇEKTEN SONA ERDİ Mİ?-1
10/08/2009 İSLAM İNKILABINA NELER KATTIK(3)
11/07/2009 İslam İnkılâbına Neler Kattık(2)
27/06/2009 İslam İnkılâbına Neler Kattık(1)
28/05/2009 Seyyah Olup Gezsem Şu Alemi
11/05/2009 SERZENİŞ
20/04/2009 ALİ' NİN SİYERİNDE İLAHİ NURUN TECELİSİ
15/04/2009 İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN MEN ETMEYE DAİR...
05/04/2009 İSLAM'A KARŞI İSLAM
23/03/2009 (Üç işaret bir tevil)
12/03/2009 Fransa’da Anti-Siyonist Parti
27/02/2009 ALİ(a.s)
29/01/2009 Hürr Örneğinde “Nefs-i Levvame”
22/01/2009 İslamî Fundamentalizm ve Gerçekçiliğin Ölümü
03/01/2009 Aşka Dair Notlar(3)
17/12/2008 BİR TOPLUMSAL TEORİ OLARAK EL-GADİR...
11/12/2008 ŞUURUN DİRLİŞİ
05/12/2008 BİLGİNİN TEVİLİ: EHLİ CEHENNEM DE HAZ DUYAR...
24/11/2008 Aşka Dair Notlar(2)
17/11/2008 Aşka Dair Notlar (1)
07/11/2008 Mustafa Özcan'ın Birkaç Sözünün Şerhi
03/11/2008 '' Bushizm '' : Değersizlik Problemine Değin...
29/09/2008 Amerikan Seçimleri ve Bizim Yolumuz
 
 
YAZARLAR
Y. ZİYA T.YILMAZ

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNER
ABDULLAH ÖZGÜR

Azerbaycan’ın Gayretli Müslümanlarının Direnişi
MUHAMMED AK

Devrimci bir Sufi: İmam Humeyni!
Hüseyin TAŞ

İslami İran ile Türkiye Rakip Ülkeler mi?
MEHMET YETKİN

Bahreyn ve Halk Kıyamı
Abdulkadir Çuhacıoğlu

AKAN KANLAR VE ÂLİMLERİN SESSİZLİĞİ
MUHSİN KÜÇÜKER

İKİ ALİ ÜNAL MI?
KEMAL KEMAHLI

ALİ ÜNAL’IN, ŞİA VE İRAN YANILGILARI
MEHDİ AKSU

SEYYİD ALİ HAMENEİ VE BİLİNMEYEN YÖNLERİ-3
KONUK YAZARLAR
Ali ERDEM

SİNCAN OLAYI VE BİR HUKUK SKANDALI
Mikail GÜREL

En Büyük Kusur Kibir ve En Büyük Allah
RIZA BAKIRLI

AKLIN ÖNÜNDE SET OLUŞTURMAK
Rahmi Onurşan Rahmani

Adın “Ali” ama gözlerin “Muaviye”ye benziyor (1)
HAZIM KORAL

SIFFİN SAVAŞI
Bilgehan Ova

SANAT YAZILARI (II)
FUAT TÜRKER

Özgürlük Değil Şeytan’a Tutsaklık
AZERİ YAZARLAR
Muhammed Mustafa

Evroviziyon-Gaylar, İnsanlığı çökertmeye yönelik sinsi planlar
Meşedi Natıq

Gənc Hüseynin anası Zəhraya və bacısı Rüqəyyəyə ünvanladığı məktub
Tural Əli

Zindanda bir gün...
Emin Gənciyev

AYIL EY AZƏRBAYCAN !!!
Emin İmanlı

Dinin gövhər və sədəfi
Gönül İsmayılkızı

Təhqir edilən ŞƏHİDLƏR
Hacı Arzu

Açıq!
Devran Abdullah

Quba aksiyası ilə inanclıların aksiyalarını birləşdirən məqamlar var
Kənan Rövşənoğlu

AZƏRBAYCANDA RUHANİLİK
Vüsal Hətəmov

Hər zadı tərsinə ölkəm…
Ali Caferi

Ölümüzü dəfn etməyə bir molla var?ali
NAMAZ VAKİTLERİ
TV KANALLARI
Türkçe Kanallar
Zehra Tv
Ulke Tv

Tv5
Hilal Tv
Yumurcak Tv
Kudus Tv
Arapça Kanallar
Almanar
Alalam Tv
Alforat Tv
Alkawthar Tv
Farsça Kanallar

Irib 1

Irib 2

Irib 3

Irib 4

Irib 5
Press Tv
Jam e Jam 1
Jam e Jam 2
Jam e Jam 3
Quran Tv
Azeri Kanallar
Sahar Tv
HAVA DURUMU

TARİHLİ ARŞİV



GAZETELER

DERGİ ve MECMUALAR

BAĞLANTILAR

YABANCI GAZETELER

 

Ana Sayfa   |   İletişim   |   Giriş Sayfam Yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle |   Sitene Ekle

Yazarlar ve makalelerin Yayınlanan  haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur

 
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.
2008 © RAST HABER   www.rasthaber.com
Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım :Networkbil.net
Atanur Evden Eve Nakliyat Küçükçekmece Evden Eve Nakliyat