Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Türkiye: 3 - Gürcistan: 1 | Molotof kokteyline müebbet hapis... | AK Parti'de "Uludere" çatlağı !... | “Amnesty International”ın 2012-ci il hesabatında – Azərbaycan | Nicat Əliyev Kürdəxanı istintaq təcridxanasına göndərilib | İtkin jurnalistin sorağı həbsdən gəldi | CHP'nin 4+4+4 iptal başvurusuna ret.. | İran ve 5+1 ülkeleri arasında nükleer kriz çözülüyor .. | Ay. Misbah Yezdi: Ayetullah Behcet, mücadelenin kültürel boyutunu vurgulardı! | Irak'ta iki İranlı ziyaretçi şehid edildi |
Spor-Aktüel | Bilim Teknoloji | Velayet-i Fakih | Güncel | Dünya | Siyaset | Eğitim Kültür | İnsan Hakları | Yaşam Sağlık |
Site içi Arama 
GENÇ KALEMLER
Hüseyin Tugay

Suçluyu Irak’ta mı Arıyorsun?
FATİH KAHRAMANİ

OLMAYAN SEVGİLİYE
Mustafa K.Taşpınar

DUA
Habib YAZAR

Kur'an Geldi, Fakirlik Kalktı
Serdar GÜNDOĞDU

KÖRLER ve SAĞIRLAR
Ali Mert

BİR ANAYASA TEKLİFİ DE BİZDEN-IV-
Ebuzer GÖKTAŞ

Dünya Müslüman Kadınlar Günü
Leyla GÖK

ERKEK VE KADIN
Feride Aliyeva

ANNEM
Öztürk ADIYEKE

YOBAZLIK MI, CEHALET Mİ, UŞAKLIK MI BİLİNMEZ
Aliekber Kocaaslan

TEPKİSİZLİĞE TEPKİ
Zehra Kıran

BAZEN
Arzu ÇETİNKAYA

FATIMA'NIN (S.A) ŞEHADETİ
Mehmet DEMİRER

BİR OLUP ÇÖZELİM KÖRDÜĞÜMÜ
HASİBE YEŞİL

HAZAN YAPRAĞININ SON BAKIŞI
ALINTI YAZILAR
Hüsnü Mahalli

İsrail Kıbrıs'ta
Orhan Dede

NATO zırvaları
Bülent ESİNOĞLU

"Amerika'ya Karşı Sorumluluklarımız Var"
Levent GÜLTEKİN

Hayrettin Karaman'a kızanlar neyi savunuyorlar?
Ahmet TAKAN

Gül’e gaz mı veriliyor?.. Yoksa Gül birilerine mi gaz veriyor?..
Sabahattin Önkibar

Haham Tuncay’dan, Ergenekon rejim değişikliğine araçtır itirafı
Murat ÇABAŞ

Füze kalkanı ve NATO, ABD’nin güdümünde
Hüseyin Vodinalı

İsrail’in “Düşman” Olmasında Nasıl Bir Yarar Var
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL

Bayram değil, seyran değil, NATO bizi niçin öptü?
Haydar Cemal

İslam ülkelerinde bahara doğru
Hasan DEMİR

Belgelerle iktidarın Suriye harakirisi!
Prof. Dr. Ata ATUN

İsrail Üssü ve Oyunun Kuralı
İbrahim Karagül

O kurşun atıldı!
Semih İdiz

Dışarıda bizi sıcak bir yaz bekliyor
Abdulkadir Özkan

Isıtan ortada, ısıttıran nerede?
Arslan Bulut

Karaman Hoca’ya öğrencisinden uyarı...
Serdar Akinan

Suriye olmadı Lübnan verelim mi?
Prof.Hüseyin Hatemi

Dünya ve Türkiye
Mehmet UYSAL

Kilis'e Rahmet Olarak Gelen Muhacirler
Fikret Ertan

İsrail-Çin: Çok önemli ilişkiler
Taha Kılınç

“Allah’ın demokrasisi” ?!
Ali Haydar Aksal

Uludere gerçeği bize neyi anlatıyor?
Deniz Ülke Arıboğan

Suriye'de El Kaide devrede !
Mehmet Ali GÜLLER

Kosova’da Gerilla Eğitimi!
İsmail MÜFTÜOĞLU

Yalnız Kalan Şövalye
Yılmaz ÖZDİL

Minare burada peki kubbe nerede?
Ali Bulaç

'Türkiye İslamı'nın üç versiyonu
Muharrem Bayraktar

Suriye’de işler karıştı
Akın Aydın

Suriye halkı bakın ne diyormuş
Savaş SÜZAL

NATO zirvesi sonunu bekleyin
Ertuğrul ÖZKÖK

Suriye'de Durum Bize Anlatıldığı Gibi Değilmiş!
Akif Emre

Türkiye Irak'ın bütünlüğünü istiyor mu?
M. Hilmi Yıldırım

Uluslararası toplum, uluslararası yalandır
Türker ERTÜRK

Yetki ABD'den
Zeki Ceyhan

Karışık işler!
Mehdi aksu

Hz. Ali'den yöneticilere-3
ANKET

Yönetici :..

İslami İran Avrupa ülkelerine karşı yaptırımlarını kaldırmalı mı?

Seçenekler
A)evet. kaldırmalı
B)hayır. kaldırmamalı

Sonuçları Göster

ÇOK OKUNANLAR
n TIME yazdı: Gülen cemaati, para bağışı ve eğitim sistemi
n Toprak satışıyla ortaya çıkan yeni tehlike
n Suriye'de yaşanan son gelişmeler....
n Kırıkkale'de Hz Fatıma'nın (sa) doğum günü etkinliği yapıldı / FOTO
n 'Sözde Mücahitler!' İstanbul'da El Kaide ile görüşmüş
n Türkiye'yi ne bekliyor?
n Türkiye Bağdat yerine Kürtlere odaklandı
n Bahreynli kadınların direniş sembolu Zeynep Al Khawaja'dan mektup
n Ay. Misbah Yezdi: Ayetullah Behcet, mücadelenin kültürel boyutunu vurgulardı!
YORUMLANANLAR

 Kırıkkale'de Hz Fatıma'nın (sa) doğum günü etkinliği yapıldı / FOTO

 Iskarta tanka 500 milyon avro

 TIME yazdı: Gülen cemaati, para bağışı ve eğitim sistemi

 Gül: İleri görüşe sahip olmayan Avrupalı liderler, milyonların hayatını etkiledi

 'Nikotin, esrar ve eroinden daha fazla bağımlılık yapan bir madde'

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı

 
Şifre  
   

Üye Olun | Şifremi Unuttum

 

 
FİRAVUN REJİMLERİ, HİZBULLAH VE DİRENİŞ
22/04/2009 - 07:44

MEHMET YETKİN

                        Bismillahirrahmanirrahim,                               

               

         İslam ümmetinin ortak sorunu ,yarım asırdan beri Siyonistler tarafından  işgal altında olan  Filistin topraklarının özgürlüğüne kavuşması meselesidir.Bu işgalin  bitmesi  için bir kısım direniş tarafları   Siyonistlerle barış olmaz diyerekten silahlı  mücadeleyi seçerek Filistin ve Kudüs’ün kurtulması için mücadele verirken bir kısım Arap rejimleri de Siyonistlerin  askeri gücüne teslim ve  onlarla  dost olarak onların varlığını kabul etmektedir.

  

          Bilindiği gibi ‘6 gün’ Arap- İsrail savaşında  Arap rejimlerinin  konsorsuyumu ile oluşan; Mısır, Ürdün ve Suriye’nin  doğrudan  Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir'in ise asker ve silah yardımlarına rağmen Siyonistlere mağlup olarak  büyük bir yenilgiye uğramaları neticesinde  bu savaş Siyonistlerin  kesin üstünlüğüyle sona ermişti. Siyonistlerin, bu kadar fazla  devletle savaşarak  zafere ulaşmasından sonra İsrail Arap ülkeleri hakları nezdinde yenilmez bir güç ve efsaneye dönüşerek  büyük bir psikolojik baskı oluşturmuştu. Bu galibiyetten sonra Siyonistler, işgal ettikleri toprakları genişleterek Arap rejimlerinin büyük çoğunluğunca meşrutiyetlerinin   kabulü  ve itibar görülmelerini sağlamışlardı.

              

       Bu yenilmez Siyonist efsanesi, bir avuç imanlı direnişçi  Hizbullah yiğitlerinin 2000 yılında Siyonistleri Lübnan topraklarından atarak onları   uğrattıkları yenilgiden dolayı sarsılmaya başlamıştı. Bu zaferden sonra , üzerlerindeki yenilgi psikolojisinden kurtulan Arap halklarının çoğunda direniş kültürü yeniden  kök salmaya ve halk kitlelerinde   direnişin sembolü olan  Hizbullah’a karşı  sempati ve destek oluşmaya  başladı. 2006 yılındaki 33 günlük  Lübnan savaşında  Hizbullah’ın savaştaki orantısız güce rağmen  gasıp  Siyonistleri  büyük bir bozguna uğratarak yenmelerinden sonra oluşan  bu sevgi ve sempati zirveye  ulaşmıştı. Bu savaşlardan sonra Arap ülkelerinde yapılan kamuoyu yoklamalarının neticesinde Arap liderler içerisinde Hizbullah’ın efsane komutanı, Seyyid Hasan Nasrallah hep birinci olarak seçilerek hakların büyük teveccühünü  kazandı. Hizbullah’ın, genelde İslam ülkelerinde özelde Arap ülkelerindeki kitleler  nezdinde yükselen bu sempatisinden rahatsız olan işbirlikçi ,halkarından kopuk Arap rejimleri, öncelikle 33 günlük 2006 Lübnan savaşında madden ve manen(din adamlarının aleyhteki fetvaları dahil) gasıp Siyonistlerin tarafında yer alarak Hizbullah’a karşı hareket etmişlerdi.

   

      İşbirlikçi Firavuni rejimlerin  bu ümmete ve direnişe  yaptıkları   en  son ihanet ise    ümmetin direniş noktası olan Hizbullah’ın, efsane komutanlarından ve Siyonistlere büyük darbeler indiren Hacı İmad Müğniyeyi Siyonist ajanlara yardım ederek şehit olmasını sağlamalarıydı. Yine bu işbirlikçiler kısa bir zaman önce  Siyonist cepheye karşı direnen Filistin halkının meşru hükümeti ve direnişin Gazze cephesinde  olan Hamas’a karşı Siyonistlerle birlikte Furkan savaşında kendilerine verilen görevleri eksiksiz olarak yerine getirmişlerdi. Özellikle Suudi Arabistan bu savaşın maddi finansörü olarak ve Mısır rejimi de sınır kapılarını açmayarak lojistik desteğin mazlum halka ulaşmasını engellemek suretiyle  ve direnişin savunma mevzileri olan  sığınaklarını bombalayarak Siyonistlere bağlılıklarını ispatlamışlardı.

           

            22 günlük Gazze Furkan savaşının sonunda   Siyonistler mazlum ve masum Filistin halkını katletmekten başka bir sonuç alamadılar. Siyonistlerin  direniş karşısındaki stratejik  amaçlarına ulaşamayarak yenilmelerinin akabinde Siyonistleri alenen destekleyen bu işbirlikçi rejimlerin gerçek kimlikleri yeniden ortaya çıkmasından sonra   hakların nefretini kazanan bu zalimler için  her şey eskisi gibi olmayacaktı. Gazze savaşında da Siyonist katliama karşı İslami sorumlukları gereği mazlum Filistinli  kardeşlerinin  yanında olduklarını deklare eden Hizbullah ve  İslami İran    her açıdan direnişe  yardımlarını esirgemeyerek  saflarını net olarak  belirlemişlerdi.Hizbullah’ın mazlumdan yana  bu tavrı zaten  yüksek olan saygınlığını Arap hakları nezdinde iyice artırmış olup , işbirlikçi rejimlerin Siyonistlerinden yana tavır alarak onlara yardımcı olmaları sebebi ile    itibarları yerlerde sürünmeye başlamıştı.

            

          Direnişle savaş meydanında  baş edemeyen Siyonistler ve işbirlikçi Arap rejimleri direnişi halkların  gözünden düşürerek, madden ve manen destekleyen devlet ve gurupları kötüleyerek , saygınlıklarını yok ederek yeneceklerini düşünmüş olacaklar ki, son olarak işbirlikçi Mısır rejimi İslami İran’a ve Hizbullah’a karşı satılmış kalemleri kullanarak medya cephesinden psikolojik savaş başlatmış bulunuyorlar.Yine Siyonistlerin yerli işbirlikçileri ile  birlikte perde arkasında komplolar kurarak direnişin liderlerine yönelik  suikast yapma projelerinin olduğu da bilinen bir gerçek…

          

         Mısır'da , Hizbullah  üyesi Sami Şehab’ın Gazze’de gasıp Siyonistlere karşı savunma haklarını kullanan direnişe yardım amacıyla Gazze’ye silah sevkiyatı yaparken yakalanması Hüsni Mübarek rejimini devirmeye yönelik ve fitne ve fesat çıkarma olarak kamuoyuna lanse edilmiştir. Bu hareketiyle Mısır , Gazze ile olan sınır   kapısını açmayarak mazlum Gazze halkının katledilmesine yardımcı olma   ayıbını  kapatarak kamuoyunda ki  Hizbullah’ın saygınlığı ve itibarını halkın gözünde düşürerek direnişe darbe vurmayı  amaçlamaktadır.

     

        Bu komplolar , kiralık kalemler tarafından özellikle de Arap  basınında dile getirilen  Hizbullah’a ve İslami İran’a yönelik karalama yazıları, karikatürleri  aslında bu işbirlikçi rejimin ne kadar zor durumda olduğunun belirtisidir. Çünkü temel stratejileri Müslümanlar arası vahdete dayalı olan  Hizbullah ve İslami İran’ın   Mısır gibi Sünni  ekolün  beşiği olan ve  hüküm sürdüğü bir ülkede rejim değişikliğine gitmek için ortam oluşturduğu iddiasının akılla izah edilecek bir yanı yoktur. Eğer ki Hizbullah’ın böyle bir düşüncesi olsa siyasi, askeri ve ekonomik olarak çok etkin olduğu Lübnan’da öncelikle bunu yapması gerekmez mi? Yine İslam devletinin  sınır olarak  komşu bile olmadığı ve yakın sınırın bulunmadığı bir yerde böyle bir şey yapmaya kalkıştığını iddia etmek  akıllı ve mantıklı  bir iş mi? Aslında, Firavun rejiminin  bu  hezeyanları  yıkılmak üzere olan bir rejim son çırpınışlarından başka bir  şey değildir. Mısır rejiminin bu asılsız iddialara dayanarak direnişe pervasızca  ve ahlaksızca saldırarak    bir bardak suda koparttığı bu fırtınanın arkasında, nefretini kazandığı Mısır halkının  büyük çoğunluğunun Filistinlerle  akraba olmaları ve Gazze halkına bu zalim rejiminin yaptıkları zulümler  göz önüne alındığında  can havlindeki bu rejimin saldırılarını izah etmek  pek te zor değildir. Firavun rejiminin  Siyonist zihniyetiyle davranarak  direnişi sindirmeye yönelik hareketlerinin neticesinde halkların  nefret dalgasında Firavun  misali boğulmaya başladığında Firavuni tavırla rejimini  kurtarmak için  artık ‘direnişin kendini savunma hakkını tanıyorum’  dediği zaman artık  iş işten çoktan geçmiş olacaktır.

               

       Mısır rejiminin bugün Hizbullah’a saldırmasındaki asıl amaç  aslında ‘’direniş kültürü” ile savaşmak ve bu kültürün Mısır’a ulaşmasını orada yeşermesini engellemektir. Daha açık bir söylemle  Kenan topraklarında bu direniş ruhunun  yeniden doğmasını engellemektir. Direnişe yapılan bu edepsiz saldırının siyasi ayağı olarak Mısır rejimi ön plana çıkarken en son olarak da dini ayak olarak ta El-Ezher şeyhi İsrail cumhurbaşkanı Şimon Perezin dostu şeyh Tantavi basına demeç vererek Hizbullah’ın Mısırda fitne ve fesat çıkarmaya çalıştığını iddia  ederek üzerine düşen görevi! fazlasıyla yapmaktadır. El-Ezher şeyhinin  bu duyarlılığı ne hikmetse Siyonist ve Amerikan ajanları   Mısırda cirit atarken hiç gündeme gelmemektedir. Maalesef Gazze’de mazlum kardeşleri katledilirken sesi sedası çıkmayan alim müsvettelerinin, İslami sorumluğu gereği her türlü riski göz önüne alarak Gazze’de  direnişçilere  silah temin edenleri fitnecilikle suçlamaları çok enteresan bir durum. Evet, sayın Şeyhe sormak lazım: Fitne çıkarmak ; Gazzede 1.5 milyon Sünni Müslüman’ın maruz kaldığı toplu katliama kendisi dahil sunni  dünyasının  büyük çoğunluğu seyirci kalırken Şii Hizbullah’ın Gazze’deki Sünni kardeşlerine yardım elini uzatması, maddi ve askeri destek sağlaması mıdır?

            

        Siyonistlerin, 2000 ve 2006 yıllarında Hizbullah tarafından bozguna uğrayarak yenilmesinden sonra 22 günlük Gazze Furkan savaşında  amacına ulaşmayarak savaşı kaybetmesinin neticesinde  işbirlikçilerinden   Mısır önderliğinde yeni bir oyunu sahneye sürmüş bulunmaktadır . Bu oyunun adı Şii-Sünni savaşını başlatmaktır. Mısır’ın, İran ve Hamas’ın katılmasını engellediği Doha’daki Arap Birliği zirvesinden hemen sonra direnişe karşı  gerçekleştirdiği  bu operasyonun  hemen akabinde   Şimon Perezin bu doğrultu da açıklama yaparak Şii-Sunni savaşın kazınılmaz olduğunu ifade etmesi, Mısır rejiminin direnişe olan bu saldırılarından memnun olduğunu açıkça söylemesi  Siyonistlerin asıl amaçlarının ne olduğunu ortaya kaymaktadır. Medya cephesinde Hizbullah’a ve İslami İran’a karşı Arap  kamuoyunda  başlatılan bu karalama kampanyası, Siyonistlerin ileriki bir zamanda İslami İran, Suriye, Hizbullah ve Hamas’a karşı başlatacakları bir savaşta Mısır önderliğinde Arapları bir arada toplayarak kendi saffına katmaya yönelik bir oyunun parçasıdır.

         

          Hizbullah’ın Gazze’ye silah sevkiyatını yaparak  İslami  sorumluğunu yerine getirdiği için tavırlarını Hizbullah’tan yana koyan Filistin kurtuluş cephesi,  Hamas , İslami Cihat ,İhvan-i Müslim ve diğer direniş guruplarıyla beraber  Arap haklarının ve ümmetin de   direnişe sahip çıkarak bu alçak   oyunun bozulmasıyla Siyonistler ve onların işbirlikçileri için yeni bir yenilgi daha  gerçekleşecektir İnşaalah...

Hani o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.”(Enfal/30)


Yorum Ekle

Arkadaşıma Gönder

Yazdır

Facebook

Digg

Del.icio.us

StumbleUpon

Google

Yahoo

YORUMLAR

HUSEYIN SASMAZ 22-04-2009, 13:44:51
Kapitalizmi Kapitalistler Yönetiyor, Obama Bu Oyunun Sadece Bir Figüranı!

Amerika'nın yeni başkanı Barack Hüssein Obama ile ikinci dünya harbinden sonra, her defasında tekrardan oyun senaryosuna dahil edilen, bilindik siyasi imaj düzeltme oyunu oynanmaktadır. Bu defasında ise bu oyunun tek farklı yönü; başa getirilen demokrat partili kişinin siyah tenli olup ve daha önemlisi baba tarafının Müslüman olmuş olması. ABD'nin tarihinde bir ilk olan bu başkanın, bir tesadüf eseri olarak seçildiği söylenmesi gayet yüzeyselliktir. Öyleyse zaten ABD'nin tarihinde bir gelenek haline gelen Demokrat Parti aracılığı ile imaj düzeltme stratejisinin, bu defasında ise çok önemli iki değişiklikle öne sürülmesi, batının ve özellikle ABD'nin başının gerçekten çok büyük belada olduğuna delalet etmektedir.
Fakat bununla beraber şu kesinlikle unutulmaması gerekiyor. Amerika'nın kapitalist bir devlet olması ve ikinci dünya harbinden sonra kapitalist ideolojisinin baş aktörü konumuna yükselmiş olması, onu siyaseten çok ciddi bir konuma getirmektedir. Dolayısıyla dünya siyasetinin biçimlendirilmesinde, ABD'nin gütmüş olduğu siyaset gerçekten de çok ciddiye alınması gerekiyor. Bununla beraber kapitalist devletler aslı itibarı ile başta bulunan yönetimlerden ve başkanlardan daha ziyade, genelde onları finanse eden ve destekleyen, zengin para babaları ve aileleri aracılığı ile yönetilmektedir. İşte hem Avrupa'da, özelde İngiltere ve Fransa'da ve de Amerika'da önde gelen zengin ailelerin başında Rothschild ve Rockerfeller ailesi gelmektedir. Özellikle bu iki ailenin sahip oldukları siyasi ve ekonomik gücünden ileride ayrıntılı bahsedeceğiz.

Özellikle Amerikan seçimlerine bakıldığı zaman, orada mevcut iki partinin bulunduğunu görürüz. Bu iki partinin (yani cumhuriyetçiler ile demokratlar) düzenli olarak hep yer değiştirirler ve hedeflenmiş o genel stratejiyi uygulamaya koyarlar. Amerika'da yaşayan ve bir avuç kişiden meydana gelen bu kapitalist zümre, hem yeraltı kaynaklarını sömürme konusunda hem de ticari acıdan bu ülkeleri sömürme konusunda genel bir düşünce ve siyasi stratejileri mevcuttur.

Bu stratejiyi iki madde halinde özetleyebiliriz:

- Kendi mallarını ihraç etme konusunda tüm araç gereçlere başvurmak. Bununla beraber doğal olarak hem bu araç gereçleri üretebilme açısından hem de onları kullanabilme konusu açısından olsun, yeraltı kaynaklara sahip olma zorunluluğu. Silah sanayisi buna örnek verilebilir. Çünkü askeri teçhizatın üretimi ve kullanımı için demir çeliğe ihtiyaç var, demir çeliğin üretilebilmesi için ise enerjiye, yani petrol ve gaza ihtiyaç duyulmaktadır.

- İdeolojik devlet olma hesabiyle, kendi dünya görüşünü empoze etme ve yayma stratejisi. Her ne kadar bu hedefinden menfaati gereği zaman zaman taviz verip feragat etmesi (özellikle İslam beldeleri için) söz konusu olsa da. Örneğin; Suud Krallığı'nın egemen olduğu Suudi Arabistan'da olduğu gibi.

Bu strateji doğrultusunda 1953 yılının David Eisenhower döneminden itibaren günümüze kadar başkan olmuş siyasetçilerden kısaca bahsedilmesi önem arzetmektedir. Eisenhower 1953-1961 arası ABD'nin 34. cumhuriyetçi başkanı olmadan önce 2. Dünya Savaşı'nda 1944-45 yıllarında Batı Avrupa'daki Müttefik kuvvetlerinin başkomutanlığını yapmıştır. 1951 de NATO'nun ilk başkomutanı olmuştur.

Ardından çok gizemli, genç bir Deamokrat Partili başkan iktidara geliyor veya getiriliyor; John F. Kennedy. 1961'den 1963 yılında suikasta maruz kalıncaya kadar birçok değişikliğe sebep olmuş. Özellikle onun öldürülmesinden sonra (22.11.1963'de) başa gelen John F. Kennedy'nin eş başkanı Lyndon B. Johnson ile bir çok farklı görüşe sahip olmaları ve özellikle bazı zengin ailelerin örneğin Federal Rezerve Bank'ı (Devlet adına banknot çıkaran (emisyon) , Devletin hazinedarlığını yapan, Banka sisteminin rezervlerini tutan) elinde bulunduran Rothschild ailesini çokça huzursuz etmektedir. Kennedy 4 Haziran 1963'te Amerikan Temsilciler Meclisine danışarak çıkarttığı 11110 sayılı kanunla Amerikan dolarını basma yetkisini Rotshild ailesine ait olan Federal Rezerve Bank'ın elinden alarak Amerikan Merkez Bankası'na vermiş ve 'bir ülkenin parasının denetimin şahısların elinde olmasının büyük bir sorun olduğunu' belirterek bütün dikkatleri üzerine çekmiştir. Bir yahudi ailesi olan Rothschild'i huzursuz eden bir başka husus ise Kennedy ile yahudi varlığı başkanı Ben Gurion'un nükleer kavgası.

Yahudi varlığı kurulduğu günden beri Ortadoğu'da hep bir süper güç olma hayali ile hareket etmiştir. Bu yüzden Yahudi varlığı Ortadoğu'da hızlı bir 'nükleer silahlanma programı' izlemeye başlamıştır. Yahudi varlığının Dimona çölünde kurduğu nükleer santralinde peynir-ekmek gibi atom bombası ve nükleer başlıklı füzeler üretmesi özellikle başkan Kennedy'i anormal derecede rahatsız etmiştir. Yahudi varlığının nükleer füzelerinin Ankara, İstanbul, Şam, Tahran, Bağdat ve Riyad gibi şehirleri vuracak kapasitede ve menzilde olması Kennedy yönetimini önlem almaya mecbur bırakmıştır. Kennedy, Ben Gurion'a yazdığı sert bir uyarı mektubunda; 'İsrail'in nükleer programını durdurmaması durumunda Amerikan yönetiminin yaptırım uygulamaktan kaçınmayacağını belirtmiştir.' Ben Gurion'da cevap olarak gönderdiği mektupta Kennedy'e; 'genç adam' diye hitap etmiş ve bazı ağır ithamlarda bulunmuştur. Bu mektuplaşmalar iyice çığırından çıkmış ve hakaretleşmeye dönüşmüştür. Bu durum üzerine tepki olarak Ben Gurion istifa etmiştir. Ünlü yahudi politikacı Henry Kissenger; 'İsrail'in nükleer programına son vermesi İsrail'e büyük zarar verir' diyerek Kennedy'i ikna etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır.

Son olarak şu anekdotu da vermekte fayda görüyorum. Kennedy Amerika'da başkan seçilmeden önce Sigmund Rotschild'in kendisine yapmış olduğu; 'başkan seçildiğinde Ortadoğu'da İsrail tarafını tutan bir politika izlemesi karşılığında milyonlarca doları bulan seçim kampanyası masraflarını karşılayacaklarını.' belirtmiştir. Ancak Kennedy böyle bir teklifin bir daha kendisine yapılmamasını rica etmiş ve kendisini hakarete uğramış gibi hissettiğini belirttirmiştir. Kennedy İsrail lobisinin Amerikan Devleti üzerindeki faaliyetlerinden anormal derecede rahatsız bir politikacıydı. Kennedy'e göre lobilerin Amerika'daki faaliyetleri Amerikan bağımsızlığına vurulmuş bir darbeydi.

Neden bu uyumsuzluktan sonra John F. Kennedy öldürüldüğü ve bu suikasttan sonra mezkur ailelerle ile uyumlu bir şekilde siyaset güden Lyndon B. Johnson'nun başa getirildiği, konusuna biraz etraflıca değinmemiz gerekiyor.

Buna değinmeden önce çok benzerlikleri olan John F. Kennedy'den önce öldürülen Abraham Lincoln (1865): ulusal para politikasını düzenleyen bir yasa çıkarttıktan sonra suikasta uğraması bir tesadüf olacağını hiç zannetmiyorum.

22 Kasım 1963 sabahı Washington D.C'den Air Force One uçağı ile Dallas'a gelen Başkan Kennedy ve eşi, sabah saat 9'ta şehir merkezinde Dallas valisi Connaly ile birlikte kahvaltı ettikten sonra üstü açık bir limuzine binerek halkı selamlamaya başlamışlardır. Tam 6 aracın olduğu kortejde en son arabada başkan Kennedy ve vali Connaly vardır. Önde motosikletli SS korumalar ve yanda CIA ajanlarının bulunduğu arabalarla Kennedy'nin arabası Kortejle birlikte Elm caddesinden Houston'a doğru beklenmedik bir dönüş yapar. O sırada silah sesleri yükselmeye başlar.

Polisler telsizle anons etmeye başlar; 'Korteje ateş ediyorlar yere yatın' diye. Tam 6 el silah sesi duyulur. Birinci mermi arabayı komple ıskalar ve alt geçitte bekleyen Edmund Harris adındaki taksi şöförünün kulağını parçalar. İkinci mermi Kennedy'i tam omzundan vurur. Üçüncü mermi Kennedy'i ıskalayıp ön koltuktaki vali Connaly'i omzundan vurur. Dördüncü mermi Kennedy'i boynundan vurur, aynı mermi başkanın vücudundan çıkıp Vali Connaly'i sırtından vurur. Beşinci mermi arabayı ıskalayıp dikiz aynasını kırıp dışarı çıkar. Altıncı mermi başkan Kennedy'i tam kafasından vurur. Başkanın kafasını parçalayan mermi bulunamaz.

Suikasttan sonra yapılan araştırmalarda Kennedy'i sözde komünistlerden vatan haini Lee Harvey Oswald'ın vurduğu iddia edilir. Ortada altı mermi olmasına rağmen Oswald'ın tek katil olduğu görüşüne verilir. İddialara göre Oswald Texas Okul kitapları bürosunun altıncı katındaki pencere dibinden İtalyan yapımı Manlicher Caracano marka snıper tüfeği ile başkan Kennedy'i ve Vali Connaly'i altı kez vurarak başkanı öldürmeyi başarmıştır.

Sözde suikastçı snıper Lee Harvey Oswald'ın vurduğu başkan Kennedy feci şekilde can vermiş ve Lee Harvey Oswald apar topar hapsi boylamıştır. Ortadaki deliller birden çok keskin nişancının olduğunu göstermesine rağmen belirli zengin ailelerin denetimindeki Amerikan derin devleti suçu Lee Harvey Oswald'ın üzerine atarak delilleri bir bir yok etmiştir. Suikastı gören 57 kişi ya bir kaza ile yada intihar ile ölü bulunmuştur.

Lee Hervey Oswald ise suikasttan iki gün sonra mahkeme çıkışında yüzlerce FBI ajanı ve polisin arasında yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından öldürülmüştür. Bu Amerikan milliyetçisi yahudi, Lee Harvey Oswald'ı öldürmesinin nedenini ise 'komünistlerden Amerika'nın aldığı intikam' olarak yorumlamıştır.

Birden çok keskin nişancı tarafından vurulan Kennedy'nin otopsisini Amerikan ordusundaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüş ve otopsideki suikast delillerini bir bir sabote etmişlerdi. Ailesi Kennedy'nin kafasının kesilerek incelenmesini ve böylelikle gerçek suikastçıların bulunmasını istediğinde ise Amerikan birimleri konuyu şiddetle reddetmişlerdir. Kennedy apar topar gömülerek konu ört pas edilmiştir.

Başkan Kennedy'nin suikast sonucu öldürülmesinden sonra başkan adayı olan kardeşi senatör Robert Kennedy de bir basın toplantısı sırasında İsrail işbirlikçisi Filistinli bir genç tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür.

Demokrat partili Lyndon B. Johnson 1968 yılına kadarki iktidar döneminde Kennedy'nin yapmış olduğu bir takım değişiklikler apar topar tekrar rayına oturtuluyor ve belirli para babalarının isteği gerçekleştiriliyor. Örneğin;

Kennedy'nin kapattığı İsrail Dimona çölündeki nükleer santrali tekrar açılmış ve İsrail nükleer silah üretimine eskisi gibi iyice hız vermiştir.
Federal Rezerve Bank'ın elinden Amerikan dolarını basma yetkisini alan başkan Kennedy'nin çıkarttığı 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan dolarını basma yetkisi tekrar Rothschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank'a verilmiştir.
2. Dünya savaşından sonra ılımlı ve sakin bir politika izleyen Amerika Devleti özellikle Kennedy suikastından sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri çok olumsuz yönde etkilenmiştir. Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki silahlanma rekabeti adeta bir müsabakaya dönmüştür.
Amerika tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve Vietnam'a saldırmıştır. Vietnam'da binlerce kişinin ölmesine ve birçok ülkenin bu savaştan dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur.
Amerika'da İsrail lobisi ise iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi olmuştur. Amerika Yahudi varlığının yaptığı katliamlara sesini çıkaramaz hale gelmiş ve İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır. En basitinden örnek vermek gerekirse Yahudi varlığının çok gizlice yürüttüğü 'Samuel Vanunu'yu kaçırma operasyonuna' istemeden şahit olan bir Amerikan firkateynindeki 23 deniz piyadesi İsrail hücumbotları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür. Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür. Olayın basına sızmasına izin verilmemiş ve belirli güç otaklarının kontrolündeki Amerikan basını konuyu haber bile yapmamıştır.
CIA tüm dünyada 'komünizmle mücadele' doğrultusunda adına GLADIO denilen ve Beyrut'taki gerilla kamplarında eğitilen katillerden ve paralı askerlerden oluşan gizli bir ordu hazırlamış ve bu paralı katilleri maaşa bağlayarak dünyanın her yerinde komünistleri ve sol düşüncelileri öldürmekle görevlendirmiştir. Bu bağlamda Türkiye'deki sağ-sol çatışmaları, siyasi amaçlar için işlenen cinayetler, katliamlar, terörist eylemler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi ve 12 Eylül darbesi hep Gladio'nun eserleridir. Gladio ordularının kurulması ne tesadüfse Kennedy suikastından hemen sonraya denk gelir.
İşte tüm bu sayılanların uyumlu bir şekilde devam ettirilebilmesi için iki dönem 8 yıllığına Cumhuriyetçi olan Richard Milhous Nixon (1969-1974) ile Rudolph Ford (1974-1977) başkanlık koltuğuna getirilmiştir.

Ardından 1977 yılında Demokrat Partiden başkan seçilen Jimmy Carter bir dönem başa getirildi ve imaj düzelteme operasyonuna soyundu. Belki basit gelecek ama toplumları kandıra bilmek için ve yüzeysellik ile boğuşan toplumları arkasına çekebilmek için yerinde bir örnek vermek istiyorum: Jimmy Carter Beyaz Ev'e geldiğinde çok ilginç bir girişimde bulundu. Topluma örnek olsun ve güneş enerjisi kullanımını özendirsin diye, Beyaz Evin damına güneş panelleri yerleştirdi. Yıl 1979'du. Karısı çoluk-çocuğu, bütün aile, güneşin ısıttığı suyla yıkandılar. Carter, Avrupalı sosyal demokrat liderleri andıran iyi niyetli (!) ve toplumcu bir liderdi. Bu nedenle güneş ve rüzgâr enerjisine yatırım yapmak isteyen yatırımcılara önemli teşvikler sağladı, vergi indirimlerine gitti.

Ancak Carter'den sonra seçilen ve Amerika'nın 40. Başkanı olarak 1981'de göreve başlayan Cumhuriyetçi Ronald Reagan ne yaptı dersiniz. Astarı yüzünden pahalı olduğu iddiasıyla bu panelleri derhal söktürüp çöpe attı ve ardından da; 'nihayet kurtuldum' şeklinde derin bir oh çekti. Bununla da yetinmedi, petrol lobisinin verdiği gazla hareket ederek, alternatif enerji sektörünün ayağına çelme takıp yere düşürdü, teşvikleri ve vergi indirimlerini kaldırdı.

Reagan gerçekten hem ekonomide hem de iç ve dış siyasette radikal sağ politikalar izledi. Ondan sonra baba Bush, Clinton ve oğul Bush geldi geçti. Ancak hiç biri Regan'ın o gün temelini attığı ekonomik politikalarda çok temel değişimlere gitmediler.

1989-1993 arasında başkan olan George Bush'un izlemiş olduğu siyaseti fazla dile getirmeye gerek olmadığı kanısındayım. Çünkü Bill Clinton'nun izlemiş olduğu imaj düzeltme taktiğinden sonra George Bush'un oğlu George W. Bush'un dünyayı nasıl evirip-çevirdiğini konuyla biraz hemhal olan herkes çok iyi bilmektedir.

Şimdi ise ABD'nin özellikle 1989 yılında Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra 1. derecede hedef ve düşman olarak nitelendirilen İslam'ın ve Müslüman'ların üzerinden tekrardan çirkin hesaplar ve tezgâhlar düzenlenmektedir. Bu iş için ise getirilecek en sinsi ve tehlikeli bir başkan olan Barack Hüssein Obama başa getirilmiştir.

Son olarak bununla ilintili olan söz konusu kapitalistlerin ve serbest piyasanın başını çeken, perde arkasından tüm tezgâhları ve stratejileri belirleyen, bir kaç önemli aile ve kuruluşlardan bahsetmek istiyorum. Dile getirmek istediğim kuruluşlar 1921 yılında Edward Mandell House tarafından kurulan Dış İlişkiler Komitesi (Council of Foreign Relations-CFR) kuruluşudur. Ve yine buna bağlı olarak 1954 Mayısı'nda Hollanda'nın Osterbeek kentindeki Bilderberg Oteli'nde toplanan bir grup mason tarafından kurulan Bilderberg Grup'dur.

Bu kuruluşları kuran ve finans eden Rothschild ve Rockerfeller aileleri; 19. yüzyılın büyük bir bölümünde, bir Yahudi bankacılar ailesi olan Rothschild Ailesi, Avrupa'nın para marketlerini yönetti. Birçok Avrupa toplumu borçlarını savaş tazminatlarını ödemek veya barış projelerini finanse etmek için Rothschild'lardan para borçlandı. Ailenin ismi, yani Rothschild ismi; bir atalarının dükkânının işareti olarak kullandığı kırmızı bir kalkandan (a red shield, Almanca'da rothen schilde) 'den gelmektedir.

Mayer Amschel Rothschild (1744-1812) aile servetinin kurucularından olmuştur. Almanya'da, Frankfurt-am-Main'deki yahudi bölgesinde doğmuştur. Bir tüccar oldu ve dövizcilik gibi birkaç bankacılık servisinde bulundu. Nadir madeni para uzmanı olan Mayer Amschel Rothschild pek çok zengin eve katılabilme imkanını elde etti. Özellikle de seçme hakkına sahip olan William of Hesse-Kassel'in evine girebilecek ayrıcalığa sahip olması önemliydi. Kısa sürede, seçme hakkına sahip bu şahsın başlıca ekonomik işleri ile uğraşmaya başladı. Mayer Amschel Rothschild 5 oğlunu da aile işinde çalışmak üzere yetiştirdi.

Rothschild'lar uluslararası bankacılar olarak ün kazanmalarını Napolyon Savaşları'na borçludurlar. Mayer Amschel'in üçüncü oğlu Nathan Mayer (1777-1836) , 1800 civarlarında İngiltere'ye gitti ve Napolyon'un kuşatması sırasında İngiltere için eşyalar kaçırdı. Kardeşlerinin yardımı ile Nathan Mayer ayrıca İspanya'daki İngiliz ordusunu finanse etmek amacıyla Fransa'dan altın da taşıdı. Bu çabaları, Nathan'a İngiliz hazinesinin temsilcisi unvanını kazandırdı. Savaşın sonunda, Rothschild Ailesi Fransa ve Avusturya'ya borç vermekle yükümlüydü.

Nathan'ın erkek kardeşi Jacob ya da James (1792-1868) , Fransa'nın başkenti Paris'te bir banka kurdu. Onun kardeşi Salamon Mayer ise (1774-1855) Avusturya'nın başkenti Viyana'da bir banka kurdu. Bir diğer erkek kardeş Karl Mayer (1788-1855) İtalya'nın Naples şehrinde bir başka banka kurdu ama tutunamadı ve 1861 civarında kapattı. En yaşlı kardeş Amschel Mayer (1773-1855) , Frankfurt'taki ekonomik işlerden sorumlu olarak kaldı.

Rothschild Ailesi, Avrupa ve Amerika'da tren yollarını finanse etti ve ABD'de isteyenlere borç alma imkanı sağladı. Nathan Mayer'in oğlu Lionel Nathan (1808-79) 1875'te Süveyş Kanalı'nın kontrolünü satın alması için Başbakan Benjamin Disraeli tarafından kullanılmak üzere İngiltere'ye borç verdi. Lionel Nathan İngiliz Meclisi'ne seçilen ilk yahudiydi ve onun oğlu Nathan Mayer (1840-1915) ilk Baron Rothschild oldu. Rothschild'lar birçok onur ve unvan elde ettiler. İngiliz ve Fransız ailelerinin üyeleri olanlar ise kendilerini bilim adamları ve hayırsever olarak tanıtmışlardır.

Rothschild ailesinin 2000'li yıllara üç trilyon dolar sermaye ile girdiği tahmin edilmektedir.

Bütün bu bilgilerden anlaşıldığı üzere bu aile faiz prangasını kullanarak hem siyasi yönetimleri kendilerine bağlamış, hem de bu yolla büyük gelirler elde etmiş, servetlerine servet katmışlardır. Tabii servetlerini katlamalarına paralel olarak yönetimler üzerindeki etkileri ve güçleri de artmıştır. İşte bu etki ve güçlerini kullanarak, başta İlluminati şebekesi olmak üzere destekledikleri bütün karanlık teşkilatların ve masonik örgütlerin elemanlarının istedikleri yerlere gelmelerini sağlamışlardır. Onların bu etkinlikleri de kendilerine siyaset meydanında 'parlak' bir gelecek hazırlama hayalleri yapanların onların ağlarına düşmelerini kolaylaştırmıştır.

Rockefeller ailesi, Amerika'daki yahudi lobisinin başını çeken bir ailedir. Bu aile de Rothschild ailesi gibi başlangıçta banka ve finansman işine ağırlık verdi. Bu yüzden Amerika'da yıllardan beridir para piyasalarında saltanat sürmektedirler. Hatta Amerika'da sermaye alanında 150 yılı aşan bir Rockefeller hanedanlığından söz edilir. Fakat sadece finans ve para piyasasında kalmamışlardır. Petrolden endüstriye çok geniş bir alana yayılmış ve oldukça güçlü bir sermayenin sahibi olmuşlardır. Özellikle petrol alanında tam bir dev ve tröst haline gelmişlerdir ve Amerika'nın en önemli petrol şirketleri onların elindedir.

Ailenin Rockefeller Vakfı adıyla bir vakıfları da bulunmaktadır. Bu vakfın amacı da Illuminati ve Yuvarlak Masa şebekesinin ağına düşecek yöneticiler yetiştirmek amacıyla üniversite çağındaki öğrencilere burs temin etmektir. Yahudi Henry Kissinger bu vakfın danışmanlarındandır. Kissinger'in Rockefeller ailesiyle danışmanlığın ötesinde oldukça derin ilişkileri bulunmaktadır. Bu yüzden birçok çalışmalarında ortaktırlar. Rockefeller Vakfı aynı zamanda Beyaz Saray'a strateji üreten bir tink tank kuruluşu gibi çalışmaktadır. Bu çalışmasının asıl amacı ise ABD'nin politikasına yön vermektir. Bu vakıf Türkiye'de yönetimde üst kademelere kadar gelmiş bazı kişilere de burs vermiştir.

Chase Manhattan Bank (CMB) , Rockefeller ailesinin finans kurumlarından biridir. Adında geçen Manhattan, New York'ta yahudilerin oldukça yoğun oldukları adanın adıdır. Bu bankanın şah dönemi İran'da çeşitli yatırımları bulunuyordu. Uluslararası Temel Endüstri Ortaklığı (IBEC) ailenin bir ferdi olan Nelson Rockefeller tarafından kurulmuştur. Aileye ait şirketlerin Suudi Arabistan'da birçok yatırımı bulunmaktadır. Suud petrollerine hakim durumdaki ünlü ARAMCO şirketinin hisseleri Rockefeller ailesine ait dört şirket arasında paylaştırılmıştır. Bunlar da Texaco, New Jersey Oil, Socony Vacum ve California Standart Oil şirketleridir. Bu dört şirket 1944'te bir araya gelerek ARAMCO'yu kurmuşlardır.

Merkezi Londra'da bulunan Harts Horn J. E. Oil Company es and Goverments'ın yayınladığı istatistiklere göre Ortadoğu petrollerinin % 99'u yedi büyük petrol şirketinin kontrolü altındadır. Bu şirketlerin beşi yahudi Rockefeller ailesine aittir. Geriye kalan iki şirketten Shell'in sahibi Marcus Samuel ve Royal Dutch'ın sahibi Wiliam Detending de yahudidir.

Ünlü American International Corporation (AIC) 'ın ortaklarından biri de Rockefeller ailesidir. Ailenin Avrupa'daki bazı bankalarla da iş bağlantısı olduğu bilinmektedir. David Rockefeller'in tek marifeti zikrettiğimiz komisyonun fikir babalığını yapmak değildir. Hıristiyan ve Yahudi Milli Konferansı'na üyedir. Komünizmin çöküş merhalesinde yahudi sermayesinin Sovyetler Birliği'nden ayrılan ülkeleri dolandırmada önemli rol oynamıştır. Bunda Sovyetlerdeki komünistlerle eski dostluğunun önemli rolü olmuştur. Yukarıda sözünü ettiğimiz global gizli örgütlerin tümünde Henry Kissinger'den çok daha fazla etkinliği vardır. CFR, Bilderberg ve bir kaç başka kuruluşta birinci derecede David Rockefeller'in kontrolünde olduğu bu örgütlerle yakından ilgilenenlerin çoğunda oluşan yaygın bir kanaat. Hatta bu örgütlerin kralının David Rockefeller, baş danışmanının da Henry Kissinger olduğuna inanılmaktadır.

CFR kuruluşu: Dış İlişkiler Komitesi (CFR) , Gizli Dünya Devleti'nin en önemli organlarından biridir ve Yuvarlak Masa teorisine göre şekillendirilmiş organizasyonların da eskilerindendir. Bu yüzden CFR üzerinde biraz ayrıntılı bir şekilde durmak gerekmektedir.

CFR, 21 Temmuz 1921'de New York'ta kuruldu. Kuruluşunda yahudi kökenli Walter Lippmann'ın önemli rolü olmuştur. Fakat bu oluşumun kurulmasıyla ilgili ilk karar daha önce de söylediğimiz üzere Birinci Dünya Savaşı sonrasında toplanan Versailles Barış Konferansı'nda alındı.

CFR, 2. Dünya Savaşı'nda çok önemli bir rol oynamıştır. Foreign Affairs adlı ünlü dergi bu örgütün yayın organıdır. Bu dergi vasıtasıyla dünya kamuoyu üzerinde bir politik yönlendirme yapmaya çalışmaktadır. Görünüşte CFR'nin çalışmalarının pek gizli olmadığı ileri sürülmektedir. Gerçekte ise diğer Gizli Dünya Devleti organları gibi son derece gizli çalışmaktadır. Ancak yönlendirme amaçlı faaliyetlerini dışa yansıtmakta ve bu yansıtma ile açıktan çalıştığı intibaı vermeye gayret etmektedir.

CFR'nin bugün finans, iletişim, akademi, istihbarat, teknoloji alanlarında en etkin konumlarda bulunan 3500 civarında üyesinin olduğu sanılmaktadır. Özellikle Amerika'daki istihbarat örgütleri üzerinde oldukça güçlüdür. FBI, CIA, DIA, DEA ve başka istihbarat şefleri bu örgütün de elemanıdır ve CFR'nin ilkelerinden dışarı çıkamazlar.

Gizli Dünya Devleti'nde önemli etkinliği olan Rockefeller ailesinin bir ferdi olan David Rockefeller, CFR'nin onursal başkanı olarak kabul edilmektedir. ABD'nin eski başkanları Bill Clinton ve Jimmy Carter, Antony Lake, eski başkan yardımcısı ve son başkanlık seçimlerinde oğul Bush'un rakibi olan Al Gore, George Bush (baba ve oğul her ikisi de) , oğul Bush'un başkan yardımcısı Dick Cheney, eski bakan Warren Christopher, Savunma bakanı Colin Powell, Les Aspin, eski CIA direktörü James Woolsey, yine CIA eski direktörü Robert Gates, ABD hava kuvvetlerinin eski sekreteri Donald Rice, ABD'nin eski Pakistan büyükelçisi Robert Oakley, ABD eski Dışişleri bakanı ve ayı zamanda bu ülkedeki yahudi lobisinin başını çeken Henry Kissenger, eski Savunma bakanları James Baker, Donald Ramsfeld ve Casper Weinberger, Jimmy Carter döneminin ulusal güvenlik danışmanlarından Zbigniew Brzezinski, baba George Bush döneminin ulusal güvenlik danışmanlarından general Brent Scowcroft, eski hazine bakanı Lloyd Bentsen, eski devlet bakanı George Shultz, eski ticaret bakanı Robert Mosbacher, ABD'li ünlü finansör ve para piyasalarında spekülasyonlar yaparak milyarlar kazanmasıyla tanınan, Soros Vakfı vasıtasıyla dünya ülkelerinin geleceği için Gizli Dünya Devleti'ne hizmet edecek yöneticiler yetiştirmeye çalışan yahudi kökenli George Soros ABD'nin CFR üyesi ünlülerinin başında gelir. Bu isimler ABD politikasında söz sahibi ya da geçmişte söz sahibi olmuş CFR üyesi ünlülerin sadece az bir kısmını teşkil etmektedir. CFR üyelerinin birçokları aynı zamanda Bilderberg üyesidirler.

CFR'nin Türkiye'den de üyeleri mevcuttur. Aydınlık gazetesinde yer alan bir yazıda Rahmi Koç'un CFR'nin Türkiye temsilcisi olduğu ve örgütün Şubat 2001'de Koç Holding binasında Rahmi Koç'un ev sahipliğinde bir toplantı yaptığı ileri sürülmüştür.

Bilderberg kuruluşu: Gizli Dünya Devleti'nin ismi en çok duyulan organlarından biri Bilderberg'dir. Aslında Bilderberg. Yukarıda üzerinde durduğumuz CFR'nin ağırlık merkezini Amerika oluşturuyordu. Bu yüzden Bilderberg, CFR ve öteki örgütlerin Avrupa ayağını ve etkinliğini teşkil etmek için Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde 1954'te kurulmuştur. Kuruluşun gerçekleştirildiği otelin sahibi de Hollanda kralıydı. Örgüt de ilk toplantının gerçekleştirildiği otelin adını alarak Bilderberg Group (Bilderberg Grubu) diye adlandırılmıştır.

Bilderberg Grubu'nun kurucuları arasında Hollanda prensi Bernhard ve Polonyalı sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderberg'in fikir babası olarak bilinir. Aynı zamanda CFR üyesidir. Bilderberg'in kuruluşunda, ABD istihbarat örgütlerinin, özellikle CIA'nin rolü olduğu çok iyi bilinmektedir. Prens Bernhard ise eski bir Nazi SS üyesidir. 1937'de Hollanda prensesi ile evlenmiştir, ama Nazilerle olan yakın bağları çok iyi bilinmektedir.

Bilderberg'in kuruluşunda zikrettiğimiz iki isim geçmekle birlikte asıl önemli rol oynayanlar ve finansörlük yapanlar Gizli Dünya Devleti organlarında ismi sıkça geçen Rothschild ailesidir. Bu çalışmada Amerikalı Rockefeller ailesi tarafından da desteklenmişlerdir. Bilderberg, dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde toplantılar yapar. Toplantılar son derece gizli şartlarda ve özel ortamlarda yapılır. Toplantıları genellikle her yılın Mayıs ayının son haftasına denk gelmektedir. Katılanlar yaklaşık üç günlük toplantı süresince dış dünya ile bağlantılarını koparmak zorunda kalıyorlar.

Katılanlar toplantılarda neler konuşulduğu değil nelerin gündeme geldiği hakkında bile herhangi bir bilgi vermekten kaçınırlar. Örgütün üyesi olanların dışında hiçbir gazeteci veya yazar toplantıya alınmaz. Üye olanlar da dışarıya bir şey sızdırmazlar. Dolayısıyla medyanın toplantıların içeriği hakkında herhangi bir bilgi edinmesi mümkün değildir.

Toplantılarda gizlilik prensibinin eksiksiz uygulanabilmesi için dikkat edilen bazı hususları burada zikredelim: Grup her yıl yaptığı düzenli toplantılarda, toplantı yapılan otelin bütününü tutar ve bina güvenlik güçleri tarafından yakın korumaya alınır. Üç gün süren bu toplantılara üyelerin eşleri bile çağrılmaz. Toplantılarda not tutulması yasaktır. Katılanlardan konuşulanları dışarıya sızdırmayacakları üzere yemin alırlar. Şimdiye kadar düzenlenen toplantılara birçok yazar da katılmış ama bu kişiler katıldıkları toplantıların içeriği hakkında tek satır bile yazmamışlardır. Bu da gizlilik prensibine ne kadar sıkı bir şekilde bağlı kalındığı hakkında yeterince fikir vermektedir. Bu toplantıların ne derece büyük bir gizlilik içinde yürütüldüğünü grubun etkinliklerini araştıran Robert Eringer, 'Bilderberg Group, The Global Manipulators' adlı kitabında dile getirir. Eringer, kitabın çalışma safhasında toplantılara muhtelif tarihlerde katılan dışişleri bakanlarına ve CIA'ye yazdığı mektuplara şaşırtıcı cevaplar alıyor. Gelen cevaplarda sorulara muhatap olan kişiler böyle bir grubun varlığını bilmediklerini belirtirler.

Örgütün 'Spotlight' isimli bir dergisi yayınlanmaktadır.

ABD'li gizli örgüt ve CFR üyelerinin birçokları aynı zamanda Bilderberg üyesidir.

Aslında Bilderberg, CFR'nin çok daha gizli bir biçimde uluslararası boyuta yayılmış halidir. Amacı Yeni Dünya Düzeni'ni ve ABD-İngiltere hâkimiyetini ve emperyalizmini tüm dünyaya yaymaktır. Her yıl yapılan çok gizli ortamdaki toplantılarını hem CIA, hem de toplantının yapıldığı ülkenin istihbarat örgütü kontrol eder.

Bilderberg kararlarının devlet yöneticilerinin değiştirilmesinde de önemli rolü olduğuna inanılmaktadır. İngiltere'nin eski başbakanı Margaret Thatcher'ın yükselişi ve düşüşü buna örnek gösterilir. Thatcher'in 1975'te Bilderberg toplantılarına katılmasının ardından yıldızının biri birden parlaması, bu gelişmenin hemen ertesinde yapılan İngiltere genel seçimlerinde masonların desteğiyle başbakanlığa seçilmesi ve bu görevini 3 dönem üst üste sürdürmüş olması, birçoklarının ortak görüşüne göre Bilderberg kararlarıyla onun desteklenmesi sayesinde olmuştur. Daha sonra gözden düşmesinin ve yıldızının biri birden sönmesinin sebebinin de Bilderberg grubunun, İngiltere'deki kraliyet rejimine direnmesi taleplerine itiraz etmesi olduğu Jim Tucker adlı bir İngiliz gazeteci tarafından dile getiriliyor. Thatcher'in düşüşünden sonra Tony Blair'in yükselişe geçmesinde de Bilderberg'in önemli rol oynadığı tahmin ediliyor. Çünkü Blair de, Bilderberg toplantısına katılmasından sonra İngiltere başbakanlığına seçilmeyi başardı. ABD'nin son dönem başkanlarından Jimmy Carter, baba George Bush ve Bill Clinton'un iş başına gelmesinde Bilderberg kararlarının etkili olduğu konuyla ilgili araştırmalarda vurgulanmaktadır.

Bilderberg grubu üzerinde siyonistlerin sultası çoğunlukla açığa çıkarılmaz. Oysa işin gerçeğinde grubun karar mekanizmasında yer alanlar yahudilerdir. Hatta grubun asıl yönetim merkezinin Kudüs'te olduğunu iddia edenler vardır. Kudüs'te 70 hahamdan oluşan Sanhedrin grubunun baş hahamlarının örgüt hiyerarşisinin en üst noktasında bulunduğu bazı kaynaklarda vurgulanmaktadır. Bu konudaki bilgiler gizli tutulsa da Bilderberg'in Amerika'daki yahudi lobisinin en önemli örgütlerinden B'nai B'rith ile işbirliği içinde olduğu artık gizlenemeyecek kadar açıktır.

Bilderberg toplantılarının ana amacı dünya siyaseti üzerinde önceden programlamalar yapmak ve projeler geliştirmektir. Konuşulacak ve tartışılacak konular önceden tespit edilir. Ama bu tespiti örgüt hiyerarşisinin üst kademesinde yer alanlar yapar. Katılanlar ise sadece görüş beyan ederler. Fakat katılımcılar sayıca çok olduğundan görüş beyan etme süresi oldukça kısadır. Konuştuğu konuda uzman olanlara 5, uzman olmayanlara 3 dakika konuşma süresi tanınır. Süre kontrolü ışık sistemiyle yapıldığından kimse süresini aşma imkanı bulamaz. Buradan anladığımıza göre bu görüş beyan etme işi bir bakıma yeşillik olsun diye yapılmakta, karar mekanizmasında yine üst kademeyi oluşturanların sözleri birinci derecede etkili olmaktadır. Katılanlar ise siyaset sahnesinde ilerleyebilmek için kararları uygulama zorunluluğu duyduklarından kendilerinden isteneni yapma dışında bir seçenek bulamamaktadırlar. Alınan kararlar herhangi bir şekilde yazılı veya görsel kayda geçirilmez. Herkes kararları aklında tutmak ve yeri geldiğinde hatırlamak zorundadır.

Bilderberg toplantılarına katılan üst düzey devlet adamları alınan kararları, kendi ülkeleri aleyhine olsa da uygularlar. Bilderberg Grubu zaman içinde üye sayısını bayağı artırmış ve etki alanını genişletmiştir. Zikrettiğimiz diğer gizli örgütlerle de işbirliği içinde olduğundan, güçlerini belli bir noktada birleştirmektedirler. Bilderberg'in bugüne kadar düzenlenen toplantılarının iki tanesi Türkiye'de oldu. Bunların birincisi 1959'da İstanbul Çınar Otel'de ikincisi ise 1975'de Çeşme Altın Yunus tatil köyünde gerçekleştirildi.

Türkiye'de son 50 yıldır başa geçen ünlü politikacıların birçoğunun Bilderberg üyeleri arasında adları geçmektedir. Bazılarının bu toplantılara katıldığına dair medyaya yansımış bilgiler bulunmaktadır. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel'in 1975'te Türkiye'de, Çeşme'de düzenlenen toplantıya katıldıkları bilinmektedir. Mesut Yılmaz 1990'da New York'ta düzenlenen toplantıya katılmıştır.

Yine Bilderberg çalışmalarıyla ilgili araştırmalarda geçtiğine göre 1995 toplantısına Meclis eski başkanı Hikmet Çetin, tanınmış akademisyen Prof. Dr. Şerif Mardin ve Cem Boyner, 1996 toplantısına eski bakanlardan Emre Gönensay ve Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel, 1997 toplantısına eski bakan Vahit Halefoğlu, Sabah gazetesinin sahibi Dinç Bilgin, Enka Holding'ten Sinan Tara, Prof. Dr. Üstün Ergüder, 1998 toplantısına İktisadi Kalkınma Vakfı başkanı Meral Gezgin Eris, Koç Holding'ten Suna Kıraç, Özelleştirme İdaresi başkanı Uğur Bayar, emekli büyükelçi Gürbüz Aktan ve Dışişleri bakanı İsmail Cem, 1999 toplantısına Hürriyet gazetesinin Ankara temsilcisi Sedat Ergin, Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel, TÜSİAD başkanı Erkut Yüceoğlu ve Koç Holding'ten Suna Kıraç, 2000 toplantısına Sosyal İşler Komisyonu üyesi ve dönemin NTV yöneticisi Nuri Çolakoğlu ve TÜSİAD üyesi Muharrem Kayhan, 2001 toplantısına Gazi Erçel, emekli büyükelçi Özdem Sanberk, 2002 toplantısına ise Dünya Bankası'ndan büyük ümit ve hesaplarla Türkiye'ye getirtilen Kemal Derviş ile birlikte birkaç kişilik bir ekip katıldı. Bunların dışında da katılanlar oldu tabii ki. İşadamı Selahattin Beyazıt'ın daimi üye sıfatıyla her sene katıldığı medya kaynaklarında belirtilmektedir. Onun dışında da birçok daimi üye bulunmaktadır.

Aydınlık gazetesinin yayınladığı bir listeye göre Bilderberg'in Türkiye üyeleri şu kişilerdir: Selahattin Beyazıt, Şarık Tara, Bülent Eczacıbaşı, Jak Kamhi, Sakıp Sabancı, Mehmet Emin Karamehmet, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Mesut Yılmaz, Hikmet Çetin, İsmail Cem, İlter Türkmen, Kemal Derviş.

Fakat bu arada Bilderberg toplantısının kendi iç hiyerarşisi açısından daimi üyelik, üyelik ve herhangi bir toplantıya katılma arasında fark olduğunu hatırlatalım. Bununla birlikte toplantılara katılmak da grupla bir bağ kurmayı ve siyasi sahnede grubun kararlarına ters düşecek tutumdan kaçınmayı beraberinde getirir.

ABD'nin eski Dışişleri bakanı ve Amerika'daki yahudi lobisinin başını çeken Henry Kissinger, Gizli Dünya Devleti'nin diğer örgütleri gibi Bilderberg'in de üyesidir. Kendisinin Türkiye'deki 'Dönmeler' kitlesinden olduğu ve aynı zamanda uluslararası güç merkezleriyle irtibatının bulunduğu bilinen eski büyükelçi Coşkun Kırca, Kissinger'in bu örgütlerdeki rolü hakkında şunları söylüyor: 'Katılanların birçoğu zaten katılmadan önce kendi memleketlerinde o tür platformlara uygun görüşler dillendirmiş insanlardır ve önemli insanlardır. Bu toplantılar onların katılmasıyla önem kazanıyor. Mesela Henry Kissinger zaman zaman katıldı bu tür toplantılara ama Henry Kissinger bu toplantıların dışında da konuştuğu zaman zaten söylediklerine önem atfedilir... Dolayısıyla Henry Kissinger'in bu toplantılara katılması toplantılara önem katar.' Bu arada Bilderberg'in Türkiye'ye yönelik çalışmalarından Henry Kissinger'in sorumlu olduğunu hatırlatalım.


 
Nasrullah 24-04-2009, 21:34:44
Evet, siyonistler ve onların işbirlikçileri olan çoğu arap Rejimleri ele ele verip malesef direnişin bel

kemiği olan yiğit Hizbullaha ve iSLAMİ İRANA her yönden saldırmaktadırlar .Ama NAFİLE ALLAHU

teala nurunu tamamlayacaktır.KAFİRLER İSTEMESEDE!!!
 
jgmfjeqIi 20-04-2012, 01:32:33
Most of whatever you say henpaps to be supprisingly appropriate and that makes me ponder why I hadn't looked at this with this light previously. This article truly did turn the light on for me personally as far as this particular subject matter goes. Nevertheless there is actually one particular issue I am not too comfortable with and whilst I make an effort to reconcile that with the main theme of your position, let me see exactly what the rest of the subscribers have to point out.Very well done.
 
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

14/05/2012 Bahreyn ve Halk Kıyamı
13/04/2012 Siyonist İsrail, Azerbaycan’da Neyin Peşinde?
24/02/2012 İslami İran, Neden Emperyalistlerin Hedefinde?
22/01/2012 Erbain’de Hüseyni Değerlere Yürüyüş
06/12/2011 Köleden Hür’e Çağrı
12/11/2011 ABD VE YANDAŞLARI İRAN’A SALDIRABİLİR Mi?
11/10/2011 YUMUŞAK SAVAŞ VE GENÇ NESİL
13/09/2011 Suudi Rejiminin Ortadoğu’daki Marifetleri!
24/08/2011 Bu Yılki Dünya Kudüs Gününün Önemi
21/07/2011 GÜNEY SUDAN NEDEN BAĞIMSIZ OLDU?
21/06/2011 KÜRESEL ÇETELER, SURİYE ve AKP HÜKÜMETİ
24/05/2011 İNKILABA VE ŞİA DEĞERLERİNE NEDEN SALDIRIYORLAR?
28/04/2011 BAHREYN VE MÜSLÜMANLARIN SUSKUNLUĞU
05/04/2011 Küresel Psikolojik Savaş
09/03/2011 ABD ve Batı’nın Diktatörleri
11/02/2011 İSLAM İNKİLABI VE YANSIMALARI
18/01/2011 AZERBAYCAN’DAN MEKTUP VAR
10/01/2011 KERBELA’DA KENDİNİ ARAYAN MEÇHUL!
08/12/2010 İRAN’DA MC DONALD’S AÇMAK!
08/11/2010 BASİRET VE MÜ’MİN
08/10/2010 DİN ADAMI MI ? DİN’İN ADAMI MI?
16/09/2010 BİTMEYEN EMPERYALİST VE SİYONİST KOMPLOLAR
07/09/2010 KUDÜS VE DİRENİŞ
27/07/2010 GENÇ VE KİMLİK
22/06/2010 TÜRKİYE’DE NELER OLUYOR?
01/06/2010 Korsan Siyonistler, İnsanlığın Vicdanını Vurdular!
04/05/2010 YIKILMAYA YÜZ TUTAN TABULAR
29/03/2010 ÇALIŞTAY VE ÇEKİNCELER
07/03/2010 FİTNESAVAR BİR GÜÇ: VAHDET
12/02/2010 31. VELADET YILDÖNÜMÜNDE İSLAM İNKİLABI
16/01/2010 30 ARALIK İNKILAP YÜRÜYÜŞLERİ
14/12/2009 VELAYETİN YANSIMASI VE REHBER HAMANEİ
13/11/2009 İLAHİ MAKAMIN TECELLİGAHI!
15/10/2009 NÜKLEER ENERJİ VE İRANFOBİ!
15/09/2009 KUDÜS BİLİNCİ
23/08/2009 ENFORMASYON MU? DEZENFORMASYON MU?
06/08/2009 BİR CUMA SABAHI KAPINIZ ÇALINSA!
18/07/2009 LÜBNAN İZLENİMLERİ VE İLAHİ YARDIMLAR
30/06/2009 İNKİLAP KARŞITI KOMPLOLAR
15/06/2009 İNKİLAPTAN, EMPERYALİZME ANLAMLI TOKAT!
17/05/2009 TEFRİKA MI? İSLAMİ DAYANIŞMA MI?
22/04/2009 FİRAVUN REJİMLERİ, HİZBULLAH VE DİRENİŞ
09/04/2009 HÜSEYİN OBAMA MI? BARACK OBAMA MI?
18/03/2009 SİYASET VE İSLAM'İ DEMOKRASİ
19/02/2009 TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM
19/01/2009 GAZZE’DE, KİM KAZANDI? KİM KAYBETTİ?
22/12/2008 PAPUÇLARIN ALTINDA KALAN EMPERYALİZM
08/12/2008 GAZZENİN FERYADI ...
12/11/2008 AMERİKA' NIN SİYAH YÜZÜ; OBAMA...
03/11/2008 Velayet ile Batılın Mücadelesi...
14/10/2008 AmeriKAN Hegemonyası Çöküyor...
22/09/2008 İmam (r.a) ve Küdüs Günü
02/09/2008 Ümmet'e Büyük Va'ad!
16/08/2008 Dr. Ahmedinejad ile Gönüllerin Fethi...
15/08/2008 Dr. Ahmedinejad İle Gönüllerin Fethi...
12/08/2008 Ümmet Olma Bilinci...
07/08/2008 İzzetin ve Zilletin Resmi
 
 
YAZARLAR
Y. ZİYA T.YILMAZ

YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNER
ABDULLAH ÖZGÜR

Azerbaycan’ın Gayretli Müslümanlarının Direnişi
MUHAMMED AK

Devrimci bir Sufi: İmam Humeyni!
Hüseyin TAŞ

İslami İran ile Türkiye Rakip Ülkeler mi?
MEHMET YETKİN

Bahreyn ve Halk Kıyamı
Abdulkadir Çuhacıoğlu

AKAN KANLAR VE ÂLİMLERİN SESSİZLİĞİ
MUHSİN KÜÇÜKER

İKİ ALİ ÜNAL MI?
KEMAL KEMAHLI

ALİ ÜNAL’IN, ŞİA VE İRAN YANILGILARI
MEHDİ AKSU

SEYYİD ALİ HAMENEİ VE BİLİNMEYEN YÖNLERİ-3
KONUK YAZARLAR
Ali ERDEM

SİNCAN OLAYI VE BİR HUKUK SKANDALI
Mikail GÜREL

En Büyük Kusur Kibir ve En Büyük Allah
RIZA BAKIRLI

AKLIN ÖNÜNDE SET OLUŞTURMAK
Rahmi Onurşan Rahmani

Adın “Ali” ama gözlerin “Muaviye”ye benziyor (1)
HAZIM KORAL

SIFFİN SAVAŞI
Bilgehan Ova

SANAT YAZILARI (II)
FUAT TÜRKER

Özgürlük Değil Şeytan’a Tutsaklık
AZERİ YAZARLAR
Muhammed Mustafa

Evroviziyon-Gaylar, İnsanlığı çökertmeye yönelik sinsi planlar
Meşedi Natıq

Gənc Hüseynin anası Zəhraya və bacısı Rüqəyyəyə ünvanladığı məktub
Tural Əli

Zindanda bir gün...
Emin Gənciyev

AYIL EY AZƏRBAYCAN !!!
Emin İmanlı

Dinin gövhər və sədəfi
Gönül İsmayılkızı

Təhqir edilən ŞƏHİDLƏR
Hacı Arzu

Açıq!
Devran Abdullah

Quba aksiyası ilə inanclıların aksiyalarını birləşdirən məqamlar var
Kənan Rövşənoğlu

AZƏRBAYCANDA RUHANİLİK
Vüsal Hətəmov

Hər zadı tərsinə ölkəm…
Ali Caferi

Ölümüzü dəfn etməyə bir molla var?ali
NAMAZ VAKİTLERİ
TV KANALLARI
Türkçe Kanallar
Zehra Tv
Ulke Tv

Tv5
Hilal Tv
Yumurcak Tv
Kudus Tv
Arapça Kanallar
Almanar
Alalam Tv
Alforat Tv
Alkawthar Tv
Farsça Kanallar

Irib 1

Irib 2

Irib 3

Irib 4

Irib 5
Press Tv
Jam e Jam 1
Jam e Jam 2
Jam e Jam 3
Quran Tv
Azeri Kanallar
Sahar Tv
HAVA DURUMU

TARİHLİ ARŞİV



GAZETELER

DERGİ ve MECMUALAR

BAĞLANTILAR

YABANCI GAZETELER

 

Ana Sayfa   |   İletişim   |   Giriş Sayfam Yap   |   Sık Kullanılanlara Ekle |   Sitene Ekle

Yazarlar ve makalelerin Yayınlanan  haberlerin yorumları sadece yorum sahibini bağlar. Bu konuda rast haber merkezi'nin hiçbir sorumluluğu yoktur

 
rasthaber.com’da yayınlanan harici linkler ayrı bir sayfada açilir.harici linklerin içeriğinden rasthaber.com hiçbir şekilde sorumlu değildir rasthaber.com’da yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur.
2008 © RAST HABER   www.rasthaber.com
Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım :Networkbil.net
Atanur Evden Eve Nakliyat Küçükçekmece Evden Eve Nakliyat