İslam dünyasınıntarih boyunca gündemindeiçinde barındırdığı farklı dini görüşler, mezhepler sebebiyle bu iki kavram olantefrika ve İslami dayanışma hep ola gelmiştir.Geçmiş tarihten günümüze kadar İslami sorumluluğunu taşıyan bir kısım alimler, siyasiler, yazarlar Müslümanları vahdete ,İslami dayanışmaya ve kardeşliğe davet ederlerken Müslüman adını taşıyan fakat İslami kimliklere sahipolmayan diğer bir grupliderler , din tüccarı alimler, kalemlerin dinara satan yazarlarise bir takım mezhebi farklılıkları,dini algılamadaki değişik anlayışlarıön plana çıkarak İslam ümmeti arasında nifak tohumları ekerek toplumları kin ve nefrete teşvik ederek şeytani vazifelerini yerine getirmişlerdir.
Günümüzde küresel emperyalist güçler İslam coğrafyasını istila,işgal ederekten sömürerek, zulümlerini alabildiğince Müslüman halklarüzerinde artırırken en çok faydalandığı materyal, ümmet arasındaki farklı dini görüşleri yerliişbirlikçileri aracılığıyla Müslüman kamuoyuna sunarak tefrika ve fitne çıkararak şeytani amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar.Özellikle İslam İnkilabının küresel emperyalizmi dize getirerek başarıya ulaşmasınamüteakip İslami bir devletin teşekkülündensonra emperyalist güçler tüm güçlerini ve imkanlarını mazlumların savunuculuğu ve himayesini üstlenen ve izzetli bir şekilde bu zalimlerin karşısında direnen velayet izleyicilerine yönelttiğine şahit olmaktayız.İslami dayanışma şianın tarih boyunca vebu günde otorite olarak kabul edilen önderleri tarafından olmazsa olmazı olarak kabul edilen bir strateji olurken, maalesef ehli sünnet cephesinde genel manada bir dini otoritenin olmaması sebebiyle bu durum genel manada o kadar net bir çizgilerle ayrılmış bulunmamaktadır.Bu net olmayan pozisyondan dolayı bu durum da ister istemez İslam düşmanlarının işini kolaylaştırarak ümmet arasınanifak ekerek tefrika çıkarmaları için iştahlarını hep kabartmıştır.
Emperyalist ve Siyonist tehlikenin ve onlarınümmet üzerindeki sinsi oyunlarınınfarkında olan özellikleFilistin davasına sahip çıkan Sünnianlayışlara sahip direnişgurupları ve de devletleri İslami dayanışmanın gerekliğini kabul ederek bu doğrultuda hareket etmektedirler.Fakat, Firavun-i zihniyete sahip rejimlerle yöneltilen ABD ve Siyonistlerin uşaklığı yapan Mısır, Ürdün ,Suudi Arabistan gibi despot ve zalim rejimler halklarının kardeşlik taleplerinin aksine tefrika siyasetlerini bir takım mezhebi ve ulusal çıkar söylemlerini kullanarak amaçlarına ulaşmak için gündeme getirmeye devam etmektedirler. Halkları Müslüman ama kendilerizalim olan bu yönetimlerin tefrikaya dayalı siyasetlerinin gerçekleşmesi için sözde bazı İslam alimleri de verdikleri fetvalarla yardımcı olarak onlara çanak tutmaktadırlar.Bu açıdan bakıldığında Şia uleması tarih boyunca hiçbir Müslüman’ın sadece farklı bir mezhebe sahip olmasından dolayı kafir ilan edilmesi, öldürülmesi , katledilmesi için verilmiş bir fetvanın ayıbını ve vebalini taşımamıştır.Birlikten, kardeşlikten ,İslami dayanışmadan yana olmanın haklı gurunu daima yaşamışlardır.
İslam İnkilabının gerçekleşmesinin akabinde inkilabın ilk yıllarında emperyalist ABD’nin , Siyonistlerin ve onların yerli ve yabancı yardımcıların da desteğini alan zalim Saddam’ın inkilaba karşı 8 yıl kimyasal silah dahi kullanarak saldırmasına rağmen İslami İran’a olan ilahi yardımlar neticesinde bu şer güçler nihai amaçlarına ulaşamayarak yenilmişlerdi . Bu savaştan sonra geçen 20 yıl gibi kısa bir zamanda İslami İran’ın dünya genelinde maruz kaldığı tecrit politikalarına ve ambargolara rağmen ilim, teknoloji, tıp, nükleer enerji gibi alanlarındakat ettiği büyük gelişmeler ve başarıları ile beraber bilge, basiretli,fakih İslam İnkilabıLiderinin emperyalist oyunları ve hileleri alt üst eden siyasetleri neticesinde inkilabın Ortadoğu da artan nüfuzu sebebiyle emperyalist güçlerle beraberbu yerli işbirlikçilerini de yeterince rahatsız ve tedirginetmeye yetmiştir.Ayrıca Ortadoğu da emperyalist ülkelerce desteklenen bazızalim rejimlerin ve gurupların yıkılarak şialar üzerindeki zulümlerin azalması ve efsane güç olarak bilinen Siyonistlere Hizbullah’ın büyük bir mağlubiyet tattırmasıylaŞialık inancının gündeme gelmesiyle beraber bir kısım Ortadoğu da ki despot rejimler bu tablodan oldukça rahatsız olmuşlardır. Bunun içinde sözde İslami İran’ın ve Hizbullah’ın ‘Şia yayılımcılığı’ politikası yaparak ve Ulusal güvenliklerini tehdit ettiklerini iddia ederekArap ülkelerinin rejimleriiçin tehlike oluşturdukları şayiasını satılmış kalemlerini kullanarak yaymaya çalıştıklarını görmekteyiz.
Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Lübnan hükümeti ve diğer bölgesel tefrikaoyuncuların tüm çabalarına karşın sanal “Şii yayılmacılığı” propagandası artık gözleriaçılmış ve oyuna gelmeyenArap halkları tarafından hiçbir şekildekarşılık bulmamaktadır. İslami İran’ın kardeşliğe ,samimiyet ve mazlumdan yana olmaya dayalı siyasetleri neticesinde Sünni dünyasının sevgilerini ve güvenlerini kazanarak bu emperyalist oyunların alt ,üst olmasını sağlayarak onların tefrikaya dayalı siyasetlerininamacına ulaşmasını şimdiye kadar engellemiştir.Özellikle en son yaşanan Gazzede ki Furkan savaşında İslami İran’ın ve Hizbullah’ın mezhebi farklılığı gözetmeden Sünni olan mazlum Gazze halkınıkendi bedenlerinden bir parça gibi kabul ederek onlarınyanında yer alarakonlara her türlü maddi ve manevi yardımda bulunmalarına karşılık,bu savaşta Siyonistlerin yanında yer alarak ve her açıdan Siyonistleridestekleyen sözde Sünni ve aynı ırktan olanbu Araprejimlerinin bu tavırları kendihalklarının nezdinde ki itibarlarını iyice alt-üst ederek ‘satılmış rejimler’ olarak nitelenmelerine sebep olmuştur.Bu ayıptan ve utançtan kurulmak isteyen bu Firavun rejimleri hiçbir dayanağı olmayan bir takım uydurma söylemler kullanarak , halkların bir takım milli ve mezhebi duygularını harekete geçirerek onların desteğini alarak bu durumdan kurtulmaya ve saltanatlarını, tağut yönetimlerini sağlama almaya çalışmaktadırlar.
Tefrika siyasetinin başrolünde oynayanlardan biri olanMısır rejimi ‘olmayan kılıcını’ İslami İran’a göstererek ’İran, Mısırın kılıcından korksun!’ ifadesiyletehdit dilini kullanırken bir yandan da saray şeyhlerinin fetvalarından manevi destek alarak saldırmaya ve tefrika çıkarmaya devam etmektedir. Ne hikmetse, onlara Arap-İsrailsavaşında ağır bir yenilgi tattırtan, bunları zillete mahkum eden gasıpSiyonistlere mesele geldiğinde o kılıç kınından bir türlü çıkmamaktadır! Bu tavır bize tarihte kafirlerle olan çetinsavaşlardasesleri çıkmayanların peygamberimizin yanındayken birfarklı söyleminden dolayı Müslüman’ı öldürmek için hep nara atan ,sahte kahramanlık taslayan kişilerin siyasetini anımsatmaktadır.
Suud rejimi ise bir yandan gasp ettikleri kutsal Mekke şehrini deİranlıziyaretçilerin masumane talepleri olan peygamberimizin mübarekkabrini ziyaret etmek istemelerine karşın onlara akıl almaz zülüm uygulayarak psikolojik baskı oluşturmaya çalışırken diğer taraftan da belam kılıklı alimleri aracılığıyla da gasp ettikleri Mescid-i Nebeviden Şiaların kafir olduklarına dair fetvaları yayınlamaktadırlar. Bu belam kılıklıalim müsvetteleriöncelikleYahudileri ve Hiristiyanları kendilerine dost tutan, şatafatın alıp başını gittiği, gösterişten kutsalKabe’nin görüntüsünün bile kaybolduğu saraylarda yaşayankralları hakkında fetva vermeleri daha doğru olmaz mı?Maalesef butefrika siyasetinin yansımalarını ülkemizde de bu kaynaklardan beslenen sözde köşe yazlarları tarafından devamlı sözde ilmi!tartışma kılıfında İran özelindeŞia’ya saldırılarak sistematik olarak gündeme getirilmesi , Türkiye de bu tefrika lobisinin sığınak aradığını ve şube oluşturmaya çalıştığıkanaatinioluşturmaktadır. Özelliklesiyasetten ilgilenmediğiniiddia ! eden İran konusunda görüşlerini ABD’ninistediği doğrultuda dile getirerek devamlı açıklamaları ve beyanatlarıyla ABD’ninyüreğine su serpen Gülen ve medyası ileberaber son zamanlardamilli görüş yanlılarındanbazı köşe yazarları(M.Ş.EYGİ, E. SİFİL, M. ÖZCAN ) eş zamanlı olarak mezhep farklıklarını gündeme getirerek mezhep fanatikliği yapmalarıçok manidardır.İslami dayanışmanın merkez noktası olan İslami İran da en üst seviyede ağırlanarak itibar gösterilerek saygı duyulan ve Müslümanlar arası kardeşliğe ve dayanışmaya canı gönülden bağlı olduğuna inandığımız sayın Erbakan’ın ve yetkililerin, emperyalistlerin menfaatlerine hizmet eden , kardeşliği zedeleyen bu tür söylemleri dile getiren bu yazarlara bir an önce müdahale etmelerini beklememiz bizlerin kardeşlik hakkı olsa diye düşünmekteyiz.
Bu nokta da mezhebi farklıkları bahane ederek ümmet arasında tefrika çıkarmak isteyenlereİslam İnkilabı Rehberi şöyle buyurarak, uyarmaktadırlar: Şiiler ve Sünniler arasında tefrika çıkarmak isteyenler Şii de olsa Sünni de olsa İslam'ın düşmanlarıdırlar .İran halkının vahdetine engel olmak isteyenler kimlerdir bakın onlara. Bunların düşmanın aletleri olduklarını bilin. Ya düşmanın doğrudan senaryosunu uyguluyorlar, ya da aletidirler. Sünniler ve Şiiler arasında mezhep bahanesiyle tefrika doğurmak isteyenler, Şii de olsalar Sünni de olsalar, düşmanın satılık kişileridirler, bilsinler veya bilmesinler bu böyledir. Bazen insanın düşmanın uşaklığını yapıp bundan haberdar olmaması mümkün olmaktadır. Bunlar orada burada, Irak’ta bir türlü, Afganistan, Pakistan ve diğer yerlerde başka türlü terörist eylemler düzenlemeleri için petro-dolarlarla beslenmektedirler ve düşman tarafından kullanıldıklarını bilmemektedirler.
Ehli Sünnetin mukaddesatına hakaret eden o Şii de, o da düşmana satılmıştır fakat ne yaptığını bilmemektedir. Arz ediyorum: Bunlar düşmanın asli unsurlarıdırlar. Bu kişiler arasındaki bazıları ister Sünni isterse Şii olsunlar gafildirler ve ne yaptıklarını bilmiyor ve anlamıyorlar. Düşman için çalıştıklarından haberdar değildirler. Bu gün bu Vahabiler Şiileri kafir sayıyorlar. Hatta Ehli Beyti seven Sünnileri de tekfir ediyorlar. Tarikat üyesi Sünnileri, Kadirileri de kafir ilan ediyorlar. Bu yanlış fikir nereden doğmaktadır? Bunlara göre bütün Şiiler; Kuzey Afrika’daki Şafiiler ve orta Afrika’daki Malikiler ki bunlar Ehli Beyt’in muhipleridirler ve irfani tarikatlerinin silsilesi Ehli Beyt’e dayanmaktadır,kafirdirler. Niçin? Çünkü İmam Hüseyin’in Kahire’deki makamına ihtiram gösteriyorlar. Bunlara göre Şii ki kafir, Kürdistan’daki Kadirilik veya Nakşibendilik ile ilgisi olan bir Müslüman da kafir. Bu nasıl bir fikirdir? Bu yanlış ve şerir düşünce ile Müslüman kardeşler arasında niçin ihtilafa düşülsün? Şiiler arasındaki, cahillikleri veya gafletleri yüzünden, bazen de garazdan kaynaklanan bir şekildeki o kişileri de tanımaktayız ve sorunlarının sadece cahillik olmadığını, ihtilaf çıkarmakla görevlendirildiklerini biliyoruz. Gidip Ehli Sünnet’in mukaddesatına hakaret edenlere diyorum ki: İki grubun yaptığı da şeran haramdır ve kanuna karşı gelmektir."
İslam Düşmanlarına karşı ,İslami dayanışmada içinde tek yürek olması gerekenİslam ümmeti ve devletleritarafından ,İslami kardeşliğe engel olarak İslam dünyasını gevensizleştirerekMüslümanlar için güvensiz bir ortam oluşturarak tefrika çıkarmaya yönelik hiçbir hareketten kaçınmayan özellikle Irak, Afganistan, Pakistan ve Hindistan'da masum insanlarınkanları akıtarak katleden İngilizlerinürünü olan Vahabi ve benzeri selefi gibi batılanlayışlara prim verilmeyerek bir an önce bertaraf edilmesi gerekmektedir.
İhtiyaçların farkında olmayan toplulukların sonları hep hüsren olagelmiştir.Müslümaların bütün zulümlarden kurtulmaların tek çaresi vahdetin şifa niyetine tüketilmesi gereken acı bir ilaç olduğunu anlamalarından geçmektedir.Mezhepsel ayrım noktalarındaki derin yaraları bir köşeye koyup tedaviye başlamazsak eğer bu ağır yaralarla üzerimzideki zulümler artık canımzıı daha çok acıtacak.Rehberimizin açıklamarıyla eş zamnda gelen yazınızdan dolayı tebrik ederim.Kaleminize kuvvet.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.