Kalemin
acizliğiyle, sana mektup yazarken, sana olan hasretim gözyaşlarıma eşlik
ediyor. Ne kadar da özlemişim meğer seni. Oysa ne kadar da arzu etmiştim senin
ziyaretini. Aslında ümidim kesilmişti senden. Ta ki, elime bir kâğıt bir de
kalem verilinceye kadar. Bizim gibilerin yapabileceği tek şey bu olsa gerek.
Mektup yazıp göndermek. Ama olsun yine de okuyacağına dair bir ümit besliyor
yüreğim.
Ey
İmam!
Her
defasında sana selam gönderiyorum. Selamı mı alıp almadığını bilmiyorum ama
yine de gönderiyorum işte. Geçen ay mahallemizin çocukları seni ziyarete gelmişti,
yokluğumu fark etmiş olmalısın, arkadaşım Hasan söyledi ben gelmemişim diye
bana kızgınmışsın. Dünya’ya tamah ettiğimi düşünme, sadece seni ziyaret etmek
için para biriktiriyorum. Bir gün geleceğim ziyaretine, ama ne olur yine de
gelemesem darılma.
Söz
veriyorum, gelecek ay okul biter bitmez, dondurmacının yanında işe
başlayacağım, bahçemizde ki, ekinler de mahsul vermeye başladı, gündüzleri
domates soğan satıp akşamları da dondurmacı da çalıştım mı, ağustos sonunda
seni ziyarete geleceğim inşallah.
Biliyorum,
bahane ürettiğimi düşüneceksin ve arkadaşım Hasan’ın yaz aylarında çalışmadan,
dünyaya tamah etmeden, her defasında seni ziyarete geldiğini söyleyeceksin. Ama
onun babasının arabası var, benim ise seni ziyarete gelmem için bir bisiklet
almam şart.
Ey
İmam!
Geçenlerde
camide arkadaşlarla sohbet ederken, büyüklerimin konuşmalarına kulak misafiri
oldum. Senin büyük bir defterin varmış ve o defterde ismi yazılmayan seni
ziyaret edemiyormuş. Acaba her yıl o deftere benim ismimi yazmayı unutuyor
musun? Unutmazsın değil mi? Belki de unutursun, hani gelmiyorum ya ziyaretine
küsmüşsündür benden.
Küsmüşsün
biliyorum, Küsmeseydin selamımı karşılıksız bırakmazdın. Olsun, yine de ben sana
küs değilim. Bu mektubu da seninle barışmak için yazıyorum zaten. Belki de tek
bahanem bu.
Mektubuma
karşılık sende yazarsın değil mi? Yazar mısın? Ama yok, sen selamı mı almıyorsun,
bir de mektup mu yazacaksın. Zaten tüm arkadaşlarım benden küsüyor. Hasanla da
küstük. Onunla futbol oynamıyorum diye. Ben pazara mısır satmaya gitmişken,
evimize gelmiş ve bana vermiş olduğu tüm misketlerini annemden geri almış.
Geçenler
de Ali ağabey anlattı. Senin bulunduğun şehirde koca lokantan varmış ve seni
ziyaret edenlerin hepsi yemeklerini orada yiyorlarmış. Ali ağabey dedi ki, eğer
seni ziyarete gelirsem mutlaka senin lokantan da “İmam Yemeği”nden yemeliymişim.
Ama
anneme dedim, eğer seni, ziyarete gelirsem, bana senin şehrinde yetecek kadar
tandır ekmeği ve domates bıraksın. Acıktığım da onlardan yerim. Ne de olsa
küssün bana, ya yemeğinden vermezsin, ya da Hasan gibi verdiğini geri istersin.
İnsan
dostuna küser mi hiç? Neden bana küsüyorsunuz? Ben hepinizi seviyorum.
En
çok ta seni seviyorum Ey İmam!
O
kadar çok şey yazmak istiyorum ki sana.
Kâğıt
bitmek üzere bu yüzden şimdi mektubumu bitiriyorum, Annemin de selamı var.
Dediğim gibi ağustos sonunda seni ziyarete geleceğim. Hem yeni aldığım
bisikletimi de görmüş olursun. Ama ne olursun gelince bana herkesin içinde
kızma olur mu? Yani herkesin içinde kavga etmeyelim.
Mektubuma
en kısa zamanda cevap bekliyorum. Eğer gönderirsen, Hasan’a verme sakın olur
mu? O, senin zengin dostlarının olduğunu ve lüks arabaları ile seni ziyarete
geldiklerini ve benim gibi fakir biriyle senin dost olmayacağını, söylemişti.
İnanmadım tabi. Bence Hasan senle benim arkadaşlığımızı kıskanıyor.
çokk ama çok yürek dağlayıcı...............................
#FFFFFF">
ADIGÜZEL
09-07-2009, 22:41:47
#FFFFFF">
Hazreti Musa'nın dağda rastladığı çobanla aralarında geçen o meşhur ibadet diyaloğunu hatırlatan bir öykü yazmışsın.
Gayet'de güzel olmuş ellerine sağlık.
#FFFFFF">
ehlibeyt aşığı
11-07-2009, 21:18:09
#FFFFFF">
selam.yazılarınız son derece harika.konu içerisinde bizlere vermiş olduğunuz mesajlarınız yerinde.uslubunuz şeffaf ve doyurucu.bu tür öykülerinizle bizleri özlemiş olduğumuz o salih kulların zamanına götürmeniz dileğiyle.Allah yardımcınız olsun.
#FFFFFF">
Ali Borçlu
29-07-2009, 08:35:52
#FFFFFF">
Gerçektende harika olmuş içimi titretti. Şah-ı Horasana özlemi çok güzel ve sade bir dille anlatmışsın.
Ama bir iki hususu hatırlatmak isterim. Her nekadar çocuğun dilinden de anlatsak bazı cümlelerimize yinede dikkat etmeliyiz.
1- birinci paragrafın son cümlesinde geçen “Ama olsun yine de okuyacağına dair bir ümit besliyor yüreğim. İkinci paragrafta kullandığın “Selamı mı alıp almadığını bilmiyorum ama yine de gönderiyorum işte.” Cümlesi. Yine yedinci paragrafın ikinci cümlesinde geçen “Ama yok, sen selamı mı almıyorsun, bir de mektup mu yazacaksın. Cümlesinde geçen ifadeler gibi tabirlerde biraz daha dikkatli olmanızı öneriyorum çünkü sonuçta yazıyı yazan siz siniz. Ve İmam (a.s)’ın nelere kadir olduğunu biliyouz. Vesselam…
Al-i Muhammendin kıyam edeninin özlemiyle
#FFFFFF">
ALİ BORÇSUZ
30-07-2009, 01:19:16
#FFFFFF">
Ali borçlu kardeş sende bir türlü borcunu eda edip bitiremedin gitti.hangi yazıya baksam ecib-gerib yorum yazdığını görüyorum,yazmasına yaz tabii ama borçsuz yaz olmazmı.
Fatihin yazısına aklınsıra eleştirel uyarı formunda yorum yazmışsın ama gerçekte yazarın yazmak istediğini anlıyamadan yorum yazmışsın,daha dikkatli okursan senin hatalı anladığını göreceksin.
İmamın kendisinden küstüğünü zanneden çocuk,imam bana küs olduğuna göre selamımıda almaz gibisinden çocuksu bir vehim içerisinde,aferin yazara tamda güzel konuşturmuş çocuğu imamın hakikatiyle.
Musa peygamberin çobanla sohbetini arkadaşın biri yukarıda Adıgüzel ismiyle yazmış,sizde bir zahmet araştırıverin olmazmı.Çoban Allah ile öyle sohbet ederse, çocuk imamıyla hadi hadi sohbet eder,bu diyaloğun imama bir eksiklik getirmeyeceğini aksine yazarın o bölümde imamın şefkatini anlattığını anlamamışsınız,tıpkı babasına nazeden çocuk misali,babanında çocuğunun nazına muhabbetle karşılık vermesi gibi.kusura bakmayın.iyi günlerr.
#FFFFFF">
Ali GÜVEN
12-08-2009, 13:28:49
#FFFFFF">
Bismillah,
Evet inancımız öyle olmalı ki bir çocuğun saflığı şeklinde olmalıdır. Saf olmalı, gerçek olmalı ve Sadece Allah için olmalı. Katışıksız olmalı. Bu duygu ve düşünceleri kalplerimizde tekrar canlandırdığın için Allah hayırını kabul etsin. Fatih Hocam.
Rast Haber'de bütün yazılarını severek sürükleyişine kapılarak okuyup bitirdiğim ilk yazarsınız. Artık yeni bir konunuzu- makalenizi dört gözle bekliyorum. İslami Romantizmin tanıdığım ilk öncüsü olarak kabul ediyorum sizi.
Allah için ne önden gönderdiysen ahirette ziyadesiyle karşılık bulman ümidiyle,
Allah'ın Selamı, Bereketi üzerine olsun.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.