Günlük hayatın vazgeçilmez olgularından biri seyahat.Her gün binlerce insan bir yerden bir yere
yolculuk eder. Böylece her birimiz turist diye anılırız. Turist seyahat eden
insan anlamını alır genelde. Fakat daha özel anlamıyla (budunbilimcilere göre)
“turist belli bir süre zarfında belli bir yerde kalan insandır.” Le Français dans le Monde dergisinin
Nisan 2000 sayısında Marc Augé(1) ile yapılan röportaj “turist olma” durumu
üzerine besleyici bilgiler sunmakta. İsterseniz Augé’ye kulak verelim önce.
“Aslında biraz daha ileri gidersek, (budunbilimcilerin bir yerde belli bir
süre zarfında aynı yerde kalan insan tanımlarının aksine) turistin gelip-geçen
insan olduğunu söyleyebiliriz. (…) Turistler elbette kendi evlerinden
ayrıldıklarında bir yer, manzara görme konusunda açlığa sahiptirler ancak bu
istek çatışkılarla doludur. O evinden ayrılır ancak tam olarak değil: 15 günde,
3 haftada her şey tecrübe edilir. (…) Bu ( seyahat eden insan) turist 19.yy.ın
seyahat eden insanı ile aynı değildir. Her şeyden haberdar olarak gider
gideceği yere. Aradığı şey tamamıyla fizikseldir. Televizyondan keşfettiği yeri
vücudunda yaşar. Güzel olanı arayışta
Turistin modern bireyciliğin bir betisi(figür) olduğu söylenebilir.”
“Turist olma” durumu
Augé için bunları ifade etmekte. Bu açıklamaların ışığında dilerseniz
tanımlamaları biraz daha açalım.
Turist denildiğinde
bugün aklımıza seyahat eden insan gelmekte. Peki, gerçekten nedir turist?
Fransızcadan dilimize geçmiş bir sözcük: turist. Fransızcada “touriste”
(turist) sözcüğü vardır. Bu sözcük kendi içerisinde “tour”(2)(tur) sözcüğünü de
barındırmaktadır. Tour sözcüğü
“gezinti, etrafını çevirme, çevirim, dolaşma…” anlamlarına, Touriste ise “bu edimi(gezme)gerçekleştiren kişi” anlamına gelmektedir. Ve
gezen kişi modern dünya içerisinde daha da özel bir anlam almış ve “keyfiyet
üzere gezen kişi” anlamını kazanmıştır. Ancak aynı zamanda bu “gezme” ediminin
yanına “seyahat etme” anlamı da eklenmiştir. Yani touriste artık “quelqu’un qui voyage pour son agrément”(3)dır. Touriste sözcüğü bu
anlamı kazandıktan sonra “voyageur”
(voyajör) sözcüğü hepten unutulmaya yüz tutmuştur. Çünkü seyahat eden (seyyah/voyageur) ile gezen(gezen/touriste) aynı şeyi karşılamaya başlamıştır.
Voyageur denildiği vakit
her zaman akıllara 19. asır gelir Avrupa için. Voyageur genellikle günümüz Avrupa’sında 19.yy.ın sınır-tanımaz
gezginlerini hatırlamak için kullanılır. Avrupalı özellikle de Fransız aydınlar
19.yy.da belli amaçlar doğrultusunda dünyanın çeşitli bölgelerine seyahat
etmişlerdir. Chateaubriand, Baudelaire, Hugo, Flaubert bu seyahat edenlerden
birkaçıdır. Bunun yanında Mısır seferinden önce Napolyon tarafından keşif için
gönderilen aydınlar da vardır. Bu dönemleri dikkatle incelersek “Voyageur”lerin
her zaman bir amaç için seyahat ettiklerini görürüz. Bu amaç genellikle
Hıristiyanlıktır aydınlar için. Mesela yine bu dönemde keşif için Çin’e giden
Cizvitlerin varlığından da haberdarız. Hâsılı, “voyager”(voyaje) eylemi her
zaman amaç içerir. Yani “bir şey için” seyahat ederiz. Dini yaymak için, bir
doktrine zemin aramak için ya da ticaret için. Fakat bugün kullandığımız
“touriste” sözcüğü kesinlikle “amaç” içermemektedir. Bir keyfiyet, bir
benmerkezcilik vardır. Bu dakika yine Augé’ye kulak verelim:
“ (…) Elbette “touriste” “voyageur” değildir. Touriste kesin ve
ürkünç birisi, her şeyi bildiğine inanan, her şey üzerine fikir beyan eden,
benmerkezci bir varlıktır.(…)”
Bu açıklamaların da
ışığında son bir ayrım yapabiliriz: “voyageur” kendi istekleri ya da sırf
öz-benliği için değil bir amaç ve bir yarar uğruna seyahat eden insan olmasına
karşın, “touriste” tamamıyla keyfiyet ve benmerkezcilik için seyahat eden
insandır.
Tüm bu açıklamaları
Avrupa dillerinden dilimize geçen bir sözcüğün, “turist” sözcüğünün anlamsal
boyutta günümüzde neyi imlediğini belirlemek için yaptık. Şimdi de bu sözcüğün
tarih içerisinde dilimizde nasıl bir şekilde geliştiğini ve bize anlamsal
açıdan neler çağrıştırdığını görmeyi deneyelim.
Seyahat etmek bizim
tarihimizde özellikle İslam’ın kabulünden sonra önemli bir yere sahip olmuştur.
En genel anlamından, en özel anlamına, bu söz öbeği bizim tarihimiz için önemli
çağrışımlara sahiptir. Seyahat kelimesi aslında “siyahat” kelimesidir. Zamanla
Türkçe içerisinde “seyahat” halini almıştır. Arapça siyahat kelimesi “ibret,
Allah’a kulluk etmek ve ibadet için yeryüzünde gezip dolaşmak” anlamına gelir.
Aynı zamanda süyuh kelimesi ile aynı köktendir. Süyuh “akarsuyun akması” ve
aynı kökten gelen diğer bir kelime de “seyh” kelimesidir. “Seyh” kelimesi de
“sefer” anlamına gelmektedir. Tüm bu aynı kökten gelen sözcükler de seyahat sözcüğünün
“voyage”(voyaj) sözcüğüyle aynı anlamları karşıladığını gösteriyor. Seyahat
sözcüğü de “voyage” gibi bir amaç için yapılmaktadır. Buradaki amaç; “inançlar
için” yapılmasıdır. Seyahat sözcüğünden sonra karşımıza “seyahat eden”
anlamında “seyyah” sözcüğü çıkmakta. Seyyah “siyahat”ın gerekleri doğrultusunda
gezip dolaşan/tebdil-i mekân eden kimsedir. Tarihimizde de seyyah denildiği
zaman hepimizin hatırına derhal Evliya Çelebi gelir. O da seyahat etmenin
gereği olarak amaçlar doğrultusunda gezmiş ve gezdiği yerlerde gördüklerini
yazarak “Seyahatname” adında bir eser ortaya koymuştur.
Seyahat’in seyyaha
yüklediği görev görüldüğü üzere tamamıyla dinle ilintilidir. Aslında bir
anlamda seyahat seyyah için “seyr-ü sülük”e devam edişin yollarından biridir.
Çünkü seyahat eden insan Allah için seyahat etmektedir. Allah için seyahat
ederken aynı zamanda ibadet de etmektedir. İşte tüm bir seyahat süresince
seyyah sanki tarikata devam ediyormuş gibi ( yani seyr ü sülük de imiş gibi )
yaşam sürer. Tüm bu ek bilgilerden sonra konuya kaldığımız yerden devam edelim.
Tarihte Türkçede
“eğlence için gezme” edimini anlatmak üzere “seyahat” değil “seyir” sözcüğü
kullanılmıştır. Ancak turisti karşılamak için de yine seyyah kullanılmıştır.
Bir de “gezgin” sözcüğü de “turisti” karşılamıştır. Ancak tam anlamıyla o gün
için bir turistin varlığından söz edilemez. Zaten söz edilebilir olsa idi biz
bugün turist yerine gezgin sözcüğünü tercih ediyor olmaz mıydık?
Bugün itibarıyla dünya
için genel bir sözcük turist. Gezen, gören insanı tanımlıyor. Ancak çok sığ ve
tatsız bir sözcük. Bir kere benci. Hiçbir zaman bir anlam uğruna gezmeyen insan
turist. Gezdiği yerlerde hayatı sadece fotoğraf makinesinin objektifinden
seçtiği karelerden ibaret gören bir zihniyeti barındırıyor turist sözcüğü kendi
içinde. Ancak tüm bu sığlığına rağmen ne “seyyah gelir dilimizin ucuna ne de
gezgin”. Bilgi çağı adı altında var olan bilgilerimizi unutuyoruz. Modernizm
her gün birkaç sözcüğü alıyor elimizden. Bu yazıda biz sadece birkaçına
değindik peki ele alamadığımız ve alamayacağımız daha binlercesi ne olacak? Biz
modernizmin bu soykırımına göz yumdukça hiçbir şey olmayacak. Yalnızca
sözcüklerini kaybeden insanlık giderek tarihöncesine dönecektir. Acaba Hegel
haklı mıydı; “tarihin sonu” mu gelmekte?
1 Marc Augé Fransız Seyyah ve
Budunbilimci. 1935’de Paris’te doğdu. Afrika’da görev yaptı. Toplumsal Bilimler
Yüksek Öğretim Enstitüsünde eğitmenlik yaptı. 1980’lerin ortasından beri
budunbilimsel araştırmalar yapmakta.
2 Bu arada “le tour” sözcüğü “tourner”
eyleminin isim halidir. Tourner eylemi de Fransızcada “gezmek, dolaşmak,
etrafında dolaşmak…” gibi anlamları karşılamakta.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.