Emperyalist
düşüncenin hüküm sürdüğü ve ümitlerintükendiği bir zamanda, Müslüman
ve mazlum halkların umuduolarak ,ilahi
yardımlarla bir nur patlaması ve değerler inkilabı olarak gerçekleşen , İslam inkılabı geçen otuz yıllık zaman
diliminde, dışarıdan ve içeriden yapılan bir çok fitnelere ve saldırılara maruz
kaldı. Bu saldırılar bilge, fakih, basiretlirehberinin veİslam inkılabına gönül vermiş müminlerin
rehberlerine olan bağlılıkları neticesinde bertaraf edilerek günümüze kadar gelinmiştir.İslam İnkılabına yönelik olarak
yapılan ilk komplolar, devrimin hemen akabinde zalim Saddam’ın batılı ve müstekbir
güçlerin maddi ve manevi destekleri ile
İslami İran’a saldırtılması, Amerikan çıkarması veya Tebes faciası olarak
bilinen ABD’nin çöl fırtınasına tutularak yenilmeleridir.Bunlarla beraber içerideki batı destekli halkın münafıkları ve diğer bir
takım terör örgütlerinin saldırıları, terör eylemleri mazlumların
yegane savunucusu, hamisi olan inkılabı ilahi amacından saptıramamış , İslami
İran ‘Velayeti Fakih’ anlayışına
dayalı olarak tüm kurumları ile
güçlenmeye ve gelişmeye devam etmektedir.
İslam inkılabının gerilemesine , yıkılmasına yönelik şeytani emelleri olanbu batılı ve emperyalist güçlerin , amaçlarına
ulaşmalarını engelleyen ve onların siyasetleri alt üst eden karşı güç nedir ? Diye baktığımızda o gücün ‘Velayeti Fakih’ anlayışına dayalı
yönetimin olduğunu görmekteyiz. Bugün de yapılan seçimler neticesinde ortaya
çıkarılan olumsuzlukların inkılaba yönelik içten ve dıştan yapılan bu pervasızca saldırıların, bertaraf
edilmesindeki Velayeti Fakihin
caydırıcı gücünü , bizler büyük bir
netliklemüşahede etmekteyiz. İslami İran’da
yapılan 10. dönem cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yaşanan olaylar ve geçen
zaman dilimden sonra geriye dönüp baktığımızda meselenin bir seçim yenilgisi
meselesi olmadığı asıl meselenin Velayeti Fakih sisteminin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dışarıdaki
ve içerdeki güç odakları şunu çok iyi
biliyorlar ki, İslam devrimi ilkelerini farklı bir mecraya çekmenin yegane yolu; Velayeti
fakih otoritesini zayıflatmak, farklı
bir yapıya büründürmek ve etkinliği azaltmaktan geçmektedir. İslami maslahata
en çok dikkat edenaziz rehberin
özellikle , ‘’Ne pahasına olursa olsun
halkımızla beraberdireneceğiz’ ve ’Canımı
İslam yolunda feda etmeye hazırım!’’ ifadelerinin içinde bulunduğu birkonuşma yapması, seçimin bitmesinden sonra
seçim sonuçlarına dönük siyasetinde bir
sapma göstermemesi ve sözde seçim
sonuçlarına itiraz olarak yapılan
protestolarda, meselenin seçim sonucuna itiraz meselesi olmadığını
göstermiştir.
Kamuoyunda
Reformcu kanat olarak ifade edilen gurubun seçimin hemen akabinde , seçime
itiraz açısından yasal yollaramüracaat
etmeden seçime hile karıştığı ve yasal(!)
haklarını kullandıklarını iddiasıylainsanları
sokaklara dökerek kahraman rolüne
soyunmaları bu açıdan da manidardır.Yasalardan bahseden, ona saygılı olduğunu
savunanlarınnormal seyrinde yapmaları gereken yasal yollarla itiraz edilerek, bu kanalın
kullanılması gerekirdi. Çünkü bu insanların cumhurbaşkanlığına adaylığının
kabulünesokaktaki insanlar karar vermemişti
.Yasalara göre tayin edilen kurum karar vererek onaylamıştı.Seçim de sokakta
değil sandıktan çıkan oyların ekseriyetiyle kazanılırdı. Demek ki mesele
yasalara saygı meselesi değil, amaca ulaşmak için yöntem değişikliğiydi .Bu
sergilenen tavırlardan sonraşu gerçek ortaya çıkıyordu ; bu cenahseçimi eğer kazanmış olsaydı belki de bu
kargaşaların daha büyüğünü amaçlarına ulaşmak için o makamda vereceklerdi. Sandıktan büyük bir
yenilgiyle çıkılıncadaha önceden hesaplanmış ve planlanmış olan B planını devreye sokaraksokak gösterileri ile rejimin kurumları ve velayeti fakih makamı üzerinde baskı kurmak
suretiyle amaçlarına ulaşmaya denediler.
Reformcu
kanat, bu kargaşa mihverli siyasetini daha seçim sandıklarıkapanmadan önce , olmayan seçim zaferlerini
ilan ederek başlatmış oluyordu.Ne hikmetse bu konuda onlara insan hakları
sicilleri bayağı kabarık ve bozuk olan
Batı ve ABD milyonlarca dolarlar harcayarak medya aracılığıyla destek vermede
pek te gecikmedi. Bu insan hakları tellallarını, Lübnan’da, Gazze’de ve
dünyanın diğer coğrafyalarında kadınlar, çocuklar, yaşlılar pervasızca
katledilirken yurtlarından sürülürken meydanlarda göremedik! Nedense bu protestocu
gurup birden bire , onlar gibi asil halk
sınıfına dahil olmuş ve onların sevgi! seline tutulmuştu. Yeşil renk cümbüşüne 16 yaşında olan bir İran’lı kızı kendi elleriyle tuttukları kiralık
katilleöldürterek , sahte devrim
kahramanı ilan etmeyi de ihmal etmediler. Onların Türkiye’de ki yerli
işbirlikçileri olan ve onların yalından beslenen bir takım laik köşe yazarları da,
günlük yazılarında devamlı olarak inkılabı
yıkarak yerine hayal ettikleri şeytani rejimleri kurup durdular. Yine bir kısım
ben merkezli sözde dindar özde taassup ehli olan yazarlar da kendi
başıboşluklarına uygun, lidersiz olan bir din anlayışına olan özlemlerini, inkılabı
ve velayeti fakihi eleştirerek içlerindeki kinleri kusmaktangeri kalmadılar . Ne diyelim şeytan azapta
gerek!
Tarih boyunca bütün ümmetler iman ettikten sonra
belli bir süreçten sonra inançlarında ne kadar samimi oldukları yüce yaratan tarafından
imtihan edilmişlerdir.. Bu duruma tarihte yaşanan olaylar ve kişiler en canlı örneklerdir.Şialar için önceden var olan,
test edilmekonusu ve ayıraç olan Velayeti Fakihe bağlılık ve ona teslim
olma düşüncesi bu şu yaşadığımız zaman
diliminde hızlanmış bulunmaktadır. Bu
süreçte mevkilerine ,makamlarına, ilmi sıfatlarına ve İslam’a hizmet ettikleri
düşüncelerine kapılanlar hep kaybetmişlerdir.Tarih bu insanlarınörnekleriyle de doludur.İnsanları kurtuluşa
götürenler makam , mevki ve maddiyatderdi olan siyasi kimlikli insanlarındeğil de; Mevki ,makam derdi olmayan ve züht ehli olan, rabbani kimliğe
sahip kişiler olduğunu bilmekteyiz. Bu açıdan baktığımız zaman İslami İran,
iman açısından bir sınav sahnesi olarak karşımıza çıkmış bulunuyor.Makam ve
mevki sevgisinin ne kadar büyük bir tehlike olduğu bu gün bizler çokrahatlıkla bütün çıplaklığıyla gözlemlemekteyiz.
Bunun
en somut örneği ise , seçim
propagandasında Hz. Ali’yi(as) örnek aldığı söyleyen Mir Musavi’nin tavrıdır.
Birilerinin Hz.Ali’nin (a.s) hakkı olan
hilafeti gasp etmesine rağmen , o hazretin İslam’ın selametliği ve tefrikanın
olmaması için meşru hakkından
vazgeçmesine karşılık ,onu örnek
aldığını iddia eden bu şahısın hakkı olmayan ve kaybettiği bu makamda bu kadar ısrar ederek , kardeşliğe
ve İslam’a zarar verecek davranışlarda bulunarak İslam düşmanları sevindirmesidir. Velayeti fakihin
beyanatlarınarağmen bu yanlışta ısrar
edilerek anarşi ve kargaşa ortamın oluşmasına zemin hazırlama yaklaşımıİslam düşmanlarını sevindirerek, onların İslam ve inkılap üzerindekişom emellerini rahatça uygulayabilmelerine
imkan tanımıştır.
Bu
gün bu haksız yere meydanlara dökülüpdüşmanları sevindiren ve bu isyanlarını da imam Humeyni’nin resimlerinin, tekbirlerin arkalarına sığınarak
inkılabı benimsediklerini iddia edenlere ve zalim şahın oğlundan, gasıp
Siyonistlere, emperyalist ABD’ye ve İngilizlere, terör örgütühalkın münafıklarına kadar geniş bir şer ve
küfür cephesinin övgülerine muhatap olanlara sormak lazım: Bu gün imam Humeyni yaşasaydı sizin bu yaptıklarınız ne derdi?Bu
sorunun cevabında rahmetli imam Humeyni sanki bu günleri görürcesine şöyle
buyurmuştur.’ Bir gün emperyalistler ve
siyonistler eğer sizi överseler orda durup kendinize acaba ben nerde hata
yaptım diye sorun. Bizler şuna inanıyoruz bu inkılap İmam-ı Zaman’nın (a.f)
onayı ve yardımlarıyla başarıya ulaşmış
olupbu inkılabın gerçek sahibi ve
koruyucusu da odur. Vesselam.
Yarın öbür gün inkılaba birşey olsa, sırf zamanında "İnkılabı kuran da koruyan da İmamı Zaman'dır" tarzı ninnilerle uyutulmuş bazılarının topuklarının üstünde gerisin geri dönebilmeleri ihtimalini niçin güçlendiriyorsunuz? Dışlayıcı tavrınızı "döneceklerse dönsünler onlar bizi ilgilendirmez" cevabıyla süsleyecekseniz, bunun da pek Peygamber ahlakına uygun olacağını söyleyemeyeceğim. Gerçi Musavi başta olmak üzere mektebimizin tüm yolcuları ya Ali'dir, ya Ebulfazl, ya Ammar... ama nedense birbirine en sert kılıç darbelerini de hem kendini onlar gibi gören hem de başkalarını Ali kılıklı Ömer gören aynı mektebin mensupları vuruyor. Sibel Eraslan bile Musavi'ye daha pozitif bakabiliyor. Musavi taraftarı mısın gibi saçma bir sorunun muhatabı olmayayım lütfen. Onun haricinde birbirimizi kılıçlamaya devam! edebiliriz!
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.