İsveç Büyükelçisi geri çağrıldı | İstanbul'da tramvay yayalara çarptı:2 öğrenci öldü | "Türkiye Ermenilerden özür dilemelidir." | SP lideri Kurtulmuş: Saadet, IMF'nin kalesini yıkmıştır | Mahir Kaynak: 12 Mart'ta cuntacıları deşifre edenler tasfiye edildi | Ahmedinejat: "Allah'ın izniyle Siyonist rejim yolun sonuna gelmiştir" | Ankara'da ulaşım kaosu sona erdi... | Başbakan Erdoğan deprem bölgesinde | Balyoz soruşturmasında 3 muvazzaf asker tutuklandı | Kadir Topbaş, İstanbul'a özel deprem yasası istedi |
Güncel | Dünya | Siyaset | Ekonomi | Eğitim Kültür | Bilim Teknoloji | Sağlık Yaşam | İnsan Hakları | Spor ve Aktüel |
Site içi Arama 

GENÇ KALEMLER

ERMENİ TASARISININ KABULÜ NEYİ HEDEFLİYOR ?

HÜSEYİN CAHİT
İNSANIN KARANLIĞINA ‘’BİR’’ IŞIK YETER

YASEMİN KOÇ
VAHDET VE YİNE VAHDET

Betül Küçük
GECENİN RENGİ

ÜLKÜ ARAS
Gidenler geri döndü Anne!

FATİH KAHRAMANİ
HAKKIN BATILA CEVABI: İRAN

MURAT MUTLU
KURAN VE SÜNNET Mİ, KURAN VE EHL-İ BEYT Mİ

Ali Mert
ŞEHADET ŞAHİDİ

Vefa Şahit
NİÇİN ŞEYH SABAHADDİN ?

MASUME ALİASKEROĞLU
Sabahaddin Hoca ve Alman Basını

MERZİYE HAKLI
BUGÜN YİNE KAN VERMEKTESİN YERYÜZÜNÜN DAMARLARINA

HASİBE YEŞİL
 
Alıntı Yazılar
İbrahim Karagül

İki 'derin' müttefik bizi neden vurdu?
Erhan Başyurt

'Maymunlar Cehennemi'nden çıkan üç büyük ders
Ahmet Varol

Keşke Hayırla Anabilseydik!
Şamil Tayyar

İhtilal ihtimali
Hüsnü Mahalli

Irak seçimleri ve demokrasi
Raşid Gannuşi

İran neden hedefte?
Ahmet Taşgetiren

Baykal, Başbuğ'u sıkıştırıyor
Ali Bulaç

Fetva, gelenek, estetik, protest
Cengiz Çandar

'Normalleşme' yolunda 'anormal' durumlar
Nuray Mert

Atatürk ve Hikmetyar
Murat Burtaş

Chp ve çarşaf küstahlığı
Tamer Korkmaz

Generaller: Kim, kimdir?
Akif Emre

Mossad tipi diplomasi
Yusuf Kaplan

28 Şubat bitmedi; yumuşak sekülerleşme devrimi'yle toplumu "bitirdi"
Taha Akyol

Yargı ve siyaset
Hakan Albayrak

Ermeni tasarısını bu defa da geçirmezseniz namertsiniz!"
Mehmet Altan

Merkez Ankara büroları mı?
Fikret Ertan

Fransa-Rusya ve Mistral
Namık Kemal Zeybek

28 Şubat'ın sırları
Ahmet Kekeç

Şener bu işi neden bitiremedi?
Abdurrahman Dilipak

El mi yaman, bey mi?
Sami Kohen

Seçim sonrası Irak
Nuh Gönültaş

Hükümet ve Meclis yüksek yargının kuşatması altında...
Emre Aköz

Darbecileri sinir eden personel kompozisyonu
Gülay Göktürk

Çarşaf yırtma ayini
Ahmet Altan

Sivil darbe

ANKET

Yönetici :..

Seçenekler

Sonuçları Göster

 ÇOK OKUNANLAR

YORUMLANANLAR

 ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı

 
Şifre  
   

Üye Olun | Şifremi Unuttum

 

 
Seçim Tahlili mi, Mezhep Taarruzu mu?
23/06/2009 - 19:29

MUHAMMED MEHDİYAR

Allah'ın adıyla

Zaman Gazetesi Yazarı Ali Ünal 22 Haziranda bir yazı kaleme almış: ‘İran’daki Seçimler ve Sonuçları’. Yazısının başları oldukça makuldür elbette. Batı zihniyetiyle doğu zihniyeti arasındaki bazı farkları saydıktan sonra İran seçimlerine değiniyor.

Şöyle diyor yazar:’ İran halkı, temelde daha çok dinin yön verdiği diğer Doğu halklarından çok farklı değildir. Bu bakımdan, Mir Hüseyin Musevî ile Ahmedinejad arasındaki fark temel prensipler açısından değil, bu prensipleri hayata geçirmedeki bazı yaklaşımlar sebebiyledir.’ Daha sonra neden Ahmedinejad’ın kazandığına ve olayların neden böyle geliştiğine dair üç sebep sayıyor. Musevi’nin tecrübesi, birikimi vs. daha fazla olmasına rağmen halka inemedi, fakat Ahmedinejad bunu gerçekleştirdi. Evet, kısmen katılıyoruz bu görüşe.

İkinci olarak zikrettiği sebebin üzerinde durulması ve incelenmesi gerekiyor: “Şiiliğin Genel Karakteri”.

Şöyle devam ediyor yazar:‘Sünnîlik, 14 asırdır büyük Müslüman çoğunluğun yolu olması ve ana karakteri itibarıyla genellikle bir aksiyon, müsbet hareket, yani tamir ve inşa yoludur; muhalefet değil, muvafakat yoludur.’ Yazara yine kısmen katılıyoruz, Sünnilik muhalefet değil, muvafakat yoludur, zira Müslüman nüfusun kahir ekseriyeti Sünni olmuştur hep. Ancak ‘aksiyon, müsbet hareket’ yolu mu dediniz? İlginç bir saptama doğrusu? ‘Müsbet hareket yolu’ olduğu doğrultusundaki değerlendirme, ancak bir Sünni için geçerli olabilir. Yazar kendi paradigmasıyla öyle değerlendirebilir, bir şey diyemeyiz. Ancak ‘aksiyon’ Sünniliğin karakteristik yapısı içerisinde değerlendirilirse buna katılmak pek mümkün değil. Zira yazarın kendisinin belirttiği ancak ‘muvafakat’ (uymak, müsaade, razı olmak), Sünniliği temsil edebilir. Tarihi süreçte kendisinden başkasını ‘ehli bidat’ ya da ‘sapık fırkalar’ olarak takdim eden bir Sünni Ulema vardı. Avam da hiç araştırma ihtiyacı bile duymadan bunu kabul etti, amenna dedi. Aksiyon; neyin aksiyonu, ne karşısında ve nasıl? ‘Tamir ve İnşa yolu’ değerlendirmesi de yine bir Sünni için geçerli olacak bir ifadedir. Sonra başka bir soru akla geliyor: ‘Öyleyse Şiilik nasıl bir yoldur?’ Yazar bizi ziyadesiyle aydınlatıyor:

'Şiîlik ise azınlık ve muhalefet yolu olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Bu tür yolları takip edenler, muhalefette sert olurlar. Tâbi oldukları din de olsa, onu genellikle bir ideoloji olarak benimser ve yaşarlar.' Muhalefette sert olurlarmış; doğaldır diyelim, 14 asır boyunca  (genel olarak) ezilen, tehcir edilen, katledilen, sindirilen bir topluluktan bahsediyoruz. Hüseyn'in intikamını almak için kıyam eden Muhtar es-Sekafi yumuşak bir yol mu belirleyecekti kendisine? Yazar,  Şiilerin, dinlerini ideoloji gibi benimsediklerini söylüyor. Çok kapalı bir ifade. İdeolojiden kasıt, tam olarak nedir? Türk Dil Kurumu Sözlüğünde şöyle geçiyor: 'Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, ... bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü.' Eğer kastı buysa doğrudur. Ancak şurasını atlıyor ki Şiilik, bireyi ve toplumu ilgilendiren her mevzuda 'İlahi' hükümlerin geçerli olduğunu söyler. Din hayat alanlarından bir alan değil, bunların hepsini kuşatıcı bir niteliktedir. Geçelim.

'Tarih ve Semboller' çok önemli bir yere sahiptir diyor yazar, katılıyoruz. Yazar daha sonra 'böylesi hareketler' diyerek yaptığı genellemede, muhalefet olan ekollerden bahsediyor, felsefe ve polemik çok gelişir diye belirtiyor. Buna da katılmamak elde değil, Şiiliğin diğer ekoller arasındaki ayırt edici yeri felsefeye-akla verdiği önemdir. Daha sonra yazarımız, kendi meşrebini methetmeden kendini alamıyor elbette: 'Sünnîlikte kucaklayıcı, bütünleştirici, kalbe ve hislere hitap eden tasavvufun çok derin bir yeri olmasına karşılık, Şiîlikte onun yerini felsefe almıştır.' Yazardan müsaade isteyerek buna da katılmanın mümkün olmadığını söylemek istiyorum. Tasavvuf tarihinden şüphesiz bihaber değildir yazar. Esasen tasavvufun çıkışı sürecinde Şii bir karakter baskındır ve Sünni ekoller, bu mevzuda Şiilikten derin bir şekilde etkilenmişlerdir. Bir çok görüşüne katılmamakla birlikte Prof Fazlurrahman'ın 'İslam' eserinde bundan bahseder. Daha isim saymıyorum. Sünni ekolde temel 12 tarikat vardır bilirsiniz, on biri yolunu Hz Ali'ye dayandırır. Fakat Sünnilikte anlaşıldığı şekliyle tasavvuf, zaten Şiilik içerisinde barınamaz. Sünni tasavvufunun ideal yaşam olarak sunduğu miskinlik, tekke hayatı Şii inancında kabul edilecek bir yaşam tarzı değildir. Dolayısıyla onları desteklemesi mümkün değil. Rızk edinmenin ve başkalarına muhtaç olmamanın en önemi ibadet olduğu bir anlayıştır. Bir manastır hayatı kabul edilmez. İnsanların içerisinde yaşamalı dini. Dinin direklerinden dördü şunlardır: 'Emri bil Maruf, Nehyi anil Münker, Tevelli, Teberri.'

Sünni tasavvuf anlayışının Şiilikten derin ve köklü bir şekilde etkilendiğini söyledik. Daha sonraki Sünni tasavvuf ekollerinin Şii karakteristik yapısıyla uyuşmayacak bir hale büründüğünü de ekledik. Şiilikte tasavvuf değil de, 'İrfan' kelimesi yer eder ve önemli olan odur. İrfan'ı esas aldığımızda ise, bunun Şiilikte çok geniş bir edindiğini bilmeyecek kadar cahil değil üstadımız. Aynı şekilde felsefe de yer alır önemli bir şekilde. Bu ikisi de ciddi unsurlarıdır Şiiliğin, ancak tasavvufun (İrfan) yerini felsefe almıştır sözü hakkaniyetle pek uyuşmuyor.

Sayın Ünal devam ediyor: 'Polemikçilik ise en üst seviyededir; bundandır ki, Şiî ulema, kendi kaynaklarıyla Sünnîliği bile pek çok Sünnî ulemâdan teorik açıdan daha iyi bilir; çünkü Şiîliği Sünnîliğe karşı haklı göstermek en önemli bir vazife olagelmiştir.'  Bunlar doğru evet, ancak yazarın üslubundaki, Sünnilik makul ve 'Sırat-al mustegim', Şiilik ise 'marjinal azınlık' tasnifi, ve 'Şiiler istedikleri kadar uğraşsın bir şey yapamazlar bize' tarzında oluşturduğu hava, belirtilmesi gereken bir husustur. Hani 'diyalogcu! fikri önderinin' 'İslam Dünyasının sırtındaki çıban' diye yaptığı tanımı gibi değişik bir ruh haletinin sonucu olabilir. İslam Dünyası'nda her zaman nüfus bakımından az olan bir ekolün temsilcileri, kendisi haricindekileri 'sapık fırkalar' diyerek görmemezlikten gelemezdi doğal olarak.

'Bu tutum, İran'da devrimden sonra da devam etmiş, İrşad-ı İslâmî Bakanlığı, hem de mezhepleri yaklaştırma adına Şiî polemikleriyle dolu eserler yayınlamış, dinamikleriyle devrimi anlatacaklarına Sünnîlik karşısında Şiîliği ön plana çıkaran eserlere öncelik vermişlerdir.' Yazarın yazdığı bu. Şii polemikleriyle dolu eserler yayınlanmıştır muhakkak ki bu meselenin doğası gereğidir. Evrensel bir niteliği olan bütün din ve mezhepler kendini tanıtma ve yaşatma derdi taşır. Bu sünnilik için de geçerlidir, Şiilik için de. Gülen Okulları'nın, nüfusunun ezici çoğunluğu Şii olan Azerbaycan'da, Türkçe'yi yaygınlaştırmak, yaşatmak için bulunduğunu söylemek doğru mudur? (Azeriler bildiğimiz kadarıyla Türktüler!) Ayrıca yoğun Farsça etkisinin olduğu Tacikistan'da Gülen Cemaati'nin etkinlik çabasını Türk Kültürü, hoşgörü iklimi olarak mı değerlendireceğiz sadece? Ben onları kınamıyorum, kendi inançlarınca bir çabanın peşindeler. Gelelim yazarın dediklerine. 'Dinamikleriyle devrimi' anlatmamış mı İrşad-ı İslami? Yazar Devrim dinamiklerinden en önemlisinin,  Ehlibeyt Mektebi ve kültürü olduğunu bilmiyor mu? 'Teşrih ve Muhakeme' kitabı yazarı Kadı Behlül Behçet Efendi -ki Şafiidir-, ihtilaf hususlarının Ehlibeyt ekseninde olduğunu, vahdetin de yine Ehlibeyt ile olacağını yazıyordu.


'Felsefe, polemik, muhalefet ruhu önde olup, din bir ideoloji gibi algılandığı için de devrim, İslâm'la yoğrulmuş nesiller yetiştirememiş, İrşad-ı İslâmî bakanı, birkaç yıl önce "Üniversite gençliğinin (yani tamamen devrim döneminde doğup yetişen okumuş gençliğin) % 95'i namaz kılmıyor" itirafında bulunmuştur.'  İşte yazarımız ağzındaki baklayı çıkardı, bizleri aydınlatmış oldu! Yazının ortalarında söylemek istediği şeyi daha iyi anlıyoruz şimdi. Şiiler, felsefe ve polemik gibi, dini bilinç açısından hiçbir hayati etkisi  olmayan unsurları din anlayışının merkezine koymuşlardır dolayısıyla din her şeyiyle yaşanamamıştır! Bundan dolayı da din, ideoloji gibi algılanmıştır. İdeoloji kelimesinden ne kastettiğini görüyoruz şimdi. Şöyle diyelim; 'kağıt üzerindeki din'i bilen, dini bütün unsurlarıyla yaşamayan, algılayamayan, bir iç huzur içerisinde olmayan vs bir nesil ortaya çıkmış! 'İslam'la yoğrulmuş'  genç, İran’da yoktur; daha somutlaştırıyor yazar: Üniversite gençliğinin %95’i namaz kılmıyormuş. Burada durup düşünmek lazım. Yazar, bir sözü hakikat gibi sunma hevesinde. 25.08.2008 tarihinde ‘İran Laboratuvarı’ adlı yazısında da bu söylediklerini tekrar etmiş, ve sonunda İrşad Bakanı’nın aynı sözünü nakletmişti: Yani İran gençliğinin (mesele İran değil bir nevi, devrimden sonra Şii gençliği mi diyelim) neredeyse hiçbiri namaz kılmıyor. Yalnız bir yıl önceki yazısında ilginçtir, bu yazıdaki gibi şerh koymuyor, parantez açmıyor. O yazısında ‘Gençliğimizin %95’i namaz kılmıyor demişti’ ifadesi vardı. Şimdi, Üniversite gençliği, parantez açılıyor, devrimden sonra doğmuş, yetişmiş, okumuş gençlik! Bir İran ve Şii düşmanının, parantez açıp ifadeyi yumuşatsa mıydık (!), İrşad Bakanı’ndan böyle bir söz nakletmesi ve mutlak doğru gibi sunması insanı kuşkulandırıyor. Hangi İrşad Bakanı, bu mevzuyu, ne zaman, kiminle konuşmuş da yazarımız naklediyor? Öyle ya isim yok, bir yıl önceki yazısında ‘devrimden yıllar sonra’ olarak belirtmişti zamanını, şimdi de ‘birkaç yıl önce’ diyor! Sorular çok. Şimdi sayın üstadımızın bu kesin rivayetine (!) inanmalı mı ?

 

Mustafa Özcan’ın bir köşe yazısında, çok güvenilir bir dostuna dayanarak (!), Tahran’daki camilerin %80’i sabah namazlarında kapalı oluyor demesi gibi, ya da Nihat Genç’in ‘Amerikan Köpekleri’ kitabında, Tahran’ı  -artık neresini görmüş bilinmez- gördükten sonra İranlı kadınların %99’u başını yarım açıyor, Humeyni İran’da yalnız’ demesi gibi, ya da Ahmed Varol’un daha hakkaniyetli olmak için, İran’a gittikten sonra yazdığı yazısında ‘%80 oranında başlarını böyle açıyorlar diyebiliriz’ sözünün ne kadar güvenilirliği varsa bu sözün güvenilirliği daha azdır!

 

Meseleyi biraz geriden alalım isterseniz. Yazarımızın gittiği yoldan gidersek varacağımız sonuç da hani %95 olmasa da yakın olur. Dediklerini inceleyelim. Felsefe, polemik vs. kısmını az çok inceledik. Ya ideoloji kısmına ne diyebiliriz? Gerçekten İran (Şii) gençliği, Şiiliğin içerisinde bulunan sakatlıklardan dolayı şimdi bu kadar bilinçsiz mi? Ve bu kadar az mı namaz kılıyorlar? Birkaç soru sormak lazım. Şiiler haricinde kimsede olmayan matem geleneği hangi inançta var? Biraz açalım, Muharrem ayının başından başlayarak, Sefer Ayını da katarsak iki aylık süreçte Şiilerin nasıl bir ruh hali içerisinde olduklarını anlamıyorlar mı? Öyle görünüyor. Aşura Kültürünü, Hüseyni ve Zeynebi mesajları bin üç yüz küsur yıldır canla başla devam ettirenler bunlar değil mi? Hangi dini gelenekte ‘şehadet kültürü’ var, bunlarınki kadar. Bu merasimlerde gençlere hiç göz gezdirmemişler mi? Ayetullah Humeyni’nin peygamberin doğumunu ‘Vahdet Haftası’ ilan ettikten 10 yıl sonra ‘Kutlu Doğum Haftası’ geleneği Türkiye’de başladı. 1400 yıldır Peygamber’in Doğumunu kutlamak bile bir dini gelenek haline gelmemişken nasıl karşı tarafı bilinçsizlikle suçlayabilirler. Peygamberimizin doğumu, vefatı, diğer imamların doğum ve vefat günlerinde gençleri hiç görmemişler mi? İran-Irak Savaşı’nda daha baliğ  bile olmamış, yüzlerce reşid kahraman çocuğu hiç duymadılar mı? Ehli Sünnette toplu dua etmenin ne olduğundan bile habersiz milyonlar varken, her Salı ve Perşembe akşamları (Çarşamba ve Cuma Gecesi) göz yaşları içerisinde dua meclislerine katılan hiç genç bilmiyorlar mı? Cuma Günü Nudbe Duası’nı okuyan (hani sapık Şiilerin! gaip İmam’larına hasretlerini dillendirdikleri dua) hiç mi genç görmediler? Bunların hangisi Sünni gençlikte var? Cuma Namazlarını bir yerde, vahdet içinde kılan gençler Sünni dünyada var mı? ‘Dini ideoloji olarak algılamayıp’ yaşayan Sünni genç kardeşlerimiz, neden daha dua tesbihat vs okunmadan, sünneti bitirmeden, sanki birisi kırbaçlıyor, camiyi terk ediyorlar! Şii gençliğin göz yaşı hangi ekol, mezhep, meşrep, dinde var? Sayın yazara sormalı, hiç şu Şiilerin Kadir Gecelerine katılmış mı? Yoksa bilinçli gençliğinin katıldığı camilerde, mevlütleri mi dinlemiş sürekli? Bunu farkı görebilmesi bakımından tavsiye ederiz yazarımıza.

 

Geçelim. Yazarımız, iktidar zaafını da İran’daki olayların sebeplerinden sayıyor. Buna fazla değinmeyeceğim. Öyle düşünüyorum ki sayın yazar, seçimler, olaylar demişken gözlerin İran’a döndüğü bir sırada devrim başarısız oldu savını insanların beynine sokmak istiyor. Sebebi malum; Şiiliğin Genel karakteri. Bu karışıklıkların da asıl sebebi, başarısız olmuş devrimin sonucunda çıkmış imansız bir Şii gençlik! Yazara oyların %62.6’sının ‘ümmetçi’ Ahmedinejad’ın aldığını, bu olaylarda da –özellikle son dönemdeki yağma, saldırılar-  fitne için fırsat kollayan güçlerin parmağı olduğuna dair delillerin güçlü olduğunu hatırlatırız. İmansız gençlik, Sünni kesimde de vardır, Şii kesimde de. Benim göstermeye çalıştığım şey, Şiiliğin genel karakterinin sonucunda ortaya çıkmaz bu tür kesim! Bunun sebepleri çok daha farklıdır.

 

Muhammed Mehdiyar


Yorum Ekle

Arkadaşıma Gönder

Yazdır

Facebook

Digg

Del.icio.us

StumbleUpon

Google

Yahoo

YORUMLAR

Serdar Bilecikli 24-06-2009, 09:15:41
Tebrikler genç kardeşim. yazınızı okuyunca duygulandım. yazının içeriğinden çok böyle derin konularla uğraşmanız, gelecekte mektebe layık düşünürlere kavuşacağımız için heyacanlandım. Allah sizi bu yolda ondört masum hakkı için başarılı kılsın, mektebin ve memleketin sizlere ihtiyacı var.
 
YA SETTAR EL UYUB 24-06-2009, 14:45:00
Selamın adap ve irfanıyla sizi selamlıyorum.
Yazısı bahse konu adıgüzel amma kendisi güzellikten nasipsiz bu yazar,inkılabın ilk yıllarında tahranı suyolu yaparak yağlı lokma peşinde koşan Ali sofrasında umduğunu bulamayınca da fıtratı gereği Muaviye sofrasının cazibesine yenik düşenlerden birisidir,çok görmemek lazım.
Muhammed Mehdi-yar ve yaveriniz olsun inş.

Ağamın duz-çöreği bin lokma'yı Rızvan'e değer
Ağamın gözleri yüzbin mülk'ü Süleyman'e değer.



 
okuyucu 25-06-2009, 07:50:23
elinize sağlık
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

21/08/2009 HÜRRİYET GAZETESİNİN KOMPLOSUNA CEVAP
23/06/2009 Seçim Tahlili mi, Mezhep Taarruzu mu?
01/06/2009 BEHÇET AYNASI
05/05/2009 Şiir Ülkesinin Zeynep Vadisinden
07/04/2009 ON BİRİNCİ HİDAYET MEŞALESİ
02/04/2009 ÜZÜLÜYORUZ; ALLAH İÇİN!
04/01/2009 HÜSEYİN, FİLİSTİN, İNTİZAR, ALLAH
 
 
 
Yazarlar
Y. ZİYA T.YILMAZ

DİN İSTİSMARI, TERÖR ve ABD
MUHSİN KÜÇÜKER

EY BAŞÖRTÜSÜ SEN NEYMİŞSİN!...
MEHMET YETKİN

FİTNESAVAR BİR GÜÇ: VAHDET
Rahmi Onurşan Rahmani

KERBELA’DA BİR AMERİKALI
KEMAL KEMAHLI

DİPLOMASİ TRAFİĞİ VE İRAN'IN TAŞAN SABRI
BİLAL ATIŞ

Ah Şu Dalkavuklar
 
Konuk Yazarlar
ÜZEYİR YİĞİT

Memleketin Çivisi Çıkmış
M. NECİP YAVUZER

DİK DURMAK VE MÜCADELE AZMİMİZ OLMALI !
Rıza Bakırlı

İHANETLERİ YAKAMIZDAN SİLKİP ATMAK
Hüseyin Şeriatmedari

S.Hasan HUMEYNİ'YE İTHAF OLUNUR
Sadullah Zarei

İSLAMİ ORTADOĞU ŞEKİLLENİRKEN
 
Azeri Yazarlar
Vidadi Xudaşov

DİALOQA MƏHƏL QOYMAYAN MƏMLƏKƏT
Vüsal Aliyev

Şükür !...
Hacı Şahin Həsənli

HAKİMİYYƏT FƏLSƏFƏSİ (II YAZI)
Aqil Mehdi

Müsəlman deyilsə, hər şey qəbuldur
Nurəddin İsmayıl

ZÜLMLƏ BARIŞANLARA
Hacı İlqar İbrahimoğlu

DƏYƏRLƏNDİRMƏ TUTUMSUZLUĞU PROBLEMİ
Mayis Güləliyev

NATO və Azərbaycan
Faiq Vəlizadə

QURANDA ZALIMIN SON ANI
Ramin Bayramov

Qulaqburması
Cavid İmamoğlu

"U(O)BAMA"
Bikexanım Ezimova

BAYRAM AXŞAMI
Mirhüseyn Haşimi

Yaxşı və pis terror
 
Namaz Vakitleri

TV KANALLARI

Türkçe Kanallar
Zehra Tv
Ulke Tv

Tv5
Hilal Tv
Samanyolu Haber
Yumurcak Tv
Kudus Tv
Arapça Kanallar
Almanar
Alalam Tv
Alforat Tv
Alkawthar Tv
Farsça Kanallar

Irib 1

Irib 2

Irib 3

Irib 4

Irib 5
Press Tv
Jam e Jam 1
Jam e Jam 2
Jam e Jam 3
Quran Tv
Azeri Kanallar
Sahar Tv

 FOTO GALERİ

Tefekkür resimleri
Mizah ve Düşündüren resimler
Yorumsuz resimler
Manzara resimleri
 
Hava Durumu

 
Diğer Diller
 
Tarihli Arşiv



 
Gazeteler

 
Dergi ve Mecmualar

 
Faydalı ve Dost Sit.

 
Yabancı Gazeteler

 

Ana Sayfa   |   İletişim   |   Giriş Sayfam Yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle |   Sitene Ekle

Yazarlar ve makalelerin Yayınlanan  haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur

 
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.
2008 © RAST HABER   www.rasthaber.com
Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım :Networkbil.net