Savaşsız bir dünya “ her zamanda ve her yerde
sürekli barış” beklenilmez bir durumdur. Bu slogan yalnızca bir hayalden öte
bir şey değildir. İnsanın doğası, toplumsal gerçekler bu hayalin
gerçekleşmeyeceğini ortaya koymaktadır. Her zamanda insanların oluşturdukları
toplumlarda kendi içinde ve toplumlar arası çatışmalar savaşlar olmuştur olmaya
da devam etmektedir. İnsanın iç dünyası hem kendi içinde hem de çevresiyle
çatışmaya müsait bir konumdadır. Her insan nefis sahibidir, maddi ve manevi
yönelişleri mevcuttur, bu özellikler insanın eğilimlerine göre, fertlerde
farklı farklı tecelli etmektedir. Bu fertlerin oluşturdukları toplumlarda
çatışmanın olmamasını beklemek ütopyadan başka bir şey olamaz.
Toplumu oluşturan fertler kendi özelliklerini
topluma taşıyacaktır, farklı eğilimlerde, toplumda sürekli çatışma halindedir,
maddi ve manevi özellikleri tarih boyunca toplumları ideal bir konuma sokamamış
çünkü bir toplumda birkaç kişi dahi olsa düzeni bozacak, adalete ve haysiyete
aykırı hareket edecektir, bu tavırda toplumu bir şekilde etkileyecektir.
Çoğunluğa hâkim olan bir duygu bir mana, bir kuralı ihlal edenlere karşı hemen
savunma mekanizması harekete geçecektir. Hz İsa (as)’a isnat edilen bir sözden
yola çıkarak bazıları toplumsal barışın yolunun sınırsız bir hoş görüden
geçtiğini, kendinize yapılan zulümlere ses çıkarmadan tepki vermeden,
olgunlukla karşılayarak fitnenin önünün alınacağını ve çatışmasız bir dünya
oluşacağını iddia etmektedirler. Tepki vermenin daha büyük kargaşalara yol açacağı
asıl olanın diyalog olduğunu ileri sürmekteler. Savaş ve çatışma insanın
fıtratında olan değer verdiği, kutsadığı şeylere karşı yapılan saldırı ve
tecavüzlere karşı savunma mekanizmasının harekete geçmesidir. Rahmani ve
şeytani ordular nasıl insanın iç âleminde sürekli her şahısta farklı şiddette
boyutta devam etmekteyse toplumda ve toplumlar arasında da aynen devam
etmektedir. Savaş sürekli olacaktır insanlar ölecek, evler yıkılacak, şehirler
harabe olacak, çocuklar yetim, kadınlar dul kalacaktır. İnsani ve ilahi
değerlerin ayakta kalması rahmani orduların şeytani saldırı ve tecavüzlerine
karşı koymasının olağan sonucudur. Kâinatın ve onda olanların sahibinin
yeryüzündeki istediği sistem, ilahi öğretilerle beraber gönderdiği ilahi
önderlere itaat edilmesi, önderin kontrolünde toplumun eğitilmesi bu eğitiminde
yaşamlarında pratik edilmesi üzerinedir. İnsanı Kamil yaratılmışların en
şereflisi, en değerlisidir insanlık tarihinde bu özellikleri taşıyanlar başta
Peygamberler ve ilahi vasilerdir, her bir fertten istenende bu makama doğru
hareket etmesi yol almasıdır. Peygamberlerin ve ilahi vasilerin özelliklerinden
bahsederken onların azametlerinin, insani erdemlerinin yücelikleri karşısında
hayretlere düşüyoruz, nasıl ki İmam Hüseyn(as)’ın şahsiyeti, ibadeti, ahlakı ve
her yöndeki faziletleri konusunda; Âlemlere Rahmet olarak gönderilenin gözünün
nuru, o mukaddes canını neden hiçe sayıyor, neden en sevdiklerini, tarihte
faziletlerine hiç kimsenin ulaşamayacakları bedenleri feda ediyor. İşte asıl
değer odur, bu şahsiyetlerin oluşmasını sağlayan öğretiler, hangi faziletlere
sahip olursa olsun her bedenden daha kıymetli ve korunması gerekiyor. İlahi
önderlerin onca faziletlerine rağmen kendilerini feda edişleri senin benim her
türlü bahanemizi ortadan kaldırarak, Öğretinin öğretmenden de daha değerli
olduğunu, gerekirse öğretmeninde bu öğretiler için feda oluşunun açık
göstergesidir. Savaş ruhu insanın fıtratındadır, insan kendine has olan
değerleri için fedakârlıklar yapabilir yapmalıdır da; Sabah kalkarken yalnızca
karınlarını ve şehvetlerini düşünmek olan insanlara ilahi öğretiler, onları
hayvanlıktan kurtarıp insanlık onuruna kavuşturuyor, göğüs yukarısını, kafayı,
kalbi hatırlatarak insani erdemleri, ahlakı, haysiyeti, özgür düşünceyi vaaz
ediyor, bu değerlere ulaşan insan artık İlahi öğretilere, şiarlara hakaret
ettirir mi? Özgürlüğünü, insanlığını burada bulmuştur böyle insanlar
Allah(cc)’a, Resulüne ve onun İlahi vasilerine şükran borçludur, bu borçlarını
değer ve öğretilerini korumak ve savunmak için her alan ve zeminde fedakârlık
ederek yerine getireceklerdir.
İnsanın gazap gücü sinir ve iticiliğinin yanında
birde şehvet istek arzulamak sahip olma gücü vardır, maneviyatı beklide bu
sıfatlar altında toplanır insanın. Her ferd bir takım şeylerin kendinde olmasını
bir takım şeylerinde kendinden uzak olmasını ister, bu istekler fertlerde
taşıdıkları değerler bütünü içerisinde farklılıklar arz etmektedir, toplumlarda
aynı konumda olduğu için, kendi değer ve isteklerine ulaşmak için bir mücadele
içerisinde oldukları gibi birde elde ettikleri değerleri saldırı ve
tecavüzlerden korumak için mücadele vermektedir. Bu istek gazap gücüyle
birleşince tarih boyunca olduğu gibi savaşlar çatışmalar insanlık tarihinden
hiç eksik olmamıştır. İlahi değerler sahip olanlar hayvani istek ve arzularını
bir kenara bırakarak insani erdemler ve faziletlere sahip olmak için bir
mücadele içersisinde oldukları gibi diğer yönüyle de bu kazanımlarını korumak
şeytani orduları sınırlarından def etmek zorundalar. Bu mücadeleler hem kişinin
iç dünyasında hem de yaşadığı toplum içerisinde böyledir. Savaşları sadece
maddi menfaatler üzerine yorumlayan anlayışlar eksiktir. Savaşlar aynı insan
gibidir maddi ve manevi yönleri her zaman vardır.
Yazarlar ve makalelerin
Yayınlanan haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda
rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir
rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.