Kısa bir
süre evvel göç etti biri. Nereye? Bekâ yurduna. Öz vatanına. Ney’in, kamışlığı.
Bir asra yakındır, sızlar dururmuş. Şikayet edermiş, bilirsiniz: ‘Ayrılıktan’.
Aslından uzak kalan ‘vuslat’ı arar. Uzun gurbetten sonra, o gece ‘Şeb-i
Arus’uydu onun. Ne mutlu ona, ne mutlu! İzzetli yaşadı ve izzetle öldü.
Yücelerden bir yüceydi, gitti Beheşt’ine. Kim? Muhammed Taki Behçet. Yani? Yani
âşık. Heyhât, ne tılsımlı, ne esrarlı bir kelime. Başka, onun vasıflarını
kuşatacak ve en iyi şekilde özetleyecek bir kelime daha söylenebilir mi?
Elbette: abd, kul demek. Bir beşerin yükseleceği en yüksek payedir, kâmilen ‘Abdullah’
olmak. Emin olun bir kahramanı kaybettik. Müslümanların teselli kaynağıydı. Bir
Ayetullah Behçet’imiz vardı zira.
Mevlevî’den
misal verdik. Ney, insanı kâmilin remzidir derler. Uzun uzadıya, Mesnevi’yle
yorum yapılabilir. Geçelim. Zira ‘Pişkinin
halinden anlamaz hiçbir ham, sözü kısa kesmek gerek vesselam.’
Hakkında
daha fazla şey yazmayacağım. Hem ne kadar biliyoruz ki? Ben bir noktaya temas
etmek istiyorum ki, hem kendimde hem birçoğunda müşahede ettiğim bir hâlet-i rûhiyedir.
Öyle ya sorulur, ne üzerine?
Arz
edeyim. Ayetullah Behçet’in vefat haberini ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?
Ağladınız mı? Hüzünlendiniz mi? Üzüldünüz mü?
Dindar
olan ve Ehlibeyt Mektebine candan bağlı kimselerin cevabını biliyorum. Daha
mühimini soruyorum şimdi: Neden? Evet, soru bu kadar basit.
Evet,
üzüldük, hüzünlendik; O’nun gidişiyle burçlarımızda çok büyük bir gedik açıldı.
Evet farkına vardık belki, gidişiyle birçok şey eskisi gibi olmayacak. ‘Âlimin
ölümü, âlemin ölümü gibidir’; işittik, anladık, ikrar ettik. E’lem
müçtehitlerimizdendi. Mektebin hazinesiydi, yitirdik. Semanın parlak
yıldızıydı, kaydı, gördük.
Fakat, biz Ona mı ağladık? Bizzat O’nun için
miydi hüznümüz? “Dustu Hudâ, pîşi Hudâ’st émrûz”:Allah dostu, Allah yanında bugün.
Öyleyse kime? Mektebi kaygıyı az önce arz ettim, belki en önemlisi o, lakin
daha farklı bir şey var, bu vefat dolayısıyla.
Geçen
senelerde Cevad Tebrizî, Lenkeranî gibi abide şahsiyetleri, rehberlerimizi
kaybetmiştik. Onların vefat ‘haberlerinde’ olmayan bir şeydi bu. Nedendir tam açıklayamıyorum.
Ayetullah Behçet’i çok tanımamamıza rağmen, (Türkçede hiçbir eseri yok), çokça
rivayetler, Onu gören dost ve yakınlarımızın anlattıkları, hakkında yazılanlar
ve bence en önemlisi, Onun nurani simasında ‘hissettiklerimiz’, bizlerle O’nun
arasında bir bağ kuruyor.
Yine de
bahsetmek istediğim şey, tam olarak bu değil. Onun simasında, kendimizi
görüyoruz. Fakat çok daha farklı şekilde. Biz bu cenazede hep kendimize
ağladık. Kendimize, geçen ömrümüze hayıflandık.
Ney, ‘Herkes zannınca yar oldu bana, -ama kimse-
içimdeki sırları aramadı’ diye feryat ediyordu. O neredeydi, biz neredeyiz? O
nasıl yaşadı, biz nasıl yaşıyoruz? Gülün ıtrını alabiliyor muyuz? Bülbülün sesi
geliyor mu kulağımıza? Kalp meydanımızda güzellik, fazilet ve ah, o ulvî aşk mı
koşturuyor, yoksa…
Behçet aynasına bakan dehşete düşmeli.
Maskeler çıkarılıp, yüzlerin ortaya çıkacağı vakit, yakındır.
Selamunaleykum.Sayın yazar yazınızın son cümlesindeki;
Behçet aynasına bakan dehşete düşmeli. Maskeler çıkarılıp,yüzlerin ortaya çıkacağı vakit yakındır ifadeniz;Her nekadar " Yevme Yesveddil Vucuh "(Yüzlerin karardığı gün) ayeti kerimesini hatıratmaya yönelik olsa da.Anlatmaya çalıştığınız " Arif i Billah bir mübarek zat'ın aynasında ki "Rahmani "estetikle uygunluk arzetmemekte.Ney'in feryadındaki sızıltı ve inleme başka,bu incelik ve zarafeti dehşetle ifade etmek başka.
Behçet aynasına bakan kişi;" Kendisine çeki düzen verebilmek için Allah'tan tevfıyk ihsan etmesini niyaz etmeli" diye yazmış olsaydınız keşke.Buna rağmen yazınızın bir ayna gibi ışıklar saçarak,eksiklerimizi görmekte hatırlatıcı olduğunu bildirir saygılar sunarım.
#FFFFFF">
Yazardan
02-06-2009, 14:50:15
#FFFFFF">
Selamun Aleykum.
Yapıcı tenkidiniz için çok teşekkür ederim.
Geçenlerde vefat etmiş olan 'Arifi Billah bir mübarek zat'ın' simasında, onda gördüğümüzden değil, kendimizde gördüğümüzden bahsetttim takdir edersiniz. Evet bir Arif, Rahman'ı hatırlatır. Ama ben dikkat ediniz, 'vefat haberi'nin üzerine, en başta kendim ve başkalarında gördüğüm halet-i ruhiyeden bahsettim.
"Kendisine çeki düzen verebilmek için Allah'tan tevfıyk ihsan etmesini niyaz etmeli" cümlesiyle "dehşete düşmeli" arasında üslup farkı var diye düşünüyorum: Dehşete düşmeli ve kendine çeki düzen vermeli.
Şunu belirteyim, bu yazıyı kendim için yazmıştım üstadım, emin olun, insanın ruhuna tokat gibi etki edecek kelimeler seçmek istedim. Keskin olsun. Bir yaraya basılan kızgın demir gibi etki etsin. Benim kendime tayin ettiğim üslup budur.
Ney mevzusunda ise diyeceğim şey. Ayetullah Behçet hakkında söylenen ve yazılmış, dillerde dolaşan o kadar çok menkıbe var ki, şaşırtıcı düzeydedir. 'Kimse içimdeki esrarımı aramadı' diyor ney. Ben onun yolundan gittiğini söyleyen insanlara -başta kendim- sesleniyorum burada.
Birebir alakası olmayabilir ama Ayettullah Behçet'in, sitemizde de yer alan tavsiyelerinden kısa bir pasaj:
"Bazıları 'İltimas-ı dua' ediyorlar, 'ne için?' diye soruyorum, dertlerini (sorunlarını) anlatıyorlar, biz de ilacı tanıtıyoruz,
Teşekkür ve uygulamak yerine yine de 'Dua ediniz' diyorlar!
Uzaktır söylediklerimizle istedikleri şeyler arası!"
#FFFFFF">
YA SETTAR EL UYUB
02-06-2009, 18:49:57
#FFFFFF">
Sayın yazar bizimki bir hatırlama kabilinden aşk ıtırlı bir temenna'ydı.Siz tevazu lutfederek yapıcı tenkid telakki etmişsiniz.
Yazınızın akışındaki güzel ve derin nüktelerin oluşturduğu ayna ve ruh estetiğini sonuç cümlesiyle barıştıramadığım için olsa gerek.
Aklıma gelmişken izninizle şunuda ilave etmeliyim ki; ruhu tokat gibi kelimelerle sarsmak yerine, ruh'un visal arzusu çektiği asli cevhere olan iştiyakı zaten" Ney ve Sazlık" kısmında yeterince kendine has hatırlatma ve etkiyi yapmış görünüyor aslında.
Yağmur zamanı gülmek şimşeğin adetidir.
Yazınızdan çıkarılması gereken sonuç'u;" Zillet ve fenayı yok etmedikçe,yücelik ve ebediyyet bize nasıl ulaşsın" diye anladığımı ifade ederken,
Mübarek ağa behçetin hal diliyle söylediği"Namahremler ardından ağıza kilit vurdum,kalk ey çalgıcı,ebedi eğlence zamanı geldi"diyerek fenadan bekaya hicretini anlatan makalenizden ötürü sizi kutlarım.Saygılar.
#FFFFFF">
Yazardan
02-06-2009, 21:39:24
#FFFFFF">
Selamun Aleykum
Allah sizi aziz kılsın.
#FFFFFF">
YA SETTAR EL UYUB
02-06-2009, 22:48:49
#FFFFFF">
Sayın yazar söz kastımızı aştığı içir umarım bizi hoşgörüp bağışlamışsınızdır.
Allah sizi de azizler yaranından kılsın inş.
#FFFFFF">
rüyaye
03-06-2009, 00:18:46
#FFFFFF">
Ayetullah Behçeti'yi kaybettik mesajını aldığımda hüzünlenmiştim. Aynı zaman diliminde aynı atmosferin havasını solurken, , onunla aynı mekanda olma şansını da kaybetmiştik, Rabbimin onun varlığı sebebiyle gönderdiği rahmetini de, onun aleme ettiği dualarının bereketini de , ilmin yaşayan numunesini de, islam inkılabının kahraman irfani erlerinden birini de kaybetmiştik.Kendi kayboluşumuzun önünde şeytana kalkan olan bir müçtehidimizi, arşımızı belalardan koruyan nimetimizi, dizinin dibinde oturma şansını da kaybetmiştik. Nuryüzüne bakmaktan, varlığından feyiz almaktan, onun irfani mertebelerinin zerrelere tesirinden yoksundu artık bu zaman ve bu mekan. Sizin irfani aşk diliyle yazdığınız sözler karşısında söylenecek söz olmasa da, içimdeki hüznü, irfani olmayan ama samimi duygularımla , ağaya özlem duyan ve varlığında kendimizden utandığımızdan,yokluğunda da yokluğundan kendimize ağlayanlarla paylaşmak istedim. Kaleminiz Rabbin nuruyla daha bir nurlansın inşaallah.
#FFFFFF">
Yazardan
03-06-2009, 03:35:56
#FFFFFF">
Selamun Aleykum
Bağışlamak mı? Bağışlamak bir kabahat üzerine olur üstadım. Bu kısa yazışmamız çok hoşuma gitti, üstelik bundan sonra kelime seçimlerimde daha dikkatli olmam gerektiği sonucunu çıkardım ki, bu bana yeter.
İltimasi dua.
#FFFFFF">
YA SETTAR EL UYUB
03-06-2009, 15:37:47
#FFFFFF">
Sevgili yazar kısa dediğiniz bu yazışmaya vesile olan,ağa Behçet'teki güzel nuraniyyetin gönül aynamıza teveccüh cilvesiyle beraber,temiz ve yüce ruhunda varolan cömertliğin lütuf ve ihsanıyla alakalı bir bereket olduğu kanaatindeyim.
Sizinde bildiğiniz gibi:Fenanın gerekliliği gibi,tüm evrene sirayet eden bir kanundur.Bekayı arzulayan herkese fena vaciptir.Çünkü yok olandan başkası için varlık yoktur.(sadece yok olan kişiler için vücud vardır.) Yeni varlığın (vücudun) olması için önce fena olmalıdır.
Hakta fena olmak,bekaya kıyasla daha kolay olmakla beraber,bu beka ciddi ve zor bir iştir.
"Oraya şimşek gibi,nice gönüller ulaşır.Fakat orada kalmak zor iştir."
İşte bu menzilin zorluğundan dolayı oraya ancak seçkin alim ve arifler ulaşabilecektir.Çünkü nefsinden vazgeçip Allah yolunda beka istemek,Allah'a yürümekle kalmayıp Allah içinde Allah'la yaşayan kamil insanın alametidir.
Allah'a yürümekten maksat,çokluktan tekliğe ve birliğe dönmektir,Bunun anlamı ise; İttihad halindeyken Rabbi ile birlikte,kopup geldiği zevahir alemine döner.Çoklukta tek olma ve sayıca çoğalmada da yek-vücud olma hali belirir.Bu iniş sırasında şeriati dış elbisesi,hakikati'de iç elbisesi olarak belirler.Zira o,hakikatı beraberinde indirip insanlara açıklar.Bunun yanı sıra,şeriat konusunda kendisinden istenen şeyleri de yerine getirir.
Artık,arifin kendisi burada yaratıcısının elinde itaatkar bir nesne olmuştur.O'nun elinde kulların yararı için istediği şeyler vardır.Kalbi,yaptığı işlere bağlanmamaktadır.Çünkü o,tüm duyguları ile Hakkın yanındadır.Tüm işini tamamen Ona teslim etmiştir.
"Tıpkı kalem gibi aşkın parmağındadır."
Bu alim ve arif,ilahi marifet ve bilgileri yarattıklarına taşıması için Hakkın seçtiği kişidir.Böylece mesajı tebliğ etmek için en saf ve temiz araç ve en arı-duru vesile olur.
İşte bunlar,Nebi'ler ve imamlar'ın gerçek varisleri olup ümmetlerin dinini bozulmadan saklamaları için Allah tarafından gönderilen seçkin alimlerdir.Hazreti Behçet de menkıbeleri uzun zamanlar anlatılacak böyle alimlerden birisi olarak gönül semamıza ışık tutmaya devam edecektir.
" Hikaye bu noktaya kadar sözle anlatılabilir,
Fakat bundan sonrası kelimelerle açıklanamaz
Eğer konuşacak ve onu izah için birçok yolu deneyecek olursak,
Boşunadır;zira böylece sır açıklık kazanmaz."
Görüntüyü gören insan,kendi başına tek ve benzersizdir,görüşü için hiçbir tabir kullanmaz;Çünkü bu tecrübeyi ifade edebilmek için kelimeler yeterli gelmemektedir.
Sevgi sultanı Peygamber Cebrail'i geride bırakıp,insana açık en yüksek mertebeye ulaştığı zaman,bu konu Kur'an'da şöyle ifade bulmuştur."Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti,Muhammed'in gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı"53/10-11
Peygamberin ne gördüğü açıklanamaz ve tarif edilemez.Sessizlik belagatın doruğuna erişince bir mertebeye ulaşılır.
Sonunda biz başkalarından ödünç aldığımız bilgilerle yetinmemeye başlarız.Bizim,bu eşsiz,tarif edilemeyen görüntüyü görebilmek için aşıkane bir teslimiyetle çabalamamız gerekir.
Bizim kusurumuz ödünç alınmış bir ışık ve renk ile görmemiz ve kendimizi onun sahibi sanmamızdır.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.