Hamd önde de sonda da hiçbir zaman
layıkıyla methedilemeyecek, âlemlerin rabbi Allah’adır(a.c).
Allah’ın salât ve selamı yarattıkları
içerisinde en güzeli, sırrının koruyucusu Muhammed Mustafa ve O’nun pak,
tertemiz Ehl-i Beyt‘i üzerine olsun.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.
Allah'ın öyle kulları vardır ki Allah onları kulların faydalarına hizmet
etmek için nimetlerle nimetlendirmiştir. Onların ellerine nimetler vermiştir.
Onlar da o nimetleri kullara ihsan ederler.(Hz. Ali a.s)
İslamî Kutuplaşma Üzerine
Sözlerin anlamını
yitirdiği ve İslam’ın zahire hapsedildiği böylesi bir devirde İslam inkılâbı
üzerine sözler söylemek gerçekten de zor bir iştir. Öyle ki bu türden
makalelerin kaleme alınması sırasında çekilen binlerce meşakkat şöyle dursun,
bir de makalenin yayımında yaşanan sıkıntılar bizleri gerçekten esefle
hayretlere düşürmektedir. Çünkü günümüz İslam toplumunda İslam İnkılâbı
taraftarı ve İslam inkılâbı karşıtı iki kutubun yarattığı düşünsel bölünme
ilgilerinin İslam’sızlıktan İslam’a yöneltmek için çaba gösteren kitleleri de
şaşkına çeviriyor ve bu şekilde onları ya bir seçimin eşiğinde bırakıyor ya da
tamamen İslam çerçevesi dışında. İslam karşıtlarının İslam inkılâbı karşıtı
olarak ün yapmaları bir de İslam mı yoksa İnkılabî İslam mı sorusunu da gündeme
getiriyor. Bunun yanında İslam’ın ılımlısı ya da radikali gibi post-modern
söylemler de tam da bu karşıtlıktan beslenerek kendilerine çevre buluyor.
Zaman’ın İmam’ını(a.s)
beklemeye koyulan kitlelerin içerisinde de bir görev yorumu farklılığı göze
çarpıyor. Kimileri beklemenin “statik”liğinden dem vururken, diğerleri
“dinamik” İslam söylemiyle İmam-ı Zaman(a.f) ismini aynı potada eritip bir
İmamet düsturu ortaya koymaya çabalıyor. İslamî İnkılâbı kimileri yalnız
“cihad-ı ekber” düzleminde ele alırken, ikinci kitle ise, “cihad-ı asgar”
tarafını da tam da “cihad-ı ekber”in olmazsa olması olarak karşımıza sürüyor.
Kitleler önce İslam perspektifinde karşılaştıklarında dolayı söylemleri de
doğal olarak İslamî bir çizgiye işaret ediyor ancak bir de İslam karşıtı
kitlenin bir anda isim değiştirip İslam İnkılâbı karşıtı olarak kendilerini
tanımlamaları İslam’ın maruz kaldığı “post-modern” saldırıların açık bir
imidir.
İslam inkılâbı karşıtı
olan kitlenin mensupları bir anda gündeme şöyle bir soru getirdiler: “İnkılâbî
İslam mümkün müdür?” Bu şekilde sorulan soru bir anda İnkılâbî İslam’ı savunan
kitlenin içerisinde de büyük bir karmaşa yarattı. Nasıl mı? Yukarıda da
bahsettiğimiz gibi içerisinde ikiye ayrılıp “bekleme felsefesinde” ayrı iki
guruba bölünen İnkılâp yanlısı Müslümanlar(1) yukarıda geçen soruyu
duyduklarında beklemenin cihad-ı ekber boyutunu yani “biz beklerken yalnız
beklemeli ve hiçbir ıslahat girişiminde bulunmamalıyız. Muhammedî İnkılâp
yalnız bireysel savaşa işarettir” söylemini işleyen kitle arasında da bir
bölünme baş gösterdi. Bunlardan bir kısmı “İnkılâbî İslam vardır ve bu yalnız
bireysel boyutta olmalıdır” dedi, diğer bir kitle ise, “inkılâp, kitlesel bir
hareketi ifade eder, bu yüzden bireysel boyuttaki cihad-ı ekber kesinlikle
inkılap değildir diyerek çağdaş ahbariyye diyebileceğimiz bir hareketi başlattı
ve konumunu İnkılâbî İslam’dan karşı-İnkılâba kaydırdı. Tüm bunlar İslam
inkılâbının tartışıldığı devrede adı konulmadan yaşandı ve bizler toplumsal bir
etüt yapmadan böylesi hareketleri fark edemedik.
Gulat çizgisine gelince…
Manevi dünyayı yok eden bir başka çizgi daha türemişti karşı-İnkılâp tarafında.
Bunlar kelime oyunları ve hikâyelerle insanları çağdaş hariciliğe götüren
normalde İslam karşıtı olmasına rağmen post-modern bir hamle ile
karşı-İnkılâpçı halini alan insanlardı. Bir kısmı ise Hıristiyanlıktaki
İsa(a.s) portresi türünden bir hululiyet felsefesini İslam’a taşıyan, Hz.
Resul(s.a.a) ve ailesini hululiyet düşüncesiyle yorumlayan bir düşünce dizgesi
getirmiştiler. Saf amelciler(2) ya da çağdaş ahbariler, çağdaş hariciler ve
gerçek İslam düşmanlarının hepsi böylece bir çatı altında toplanıp İnkılâbî
İslam(3) olmaz demişlerdir. Diğer taraftan İnkılâbî İslam yanlılarının da kendi
içlerinde tam bir bütün olarak kaldıkları söylenemez. Onlar da kendi aralarında
çeşitli cemaatlere bölünmüş ve İslam’ın yorumlanmasında ayrılmışlardır.
Kimileri İnkılâbı yalnız savaşmak, eline kılıç alıp kafa kesmek olarak
addetmiş, kimileri İnkılâp içerisinde yeni bir ahbari düşüncesi geliştirip
“artık İslam İnkılâbı değişmez bir çerçeve oturtmuştur, düzen değişse de İslam
İnkılâbının gerçek sahibi İmam Humeynî’nin yaptığı şeyler tekrarlanmalıdır”
türünden bir görüş ortaya atmışlardır. Aynı kitle İran İslam Cumhuriyeti’ne bir
kutsallık atfedip, tüm diğer İslam ülkelerinde yaşayan kitleleri bu ülkenin
kutsallığına boyun eğmeye çağırmıştır. Bunun yanında bir diğer kitle koyu bir
“devrim” hareketi düşüncesine kapılıp İslam’ın içerisine komünist bir dünya
görüşü sokmuştur.
Tüm yukarıda
anlatılanların yanında bir kitle de vardır ki, İslam İnkılâbı’nın gerçek sahibi
olan ve kendini yalnız Müslüman olarak çağıran gerçek İslam kitlesi. Bunlar
azınlıkta olmasına rağmen tuttukları yerler sayesinde ilim kapılarından
geçmekte ve bizlere seslerini duyurmaktadırlar. İslam’ın emrettiği sevgi,
adalet ve züht gibi şeyleri imrenilecek şekilde uygulayıp, cihad-ı ekberi
cihad-ı agsar’ı da içine katarak düşünen bu kitle İran’da yapılan İslam
İnkılâbına da bir ıslahat hareketi olarak bakıp, Zaman’ın İmam’ına(a.s) itaat
için insanların rahatça toplanabileceği bir yer olarak İran İslam Cumhuriyetine
de sevgi ile yaklaşmıştır. Bunun yanında bu kitlenin mensubu kimi insanlar
direkt olarak İran İslam Cumhuriyet’inde görev almış ve bu ıslah hareketine
öncülük de etmişlerdir(4).
Makalemizin bu giriş
bölümünde İslam içerisindeki kutuplaşmayı kısaca da olsa ele alıp bir etüt
yapmak istedik. Ve şimdi ise dilerseniz bu kitleler içerisinde bu makalenin
ana-izleğini oluşturacak İnkılâp yanlısı kitlenin daha geniş bir yorumlamasını
yapalım. Ve daha sonra da İmam Humeynî’nin İslam İnkılâbının temellerini
inceleyip, bu inkılâba neler katabiliriz ona bakalım.
Notlar:
1- Buraya kadar bu tanımlaçları
kullanmam(İslamî İnkılâp yanlısı Müslümanlar, İnkılâp karşıtları vd…) elbette
söz konusu tanımlaçların artık günlük lügatimize girmesi hasebiyledir yoksa
böylesi ayrımları kesinlikle kabul etmiyor ve İnkılâbî İslam ya da Ilımlı,
Radikal İslam söylemlerine karşı duruyorum. Böylesi söylemlerin Kuranî mantığa
aykırı düştüğüne inanıyorum. “Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın…”
ayeti de bizlere tam da İslam’ın böylesi ayrımlara karşı olduğunu gösteriyor.
Bunun yanında bana öyle geliyor ki bunlar tıpkı gulat kitlelerin ortaya çıkması
gibi bir tür dış-etken sorununa dayanmaktadır. Bunları da makalenin ileriki
bölümlerinde inceleyeceğiz nasip olursa.
2- Saf amelciler diyorum çünkü bu insanlar
bir ıslahat hareketi olan cihad-ı ekber’i sadece amel olarak yorumlamışlar ve
ıslah etme ediminin de bir amel olabileceği gerçeğini göz ardı etmişlerdir. Ne
İslam’a gelmişlerdir, ne de İslam’dan çıkmışlardır. Ortada bir yerde durmaya
çabalasalar da post-modern dünyanın saldırılarına dayanamamış ve İslam-karşıtı
çevrenin içerisine düşmüşlerdir. İnkılâp yanlılarını küfür ehli saymışlar ve
yanlarında harici felsefesinin en çağdaş örneklerini sunan insanlara ise,
sevgiyle bakmışlardır. Bunlar günümüz dünyasında “akıllarında Huseyn a.s ve
Ehli Beyt a.s faziletleri bulunan ancak gönüllerinde dünya hırsını taşıyan ve
Kerbela’da ahmakça bu hırslarına yenilen” kitlenin gerçek bir temsilini
yapmışladır.
3- Aslında İslam İnkılâbının en ateşli
yazarlarından Ali Şeriatî’nin de düştüğü hatalardan biridir bu. İnkılâbî İslam
deyimi… Yani şunu kavrayamamışlardır: İslam başlı başına bir inkılâptır ve onun
İnkılâbî, radikal ve ılımlı diye çeşitleri yoktur. Muhammedî duruşun en büyük
imi zaten gittiği her yere İslam götürerek bir inkılâp yapmasıdır. Cahiliye
toplumunda İslam’ın yarattığı infilak da bu türden bir dünya görüşünün açık bir
imidir.
4- Bkz, İmam Humeynî(r.a), İmam Hamaneî,
Ayetullah Talegani(r.a), Ayetullah Tabatabaî(r.a), Ayetullah Gulpeyganî(r.a),
Şehit Mutahharî(r.a), Şehit Beheştî(r.a) gibi daha yüzlerce ismi duyulmamış
iman ehli insan bu ıslahat hareketine destek vermiştir. Kimileri bu yolda can
vermiş kimileri ise ilimleriyle, paralarıyla bu hareketi desteklemiştir.
notlarınız makaleyi en güzel şekilde açıklamış. Saf amelciler olarak nitelendirilen kitle dipnot olarak hatta dipnota gerek yok (bas bas bağırıyor) musevi ve yanlıları olarakta değerlendirilebilir. batının tuzaklarına düşmüş, kişisel heveslerine yenilmişlerdir. Bence suç bunları tuzağa düşüren güç de değil, bu tuzağa düşen islamın özünü benimseyememiş, BASİRETSİZ kişiliklerindir. vesselam...
ve accil ferecehum...
#FFFFFF">
doğan çelik
01-07-2009, 11:28:36
#FFFFFF">
maddi manevi her tür yaratılış , yaşayış , ölüm ve diriliş tecellisi dört temel ilkeye dayanır ve gene bu dört temel ilkenin işlerliği ile sonsuz başlangıçlı ve sonsuz sonluklu döngüsel = çevrimsel yoluna devam eder . HİÇ BİR OLUŞ BU DÖNGÜNÜN İŞLERLİĞİNİ ENGELLEYEMEZ .
1 - ) Sonsuz başlangıçlı ve sonsuz sonluklu zıtların birliği
2 - ) Sonsuz başlangıçlı ve sonsuz sonluklu farklılıkların etki tepki çelişkileri
3 - ) Sonsuz başlangıçlı ve sonsuz sonluklu ihtiyaç ve ifade istemlerini tatmin mücadelesi
4 - ) Sonsuz başlangıçlı ve sonsuz sonluklu değişim yaratılışı , yaşayışı , ölümü ve dirilişi .
Hiç bir şey yokturki bu kanunlara bağlı yaratılmamış , yaşamamış , ölmemiş ve dirilmemiş olsun .
Yaratıcının bu kanunlarına karşı gelme kafirliği bile , bu kanunların işlemesini sağlayan diğer bir zıtlık , farklılık , ihtiyaç , istem değişene , gelişime , ölüme , dirilişe bilinçsiz bağlılık ve şersel uyumdur .
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.